İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 62. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kanununa geciçi maddeler eklenmesine dair kanun teklifi (s.s.799)

Oya Araslı

Ankara Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 62. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Şubat 2005 · 1.593 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oya Araslı (CHP), 23 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KANUNUNA GECİÇİ MADDELER EKLENMESİNE DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.799)); konuşma 1.593 kelime.

Oya Araslı (CHP, Ankara). “Yükseköğretim kanununa geciçi maddeler eklenmesine dair kanun teklifi (s.s.799)”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 23 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2005-02-23-yuksekogretim-kanununa-gecici-maddeler-eklenmesine-dair-kanun-teklifi-3 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 799 sıra sayılı kanun teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ve kendi kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1980-2000 yılları arasında 9 öğrenci affı çıkarılmıştır; yani, 9 kez, yükseköğretim kurumlarıyla herhangi bir nedenle ilişkisi kesilen öğrencilerin yükseköğrenimlerine kaldığı yerden devamı imkânını tanıyan kanun çıkarılmıştır. Şöyle bir bakarsanız, iki yılda bir, "öğrenci affı" olarak adlandırdığımız, bu türden bir kanun çıkmıştır.

Bu durum, hemen her yasama döneminde bir öğrenci affını beklenir hale getirmiş, bu amaçla Türkiye Büyük Millet Meclisi etki altına alınmaya çalışılmış, bu beklentileri karşılamak için çıkarılan aflar birbirini izlerken, af çıkarmak ve af beklemek alışkanlık haline gelmiştir; öyle ki, öğrenciler bunu bir hak olarak görmeye başlamışlardır. Sizleri bilmiyorum; ama, beni ziyaret eden öğrencilerimizin "bu dönem, Meclis, af hakkımızı gerçekleştirmekte çok gecikti, ne zaman çıkacak bu" diye, ilk soruları bu olmuştur; bunu sormak için beni görmeye gelmişlerdir. Bu kanun teklifi de, bu beklenti ve alışkanlık zincirinin bir halkası olarak önümüze gelmiştir.

Böyle bir kanun teklifi ne getirmektedir ne götürmektedir; bunu irdelemek lazım. Öğrenciler bakımından ne getirmiştir?..

Değerli arkadaşlarım, bu teklif kanunlaştığı zaman, her ne sebeple olursa olsun, disiplin cezası almış olmaları nedeniyle, çalışmadıkları ve başarılı olmadıkları için, maddî imkanları veya sosyal koşulları eğitimlerine devama imkân vermediği için okulla ilişkisi kesilen bütün öğrenciler, tekrar, kaldıkları yerden öğrenime devam etmek imkânını bulacaklardır. İlk bakışta çok güzel. Elbette ki, küçücük yavrularımızdan, üniversite çağına, üniversite eğitimine başladıkları bir döneme girmiş oldukları çağda böyle bir imkânı esirgemek, hiçbirimizin vicdanının kaldıracağı bir olay değildir; ama, acaba, iş, sadece vicdanla, sadece çocuklarımıza acıma duygusuyla çözülebilecek bir olay mıdır; bu acıma duygumuz, beraberinde, birtakım çok büyük sakıncaları da davet etmekte midir? Ben, buna "hayır" yanıtını gönül rahatlığıyla veremiyorum. Bu, şuna benzer: Bir çocuğunuz vardır, başarısızdır; her seferinde azarlarız "sana her türlü imkânı sağladım, hiçbir şeyin eksik değil, niye başarısızsın; bak, bir daha kırık not getirirsen seni cezalandıracağım" deriz ve kırık not bir daha gelir, çocuğumuzu, tatile ödüllendirerek göndeririz; kırık not bir daha gelir, çocuğumuzu Avrupa seyahatine göndeririz. Bu, onun gibi bir şey. Çocuklar başarısız oluyorlar, başarılı olmak için en ufak bir gayret sarf etmiyorlar; çünkü, kendilerini kurtaracak olan affın yolda olduğunu biliyorlar. Bu iki yıl içerisinde gelmezse, öbür iki yıl içerisinde mutlaka gelecek.

Ben, biraz önce, arkadaşlarımın bir yarışını anlamakta zorluk çektim; kanun teklifini biz mi önce verdik siz mi; Dikmen kapısından öğrencileri kim karşıladı, ben mi sen mi?.. Kavga etmeyin arkadaşlar, nasıl olsa iki yıl sonra bir af daha çıkacaktır; önceliği, bu sefer alamayan alır. İş, bu noktaya gelmiştir.

Böyle koşullarda öğrenciyi disipline etmek mümkün müdür; sorarım size?! Hepiniz, anasınız, babasınız, eğitimin çeşitli kademelerinde okuyan çocuğunuz var. Böyle, yaptığı hata, yaptığı tembellik ödüllendirilecek, onların önüne yeni imkânlar açılacak duygusuyla, çocuk başarıya yönlendirilebilir mi?! Kuşkusuz ki hayır.

Haa, diyebilirsiniz ki, maddî imkânsızlık nedeniyle üniversiteyle ilişkisi kesilen çocuklarımız var, onlara bir imkân tanıyalım. Güzel, peki; sınav hakkı tanıdınız, üniversiteye yeniden kaydolma imkânı tanıdınız; beraberinde, değerli arkadaşlar, hangi maddî imkânı sağladınız bu çocuklara?! Yani, af hakkı vermekle...

CAVİT TORUN (Diyarbakır)Kredi veriyoruz.

OYA ARASLI (Devamla)Dün de kredi vardı, dün de kredi imkânı vardı; ama, çocuklar, o nedenle, gene maddî imkânsızlık sebebiyle kayıtlarını sildirmek zorunda kaldılar. Kredileriniz yetersiz, ailelerin çocuklara gönderdiği para yetersiz; kredilerin bir kısmını bedava vermiyorsunuz, öğrenciler borçlanıyorlar, ailelerinin borç ödeme imkânı yok. Siz, çocuklara maddî imkân sağlamadığınız gibi, artırmadığınız gibi, ailelerinin imkânlarını da kısıyorsunuz.

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa)Artırdık, artırdık.

OYA ARASLI (Devamla)Her gün, gazetelerde, kapatılan, işçileri sokağa bırakılan bir kurumun, bir müessesenin ilanını, haberini okuyoruz. Ne sağladınız da bu çocuklara, sınav hakkı vermekle bir şeyler kazandırabileceğinizi düşünüyorsunuz! Böyle bir olay yok.

Disiplin cezası almış çocuğu affedeceksiniz. Bu, acaba, öğretim üyesinin ve öğrencinin disiplini bakımından uygun bir çözüm müdür?! Öğretmenine, üniversite öğretim üyesine her türlü hakareti yapabilmiş bir çocuğu tekrar o hocanın karşısına diktiğiniz zaman, o sınıfta, o öğretim üyesinin otorite temin etme imkânı kalır mı veya o çocuğun ceza alıp bir daha düzgün hareket etme gereksinimi duymasına imkân var mıdır?! Nasıl olsa affedileceğim der, bir kere daha aynı hatayı yapar, bir kere daha aynı hatayı yapar. Ne olacak; iki yıl kaybedecek, tekrar aynı sıraya, aynı öğretmenin karşısına oturacak.

Siz, bunları getiriyorsunuz. Bunların, öğretim hayatımız bakımından hiçbir yararı yok, öğrencilerimiz açısından hiçbir yararı yok. Af ne zaman mümkün olabilir; siz, öğretim sisteminde köklü bir değişiklik yapmış olursunuz, ona uyumu sağlamak amacıyla birtakım geçiş imkânları sağlarsınız, o zaman af söz konusu olur; ama, 1980'den bu yana 9 kez af çıkarmışsınız. Bir kere affa uğrayan bir kere daha affa uğramış, ikinci kere affa uğrayan üçüncü kere affa uğramış ve hâlâ başarısız bu öğrenciler. "Ne olur bir imkân daha tanıyalım" diyorsunuz. Güzel; bir imkân tanıyalım; ama, kimin cebinden tanıyoruz bu imkânı; başarılı öğrencinin cebinden tanıyoruz. Bu af çıkarılırken, bu af teklifi hazırlanırken, acaba, YÖK ile görüşülmüş mü?

Her üniversitenin bir kapasitesi var, öğrenci okutabilme kapasitesi var, öğrenciye imkân sunabilme, laboratuvar, araştırma, çalışma odası gibi imkân sunabilme kapasitesi var. Eğer, bu kapasite 500 öğrencilikse, siz, 100 öğrenciyi de afla o üniversiteye, o fakülteye gönderiyorsanız, bu, ne anlama gelir; eğer, 400 kişiyse sınıf, siz, o sınıfı 500 kişi yapıyorsanız 100 kişi ayakta kalacak demektir. Başarılı öğrencinin sınıfta oturacağı sıraya bile başarısız öğrenciyi ortak edeceksiniz. Laboratuvar imkânlarında, çalışmış, kazanmış, sınıfında ilerleyen çocuğun imkânlarına, başarılı olmamakta direnen bir çocuğu ortak edeceksiniz. Bunda hakkaniyet var mı?! Bunun eşitlik neresinde?! Bundan ne gibi bir yarar umuyoruz?.. Başarılı çocuklarımızın sırtından, onların imkânlarını azaltarak, başarısız çocuklara imkân hazırlıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, ben de bir üniversite öğretim üyesi kökenli milletvekiliyim. Önümde oturan çocuklara hiçbir zaman garazım olmadı; onların imkânlarını azaltmak gibi bir niyetim yok; ama, üç beş tane çocuğu koruyacağım diye kimlerin zarar göreceğini de hesaplamak mecburiyetindeyim; bu, benim, öğretim üyeliği yıllarından edindiğim bir alışkanlık. Ne kadar güzel; 300 000 kişi bizi alkışlayacak! Kimin zararına bu alkış kopacak? 300 000 kişinin ailesi bu teklifi verenlerin partisine veya bu teklifi veren arkadaşlara oy verecek. Ne pahasına; çalışkan çocukların sırtından bir şeyleri alıp çalışmayan çocuklara verme pahasına. Bunu yapmayalım arkadaşlar. Bu çocuklara başarısızlığı getiren koşulları ortadan kaldıracak düzenlemeler yapalım. Üniversitede okuyan öğrencilerimiz maddî imkânsızlık nedeniyle kaydını sildirmesin. Burslarını artıralım, yurtlarını artıralım, daha fazla kredi imkânları sağlayalım, bu imkânları sağlayalım. Parasızlık nedeniyle kimse eğitim hakkından, eğitime devam etmek imkânından yoksun kalmasın. Başarısız öğrenciyi başarısızlığa iten sebepleri ortadan kaldıralım. Kalabalık sınıf mıdır bunun nedeni; olabilir. 20 kişiyle bir öğretim üyesinin ilgilenme kapasitesi farklıdır, 200 kişiyle ilgilenme kapasitesi farklıdır. Bu kanun teklifiyle siz onu yapıyorsunuz. Öğretim üyelerini de aşırı bir yük altına sokuyorsunuz. Başarılı öğrenciye ayırabileceği zamanı yarıya indiriyorsunuz, üçte 1'e indiriyorsunuz ve başarısız çocuklara ikram ediyorsunuz o zamanı. Bunların hiçbirisi doğru değil; ama, bir çözüm bulalım. Çocuk neden başarısız oluyor, onu araştıralım, ona çözüm getirelim ki, bu kanunlar art arda çıkmasın.

Bakın, öyle bir durum yarattık ki, başarısız çocukların üniversite hayatına devam imkânı Türkiye Büyük Millet Meclisinin merhametine bağlı hale geldi. Af çıkartırsanız, devam ediyorlar, çıkartmazsanız, etmiyorlar. Bunu bir kere düzenleyelim. Bu, bir merhamet, bir bağış meselesi olmaktan çıksın. Çocuklarımız bir merhamete konu edilmeyecek kadar değerli. Onları da bu duruma düşürmeyelim. Bir düzenleme yapalım. Bunun çaresi sınırsız sınav hakkıysa, bir kere düzenleyelim; ama, çocukları, böyle, tembelliğe "nasıl olsa Meclis af çıkarır, nasıl olsa af çıkarır"a teslim etmeyelim. Kural nedir, bilsin, ona göre hayatını tanzim etsin, ona göre çalışma programını yapsın, ona göre başarı durumunu tayin etsin. Sınıfları küçültelim mi; ona göre bir düzenleme getirelim. Kapasiteyi artıralım mı azaltalım mı; ona göre bir düzenleme getirelim; ama, böyle, aklımıza estiği zaman af çıkarmak!.. Bu, marifet değil. Çocuklarımızın üniversite tahsili yapmasını, bu teklifi destekleyen arkadaşlarımız kadar en az bizler de istiyoruz; ama, bunun böyle bir merhamet görünümünde değil, düzenli, kalıcı bir yasa çerçevesinde ortaya konulmasını istiyoruz. Yükseköğretim Kurumuyla konuşunuz, üniversitelerin kapasitesini, neler yapılabileceğini tartışınız, o şekilde bir yasa getiriniz. Yoksa, bu şekilde getirilen bir yasanın, ne öğrenciye ne öğretim üyesine ne üniversite yaşamına zerre kadar katkısı yoktur. Ben biliyorum; burada bu kanunlaştığı zaman, iki yıl sonra yine aynı baskı söz konusu olacak üzerimizde. Yine, aynı arkadaşlar yazıktır çocuklara diye bu kürsüye çıkacaklar. Kanunun gerekçesine de yazmışlar bunu. Ne kadar ilginç; böyle bir kanun gerekçesi olur mu?.. Niye bu soruyu soruyorum; çünkü, devlet erklerinin her birisi kamu yararı amacına yöneliktir, kamu yararını gerçekleştirmek için çıkarılır. Bir grubun çıkarını -adı ne olursa olsun, öğrenci, işçi, öğretim üyesi- onu tatmin etmek için çıkarılmaz, onun beklentilerini karşılamak için değil; eğer o beklenti kamu yararıyla çakışıyor ise, kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla çıkarılır. Burada ne deniliyor: "Yaklaşık bir yıldan bu yana, biraz da eski alışkanlıklardan kaynaklanan nedenlerle ciddî bir beklenti içine sokulan bu öğrencilere bir fırsat tanınmasının zorunlu hale geldiği de gözardı edilmemelidir." Ancak, bütün bu konular tartışılırken, gerek beklenti içinde olan bu öğrencilere gerekse onların arkasından gelen genç kuşaklara, bundan böyle bu tür çözümlere ümit bağlamamaları gerektiği hususunda samimî uyarı mesajlarının verilmesi gerektiği ifade ediliyor. Bu dahi, bu kanunun yöneldiği amacın kamu yararı olmadığını ortaya koyuyor. Ne eşitliğe hizmet ediyor, ne eşitlik anlayışına uygun, ne kamu yararı anlayışına, ne hukuk devleti anlayışına.

Değerli arkadaşlarım, burada bir idarî af çıkıyor. Burada, üniversitelerin iç yaşamına müdahale eden bir düzenleme söz konusu. Eğer, siz, yasama yetkisini kullanarak yürütmenin özerk bir kurumunu oluşturan üniversiteye müdahale edecek olursanız, bunun hukuk tekniğindeki adı yetki saptırmasıdır, fonksiyon gasbıdır. Bu yasa teklifi, böyle bir sakatlıkla da maluldür; bunu size ifade edeyim. Böyle popülist yaklaşımlarla, bir damlacık çocuklarımızın sorunlarını çözüyormuş izlenimi onlarda uyandırmaya kalkışmayın. Onların sorunlarını çözebilmek için böyle alelacele hazırlanmış yasa tekliflerine değil, uzun araştırmalar sonunda, konunun bütün taraflarını işin içerisine dahil ederek ve özellikle yükseköğretim kurumlarının görüşlerini alarak bir çözüm getirmek lazım. Bunu yapmazsanız, bunun adı, sadece ve sadece, üzülerek söyleyeyim ki, ucuz popülizm olur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin ucuz popülizm için harcayacak zamanı olmadığına inanıyorum. Değerli arkadaşlarımın bu ikazları dikkate alacağına güvenmek istiyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

37 konuşma daha · 23 Şubat 2005

37 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook