Ulusal eğitime destek kampanyasıyla ilgli
Denizli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 46. Birleşim · 2. yasama yılı · 22 Ocak 2004 · 1.108 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Gazalcı (CHP), 22 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ULUSAL EĞİTİME DESTEK KAMPANYASIYLA İLGLİ); konuşma 1.108 kelime.
Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “Ulusal eğitime destek kampanyasıyla ilgli”. TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim tutanağı, 22 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2004-01-22-ulusal-egitime-destek-kampanyasiyla-ilgli (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; gecenin bu saatinde görüştüğümüz 281 sıra sayılı yasa tasarısı, öğretmen ve eğitim uzmanı yetiştiren yükseköğretim kurumlarında parasız yatılı veya burslu okuyan öğrencilerin sağlık yardımlarından nasıl yararlanacağına ilişkin bir düzenlemedir.
Değerli arkadaşlar, aslında, yükseköğrenimde parasız yatılı okuyan öğretmen ve eğitim uzmanı yok, burslu okuyanlar var; ama, tasarının adı böyle yazılmış. Bu öğrenciler, hem üniversitenin sağlık kuruluşlarından yararlanıyordu hem de Millî Eğitim Bakanlığı bir fon ayırıyordu. İşte, bu karmaşayı gidermek için, tasarı, yükseköğrenimdeki öğretmen adaylarının ve eğitim uzmanı adaylarının, yalnızca üniversite sağlık kuruluşlarından yararlanmasını getiriyor; buna biz de olumlu bakıyoruz.
Bu tasarı vesilesiyle, kimi düşüncelerimizi anlatmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, yükseköğrenimdeki gençlerimizden "eğitime katkı payı" adı altında bir harç alınmaktadır. Bu harçlar, eğitim açısından caydırıcı olmakta, astronomik rakamlara da ulaşmaktadır. Sözünü ettiğim, 5 000-10 000 dolar arasında para vererek, vakıf üniversitelerinde okuyan çocuklardan değil, devlet üniversitelerinde okuyan öğrencilerimizden aldığımız harçlar. Bu harçları niye anlatıyorum; çünkü Bakanlar Kurulunun "bu harçlar, öğrencilerin beslenme, barınma ve sağlık hizmetlerine ayrılacak" şeklinde, 1999 yılında aldığı bir kararı var.
Bakın, bugün, devlet üniversitelerinde -bunları, size, 2003 yılına ait bir Resmî Gazeteden okuyorum- örneğin, tıp fakültesine giden bir öğrenci 375 000 000 lira ödemek zorunda. Mühendislik fakültelerinde okuyan bir öğrenci 245 000 000 lira ödüyor.
Şimdi okuyacağım örnek, yine bir devlet üniversitesi; ikinci öğretimde okuyan -bu, 3 Eylül 2003 tarihli 25218 sayılı Resmî Gazetede yayımlandı- veteriner fakültesindeki bir öğrenci 1 360 000 000 lira ödemek zorunda. Mühendislik fakültelerinde okuyan öğrenci ise 975 000 000 lira ödüyor.
Zaman almamak için bir iki tane daha okuyacağım. Örneğin, sivil havacılık yüksekokulunda okuyan bir öğrenci 2 715 000 000 lira katkı payı ödemek zorunda. Yabancı diller yüksekokulunda ise, öğrenci, 3 805 000 000 lira öderse, okuyabiliyor.
Değerli arkadaşlar, 3 805 000 000 lirayı Türkiye'de kaç öğrenci verebilir? Kurslardan, dershanelerden geçerek, çok iyi bir puan alan. -örneğin, yetenekli, sanatçı olacak- bir çocuğun devlet konservatuvarında okuyabilmesi için 2 715 000 000 lira vermesi gerekir. Bu, gerçekten caydırıcıdır ve eğitimin paralı duruma geldiğinin göstergesidir.
(x) 281 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Bunca paralar toplandığı halde, bizim, yükseköğrenimdeki çocuklarımız, maalesef, yurt sorunu tam çözülmediği için, Yurt-kurun ve üniversitelerin yurtları yetmediği için, dışarılarda çok sağlıksız koşullarda barınmakta, beslenmektedir; dolayısıyla, sağlıkları da kaybolmaktadır. Hatta, çocuk, bu harçları ödeyebilmek için, bir miktar harçlığını çıkarabilmek, harcını karşılayabilmek için parça başı işlere giriyor, sağlığı da bozuluyor.
Diyeceksiniz ki, zaten çocuklara burs veriliyor. Daha, yeni, 90 000 000 lira bir kredi verilmeye başlandı. Biliyorsunuz, daha önce 30 000 000 lira civarında olan bir para, yeni yükseltildi. Yani, ne kadar destek olursanız olun, gerçekten, ailesinden ayrı yerde okuyan bir çocuğun, yurt sorununu çözmezseniz, beslenme sorununu çözmezseniz, sağlıklı koşullarda öğrencilik yapması için gerekli donanımı almazsanız, o çocuk, yetenekleri doğrultusunda bu ülkeye hizmet edemez, ülkenin yönetimine katılamaz. Hatta, yurt ve beslenme, salt yükseköğrenimdeki çocuklar için değil, ortaöğrenim için de, bence çok gereklidir; çünkü, köylerimizde, bildiğiniz gibi, ortaöğrenim yoktur, lise yoktur. O çocuk, ilçeye, ile geldiği zaman, kimin yanına gidecektir, kimden medet umacaktır, mutlaka, devletin onu okutması gerekir; ama, öğretmen olacak çocuklara, son yıllarda bir destek gelmiştir; bu, sevindirici bir olaydır. Şimdi görüştüğümüz tasarıya konu olan öğretmen olacak çocuklar, artık, eğitim fakültesine yüksek puanla girebilmektedirler; hatta, öyle ki, birçok yerin tıp fakültesinde olan puandan daha yüksek bir puan tutturması gerekir ki, o çocuklar, burslu olarak eğitim fakültelerine girebilsin; çünkü, bunda, biraz da, öğretmen olduktan sonra atanma kolaylığı vardır.
Değerli arkadaşlar, bu öğrencilerin araştırma yapmaları konusunda, üniversitelerin araştırma yapmaları konusunda, bu tasarı nedeniyle birkaç şey söylemek istiyorum. Maalesef, hükümet, üniversitelere giderek daha az para ayırdığı halde, 2003'ün sonunda, birden araştırma fonlarına da el koydu. Maliye Bakanlığı dedi ki "bunların fonlarını ben aldım; gerekli olanları bana bildirin, ben bunların ödemesini yapayım." Bu araştırma fonları genel bütçeden verilen parayla oluşturulan fonlar değildir; onlar, dönersermayenin en az yüzde 5'iyle oluşturulan fonlardır. Bütün rektörler buna tepki gösterdi, bütün üniversite elemanları tepki gösterdi.
Üniversitelerin iyi, nitelikli eğitim yapabilmesi, dünya üniversiteleriyle yarışabilmesi için, bu araştırma fonlarının mutlaka bulunması gerekiyor. 130 trilyon lira civarında bir paraya, Maliye Bakanlığı tarafından, bir gecede el konuldu. Dediğim gibi, bu para, üniversitelerin kendi kaynaklarıyla yarattığı bir kaynaktı.
Değerli arkadaşlar, örneğin, İstanbul Üniversitesinden 13 trilyon 62 milyar lira kesildi. Dünyanın en büyük üniversitelerinden birisi -bilmiyorum hiç gidip gördünüz mü- Eskişehir'deki Anadolu Üniversitesidir. Gerçekten, çok güzel işler yapıyor; bir açıköğretim işini, hiç ayağa düşürmeden, en iyi düzeyde götüren bir üniversitemizdir. Anadolu Üniversitesinin, araştırma için devletten aldığı destek, sadece 310 milyar lira, yatırım için bütçeden aldığı pay 8,5 trilyon lira -2003 yılı için söylüyorum- ama, el konulan parası 10 trilyon lira; yani, devlet, hem araştırma için para vermiyor hem yatırım için para vermiyor hem de üniversitenin kendi kaynaklarından ayırdığı paraya el koyuyor ve diyor ki "devam eden projeleriniz varsa bana bildirin, ben para gönderirim." Biz, bir yandan da "malî özerklik, bilimsel özerklik" diyoruz! Üstelik, yükseklisans ve doktora yapacak insanlar da bu fonlardan yararlanıyor; yani, bir çeşit, akademisyen yetiştirmenin yolları da böylece tıkanmış oluyor. Örneğin, Gazi Üniversitesinin 4,5 trilyon lirasına yine böyle el konulmuştur. Birçok üniversitemizin kendi kaynaklarından yarattıkları 130 trilyonluk fona el konuldu ve bu da, eğitimi olumsuz biçimde etkilemiş oldu.
Değerli arkadaşlar, gecenin bu saatinde, tabiî, bütün üniversite çocuklarının sorunlarını, üniversitenin sorunlarını anlatmaya gerek duymuyorum. O yüzden, zamanı da iyi kullanmak gerektiğini düşünüyorum; ama, şunu söylüyorum ki, elbette, öğretmen olacak çocuklara, gerçekten, çok iyi bir eğitim vermek gerekir. Onlara, gerekirse, ek birtakım olanaklar vermek gerekir. Bu tasarıda bir "eğitim uzmanlığı" sözü var. Maalesef, YÖK, 1997 yılında, 4 Kasımda, rehberliğin dışında eğitim uzmanlıkları bölümlerini kapattı. Eskiden, eğitim bilimleri fakültesinde, eğitim yöneticisi bölümü vardı, eğitim planlamacısı yetiştirirdi, halk eğitimcisi yetiştirirdi; program geliştirme vardı, ölçme-değerlendirme vardı; bu bölümler kaldırıldı. Yani, eğitim uzmanı sözü var burada, tasarıda; ama, kendisi yok, rehberliğin dışında. "Parasız yatılı" adı var; ama, parasız yatılı, maalesef yok yükseköğrenimde, öğretmen olacak çocuklar için.
Dünyanın her yerinde, öğretmen adayları çok iyi seçilir ve öğretmenlik eğitimi çok iyi koşullarda yapılır, desteklenir; çünkü, çocukları, yarının insanını onlar yetiştirecektir. Maalesef, Türkiye de çok güzel modeller bulduğu halde, geçmişte, bizim tarihimizde hep yıkılmıştır. Örneğin, köy öğretmen okulları, ilköğretmen okulları, köy enstitüleri, yüksek öğretmen okulu ve eğitim enstitüsü gibi, dönemine göre son derece başarılı öğretmen yetiştiren kurumlarımızı yapmışız, yıkmışız; yapmışız, yıkmışız... 1980'den sonra da eğitim fakülteleri üniversitelerin içerisinde var; ama, son zamanlarda birçok yerde başarılı olmasına karşın bunlar arasında bir eşgüdüm yok. Eski, kapattığımız köy enstitülerinin binaları, ağaçları duruyor; oralarda yalnız anadolu öğretmen liseleri var. Aslında, süreleri uzatılıp, oralar birer eğitim fakültesi olabilirdi; ama, bu da yapılmadı. Dilerim, bundan sonra, öğretmen adayları daha çok desteklenir ve onların öğretmen olduktan sonra da hakları verilir; çünkü, bugün, öğretmenliğe hak kazanmış, okumuş, diploma almış birçok genç, öğretmenlik ataması için beklemektedir. Belki, sizlere de birçok başvuru oluyor, bizlere de oluyor; ama, onları öğretmen olarak gönderemiyoruz, kadro yok diye.
Ben, bu yasanın, gerçekten, öğrencilere yarar getirmesini diliyorum; hepinize saygı sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 22 Ocak 2004