İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 45. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

Murat Başesgioğlu

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 45. Birleşim · 1. yasama yılı · 13 Mart 2003 · 1.820 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Murat Başesgioğlu (AK Parti), 13 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 1.820 kelime.

Murat Başesgioğlu (AK Parti, İstanbul). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 13 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/murat-basesgioglu-22-2003-03-13-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul)Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerimin başında, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, gerçekten, çalışma hayatımızı çok yakından ilgilendiren temel bir yasanın görüşmelerini birlikte yapıyoruz. İzin verirseniz, bu süreç bugüne kadar nasıl geldi, o konuda değerli Genel Kurulumuzu bilgilendirmek istiyorum.

Dünyadaki çağdaş gelişmelere uygun olarak çalışma hayatımızda da gerekli düzenlemelerin yapılması için başlatılan gayretler 1990'lı yıllardan itibaren başlamaktadır; ancak, bunun en somut şekli, 2001 yılında, Çalışma Bakanlığının bünyesinde, Türkiye işçi, işveren konfederasyonlarının; yani, üç işçi konfederasyonumuzun ve bir işveren konfederasyonumuzun bir araya gelerek imzaladıkları bir protokolle başlamıştır. 2001 Haziranında bir araya gelen bu değerli konfederasyon başkanlarımız, başta, 1475 sayılı İş Yasası olmak üzere, 2821 ve 2822 sayılı Yasaların bir bilim kurulu tarafından hazırlanması ve bu hazırlanan taslağın da yasalaşması için iradelerini birleştirmişlerdir, ki, o zaman da Sayın Bayram Meral, Türk-İşin değerli Genel Başkanıydı, bu sürecin başlangıcında da değerli katkıları bulunmuş, Türk sendikal hareketine büyük katkıları olmuş değerli bir milletvekilimizdir.

Değerli arkadaşlarım, 2001 yılında bu süreç başlamış, tarafların seçmiş olduğu akademisyenlerden kurulu bilim kurulu çalışmalarını yapmış... Burada şunu söylemeyi unuttum: Prensipleri de konulmuş bu protokolün; denilmiş ki: "1475 sayılı İş Yasasından başlanacak, şunlar, şunlar da tamamlanacak ve bu 9 kişilik bilim kurulu, oybirliğiyle karar verdiği takdirde, taraflar, sosyal taraflar bunu kabul edecekler. Eğer, oybirliğiyle karar verilmezse, taraflar, çekincesi olan taraf bunu kamuoyuna deklare etme konusunda serbesttir."

Bilim kurulunu oluşturan hocalarımız değerli bir çalışma yapmışlar -ki, hepsi, kendi alanında çok saygın, uzman, değerli üniversitelerimizde çalışan hocalarımız- 122 maddelik bir İş Kanunu Taslağı hazırlamışlar. Bütün maddelerinde mutabıklar; 9 bilim kurulu üyesi bütün maddelerinde mutabık; sadece, kıdem tazminatı fonuyla ilgili iki öneri geliştirmişler. Birinde demişler ki "kıdem tazminatı konusunda çok sıkıntı çekiliyor, bir fon kurulsun; işçilerimiz kıdemlerinden dolayı mağdur olmasınlar, garanti halinde gelecek bir fondan kıdem tazminatlarını alsınlar. Bazıları da, bu 30 günlük kıdem tazminatı uygulaması çoktur, dünyada bunun uygulaması yoktur; bu, 15 güne insin şeklinde bir öneride bulunmuşlar. Sadece 122 madde içerisinde anlaşamadıkları veyahut da kısmen ihtilafa düştükleri madde budur ve taslağı Bakanlığa teslim etmişler. Biz göreve geldiğimizde böyle bir sürecin ortasında kendimizi bulduk; yani, bazı arkadaşlarımız dedi ki "ya bu acele ne? Niye, bu şekilde alelacele bunu getirdiniz." Açıklığa kavuşsun diye değerli zamanlarınızı almak istiyorum. Biz, bu sürecin ortasında; yani, hocalarımızın bunu hazırladığı, bakanlığa teslim ettiği bir süreçte göreve geldik.

Bu arada, hepiniz hatırlayacaksınız, geçmiş dönem, burada "iş güvencesi" adıyla bir çerçeve yasa çıktı. Aslında, o işin esası da, bu değerli hocalarımızın hazırladığı paket içerisinde olan hükümlerin iş güvencesiyle ilgili olan bölümleri, geçen dönem, Meclis seçimlerinden önce, burada, yine bir önemli toplantıda Meclisin oylarıyla geçti. Oylarıyla geçerken, bu iş güvencesiyle ilgili tasarının yürürlük tarihi 15 Mart olarak ilan edildi. Geçen dönemden burada görev yapan değerli milletvekili arkadaşlarım gayet iyi bilecekler. Dediler ki "evet, iş güvencesi çıkacak." Bu da, bir mutabakatın sonucuydu.

Değerli arkadaşlarım, İş Güvencesi Yasasını 15 Marta bırakmanın esprisi, şu bütünlük içerisinde ele alınmasının zaruretinden dolayıydı ve 15 Marta kadar da çağdaş bir iş yasasının yetiştirilmesi konusunda sosyal tarafların ortak iradesi vardı; yani, meselenin özeti budur.

Biz, o zaman, bakanlığa gelir gelmez, sorumluluk içerisinde, bize düşen misyonun, geçen dönemki Yüce Meclisin iradesi doğrultusunda, yürürlüğü 15 Marta ertelenmiş olan İş Güvencesi Yasasının yürürlük tarihine kadar yeni iş yasasını yetiştirmek olduğunu gördük ve hemen bu süreci başlattık. Yalnız, Sayın Meral'in milletvekili seçilmesi dolayısıyla, Türk-İş'te genel başkanlık seçimi onbeş yirmi günlük bir zaman içerisinde gerçekleştiği için, biz, bu zamana, bu sürece onbeş yirmi gün gecikmeyle müdahil olabildik. Tahminen ocak aylarının başından itibaren, TİSK, Türk-İş, Hak-İş, bütün işçi, işveren konfederasyonlarımızla bu süreci kaldığı yerden devam ettirdik ve bugüne kadar geldik.

Şimdi, ben, yeri gelmişken, değerli işçi ve işveren konfederasyonlarımıza, başkanlarına huzurunuzda teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Gerçekten, 100 küsur maddelik bir ana kanunda, kendi çekinceleri olmasına rağmen, kendi itirazları olmasına rağmen, bu birlikteliği sağlamanın, Türkiye'de katılımcı demokrasi adına, sosyal diyalog adına çok önemli olduğunu görerek, ısrarla ve sabırla bu süreci benime birlikte paylaştılar. Bu, belki de, bizim geleneğimizde alışık olmadığımız bir süreçti; ama, bizim işçi ve işveren önderlerimiz, sendika önderlerimiz, bugüne kadar alışılmış geleneksel bir yapıyı yıkarak, saatlerce, benimle birlikte bu iş yasası taslağının en olgun şekle gelmesi için mesai sarf ettiler. Kendilerine bu süreçte çok tenkitler yöneltildi; çünkü, bizim geleneğimiz, maalesef, uzlaşma değil, çatışma üzerine kurulmuş, uzlaşmayı sanki o kadar ulaşılmaz bir şey görüyoruz ki, çatışmak, kavga etmek, provoke etmek işimize daha kolay geliyor; ama, bu arkadaşlarımız o kolay yolu denemediler. Bunlar, sabırla, bu ülkenin ekonomisine, çalışma hayatına kalıcı bir mevzuat kazandırmak için, gecelerin 3'lerine, 4'lerine kadar, benimle birlikte bu mesaiyi verdiler. Bu sebeple, kendilerine, huzurlarınızda bir kez daha, gerçekten, teşekkür ediyorum.

Biz, onlarla şöyle bir ortak kanaate, ortak bir iradeye ulaştık... Yabancı bir atasözü var; deniliyor ki: Bu dünya bize atalarımızdan miras kalmadı; bu dünya bize, çocuklarımızın emanetidir. O halde, bütün tasarımlarımızı, geleceğe dönük bütün politikalarımızı çocuklarımız için, gelecek için yapmamız lazım. Aslında, hepimizin görevi, şu günü kurtarmak değil. Bugünü kurtarmak kolaycılıktır.

Bugünü kurtarmak adına popülizm yapmak ucuzluktur. İşin en zoru geleceği inşa etmektir. Eğer geleceğin inşaına sağlam bir tuğla koyabiliyorsak, bu hepimizin mutluluğudur, hepimizin bahtiyarlığıdır.

Ben, değerli konfederasyon başkanlarına dedim ki: Şu anda, sizi seçen delegelerinize, temsilcilere karşı sorumluluğunuz var, evet, seçimle gelinen yerlerde bu tür mücadeleleri yapmak zordur; ama, bu geleneği, bu kalıbı kırmamız lazım. Gelin, sorumluluğumuzu, sadece, şu anda, sizi seçen delegelere değil, o delegelerinizin çocuklarına ve onların torunlarına karşı yerine getirelim. Bu anlayışta büyük ölçüde anlaştık ve şu anda geldiğimiz nokta da bunun eseridir. 126 maddelik kanun tasarısında, Mahfuz Beyin de söylediği gibi 1 veya 1,5 madde üzerinde bu arkadaşlarımızın çekinceleri hâlâ devam etmektedir. Bu, gerçekten, Türk sendikal hareketi adına, sosyal diyalog adına büyük özveridir.

Değerli Grup Başkanvekilim "Meclis noter mi" dedi. Doğrudur, Meclis tasdik makamı değildir, mutlaka, burada, değerli milletvekillerimizi bu şekilde bilgilendireceğiz, tartışacağız, görüşeceğiz; ama, şunu da kabul etmemiz lazım, bir taraftan da burada kimse memnun değil, işçi memnun değil, işveren memnun değil vesaire deniliyor. Ben, size ifade ediyorum, bu kadar büyük bir tasarıda geldiğimiz uzlaşma noktası budur. Benim, bu sürecin başında, bu değerli arkadaşlarıma söylediğim şu, dedim ki: Bu çalışma hayatı sizin, bu emek sizin, bu sermaye sizin, bu alan sizin. Ben, Çalışma Bakanı olarak bu hayatı denetlemekle ve düzenlemekle sorumluyum; ama, bu kanunla ilgili kanun yapma otoritemi sizlere devrediyorum, bu sözüm de hâlâ geçerli, hâlâ bu noktada duruyorum. İşçi kesimi olarak, işveren kesimi olarak sizin mutabık kaldığınız taslağı, ben, Bakanlık taslağı olarak Bakanlar Kuruluna sevk etmeye söz veriyorum dedim ve hâlâ, şu noktada, bizim sosyal taraflarımız anlaşamadıkları konularda uzlaşmaya vardıkları takdirde, biz de, Bakanlık olarak, bu arkadaşların uzlaşmasına hazırız; ama, onlara şunu da söyledim: Bunca sürece rağmen eğer uzlaşma sağlayamazsanız, uzlaşma sağlayamadığınız maddelerde, biz, siyasî irade olarak, devreye gireriz, sizin önerilerinizi dikkate alırız, ülkenin gerçeklerini dikkate alırız ve bu taslağa son şeklini vererek, Bakanlar Kuruluna sevk ederiz. Nitekim de öyle yaptık; anlaşamadıkları birkaç maddede tarafların görüşlerini alarak, bunu Bakanlar Kuruluna sevk ettik.

Değerli arkadaşlarım, bu yapılan çalışmayı asla küçümsemiyorum; ama, siz de mutlaka hak vereceksiniz; eğer, biz, bu sürecin başında müdahil olabilseydik, bu süreci baştan başlatma imkânımız olsaydı, ne işçimizi ne işverenimizi ne de Yüce Parlamentoyu böyle sıkıntılı bir durumla karşı karşıya bırakırdık.

Burada, sıkıntılardan biri, iş güvencesiyle ilgili bölümlerin, bu paketin bütünlüğü içerisinden çıkarılıp, tek başına çıkarılmasıdır. Yanlış anlamayınız, İş Güvencesi Yasasının çıkması yanlış değildir; sadece, bu bütün paket içerisinden çıkıp yasalaşması bizi bu sıkıntılı sürece sokmuştur. Kimseyi de geçmiş adına sorgulamak istemiyorum, bunu sorgulamanın da hiçbirimize faydası yok. Bize düşen, şu anda içerisinde bulunduğumuz bu duruma çözüm üretmektir.

Evet, Türkiye olarak, kritik bir konjonktürden geçiyoruz. Ülkemizin yaşadığı bunca ekonomik krizler neticesi, bu ülkede milyonlarca insanımız işsiz kaldı. İşsizlik, hâlâ, büyük boyutlarda, büyük derinliklerde devam ediyor.

Biz, Parlamento olarak, yasa koyucu olarak, siyasî partiler olarak, yapacağımız bir düzenlemeyle çalışma hayatındaki ilişkileri zedeleyeceksek, o zaman, vebal altında oluruz, bizim sorumluluğumuz daha fazla olur. Bizim arzumuz, çıkaracağımız yasanın, çıkaracağımız düzenlemenin, çalışma hayatında kavga değil, çalışma hayatında kalıcı barış sağlamasıdır.

İZZET ÇETİN (Kocaeli)Onu göreceğiz...

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla)Sadece bu değil, çalışma hayatında işsizliği önlemek adına, çalışma hayatında istihdamı artırmak adına, işletmelerimizin uluslararası piyasalarda, pazarlarda rekabet edebilmesi adına, onlara yasal zemini hazırlamakla mükellefiz. Bu tür konularda popülizm yapmak çok kolay, taraflardan birine yaslanmak çok kolay; ama, biz, sorumlu mevkide olan insanlar olarak, Parlamento olarak, bu popülizme kaçarsak, bu ülkenin çalışma hayatına da, bu ülkenin işçisine de, bu ülkenin işverenine de hiçbir şey kazandıramayız. (AK Parti sıralarından alkışlar) Geçmişte bunu yapanlar oldu; belki, gündelik prestij elde ettiler; ama, emin olun, değerli arkadaşlarım, ne çalışma hayatımıza ne ekonomimize hiçbir şekilde faydası dokunmadı bu popülizm yaklaşımların. Onun için, ben, sizlerden, özellikle istirham ediyorum; evet, önemli ve tartışmaya muhtaç bir tasarı önünüze gelmiş bulunmaktadır; ama, bu kritik dönemden birlikte çıkmak için, çözüm üretmek adına, henüz, daha vakit geçmemiştir.

"Tasarı geri çekilsin" filan dediler "madem bu olmuyor, iş güvencesi de, iş yasası da ertelensin" dediler. Bizim İş Yasası Taslağını getirme mantalitemizi size izah etmeye çalıştım. Ben bir kez daha huzurunuzda ilan ediyorum: Çalışma hayatımız bir denge üzerine kurulmuştur. Bu dengeleri bozarsanız, taraflardan birine avantaj sağlarsanız, çalışma hayatımızdaki dengeleri altüst edersiniz.

Ben, yüksek huzurunuzda şunu diyorum: Bütün sosyal tarafların mutabakat sağladığı bir uzlaşmada, biz, Bakanlık olarak, hükümet olarak varız, siz, Parlamento olarak ve sosyal taraflar olarak, bu işin çözümü şudur dediğiniz anda, biz, bütün görüşmeleri keser, onun teknik prosedürü neyse, onu yerine getirmeye hazırız; ama, bunun için, genel bir mutabakat gerekir, taraflardan birine avantaj sağlamak adına çalışma hayatımızda dengeyi bozacak adımlar atılmaması gerekir. Hükümetin bir üyesi olarak -her ne kadar istifa etmiş bir hükümet olsak da, şu anda, görevimizin devam etmesi sorumluluğu içerisinde- bunu, size, sizlerin aracılığıyla bütün sosyal taraflara, bütün çalışanlarımıza açık açık ifade ediyorum.

Bu tasarı, bu anlayış içerisinde bir iki gün sürecek. Görüyorum ki, Cumhuriyet Halk Partimiz de çok hazırlıklı ve çok birikimli bir lojistik destek içerisinde bu tasarıya hazırlanmış bulunmakta. Onun için, inşallah, bu tasarıyı, gecenin ilerleyen saatlerinde de sakin bir şekilde görüşme imkânını bulacağız; ama, işin esprisi bir tarafa, çözüm neyse, ülke adına, ekonomi adına çözüm neyse, biz, bu çözümde varız. Sizlerden de, bütün siyasî parti gruplarından da benim ricam şudur...

Değerli arkadaşlarım, vaktinizi çok alıyorum, onun için özür diliyorum; ama, çok önemli bir konuyu tartışıyoruz. Sayın Başkanım, birkaç dakika daha müsamahanıza ihtiyacım var.

BAŞKANBuyurun Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla)Ben, sosyal taraflarımıza dedim ki: Bu, önemli bir düzenlemedir; bu düzenlemeyi çalışma hayatımıza kazandırmak çok önemlidir; ama, görüyorum ki, İş Güvencesi Yasasının çıkmış olmasından dolayı, özellikle işveren kesiminde psikolojik bir etki vardır, psikolojik bir rahatsızlık vardır. Bu yasa, maalesef, hakkından fazla veyahut da gereğinden fazla abartılarak takdim edilmiştir veyahut da yasa sahipsiz kalmıştır. Hiç kimse, İş Güvencesi Yasasının ne getirdiğini ne götürdüğünü taraflara anlatma konusunda bir gayret içerisine girmemiştir. Seçim dönemine geldiği için de, bir boşluk olmuştur. İşverenimiz, bu sebeple bir psikolojik rahatsızlık içerisindedir; zaten, yaşamış olduğu ekonomik krizden de etkilenmiş bulunmaktadır.

Benim dediğim şu olmuştur: Biz, bu süreci devam ettireceğiz, bu yasaları yapacağız; ama, hepinizden ricam, biz, bu yasaları görüşürken, bu süreci yürütürken, bu işte hiçbir dahli olmayan, hiçbir günahı olmayan işçi bu işten mağdur olmasın. Ama, maalesef, üzülerek takip ediyorum ki, bazı işletmelerimiz, bu psikolojik etkiden dolayı, bu yasanın rahatsızlığından dolayı işçi çıkarmaya başlamışlardır.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

34 konuşma daha · 13 Mart 2003

34 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook