4.5.2005 tarihli ve 5344 sayılı türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kan.değ.yap.dair kanun ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (ss.918 )
Denizli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 121. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Haziran 2005 · 840 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Gazalcı (CHP), 29 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 4.5.2005 TARİHLİ VE 5344 SAYILI TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KAN.DEĞ.YAP.DAİR KANUN VE ANAYASANIN 89 UNCU VE 104 ÜNCÜ MADDELERİ GEREĞİNCE BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ (SS.918 )); konuşma 840 kelime.
Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “4.5.2005 tarihli ve 5344 sayılı türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kan.değ.yap.dair kanun ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (ss.918 )”. TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim tutanağı, 29 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2005-06-29-4-5-2005-tarihli-ve-5344-sayili-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-k (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhurbaşkanının, bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderdiği Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) yasa değişikliğini görüşüyoruz ve tatilin eşiğinde bu işi yapıyoruz. Aslında, yalnız bugün değil, iki yılı geçkin bir süredir, biz, TÜBİTAK'ı görüşüyoruz, görüştük ve belki de, daha görüşmeye devam edeceğiz. Bu, bir son nokta değil. Çünkü, aynı tasarı üzerinde, TÜBİTAK üzerinde burada birçok kez konuşmalar yapıldı ve uyarılarda bulunduk komisyonlarda, Genel Kurulda; dedik ki, bu, Cumhurbaşkanından döner; bu, Anayasa Mahkemesinden döner. Görüştüğümüz tasarıdan önce hükümet bir tasarı getirmişti, aynı şekilde Cumhurbaşkanı geri gönderdi "hukuka aykırı, kamu yararına aykırı, hukuğun genel ilkelerine aykırı" diye; ama, bir AKP klasiğiyle karşı karşıyayız. İnatla, ısrarla TÜBİTAK gibi bir bilimsel kuruluşu ille de ben yöneteceğim, ben denetleyeceğim, ele geçireceğim anlayışıyla bir ısrar var.
Değerli arkadaşlar, belki bakanlıklardaki partizan kadrolaşmalara, bir ölçüde insan, eh, iktidardır, üst düzey yöneticilerini atayabilirler denebilir ve bir ölçüde birlikte çalıştığı insanları kendi iradesiyle atamak isteyebilir; ama, konuştuğumuz, sözü edilen, bilimsel özerkliğe sahip bir kuruluştur. 1963 yılında kurulmuş, gelişmiş ülkelerde 19 uncu ve 20 nci Yüzyılda başlayan ve yaşları çok daha ileri bilimsel kuruluşlar varken, Türkiye'de daha yeni filizlenmekte olan bir kuruluş, nedense AKP tarafından ısrarla siyasallaştırılmak istenmektedir, yok edilmek istenmektedir.
Değerli arkadaşlar, TÜBİTAK sorununu yaratan AKP İktidarıdır. Belki bundan önceki oturumları, bu TÜBİTAK öyküsünü bilmeyenlere şöyle kısaca bir anımsatmak istiyorum.
TÜBİTAK, normal kuruluş yasasına göre çalışmasını yaparken, başkanını kendi arasında seçmiş, hükümete bildirmiştir; ama, hükümet bunu Cumhurbaşkanına sunacağı yerde sumenaltı etmiştir, durdurmuştur ve süresi dolmuştur başkanın, ayrılmıştır bir sorun çıkarmamak için. Aslında, Başbakanın, hükümetin, görevini kötüye kullanması vardır. Daha sonra, bilim kurulu üyelerinin bir kısmının seçimi yapılmış, yine kuruluş yasasına göre; onun da ataması yapılmamış, onayı verilmemiştir ve sonra da, dönüp denilmiştir ki, "bu kuruluş yeterli üye sayısına sahip değil, çalışamıyor; bir kereye özgü biz atama yapalım." Biliyorsunuz, daha önce bunu konuştuk; ancak, buradaki bu keyfîlik, yani Başbakan tarafından atanma isteği, hem Cumhurbaşkanımızdan dönmüş hem de -bizler eleştirmiştik- Anayasa Mahkemesinden dönmüştü.
Şimdi ise, o tasarıyla da yetinilmiyor. Yepyeni öneriyle, arkadaşların önerisiyle, TÜBİTAK'taki 12 olan Bilim Kurulu üyesini 14'e çıkarıyor ve bunun 7'si doğrudan Başbakan tarafından atanacak, öbür 7'si de dolaylı atanacak. Eğer, başkan içinden seçilirse, onun yerine atanacak üyeyi de Başbakan atayacak; dolayısıyla, 14 üyenin 8'i Başbakan tarafından atanan bir bilim kurulunda özerklik söz konusu değildir. İşte, Cumhurbaşkanının geri gönderme yazısını, eğer, arkadaşlarımız okumuşlarsa, burada çok açık bir şekilde Cumhurbaşkanı uyarmış bizleri ve hatta, 1990 tarihinde Anayasa Mahkemesinin özerklikle ilgili kararını bize anımsatmış. Diyor ki orada: "Özerklik, belli sınırlar içinde serbestçe davranabilmeyi anlatmakta, özerk olan bir kuruluşun yasayla çizilen sınırlar içinde kalmak koşuluyla, kendi davranışlarına egemen olacak kuralları, yine, kendinin düzenlemesini gerektirmektedir." Ve Cumhurbaşkanı "buna uyulmamıştır. Başbakan, burada, bağlı bir kuruluş olmaktan çıkmış, orayı yöneten insanları atayan, oranın yapısını belirleyen ve denetleyen bir konuma gelmiştir" diyor. "Dolayısıyla, bu, hem Anayasadaki özerklik anlayışına aykırıdır hem de TÜBİTAK'ın kendi kuruluş yasasına aykırıdır" diyor. Değerli arkadaşlar, kıymayın bilimsel kuruluşa.
Bilim üretmek, bilim adamlarının işidir. Bakın, TÜBİTAK, geçtiğimiz yıllarda -bu siyasal karmaşa içerisinde çok fazla konuşulup tartışılamıyor- birçok hizmet etmiştir, bu kısacık ömründe; birkaç tanesini saymak istiyorum size.
Yurt dışına ileri düzeyde eğitim görmek için, araştırma için giden insanlara, gençlere burs vermiştir TÜBİTAK, yıllar yılı. Popüler bilim kitapları adı altında çıkardığı kitaplar ve bilimsel dergiler, Kimya Dergisi toplumda çok tutunmuştur ve binlerce baskı yapmaktadır. Matematik toplantıları yapmaktadır ve dünya ölçeğinde bu toplantılar ilgi görmektedir. Yıllar yılı, TÜBİTAK, sanayi kuruluşlarımız ve üniversitelerle işbirliği yaparak onları özendirmiş ve desteklemiştir.
Üniversitelerin araştırma makalesi konusunda, yurt dışında eskiden 40 ıncı sıradayken, bu TÜBİTAK'ın da üniversiteleri desteklemesi sayesinde, onbeş yıl içinde 20 nci sıralara yükselmiştir değerli arkadaşlar.
TÜBİTAK, hem sanayi kuruluşuyla hem üniversitelerle, gerçekten, çok güzel işler başarmıştır; ama, ne yaptı AKP İktidarı; burayı ben çalıştırmayacağım ve benim dediğim insanlardan burası atanacak dendi. Üniversiteleri de, bir bakıma, TÜBİTAK aracılığıyla denetlemeye kalktı.
Araştırma Fonuna önce para vermezken, TÜBİTAK kendi yağıyla kavrulup, neredeyse yarı harcamaları kendisi çıkarırken, AKP kendi atamasını yaptıktan sonra, "buraya -övünüyorlar- 450 trilyon verdik" diyorlar. Şimdi, ben soruyorum... Daha dün, TÜBİTAK'ın Başkan Yardımcısı Orta Doğu Teknik Üniversitesinde yapılan bir paneldeki konuşmasında "maalesef, bugüne değin bu paradan harcama yapılmamıştır" dedi.
Değerli arkadaşlar, bakın, diyorsunuz ki, "onbeş yılda artırılan paradan, kısa sürede biz buraya para aktardık." Bir kere, para, sizin paranız değil; para, devletin parası ve para, araştırmak amacıyla devletin bütçesinden veriliyor; "onu ben verdim" demek çok yanlış bir şey.
SONER AKSOY (Kütahya)Cebimizden verdik mi dedik?!
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Bir de, önce yönetimi düşürdükten sonra kendi atadığınız yönetime bu parayı vermek ayrı bir ayıp. Üniversite özerkliğine, böyle, aba altından sopa gösterip "bak, para orada, benim boyunduruğuma girer ya da benim dediğimi yaparsan oradan para alabilirsin…" Peki, bütün bunlar tamam; Başbakan, yurt dışında "2010 yılına kadar gayri safî millî hâsılanın yüzde 2'sini ar-ge araştırmalarına vereceğiz; amacımız bu" diyor. Altıncı aydayız, bakın altıncı ay bitmek üzere ve bu övündüğümüz 450 trilyondan hangi araştırmaya kaç para verilmiştir?.. Bundan sonra, bu yıl içerisinde ne kadar araştırma yapılabilecektir değerli arkadaşlar? Burada, bir güvensizlik söz konusu. Yani, AKP, kendine göre, aynen bakanlıklardaki yaptığı kadrolaşma gibi, bu Bilim Kurulunda da…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
46 konuşma daha · 29 Haziran 2005