İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 62. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kanununa geciçi maddeler eklenmesine dair kanun teklifi (s.s.799)

Mustafa Gazalcı

Denizli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 62. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Şubat 2005 · 1.866 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Gazalcı (CHP), 23 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KANUNUNA GECİÇİ MADDELER EKLENMESİNE DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.799)); konuşma 1.866 kelime.

Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “Yükseköğretim kanununa geciçi maddeler eklenmesine dair kanun teklifi (s.s.799)”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 23 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2005-02-23-yuksekogretim-kanununa-gecici-maddeler-eklenmesine-dair-kanun-teklifi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; kamuoyunda "öğrenci affı" diye bilinen, üniversiteden ilişiği kesilmiş 2000 yılından sonraki öğrencilere yeniden öğrenci hakkını veren teklifle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Peşinen söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi, bu konuda engelleyici bir tutum sergilemeyecek; ancak, kaygılarını, düşüncelerini ve uyarılarını yapacak. Tuttuğumuz yolun bir yol olmadığını, konunun bir eğitim konusu olduğunu, teknik bir konu olduğunu sizlere sergilemeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlarım, birleşimin başında da söylendi, 10 uncu kez aynı doğrultuda bir af geliyor buraya; ama sorun çözülmüyor. Böyle giderse, 11 incisini, 12 ncisini, daha birçoğunu önümüzdeki yıllarda göreceğiz. 1983'ten bu yana, bu konu, her ikibuçuk yılda bir buraya gelmiş, her ne sebeple olursa olsun, hemen hemen aynı cümlelerle, toptancı bir anlayışla, Meclis, kendisini üniversitenin yerine koyarak, öğrenciyle ilgili, eğitimle ilgili bir konuda karar vermiş.

Değerli arkadaşlar, gerekçeyi okuyorsunuz, hepimiz okuduk. Gerçekten, rahat bir gerekçe değil; hatta, sonuna doğru denilmiş ki: "Bu son olsun." Bunu yazanlar da biliyor ki, bu, son olmayacak; yani, bu biçimdeki bir çözüş, iki maddeyle eklenme bir son değildir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz diyoruz ki, gelin, bu işi üniversitelere bırakalım, onlar çözsün. Bu, bir teknik konudur, pedagojik bir konudur, eğitimle ilgilidir, üniversite, öğrencisini bizden iyi tanır; biz, bunların kim olduklarını, niçin ilişiklerini kestiklerini hiçbirimiz bilemeyiz; bu kadar insanı bilmek mümkün de değildir; o yüzden, bu iş üniversitenin konusudur diyoruz. Anayasada da zaten böyle deniyor; biz böyle bir dilekte bulunduğumuz için değil. Anayasanın 130 ve 131 inci maddelerinde, bu tür konuların üniversite tarafından verileceği, yapılacağı bize emrediliyor. O yüzden, Parlamentonun, kesinlikle, kendisini üniversite yerine koyarak, ikide bir, her ne sebeple olursa olsun, ilişiği kesilen bütün öğrencileri kapsayan toptancı bir anlayışla çözdüm sanması yanlıştır diyoruz.

Değerli arkadaşlar, yoksa, her şey elbette ki, öğrenci içindir, eğitimin niteliği içindir, çocuklarımız içindir, gençler içindir; ama, eğitim konusundaki sorunları çözme yeri burası değildir.

Bakın, ortaöğretimde de zaman zaman çocuklara bir hak daha verilir; ama, hiçbir zaman buradan yasa çıkmaz. Millî Eğitim Bakanı, görüşler toplar ve bir karar verir. Ortaöğretimle ilgili verilecek bir kararı biz vermiyoruz da, niçin üniversiteyle ilgili olan bir konuda karar veriyoruz?!

Bakın, üniversiteler bu konuya nasıl yaklaşıyorlar, isterseniz buna bir göz atalım.

Değerli arkadaşlar, elimde, Üniversitelerarası Kurulun 16.2'de yaptığı bir açıklama var, kısaca ondan söz etmek istiyorum size. "Yükseköğrenim kurumlarımızın, son yirmibeş yılda, Türk gençliğine yararlı olmak amacıyla, tüm kuralları yerine getirerek ve anayasal eşitliği gözeterek titizlikle uyguladıkları eğitim-öğretim çabaları, bu yasa tasarısıyla yok sayılmaktadır. Bugüne kadar kamuoyunda öğrenci affı diye bilinen bu nitelikteki kanunların, gençlerimize yarar getirmediği, üniversitelerde yürütülmekte olan eğitime büyük bir yük getirdiği ve vicdanlarda eşitlik ilkesinin ciddî olarak zedelendiği görülmüştür. Türk yükseköğretim sistemi, bugünkü durumuyla, geçmiş yirmibeş yılda yükseköğretim kurumlarıyla ilişkisi kesilmiş milyonlarca öğrenciyi yeniden üniversitelere alma imkânına kesin olarak sahip değildir. Böyle bir girişimi, bir taraftan büyük güçlüklerle sürdürülen eğitimi işlemez hale getireceği bir taraftan da başarılı öğrenciyi cezalandırma sonucu doğurabilecek bu kanunun, konusu açısından da, hukuka ve kamu yararına aykırı bir sebebiyle geçerli şekilde savunulması mümkün değildir" diyor Üniversitelerarası Kurul. YÖK'de buna benzer birkaç kez açıklama yaptı.

Bugün, üniversite öğretim üyelerinden birisi bir makale yazmış; Sayın Prof. Dr. İlhan Tomanbay. Şöyle bir baktım ne yazıyor diye: "Bu affın, bu biçimiyle gençlerimize de bir yararı yok, ülkeye de bir yararı yok; böyle bir af çıkmasın" diyor.

20 000 öğrenciyi okutan, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Akbıyık da şunları söylüyor: "Beş yılda yalnızca 4 öğrenci disiplin suçuyla okulumuzdan ayrıldı. Yüzde 20 gibi bir başarısızlık oranı var. Bu öğrencilere -seçmene selam kabilinden- her gelen hükümet bir af yasası çıkarıyor. Bu, âdeta köklü bir gelenek haline gelmiş. Biz, bu noktada, başarıyı artırmak yerine başarısız öğrencilere ödül vermiş oluyoruz."

Değerli arkadaşlar, bakın, Üniversitelerarası kurullar, YÖK, üniversiteler ve bu işin uzmanları, bu biçimdeki bir çözümün çözüm olmadığını söylüyorlar.

Üniversitelerin birçok sorunu var; fizikî sorunu var, kaynak sorunu var, öğretim üyelerinin ücreti konusu var, öğrencilerimizin birsürü sorunu var; yurt sorunu, beslenme sorunu, kitap sorunu, boş zamanlarını değerlendirme sorunu, üniversitelerin önünde her yıl yığılan 2 000 000'a yakın öğrenci sorunu, üniversiteye girdikten sonra kredi sorunu, burs sorunu... Bunların hiç birisine, bu, bir çözüm getirmiyor. En kolay yol, ikibuçuk yılda bir, iki satırlık bir yasa teklifi getirmek ve çözdüm sanmak! Hayır; biz bu yasayı yürürlüğe koyduğumuz an yeni mağdurlar birikecek bu biçimde ve onlar bizim kapımızı çalmaya başlayacaklar.

Değerli arkadaşlar, asıl sorunun kaynağı başka bir yerde; sistemde. Bakın, ortaöğretim -yani liseler- bugün 79 çeşit lise var, onların niteliğini yükseltmeyi düşünmüyoruz; oysa, üniversitenin tabanı ortaöğretimdir. Millî Eğitim Bakanlığının, şûra kararlarını gözönüne alarak, önce ortaöğretime bakması gerekir.

Bir dershane konusu var. Bakın, Ankara Ticaret Odasının geçen yılki verilerine göre 3 katrilyon lirayı aşıyor dershanelere giden paralar. Siz de biliyorsunuz ki, dershaneye gidemeyen, özel kurs alamayan çocukların üniversiteye girmeleri çok zordur.

Deniliyor ki, işte ekonomik bunalımlar oldu, çocuklarımızın kimileri bu işten mağdur oldu. Doğru. gerçekten, ekonomik nedenlerle harcını yatıramayanlar varsa, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, köklü olarak öneriyoruz, onların kaydı hiç silinmesin, en azından dondurulsun; ama, bu onu getirmiyor ki... Yani, 9 tanesinde ekonomik bunalım yoktu; 2001 yılında, 2002 yılında olan bunalım yoktu; o, gerekçe gösterilemez. Yani, bu bir çözüm değil; çözüm... Öğrenci de başarısız değil aslında büyük bir kısmı; sistemde de bir başarısızlık var; bunun sorgulanması gerekiyor; ama, nedense, hükümet, bu köklü sorunları inceleyip yapacağı yerde, işin kolayına kaçıyor, ucuz bir biçimde... Geçen yıllar, katsayıyı bu Meclise belirtmeye çalıştı. Önce bir üniversiteler yasa tasarısı getireceğiz dedi; sonra, ondan vazgeçti; bir imam-hatip konusunu ve katsayı konusunu getirdi; üç beş madde; sonra ondan da vazgeçti. Şimdi, yine, dağ fare doğuruyor; güya, üniversite sorunları ele alınıyormuş gibi yapılıyor ve iki maddelik bir geçici maddeyle, öğrencilerin sorunlarını çözdük sanıyoruz. Çözmeyecektir; bu çocuklar için de bu çözüm değildir; rakamlar onu gösteriyor, gerçekler onu gösteriyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye'de üniversiteler... Cumhuriyet kurulduğunda, bir tek Dârülfünun vardı. Bir yıl sonra, 1924'te tüzelkişilik verildi Dârülfünuna ve İstanbul Dârülfünunu oldu adı. Yıllar içerisinde, 1933'te, yeniden, İstanbul Üniversitesi olarak kuruldu orası. Batı'daki üniversitelerin özerkliği 13 üncü Yüzyıldan başlıyor; bizde ise, eski medreseler evrim geçirerek üniversite olmadılar. Üniversitenin bütün dünyada anlamı, bilim üreten bir yerdir ve toplumun geleceğini orada biçimlendiririz. Bütün dünyada, üniversite, böyle, parlamentonun müdahalesi, hele hele niteliğini düşürecek, başarısızlığı ödüllendirecek bir müdahale, bir karışma olmaz.

Ben, Hasan Ali Yücel'in, birkaç gün sonra, 26 Şubatta, ölümünün 44 üncü yıldönümünde anacağımız büyük eğitimcinin, 1946 yılında 4936 sayılı Yasayla ilk kez üniversitelere özerklik getirmesi var. Tam dört yıl, yerli ve yabancı uzmanlar ve üniversitelerle o yasanın hazırlığı yapılmış arkadaşlar; dört yıl... Dört yıl sonra Meclise gelmiş, günlerce tartışılmış, konuşulmuş ve üniversite gerçekten özerk olmuş. Kişilerden, rektörlerden alınarak kurullara kararlar bırakılmış. 12 Eylüldeki müdahale sonucunda getirilen YÖK düzenini kastetmiyorum. Ondan sonra, hep, üniversiteler, cumhuriyet döneminde gelişmiştir.

Birkaç tane daha örnek vermek istiyorum size. Bakın, 1931 yılında Cenevre'den bir profesör geliyor; adı da Prof. Albert Malche. İstanbul Dârülfünununda, İstanbul Üniversitesinde üniversitelerin yeniden yapılanması için bir rapor hazırlanması isteniyor bu profesörden, Cenevre Üniversitesinden gelenden ve raporu hazırlıyor. Raporu Atatürk okuyor. Atatürk, kendi el yazılarıyla, değerli arkadaşlar, raporun kıyısına, üniversite öğretiminin gerçekten akademik özgürlüğe kavuşmasını söylüyor; öğrencinin en az bir yabancı dili okuyup yazarak bilmesi gerektiğini söylüyor, kütüphaneleri önemli kılıyor; ama, bir şey daha ekliyor Atatürk "başarısız öğrencilerin birinci yıldan sonra cesareti kırılmalıdır" diyor. Şimdi, değerli arkadaşlar, bu konuda Cumhurbaşkanının söyledikleri bu.

Şimdi, isterseniz, o zamanki Başbakandan da bir örnek vermek istiyorum size. 8 Temmuz 1924'te Ankara Hukuk Mektebinin diploma töreninde Başbakan İsmet İnönü "bir toplumda her türlü suiistimal meydana gelebilir ve her biri ayrı ayrı zararlıdır; çekinilmeye değer, fakat, suiistimallerin en fenası, hayata yeni atılan öğrenciye haksız olarak not vermektir; nedeni ne olursa olsun, haksız ve fena numara veren adama, bir toplumda en büyük fenalığı yapmaya elatmış bir insan gözüyle bakmak gerekir. Fena öğrenci yetiştirmek, o öğrenciye hak etmediği halde numara vermektir. Hayata yeni başlayan bir genç, zorluklarla karşılaştıkça, kendi yeteneğinin ve eğiliminin dayanacağı yolu sonunda bulur. Bunu ona gösterecek olan, ona numarayı verenlerin istikamet ve dürüstlüğüdür. Efendiler, elinde yanlış bir diplomayla topluma çıkan insanın ülkeye zararı sizin tasavvur edebileceğinizden çok fazladır. Bir toplumda en zararlı insan, ehliyetsiz olduğu halde salâhiyet sahibi olandır. Ehliyetsiz ve salahiyet sahibi -yani yetki sahibi insan- öğrenciliği sırasında ıslah olmazsa, yaşamın gidişi içinde güç ıslah olur. Bu insan, bütün yaşamında bilimin, liyakatin ve çalışkanlığın düşmanı olacaktır" diyor. Yani, şu bir öz söz gibi olmuştur: Ehliyetsiz ve yetkisiz bir insanın ne kadar zararlı olacağını...

Yine aynı mektebin açılmasında, İsmet İnönü, o zamanki Başbakan diyor ki: "Arkadaşlar, ilimde eksik adamların toplanması tamam adamlar veremez. Bin yarım ve bin cahil, bir yarımdan daha faydalı olamaz; fakat, daha zararlı olur. Bin yarım adam, bir tam adam değildir. İlim müesseselerinden çıkanlar daima iyi yetişmelidir."

Şimdiki Başbakanımız ne diyor; bakın, Gaziantep'te, bundan üç gün önce, kadın il kongresinde bir açıklamasını duydum Sayın Başbakanın, Tayyip Recep Erdoğan'ın ve şaştım kaldım; diyor ki: "Bu öğrenci affına farklı yaklaşanlar, farklı yerlere çekenler kötü niyetlidir, art niyetlidir, çirkin niyetlidir."

Değerli arkadaşlar, şimdi, bir şeye değişik bakmak, farklı bakmak, niye art niyetlilik olsun, niye kötü niyetlilik olsun?! Aylarca, siz, bizi hep niyet okumakla suçladınız; ama, bakın, niyet okuyan asıl kendinizsiniz. Bakın, üniversite öğrencileriyle kavga etmek, üniversite öğretim üyeleriyle kavga etmek, toplumun anayasal kuruluşlarıyla kavga etmek hiçbir yarar getirmez.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yeniden söylüyorum; üniversite konularının... Bu Mecliste eğer onlara yapılacak bir iyilik varsa, onların araştırma, inceleme için kaynaklarını artıralım. Yıllar içinde üniversitelere verilen pay artmamıştır, azalmıştır. Dünya üniversiteleri içerisinde son yıllarda bilimsel yayın yapmakta 26 ncı sıraya geldi üniversitelerimiz. Bu, alkışlanacak bir durum ve cumhuriyetin ilk yıllarında çok az öğrencimiz vardı.

Bakın, ilk yıllarda yalnız bir üniversitemiz var Dârülfünun -demin söylediğim gibi- 2 939 öğrenci var, 328 öğretim üyesi bulunuyor ve 2004 yılına göre söylüyorum; bugün, vakıf üniversiteleriyle beraber -53'ü devlet üniversitesi bendeki bilgilere göre- 78 tane üniversitemiz var, 77 065 öğretim elemanı var.

Değerli arkadaşlar, siz, kendi öğrencisini, yani, bu 77 000'den fazla öğretim elemanından, bizim onlardan daha fazla mı öğrencileri düşündüğümüzü sanıyorsunuz, daha iyi tanıdığımızı mı söylüyorsunuz?! Bırakın, bu işi üniversite çözsün ve ikide bir kapımıza gelip, bu sorun böyle çözülmesin. Üniversiteye bir katkı yapacaksak, bizim araştırma önergelerimiz var; o konuda komisyonlar kuralım, güzelce incelemeler yapalım, üniversiteye nasıl yararlı olabiliriz diye bakalım.

Geçenlerde bir gazetemizde, bir kaçak villayı satın almış bir zengin adam konuşuyordu; siz de anımsarsınız. "Neden bu parayı verdiniz bu kaçak villaya" diyorlar adama; adam diyor ki: "Nasıl olsa af çıkacak."

Şimdi, değerli arkadaşlar, toplumda böyle bir düşünce egemen olmuşsa, daha öğrenci başlarken "nasıl olsa ben affolurum" diyorsa, bunda gerçekten büyük bir şey var. O zaman, başarılı olanı biz cezalandırıyoruz. Bu, yanlış bir izlenim. Eh, bugüne kadar yapıldı, ses çıkmadı... Hayır, 9 kere yapıldığında da uyarılmış. Şimdi siz çoğunluksunuz.

Bakın, biz, bu yasada size bırakıyoruz her şeyi. Böyle bir seçmene selam kabilinden iş yapılmayacaksa, bu çocuklarımızı da koruyan köklü bir şeyi üniversiteyle beraber yapalım diyoruz. Ucuz yapılan, kolay yapılan işlerin ileride zararı büyük olur. Bunlar ülkemizi yönetecekler. Başka bir okul yoktur üniversiteden başka. Bu tasarıda, mastır öğrencileri, doktora öğrencileri de affediliyor.

Değerli arkadaşlar, böyle bir toptancılık olmaz, böyle bir anlayış olmaz. Lütfen, inceleyelim, karar verelim diyoruz ve bunun bir yanlış olduğunu, yeniden yeniden söylüyorum.

Bakın, üniversitede var olan öğrenciler hangi haklarla okuyorlar; iki yıllık önlisans dört yıl, dört yıllık lisans için yedi yıl, beş yıllık program için sekiz yıl, altı yıllık program için dokuz yıllık bir hakkı var üniversite öğrencilerinin. Bunlar yetmiyor; bunlardan sonra, başka sınav hakları var. Üç derse indirmişse son sınıf öğrencisi, sonsuz sınav hakkı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

37 konuşma daha · 23 Şubat 2005

37 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook