Belli marka yolcu otobüslerinin teknik kusurları olduğu ve konya karapınar?daki trafik kazası sonrası süreçteki nüfuz suiistimali iddialarının araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/14)
Samsun Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 33. Birleşim · 1. yasama yılı · 18 Şubat 2003 · 2.100 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Musa Uzunkaya (AK Parti), 18 Şubat 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BELLİ MARKA YOLCU OTOBÜSLERİNİN TEKNİK KUSURLARI OLDUĞU VE KONYA KARAPINAR?DAKİ TRAFİK KAZASI SONRASI SÜREÇTEKİ NÜFUZ SUİİSTİMALİ İDDİALARININ ARAŞTIRMASI AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGESİ (10/14)); konuşma 2.100 kelime.
Musa Uzunkaya (AK Parti, Samsun). “Belli marka yolcu otobüslerinin teknik kusurları olduğu ve konya karapınar?daki trafik kazası sonrası süreçteki nüfuz suiistimali iddialarının araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/14)”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 18 Şubat 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/musa-uzunkaya-22-2003-02-18-belli-marka-yolcu-otobuslerinin-teknik-kusurlari-oldugu-ve-konya-karap (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA MUSA UZUNKAYA (Samsun)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evvela, sizlerin ve sizlerin şahsında milletimizin ve aziz İslam âleminin, geçtiğimiz hafta içinde idrak ettiğimiz mübarek kurban bayramını tebrik ediyor; haccını ikmal edip memleketlerine avdet etmekte olan -takriben 2 000 000 kişi- ve özellikle de memleketimize yolculukları devam eden hacılarımızın da haclarının mebrur, yolculuklarının hayırlı olması dileğimle, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, AK Parti Grubuna mensup 42 milletvekili arkadaşım ve CHP Grubuna mensup Sayın Atilla Kart ve 57 milletvekilinin -âdeta, bir anlamda -âdeta, bir anlamda, telfik ettiğimiz takdirde- toplam 99 milletvekilinin imzasını taşıyan bir araştırma önergesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Benden önce konuşan konuşmacının ve Sayın Bakanımızın da açıkça izhar etmese bile, konuşmaları içerisinde zımnen var olduğunu hissettiğim, acaba, böyle ciddî bir yatırım yapan kuruluş sorgulanmak mı isteniyor, tırnakiçi ifade etmek gerekirse, "yabancı sermaye ürkütülmek durumunda mı olur" endişesine asla mahal olmadığını, bu vesileyle bir defa daha ifade etmek istiyorum.
Bu mesele kamuya mal olmuştur. Bu meselenin mağdurları var. Bugüne kadar -sayıları tartışılabilir, elime geçen, bana intikal eden rakamlar çok sağlıklı olmayabilir- trafik kazalarına taraf olmuş muhtelif vasıftaki araçlarda elbette ölümler olmuştur. Esasen, belki, bu önergemiz vesilesiyle tartışılması gereken, Türkiye'de, âdeta, trafik kazalarında, on yılların savaşına bedel kaybettiğimiz insanların sayısıdır. Müsaade ederseniz, size, bir iki çarpıcı rakam vermek istiyorum. Bu olayın bir parçasıdır ve bu kazanın meydana geliş nedeniyle alakalı tartışılan bir mevzu olduğu için gündeme getirilmiştir. 1993'ten 2002'ye kadar son on yılın trafik kazalarına baktığımızda -Emniyet Genel Müdürlüğünün 2002 istatistiği çok net değil, henüz daha kesin olarak alınmış değil- kaza adedi 3 615 989, ölü sayısı 48 323... Kaldı ki, bu, trafik kazalarının meydana geldiği andaki ölümlerdir, hatta, bunların içerisinde, kırsaldaki traktör ve benzeri kazaların ölüm raporları çok kere buralarda yoktur. Kazaları müteakiben kanama, yoğun bir travma vesaire sonucu ölenler de bu rakama dahil değildir, sadece kaza anında ve vukuatın olduğu ilk anda hastaneye intikal eden ölüm raporlarıdır. Yaralı sayısı 1 062 649 ve senelere sari malî bilanço da -tabiî, önceki bilançolar rakam olarak artırılabilir; ama, Türk parası bazında söylüyorum- 1 165 676 863 000 000; ama, önceki seneleri bugünkü rakamlara çevirirseniz, bu rakamların da birkaç katrilyona baliğ olduğu görülmektedir.
Değerli arkadaşlar, burada dikkati çeken husus, Türkiye'de, trafik kazalarının, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmediği kadar yoğun olmasıdır. Belki bu önerge vesilesiyle dikkati çekmek durumunda olduğumuz hadise bu noktada odaklaşmalıdır, odaklaşmaktadır. Çok gariptir, elimde, çok enteresan, yine, ilgili birimlerin anketleri var, raporları var. Bunlar, bir anlamda, hepinizin malumu olan raporlardır. Mesela, trafik kazalarının nedenlerine baktığınız zaman, teknik arızalar yüzde 2,5-3'ü... Türkiye'de, yolların teknik yetersizliği, raporlara, maalesef, yüzde 1 olarak intikal ederken, İngiltere'de, yolların eksikliği, arızası yüzde 23, yüzde 24'tür; yani, İngiltere'nin yolları bizden 24 kat daha kötü; ama, bizim Türkiye'deki karayollarının hepsi -maşallah- Londra asfaltı gibidir, hepsi pırıl pırıl yollardır!.. Demek ki, olayın arka planında...
Türkiye'de en büyük suçlu kimdir?.. Hatalar elbette vardır; ama, bir şeyi yargılamak ve beraberce, Yüce Parlamentonun değerli üyeleri olarak sorgulamak zorundayız. Birçoğunuz ve birçoğumuz da araç kullanıyoruz ve her birimiz, her gün, araçla seyrüsefer halindeyiz. Türkiye'deki trafik kazala-rında, suç işleyen; yani, trafik kazalarının meydana gelmesinde müsebbip, yüzde 93'lere varan oranda da sürücüdür. Yani, bunun anlamı şudur: Türki-ye'de her şoför potansiyel suçludur. Bu rakamlar oldukça ürkütücü ve bana göre, sağlıktan oldukça uzak rakamlardır.
Niye hadise böyle?.. Dünyanın hiçbir ülkesinde bir meslek sektörü -eğer, meslek olarak telakki ederseniz- yüzde 94 oranında suça mütemayil olamaz. O za-man bir başka arızayı aramak lazım.
Vakıa şudur: Türkiye olarak, üzülerek söylemek lazım ki, yol standartları itibariyle fevkalade geri bir ülkeyiz. Onun içindir ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin 58 inci hükümetinin ilk acil eylemi 15 000 kilometrelik duble, bölünmüş yoldur; çünkü, AK Parti, bu gerçeği çok iyi görmüştür. Öncelikle, Türkiye'nin yol standartlarının Avrupa düzeyini yakalaması gerekiyor; çünkü, her tür model araç bu yollarda seyrüseferde; ama, iptidai araçların, en modern araçların seyrettiği bu yollarda, maalesef, aradığımız vasfı bulmak mümkün değildir.
Burada, tabiî, bir başka eksiği mevzuat açısından da telaffuz etmek durumunda olduğumuzu söyleyeyim. O hadise de şudur: Bakınız, trafik kazalarında gidilir, emniyet, ilgililer rapor tutarlar. Onların rapor tutuşu da, bir başka bahsi diğer olarak ele alınırsa, başka bir sıkıntıdır. Yaralı bir trafik kazasında yollar saatlerce kapanır. Nitekim, bayram haftalarında böyle olur. Yine aynı curcunayı, bu bayram haftasında muhtelif yollarda insanlarımız saatlerce yaşadı. Halbuki, Batı'da bu böyle değil. Tarafeyn, sigortalı olduğu için derhal hemen mutabakata varıyor ve ilgili polisin, emniyetin gelmesine mahal kalmadan yol açılıyor, trafik seyre müsait hale getiriliyor; ama, Türkiye'de böyle değil. Acilen bu yasanın da bir an önce düzeltilmesi lazım.
Bir diğer konu: Kimin suçlu olduğu belirlenirken, maalesef, bugüne kadar devlet kurumları hiçbir zaman suçlu addedilmemiştir. Vatandaş suçludur; ama, Karayollarının suçu olmaz, Köy Hizmetlerinin suçu olmaz, belediye ve mücavir alanlardaki yol arızalarından belediyeler suçlu olmaz. Şehirlerin ortasında koca koca çukurlar, içerisine insanlar düşer, arabalar düşer, insanlar telef olur, hayatlarını kaybederler, araçları heder olur, işte malî bilanço ortada; ama, ne belediye burada tazminat öder ne Köy Hizmetleri ne de Karayolları.
Değerli arkadaşlar, kanaatimce, acilen bu mevzuatın da düzeltilmesi gerekir. Kusur oranı kimde... Burada kusur oranlarından bahsediliyor, her iki tarafın raporları var; yani, mağdur olduğunu iddia eden şirketin de raporu var, üretici firma olarak bilinen, dünyanın en büyük kuruluşlarından, otomotiv sanayiinin devi olan Mercedes-Benz'in de haklı bir kısım iddiaları var. Öyle kusur olmuş ki, 8'de 8 üzerinden 34'e çıkmış. Nasıl bir bölüşüm yapılmışsa onu da doğrusu anlayamadım. Dolayısıyla, suç kimde ise, o, mutlaka bir bedel ödemelidir ki, bihakkın görev yapılmış olsun. O bakımdan, ben, bu vesileyle, Değerli Bakanımızı ve Karayollarının ilgililerini de, özellikle bu mevsimde dikkatli olmaya, birkısım eksiklikleri telafi etmeye acilen davet ediyorum.
Geçen, bir vesileyle, Karayolları Genel Müdürlüğündeki bir toplantıda ifade ettim. "Karayollarında işaret ve işaretçilere dikkat edilmesi" diye bir ifade kullanılır; hep böyle, radyolarda, çocukluğumdan beri hatırlarım, yol raporu verilirken. Merak ederim, nerelerde işaret var... Mesela, geçtiğimiz günlerde, Karadeniz sahil otoyolunda onarım, tamiratın yapıldığı Bulancak mıntıkasında meydana gelen iki üst üste kaza, işaretlerin bulunmaması sonucu insanların yaralanmasına ve ölümüne neden olmuştur. Onun için, karayolları ihalelerini katlayarak alan birkısım firmalar -katlayarak alan firmalar diyorum; maalesef, büyük yolsuzlukların olduğu iddia edilen bu ihalelerde- katlayarak, trilyonlarla ilave paralar almalarına rağmen, yol yapımlarında, servis yollarına geçerken konulması gereken işaretlerden hiçbirini koyma gerekliliği duymamaktadırlar. Ne ışıklı ikaz, ne de ışıksız... Ne levha, ne hiçbir şey... Yani, tamamen, karayoluna çıktığınız zaman, önce, fatihanızı, yasininizi okuyup öyle çıkacaksınız, muhtemeldir ki, sonunda bir başka hale dönebilirsiniz.
Aziz Parlamentonun muhterem üyeleri; şunu açıklıkla söylemek durumundayız. Kesinlikle, hataların sahibi tespit edilmelidir; eğer üretimde de bir hata varsa, bu üretimin de araştırılmasının yapılması açısından en önemli mekânının Yüce Parlamento olduğunu düşünüyorum. Bundan yüksünmenin de gereği yoktur. Kanaatim odur ki, yani, bu firmanın bu tip bir arızayı taşıyan bir eksikliği olabilir.
Bakın, basında çıktığı için teşhir etmemde mahzur yok; çünkü, basında çıktı. "3 200 adet Citroen C3'ler, fren sistemindeki bir arızadan dolayı Almanya'da toplatıldı" deniliyor. Altında yine bir başka haber; iki ayrı gazetenin haberi; biri bu ay içerisindeki, diğeri de geçtiğimiz ay içerisindeki haber: "164 000 BMW X5 geri çağırılıyor" deniliyor. Bunu gazetelerde çıktığı için söylüyorum, yoksa, teşhir etmenin hiçbir anlamı olmaz elbette.
Şimdi, bunu niçin söylüyorum; Batılılar bunu yapmış da onun için. Çok iyi biliyorsunuz, geçtiğimiz dönemlerde üretilen çok tasarruflu şu küçük Mercedesler Almanya'da toplatıldı, üretiminde bir hata olduğu söylendi. Yani, önce, ilkesel olarak, bu üretici firma hata yapamaz mı -önce, mantığı buraya bir oturtalım- yapabilir. Yapabilirse bunun incelemesi mümkün değil mi?!
Değerli arkadaşlar, bakın, şunlar, bana ilgili kurumun verdiği raporlar. Muhtelif illerde meydana gelen, yanmayla sonuçlanan trafik kazaları ki, bunlardan biri de, kendi seçim bölgem olan Samsun-Havza arasında, 17 kişinin öldüğü bir trafik kazası. İşte, meşhur Karapınar vakasında da, 42'si üniversite öğrencisi gencecik yavrularımız olmak üzere, toplam 49 kişinin öldüğü kaza. Takriben -rakam az olabilir, çok olabilir- 150-200 civarında, yangınla sonuçlanan kazanın olduğu iddia edilmektedir. Şimdi, tarafların muhtelif raporları var: ben detaylarına girmek istemiyorum. Sayın Kart açıklamada bulundu, Sayın Bakanımız da, çıktılar, kendilerinden önceki dönemde Sanayi Bakanlığının bu konuda yapmış olduğu raporları takdim ettiler. Doğrudur, her ikisi de görüş olarak ifade ettiler.
Bakın, ben burada başka bir şey söylüyorum; diyorum ki, mademki, çeşitli zeminlerde...Üç üniversite farklı farklı raporlar verdi. Mesela, üniversitelerden -bana ait değil iddia, iddia onlara ait olduğu için burada söylüyorum- biri "ısmarlama bir rapordur" diyor. Birisi "hukuk burada baskı altına alınmıştır, hatta, Adalet Bakanı baskı altına alınmıştır" diyor. Öyle midir değil midir, bunun doğru olup olmadığını kimin araştırması lazım; aziz milleti adına Yüce Parlamentonun araştırması lazım.
Benim kanaatim odur ki, bu konuda, hiçbir endişeye ve tereddüde mahal kalmadan, eğrisiyle doğrusuyla, inanıyorum, Türkiye'deki yabancı sermaye olarak, yatırım açısından en sağlıklı ve büyük yatırımı yapan bu kuruluşa, bir milletvekili olarak müteşekkirim; temennimiz, yabancı sermayenin daha güçlü bir şekilde bu ülkede yatırım yapmasıdır ve dünyanın devidir bu firma -kabul ediyoruz- ve dünyada, artık, fevkalade özel bir marka olmuştur; bunu takdir etmemek mümkün değil; ancak, 1996 yılından 2002'nin sonuna kadar veya 2003'ün başına kadar sayısız trafik kazasında... Ha, sayısal olarak, bunlarda, yangın veya trafik kazasının çok olması da doğaldır. Niye? Bu modelde, 403 modelinde, yanlış bilmiyorsam, elimizdeki rakamlara göre, 8 000 adet otobüs Türkiye'deki karayollarında günlük seyrüsefer halindedir. Bunun anlamı şudur: Günde 40 kişi taşımış olsa, 320 000 insan bu otobüslerle her gün bir yerden bir yere taşınıyor; yani, günde yarım milyona yakın, üç günde 1 000 000 insanı ülkenin sağından soluna, batısından doğusuna, güneyinden kuzeyine taşıyor bu otobüsler ve Türkiye'nin en büyük handikaplarından zaten biri de bu değil mi? Biz, bütün taşımacılığımızı karayollarıyla, şu verimsiz karayollarıyla yapıyoruz. TIR'lar oradan gider, motosiklet oradan gider, traktörler oradan gider, af buyurun, her şey oradan gider; ondan sonra, tabiî, kazaların oluş sebepleri... Yığınla sebep var; ama, bu sebepler arasında bir başka farklı sebep var ki... Bu sebebin sağlıklı olup olmadığını, en azından, böyle bir töhmetten kurtarılması gerektiğini, böyle bir zandan kurtarılması gerektiğini, Yüce Parlamentonun oluşturacağı olumlu, verimli, ilgili uzman ve hukukçu diğer birimlerin, teknik insanların katılacağı bir heyetle yapılacak çalışma... Muhtemeldir ki, böyle bir yanlışın, böyle bir eksikliğin olmadığı da ortaya çıkabilir. Bu, Mersedes-Benz için çok daha isabetli bir karar olur. Artık, bir yerde millet adına son kararı Yüce Parlamento vermiş olur ve tartışmalar da bu noktada bitmiş olur.
Onun için, bence, bu önergeden yüksünmemek lazım, endişe duymamak lazım. Mercedes-Benz'in değerli yöneticilerinin... Ki, milletvekili arkadaşlarımıza, hepimize, bilindiği üzere, "Karapınar Dosyası" diye birer tane dosya gönderdiler. İçinde onbeş onaltı sayfalık raporları var. Ayrıca, bendenize de bir başka yazı geldi. Taraflardan da yazılar geldi. Efendim, sigorta şirketlerinin bunlarla ilgili bazı endişeleri olmuş. Bize, onlarla ilgili birkısım yazılar geldi; yani "yanıyorlar" vesaire gibi; ama, ben, açıklıkla bir şeyi söyleyeyim: Bunların hepsi hilafı hakikat da olabilir; ama, ortada bir gerçek var; o da, bu otobüslerin zaman zaman yandığıdır. Bu durum, diğerlerine nispetle bunlarda daha çoktur; daha çok olmasının sebebi olarak, gerçekten, yakıt tankları ön tekerlerinin önündedir; yok, 500 litrelik yakıt depoları vardır, bunlar sağlıklıdır, değildir... İddialar tartışılmış; ben, bunlara tekrar girmenin gerekli olmadığını düşünüyorum; ama, diyorum ki, her birimizin zaman zaman seyahat için binmek durumunda olduğumuz bu otobüslerin bu anlamdaki sağlıksızlıkları varsa, bunun giderilmesi; sağlıklı ise, durumlarının Yüce Parlamento tarafından tescil edilmesi amacıyla bir araştırma önergesinin kabul edilmesi, her şeyden önce, ülkemizde böyle güzel bir yatırımı yapan Mercedes-Benz'in hayrınadır ve faydasınadır. Çünkü, Allah vermesin, muhtemeldir ki, önümüzdeki günlerde yeni kazalar da olabilir; bunu kim önleyebilir, yani, kim, aksinin olduğunu iddia edebilir?! Temenni ederiz, kazalar hiç olmasın; ama, böyle bir şey olması halinde "yine Mercedes, yine kaza" diyecekler. Nitekim, şu gazeteler hep aynı şeyleri yazıyor: İşte "yine Mercedes, yine yangın" deniliyor. Efendim, bir başkasında "yine Mercedes, yine yangın" deniliyor. Yani, bunlar zaman zaman gazetelerde çıkacak ve çıkıyor. Bunu önlemenin akılcı yolu, kanaatimce, bu önergenin Yüce Parlamento tarafından kabul edilerek, bir araştırma komisyonunun oluşturulmasıdır.
Bu vesileyle, yüce huzurlarınızda kanaatimi burada sizlerle paylaşırken, tekrar, esas vurgulamak istediğim hususu da sizlerle paylaşarak huzurunuzdan ayrılmak istiyorum; o da şudur: Türkiye'de, acilen, karayollarında seyreden araçlarımızla ve bu araçlar içerisindeki insanlarımızın can güvenliğiyle alakalı alınması gereken tedbirleri sağlıklı olarak alalım. İçişleri Bakanlığımız, emniyet görevlilerimiz buna cansiparane gayret ediyorlar, bunu biliyorum; ancak, müşahedelerimi üzülerek söyleyeyim: Bazen ilime giderken görüyorum, trafik polisleri, sanki, tabir yerindeyse, pusu kuruyorlar. Yani, en tenha yerde... Kaza olması muhtemel yerde durmuyorlar. Nerede; mesela, diyelim ki, 90'ı nerede geçebilir, burada... Yolun fevkalade müsait olduğu... Diyor ki: "Radara girdin, 90'ı..." Mesela, bizim Çorum bölgesinde vardır, Koparan'da geçitler var, çok ağır geçitler; kamyon tankeri, tanker bilmem neyi, hep birbirlerini sollarlar. Orada durmaz katiyen; çünkü, aşağıda mutlaka geçecek, kamyona dahi ceza yazacak. Ben, onun için, dürüst görev yapanları tenzih ediyorum; ama, diyorum ki: Trafikteki çok değerli, cansiparane çalışan arkadaşlarımız, emniyet görevlilerimiz bu konuda, kazaları önleyici -mutlaka, maktu miktarlarda cezaları kesmek için değil- tedbirleri alarak, bulunmaları gereken yerde bulunsunlar. Özellikle, Türkiye'de, trafikte, seyredilen yollarda 1 600 küsur kara nokta var. Acil olarak, Karayollarımızın, bu 1 600 ciddî noktayı bir an önce imar etmesi... Sefer yapıldığı anlarda, hiç olmazsa, üçlü... Bazı yerlerde birbirini sollamak durumunda olan araçların daha çok bu kazayı yaptığı söyleniyor. Mesela, tankerle çarpıştığı iddia edilen o...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
13 konuşma daha · 18 Şubat 2003