İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 82. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

Mustafa Gazalcı

Denizli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 82. Birleşim · 1. yasama yılı · 21 Mayıs 2003 · 1.083 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Gazalcı (CHP), 21 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 1.083 kelime.

Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 21 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2003-05-21-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, iş yaşamımızı ilgilendiren bir tasarının, hükümet tarafından, inatla yasalaştırılmak istendiğini görüyoruz ve buraya gelen sözcülerin, işi yumuşatacağı yerde, sertleştirdiğine tanık oluyoruz; örneğin, bir sözcü arkadaşım "bu tasarının bilimsel hazırlandığını, taraflarla, sendikalarla, konfederasyonlarla sürekli biçimde görüşüldüğünü" söyledi. Acaba dedik, bu mitingler niçin yapılıyor?! O konfederasyonlarla görüşülmüşse, onların uzlaşma önerileri alınmışsa, İzmir'deki, Ankara'daki bu yüzbinler niye yürüyor; neden biz burada haftalardır konuşuyoruz, karşı çıkıyoruz?!

Değerli arkadaşlar, yine, bir arkadaşımız bu yasanın "işçi lehine ve işveren lehine olacaktır" gibi sözler söyledi burada. Şimdi, bu tasarı, işçi ve işveren haklarını düzenleyen bir tasarı; ama, tarihe bakıldığında, işçi hakları söz konusudur, işveren hakları değil. İşveren, zaten sermayesiyle, yaşamıyla bir güvencenin sahibidir. Sosyal devlet anlayışında, işçi hakları güvence altına alınır, yasanın koruduğu işçilerdir. Bizim, bu tasarıyla da, işçilerin haklarını korumamız gerekir.

Siz, ille de işverene bir şeyler vermek istiyorsanız, hükümet vermek istiyorsa, işçinin haklarını budayarak, onların kazanılmış haklarını alarak yapmayın bunu. Örneğin, sigorta primlerini düşürmeye söz verdiniz; vergisini düşürün, enerji maliyetini düşürün. Yani, işçinin hakkından alarak, işverene vermek... Yanlış olan düşünce budur.

Piyasa ekonomisi... Ekonomide piyasa anlayışını anlıyorum da, işçi-işveren düzenlemesinde piyasa ekonomisi anlayışını anlayamıyorum. Bu, çok yanlış bir anlayıştır. Sosyal devlet -Anayasamızda da belirtilen bir yaklaşımdır- işçi haklarını koruyan devlettir. Yani, sözcü arkadaşların, böyle, sanki çok masumane bir iş yapılıyormuş, konfederasyonlarla konuşulmuş, burada hem işçilerin hem işverenin hakları varmış gibi yaklaşımları çok doğru değil.

Değerli arkadaşlar, üstelik, bu yasa tasarısı, bir bütünlükten de yoksun. Şimdi görüşmekte olduğumuz 113 üncü maddede, bu tasarının kimi alanlarda hiç geçerli olmadığı belirtilmektedir. Nedir o alanlar; örneğin, deniz ve hava taşımacılığında bu yasa hükümleri hiç uygulanmayacak, 50'den az tarım ve orman işçilerinin çalıştığı işyerlerinde bu iş yasası uygulanmayacak. Türkiye'nin gerçeğini düşünelim: 50'den az tarım ve orman işçilerinin çalıştığı işyerleri, bu işyerlerinin yüzde 90'ıdır; yani, birkaç devlet üretme çiftliğinde ya da büyük işletmede varsa, vardır. Demek ki, bu yasa, bu tarım ve orman işçilerinde uygulanmayacaktır. Ev hizmetlerinde bu yasa hükümleri geçerli değil. 18 yaşını doldurmamış çocuk işçilerde, acımasızca çalıştırdığımız, okulda olması gereken çocukların çalıştığı işyerlerinde, çıraklıkta, bu yasa hükümleri uygulanmıyor. Ayrıca, sporcularda, gazetecilerde, rehabilite edilen yerlerde ve kapıcılar hakkında bu yasa hükümleri uygulanmıyor. Gerçekten, sizin söylediğiniz gibi, bu, çağdaş bir yasa ise, bir uyum yasası ise, niçin o alanlarda uygulanmıyor? Niçin tarım ve orman işçilerinin çalıştığı işyerlerinde 50 işçi olması isteniliyor? Niçin, 10 değil, niçin 5 değil ya da niçin sayı ortadan kaldırılmıyor; bu, anlaşılır gibi değil!..

Değerli arkadaşlar, ileride, 2003 yılında yaptığımız bu yasadan dolayı bizi kınayacaklar. Birçok kez vurguladım, bir kez daha söylüyorum: Bakın, bu yasa tasarısı, 14 yaşından başlayarak, küçük çocukların çalıştırılmasını öngören bir tasarıdır; üstelik bunlara haklar vermeden, bu yasanın temel hükümlerini onlara uygulamadan.

Değerli arkadaşlar, en son İş Yasası 1971'de çıktığında, Türkiye'de zorunlu eğitimin süresi beş yıldı. Bildiğiniz gibi, 1997'de, biz, sekiz yıllık kesintisiz eğitimi kabul ettik. 1999'da, 16 ncı Millî Eğitim Şûrasında, oniki yıllık zorunlu eğitimi kabul ettik, öngördük; uygulanmıyor; ama, oniki yıl zorunlu eğitimi uygulayacağım diye, şûra karar aldı; altyapısı gerekli, Millî Eğitim Bakanlarının bu konudaki tutumu gerekli. Şimdi, bir yasa yapıyoruz; 1971'de, 13-14 yaşına kadar çocuğun çalışamayacağı öngörülmüş; biz, hiçbir değişiklik yapmadan, çocuk haklarıyla ilgili sözleşmeye göre, 18 yaşına kadar insanın bir çocuk olduğunu göz önüne almadan, gelişme ve okul çağında bir çocuğu çalışma yaşamının içine sokuyoruz; yani, bir bütünlük yok.

Peki, demin sıraladığım orman ve tarım işçilerinde, öteki alanlarda bu yasanın hükümleri uygulanmıyorsa, hangi hükümler uygulanıyor? Değerli arkadaşlar, bakın, güvence diye 113 üncü maddede getirilen nedir biliyor musunuz; güvence diye getirilen, işçilerin ücretlerinin parayla ödenme güvencesidir; yani, bono, senet, döviz yerine Türk parasıyla ödensin. Ah, ne büyük yenilik!.. Ne büyük gelişme!.. İkinci olarak, 35 inci maddede, işçilerin aylık ücretlerinin dörtte 1'inden fazlası -zaten ne alacak ki- haczedilemez hükmü var. Yine, hesap pusulası verilme hükmü var. Bir de, işçiye verilecek cezanın -bereket, bir gündeliğini indirdik önergemizle- iki gündelikten fazla olmaması hükmü var. Şimdi, bunlar güvence midir?! Bunlar, ona verilmiş bir hak mıdır?! Nedir hesap pusulası? Nedir emeğinin parayla ödenmiş olması? Nerede sendikalaşma hakkı?! Bu kesimler için söylüyorum. Nerede toplusözleşme hakkı?! Nerede tazminat?! Nerede sosyal haklar?! Bunların hiçbiri yok. Görüştüğümüz bu maddede "şu şu işyerlerinde çalışanlara -demin saydım- bu iş yasasının hükümleri uygulanmaz" deniliyor. Bunları iş yasası kapsamına alacağımız yerde, 10'dan fazla işçi çalışan yerlerde bir güvence varken, siz, bir önergeyle bunu 30'a çıkararak daha da geriye götürdünüz. Bence, bu, çok yanlış bir yaklaşım oldu.

Değerli arkadaşlar, bir ülkede, demokrasinin düzeyi, işçilere, çalışanlara verilen haklarla ölçülür. Eğer, siz, işçinize en ileri sendikal hakları veriyorsanız, o sendikanın yaptırımları varsa, kamu çalışanlarına toplusözleşme ve grev hakkı veriyorsanız, o zaman demokrasiniz güçlü sayılır; ama, maalesef, yaptığınız bu yasayla, demokrasimizi güçlendirmiyor -belki işvereni güçlendiriyorsunuz ama- zayıflatıyorsunuz. Biz de, bir yasa çıkararak bunu yapmış oluyoruz.

Türkiye, bir çocuklar ülkesi, bir gençler ülkesi ve bakın, Türkiye'de, 15-16 yaşındaki çocukların -kayıtlı olanların- rakamları var elimde. Değerli arkadaşlar, 1 ilâ 9 kişinin çalıştığı işyeri sayısı 1 029 000. 10 ilâ 25 kişinin çalıştığı işyeri sayısı 891 000. Bunlar, Türkiye'de çocukların ve gençlerin iş yaşamına acımasızca sokulduğunu gösteriyor. Bence yapılması gereken iş, bu çocukları alıp eğitim alanına koymaktır.

Şimdi, bir de deniliyor ki, Sayın Bakana da söyledi geçen gün "bir küreselleşme var, bir dalga var, bu dalganın dışında kalmayalım ve ona göre düzenlemeler yapalım."

Değerli arkadaşlar, şimdi, asıl bu dalgaya karşı, biz, güçsüz olanı, çalışanı, işçiyi korursak görevimizi yapmış oluruz. Çokuluslu şirketlerin bir saldırısı varsa dünyada, küresel sermayenin ülkemize bir saldırısı varsa, ürünlerimize, emeğimize, çalışanlarımıza, değerlerimize, buna karşı, bizim Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, ulusun temsilcileri olarak çalışanların hakkını bu dalgaya karşı korumak gerekir diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Yani, bağımsızlığımıza karşı, çalışan insanlarımıza karşı bir saldırı varsa, asıl, biz, yasalarla onları güçlendireceğiz, örgütlerine bir güç vereceğiz. Oysa, bu konuştuğumuz bütün yasalarda işçi haklarının budanması vardır ve maalesef, bu haklar ellerinden alınmaktadır.

Cumartesi günü hep beraber gittik -bilmiyorum, siz, izlediniz mi- 100 000'in üzerinde işçi, ellerinde pankartlarla, Tandoğan'da, bu kölelik yasasına hayır dedi; hatta, bir tanesi yaşamını da yitirdi, kalbi dayanmadı.

Değerli arkadaşlar, bakın, 100 000 kişiyi zorlayarak toplayabilir misiniz bu sıcakta Ankara'da? Niçin bağırıyordu onlar: Bu haklarımızı elimizden almayın diye. Siz, oy aldınız, birinci parti oldunuz, çalışanların haklarını vermek için. Oysa, işçilerin, çalışanların hakları gerçekten kayboluyor.

Burada, Nazım'dan şiirler okudu AKP'li arkadaşlar. Ben de, büyük ozanın, işçiler üzerine yazdığı "Türkiye İşçi Sınıfına Selam" adlı şiirinin bir bölümünü okumak istiyorum:

"Türkiye işçi sınıfına selam!

Selam yaratana!

Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selam!

Bütün yemişler dallarınızdadır.

Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,

haklı günler, büyük günler,

gündüzlerinde sömürülmeyen,

gecelerinde aç yatılmayan,

ekmek, gül ve hürriyet günleri.

Türkiye işçi sınıfına selam!

Selam yaratana!"

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

40 konuşma daha · 21 Mayıs 2003

40 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook