İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 86. BİRLEŞİM · SALI

Kutlu doğum haftası nedeniyle

Musa Uzunkaya

Samsun Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 86. Birleşim · 4. yasama yılı · 11 Nisan 2006 · 1.119 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Musa Uzunkaya (AK Parti), 11 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KUTLU DOĞUM HAFTASI NEDENİYLE); konuşma 1.119 kelime.

Musa Uzunkaya (AK Parti, Samsun). “Kutlu doğum haftası nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 11 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/musa-uzunkaya-22-2006-04-11-kutlu-dogum-haftasi-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MUSA UZUNKAYA (Samsun)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün "Kutlu Doğum" diye tavsif edilen ve 1989 yılından beri, bir hafta olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı öncülüğünde ülke çapında icra edilen Peygamber Efendimiz aleyhisselâtı vesselâmın doğum ve hayat düsturunu ihtiva eden Kutlu Doğum Haftası, dünyayı teşriflerinin 1 435 inci yılı münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, O'nu bize ve tüm insanlığa rahmet olarak gönderene hamd, O'na binlerce salat ve sizlere de, O'nun nurlu yolundan ayrılmayanlara da selam ve saygılar sunuyorum.

Muhterem Başkan, değerli milletvekilleri; Hazreti İbrahim'in soyu, İsmail'in torunlarından, Abdulmuttalib'in oğlu Abdullah'ın yetimi, Amine Hanımın öksüzü, Mekke'nin ve tüm kâinatın tebessüm eden gülü, sevgililer sevgilisi, Hazreti Hatice'nin ve zevcatı mutahharatın vefalı eşi, Ehlibeytin annesi, annelerin güneşi Hazreti Fatıma'nın babası, Kureyş'in ve âlemi insaniyetin medarı iftiharı Ebul Kasım Hazreti Muhammed Efendimiz, miladî 571 yılında Mekke'de doğmuştur. Dünyayı teşriflerinden önce babasını, 6 yaşında annesini, 8 yaşındayken dedesini kaybetmiş, gün olmuş çoban olmuş, gün olmuş dürüst ve güvenilir bir tacir ve ticaret kervanlarının kavurucu güneşlerinin bulutu, kazancın bereketi, emniyetin timsali, sadakatin, ahde vefanın, dostluk ve kadirşinaslığın incisi, sorun ve kabile kavgalarının sulh ve barış sembolü, hâkim ve hakem olmanın, sözüne güven, can, mal ve namusu emniyetle teslimde tereddüt edilmeyen sonsuzluğun Muhammedül Emini, 40 yaşında vahyin muhatabı, risaletin penahı, Nebiyyi Ümminin aldığı ilk vahyin "Oku Rabbinin adıyla ki, O seni bir nutfeden yaratmıştır. Oku, bilesin ki, Rabbin ikram ve kerem sahibidir. O Allah ki (insana) kalemle yazmayı ve insana bilmediğini öğretti" hükmüne dikkat buyurunuz.

Değerli milletvekilleri, bu ne büyük mesaj, bu ne büyük bir din ve bu ne büyük bir mazhariyettir ki, ümmî, okuma ve yazması olmayan bir Peygambere ilk hitabı "oku" olacak ve o dinin nebisi de "beşikten mezara kadar ilim isteyiniz, öğreniniz, araştırınız, hatta Çin'de de olsa ona ulaşınız" buyuracak. O ne yüce evrensel ve çağlar üstü bir mesaj ki "hiç bilenlerle bilmeyenler bir mi olur" diyecek. O ne kuşatıcı bir değerler silsilesidir ki Allah'ı gerçek anlamda anlayıp tanıyan, O'na hakkıyla yönelenlerin alimler, bilginler olduğunu haykıracak.

Onun içindir ki şair "Kitapsızlar, kitapsızlar/Kalem ağlar kitapsızlar/Son kitabın ilk emrine/Düşman oldu kitapsızlar" derken, ilme, ilim adamına, ilim müesseselerine düşmanlığın, cehaletin, karanlığın eseri olduğunu haykırıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu sınırlı zaman içerisinde Hazreti Muhammed'i benim burada size anlatmam, onun devlet adamlığı, aile reisliği ve nübüvvetine dönük yönlerini ifade etmem elbette mümkün değildir.

O'nu daha dünyaya gelmeden haber verip, müjdeleyen "ben gideyim ki, o müjdeci ve kurtarıcı gelsin" diyen İsa Mesih'in sözünde olduğu gibi, peygamberler zincirinin en son halkası olarak Kur'an'ın beyan ettiği hatemülenbiyayı nice şairler, nice mütefekkirler, siyaset ve devlet adamları, ister ona inansın ve isterse inanmasın hakkı teslim sadedinde, O'na karşı olan hayranlıklarını gizlememiş ve O'nu daima övmüşlerdir.

Şair Hasan Bin Sabit'in "ben bu şiirimle Hazreti Muhammed'i övmüş olmuyorum; bilakis onun ismiyle şiirimi güzelleştiriyorum" derken, gönüller sultanı Mevlana, asırlar sonra "ben yaşadıkça Hazreti Kur'an'ın kölesiyim; ben Hazreti Muhammed'in üzerinde yürüdüğü yolun toprağıyım" diyor, Hacı Bektaş Veli ise "muhabbetten Muhammed oldu hâsıl, Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl" derken, her muhabbetin Hazreti Muhammed'le güzelleşeceğini söylüyor.

Çağlar boyu O'nu tanıyanlar, anlayanlar, koklayanlar, bir parça olsun insanlıktan nasibi olanlar O'na karşı hep takdir ifadelerini kullanmış, O'nun büyüklüğünü teslim etmişlerdir. Mütevazı kişiliği, bir devlet başkanı değil sıradan bir halk gibi davranması, gerektiğinde keçi sağıp söküğünü dikmesi, batılı birçok mütefekkirin hayranlığını cezbetmiştir. Hiç kimseye hakaret etmemiş, hiçbir değeri aşağılamamış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Uzunkaya.

MUSA UZUNKAYA (Devamla)…Allah'ın birliği konusunda bütün insanlığı sevgi, barış ve vahdaniyete çağırmıştır.

Nitekim, Kur'an-ı Kerim "onların Allah'ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da, haddi aşarak, bilgisizce sizin Rabbinize, Allah'a küfrederler" diyor. Başkalarının inanç ve değerlerine hakaret etmeyi bindörtyüz küsur yıl evvel yasaklarken, çağdaş Batılılar ve özellikle Danimarka'da yaşanan "karikatür krizi" diye isimlendirilen hadisede Hazreti Muhammed'e ve O'nun şahsında birbuçuk milyarlık İslam alemine yapılan hakareti, hem Danimarka'nın hem de çağdaş, sözümona, medenî Avrupa ülkelerinin bir ayıbı olarak sayıyor, protesto ediyor, Taif'te ayaklarını ve vücudunu kanlar içerisinde bırakan saldırgan Taif halkı için ancak bir rahmet peygamberinin söyleyebileceği "Ya Rab, bu kavme hidayet et, bunlar, benim hak peygamber olduğumu bilmiyorlar, bilselerdi böyle yapmazlardı" dediği gibi, biz de bu toplumu, içinde yaşadığımız coğrafyayı, içinde yaşadığımız bölgeyi, ülkem dahil, kan gölüne çevirmek isteyenlere hidayet diliyoruz, kurtuluş diliyoruz.

Muhterem Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, sizlerle Müslüman ve Müslüman olmayan düşünür, mütefekkir, filozof, devlet ve siyaset adamlarının bir Hadisi Kutsî'de "sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım" buyurulan Hazreti Muhammed hakkındaki övgü sözlerini, onu takdir ifadelerini kısaca arz ederek konuşmamı bitirmek istiyorum.

Gazi Mustafa Kemal "Muhammed'i, bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahiller, O'nun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır, anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş Uhud Muharebesinde en büyük bir komutanın yapabileceği bir planı nasıl düşünür ve tatbik edebilirdi. Tarih hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten ilim olmalıdır. Bu küçük harpte bile askerî dehası kadar siyasal görüşüyle de yükselen o Yüce Nebiyi cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed, bu harp sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip düşmanı kovalamaya kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülmezdi" diyor. Yine, Mustafa Kemal "O, Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat, sonuna kadar O ölümsüzdür" diye, yine O'nu bize öyle tanımlıyor. "Büyük bir inkılap yapan Hazreti Muhammed'e karşı beslenilen sevgi, ancak O'nun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir" diyor Gazi Mustafa Kemal.

Değerli arkadaşlar, Tolstoy, İslam Peygamberi hakkında şunları söylüyor: "Muhammed, her zaman, Evangelizmin, yani Hıristiyanlığın üstüne çıkıyor. O, insanı Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir tutmuyor. Müslümanların Allah'tan başka ilahı yoktur ve Muhammed O'nun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur" diyor Tolstoy.

Yine, Goethe "Şiir ve Hakikat" isimli eserinde, o çağlarda ve batı dünyasındaki insanlara, İslamı ve Hazreti Muhammed Efendimizi, insanlık âlemine yazdığı "Mahomet-Dırama" başlıklı bir piyes adı altında, vahdaniyet sınırlarını, yani tek Allah inancını, Hıristiyanların, teslis, Allah'ı üç olarak tanıma inancına karşı işleyerek, mukavemetle mücadele göstermiştir.

Yine, Goethe "Muhammed'in Nağmesi" başlıklı yazdığı eserinin temel taşı olarak, Peygamberimizi, en büyük devlet adamı, en büyük yönetici olarak tarif ediyor.

Lamartine "felsefe, hitabet, dinî hayat, hukuk, devlet nizamı, fikirlerin fethi, hayal ve hurafeden arınmış akla dayanan bir inanç sisteminin kurulması bakımlarından önder ve yirmi dünyevî, bir ruhanî imparatorluğun kurucusu olan insandır Hazreti Muhammed" diyor. "İnsan büyüklüğünün ölçülebileceği bütün standartlara göre ondan daha büyük bir insan var mıdır" diye "Türklerin Tarihi" adlı eserinde Lamartine bu gerçeği itiraf ediyor.

Prens Bismark'sa "ben, bütün semavî kitapları tetkik ettim. Tahrif olmaları sebebiyle, insanlığın mutluluğu için aradığım hakikati ve hikmeti bulamadım; fakat, Hazreti Muhammed'in Kur'an'ını bütün kitapların üstünde gördüm. Her kelimesinde bir hikmet buldum. İnsanlığın saadetine hizmet edecek Kur'an gibi bir başka eser yoktur. Böyle bir eser, insan sözü asla olamaz. Bunu Muhammed'in sözüdür diyenler, ilmin gerçeklerini inkâr etmiş olurlar. Kur'an'ın Allah kelamı olduğu apaçık bir hakikattir" diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 11 Nisan 2006

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook