İşsizlik sigortası kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı, izmir milletvekili oğuz oyan ve 15 milletvekilinin; 4447 sayılı işsizlik sigortası kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi, malatya milletvekili ferit mevlüt aslanoğlu'nun; 5084 ve 5350 sayılı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi, izmir milletvekili harun öztürk ve 11 milletvekilinin; 25.8.1999 tarihli ve 4447 sayılı işsizlik sigortası kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi, ankara milletvekili yılmaz ateş ve 21 milletvekilinin; 4447 sayılı işsizlik sigortası kanununda değişiklik yapılması hakkındaki kanun teklifi, tokat milletvekili reşat doğru'nun; 5084 sayılı yatırımların ve istihdamın teşviki ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi, istanbul milletvekili sebahat tuncel'in; 5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi, afyon
Konya Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 58. Birleşim · 3. yasama yılı · 17 Şubat 2009 · 2.252 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Kalaycı (MHP), 17 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI, İZMİR MİLLETVEKİLİ OĞUZ OYAN VE 15 MİLLETVEKİLİNİN; 4447 SAYILI İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ, MALATYA MİLLETVEKİLİ FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU'NUN; 5084 VE 5350 SAYILI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ, İZMİR MİLLETVEKİLİ HARUN ÖZTÜRK VE 11 MİLLETVEKİLİNİN; 25.8.1999 TARİHLİ VE 4447 SAYILI İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ, ANKARA MİLLETVEKİLİ YILMAZ ATEŞ VE 21 MİLLETVEKİLİNİN; 4447 SAYILI İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDAKİ KANUN TEKLİFİ, TOKAT MİLLETVEKİLİ REŞAT DOĞRU'NUN; 5084 SAYILI YATIRIMLARIN VE İSTİHDAMIN TEŞVİKİ İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ, İSTANBUL MİLLETVEKİLİ SEBAHAT TUNCEL'İN; 5510 SAYILI SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ, AFYON); konuşma 2.252 kelime.
Mustafa Kalaycı (MHP, Konya). “İşsizlik sigortası kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı, izmir milletvekili oğuz oyan ve 15 milletvekilinin; 4447 sayılı işsizlik sigortası kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi, malatya milletvekili ferit mevlüt aslanoğlu'nun; 5084 ve 5350 sayılı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi, izmir milletvekili harun öztürk ve 11 milletvekilinin; 25.8.1999 tarihli ve 4447 sayılı işsizlik sigortası kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi, ankara milletvekili yılmaz ateş ve 21 milletvekilinin; 4447 sayılı işsizlik sigortası kanununda değişiklik yapılması hakkındaki kanun teklifi, tokat milletvekili reşat doğru'nun; 5084 sayılı yatırımların ve istihdamın teşviki ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi, istanbul milletvekili sebahat tuncel'in; 5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi, afyon”. TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim tutanağı, 17 Şubat 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-kalayci-23-2009-02-17-issizlik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hak (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 329 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Türkiye bir taraftan yoğunlaşan ve karmaşıklaşan problemlerin altında ezilirken, öbür tarafta sanal ve kurgulanmış gündemler ve siyasetteki kör dövüş nedeniyle asıl meselelere odaklanamamanın sıkıntısını yaşamaktadır. 29 Mart seçimlerine kilitlenen siyasi sistemin baskın unsurları, yine değerler üzerinden mevzilere çekilerek milletimizin asıl meselelerinin üstünü örtmenin basit hesabını yapmaya koyulmuşlardır. Bu itibarla, iktidarın gündemi başka, aziz milletimizin beklentileri ve talepleri bambaşkadır. Bugün ülkemizin birinci meselesi, ekonominin sürüklendiği kriz bataklığının kurutulması, bozulan denge ve kaçan ayarların yeniden eski hâle getirilmesi, vatandaşlarımızın içine savruldukları geçim zorluklarının çözüme kavuşturulması olmalıdır. Başta Sayın Başbakan olmak üzere Hükûmet sözcüleri, ülkemizde yaşanmakta olan ve artarak devam eden ekonomik krizi küresel finans krizi ile izah ederek sorumluluktan özenle kaçmaya çalışmaktadır. Ekonomik bozgunun faturasını saklayacak kılıf arayışlarına bugünlerde hız verildiği görülmektedir.
Türkiye ekonomisinin sorunlu yapısı birkaç yıldır sürekli kriz işaretleri vermiştir. Bu hastalıklı ekonomik yapı, dış kaynaklı etkilere maruz kalmadan önce ekonomik kriz ortamının şartlarını kendi bünyesi içerisinde üretmiştir. Ekonominin gelişmesi için ihtiyaç duyulan tasarruf eğilimi ve bundan doğacak olan yatırım kararları, geçtiğimiz yıllar boyunca uygulanan politikaların etkisiyle frenlenmiş, ekonomik beklentilerde bozulma ortaya çıkmıştır. Yüksek faiz, düşük kur, sıcak para tezgâhıyla sürdürülen ithalata dayalı ekonomik düzen ve faiz sarmalının devamında beklenen zorluk ve güçlükler çok önceden baş göstermeye başlamıştır.
AKP Hükûmeti tarafından, bu döneme kadar, gelen sermayeye verilen yüksek faiz, sürekli bastırılan döviz kuru, dışarıya kaynak ve varlık transferini deyim yerindeyse azdırmıştır. Yüksek faizle gelen para tüccarları getirdiğinden daha fazlasını götürerek, Türk milletinin sofrasındaki ekmeğin dilim dilim azalmasına neden olmuşlardır.
Bugün gelinen durum itibarıyla, ekonomik durgunluğun ve darboğazların bahaneleri, büyümenin yavaşladığı, cari açığın büyüdüğü, yatırımın olmadığı, borcun arttığı, sanayici ve KOBİ’lerin rekabet gücünün tükendiği, tarımın ve esnafın çöktüğü AKP’nin ekonomik yol haritasında aranmalıdır.
Şimdi de ekonomimizde esasen öteden beri kendini etkili şekilde hissettiren olumsuzluklara dünyada yaşanan mali krizin olumsuz etkileri de eklenmiş durumdadır. Makroekonomik göstergelerdeki bozulma eğilimlerinin küresel kriz öncesi dönemde başlaması bunun açık bir delilidir. İthalatla, yüksek maliyetli sıcak para ve yoğun borçlanmayla sağlanan ekonomik büyüme oranları, 2004 yılından itibaren sürekli gerilemiş olup yüzde 9’lardan -yıldan yıla azalarak- 2007 yılında yüzde 4’lere düşmüş, 2008 yılı üçüncü çeyrekte binde 5’e inmiş ve dördüncü çeyrekte küçülme olacağı görülmektedir. Bu düşüş, yapılan revizyonlarla rakamların yükseltilmesine ve millî gelirin bir gecede yüzde 31 artırılmasına rağmen yaşanmıştır.
Sanayi büyüme hızında da 2004 yılından beri her geçen yıl görülen gerileme, 2008 yılında durgunluğa ve daralmaya dönüşmüş bulunmaktadır. 2004 yılında sanayi büyüme hızı yüzde 11,3 iken, her geçen yıl yaşanan düşme sonucu 2007 yılında yüzde 5,8’e gerilemiş, bu gerileme 2008 yılında da sürmüş ve ağustos ayından itibaren yaşanan ve her geçen ay artan daralmanın etkisiyle de yıllık binde 9 oranında küçülme yaşanmıştır. Böylece sanayi üretimi 2001’den bu yana ilk kez yıllık bazda gerilemiştir.
Aylık sanayi üretim endeksinde görülen, ekim ayında yüzde 7,2, kasım ayında yüzde 13,9, aralık ayında yüzde 17,6 azalma Türk sanayisinin çökme noktasına geldiğini açık bir şekilde göstermektedir. Yine bu durum, 2008 yılının dördüncü çeyreğinde gerek sanayide gerekse Türk ekonomisinde iki haneli rakamlara ulaşan yüksek oranlı bir küçülmenin yaşandığını da göstermektedir. 2009 yılının Ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre imalat sanayi kapasite kullanım oranının 16,5 puan azalarak yüzde 63,8 oranında gerçekleşmesi, yine aynı dönemde otomotiv sanayisindeki üretimin yüzde 66 oranında düşmesi ve kapasite kullanım oranının yüzde 31’e inmesi Türk sanayisinin sorunlarının 2009 yılında da artarak sürdüğünü, tehlikeli bir sürece girildiğini ifade etmektedir. Fabrikalarda, KOBİ’lerde kapasite kullanım oranları yirmi yılın en kötü seviyelerine inmiştir. Üretimde son alt aydır görülen ve her geçen ay artan daralmanın en önemli nedeni iç pazarda öteden beri yaşanan talep yetersizliğinin yanı sıra son aylarda dış pazarda da daralma yaşanmasıdır. İhracat Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ekim ayında yüzde 3,1, kasım ayında yüzde 17,5, aralık ayında yüzde 21 azalmış olup Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre de 2009 yılı Ocak ayında ihracattaki azalma yüzde 27,9 düzeyine yükselmiştir.
Değerli milletvekilleri, bu gelişmelerin bir başka anlamı da iş yerlerinin kapanması, işçilerin çıkarılması, işsizlik ve yoksulluğun patlamasıdır. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ticaret sicili verilerine göre, 2008 yılı boyunca kapanan veya tasfiyeye tabi tutulan şirket, kooperatif ve ticari işletmelerin toplam sayısı önceki yıla göre yüzde 25,6 artmış, kapanan gerçek kişi ticari işletmelerinin sayısı ise yüzde 51,2 artmıştır. 2008 yılı toplamında kurulan şirket sayısı yüzde 11,3, ticari işletme sayısı yüzde 4,3 azalmıştır. Kurulan şirket sayısındaki azalma 2008 Aralık ayında yüzde 30; 2009 Ocak ayında ise yüzde 35 düzeyindedir. Sanayi bölgelerinde ve sitelerinde kullanılan elektrik miktarında önemli boyutta düşüşler görülmektedir. Esnaf, tüccar, sanayici ve iş adamlarımız bazı işletmelerini veya iş yerlerinin bazılarını kapatmakla birlikte, kredi ve aidat borçlarının bulunması, odaların kredi ve benzeri imkânlarından yararlanabilmesi veya başkaca nedenlerle oda sicilinden kaydını sildirmediğinden kapanan şirket, fabrika, işletme ve iş yeri istatistiklere tam olarak yansımamaktadır. Gerçek durumu görmek için bugün organize sanayi bölgelerine, sitelere, alışveriş merkezlerine, kentlerimizin ana caddelerine bakmak yeterlidir. Piyasalarda yaprak kıpırdamamaktadır. Dükkânını siftah yapmadan kapatan esnafımızın, perişan bir hâlde olan ve var olmaya çalışan sanayicimizin artan feryatları Hükûmet tarafından hâlen işitilmemektedir. Bir taraftan kurulan şirket ve ticari işletme sayısı azalırken diğer taraftan kapanan fabrika, işletme ve iş yeri sayısı artmaktadır. Ayakta kalmaya çalışan işletmeler ise talep yetersizliğinden dolayı üretimini düşürürken işçi sayısını azaltarak işçi çıkarma yolunu seçmek durumunda kalmaktadır. Böylelikle zaten var olan işsizler ordusuna yeni işsizler eklenmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından dün itibarıyla açıklanan hane halkı iş gücü araştırması 2008 Kasım dönemi sonuçlarına göre işsizlik oranı -resmî rakamla bile- yüzde 12,3 seviyesine çıkmıştır. Bir önceki yılın aynı dönemine göre 2008 yılı Kasım döneminde Türkiye geneli itibarıyla işsiz sayısı 645 bin kişi artarak 2 milyon 995 bin kişiye, iş aramadığı için işsiz sayılmayan ve çalışmaya hazır olanların sayısı da 298 bin kişi artarak 1 milyon 968 bin kişiye yükselmiştir. Yani AKP İktidarı, işsizler ordusuna kasımdan kasıma, bir yıl içerisinde 943 bin kişi ilave etmiştir. İşsizler, iş aramayanlar, mevsimlik çalışanlar toplandığında işsizlik rakamı 6,4 milyona, işsizlik oranı da yüzde 26’ya ulaşmaktadır. 2008 Aralık ve 2009 Ocak aylarında tüketimde, üretimde ve pazardaki daralmanın daha büyük oranlara yükseldiği dikkate alınacak olursa bu aylarda işsizlik rakamlarının hangi boyutlara ulaşacağını tahmin etmek zor değildir.
AKP, vurdumduymaz tavırlarıyla ülkemizi bir sosyal facianın eşiğine getirmiştir. Bugüne kadarki aymazlığıyla ekonominin kontrolünü kaybeden ve geldiği konusunda herkesin hemfikir olduğu kriz fırtınasına tedbir alacağı yerde bunu fırsat olarak değerlendirebilecek kadar yönetim aczine düşen AKP Hükûmeti, ülkemizi sonu meçhul bir karanlık tünelin için sokmuştur. Yaşanmakta olan krize nasıl bir çözüm bulacağından ziyade krizin nasıl meydana geldiğini izah etmeye ve “Kriz dışarıdan geldi.” diyerek sorumluluktan kaçmaya çalışan Sayın Başbakan ve AKP yetkililerine işsizlikle ilgili şu istatistikleri de vermek istiyorum: TÜİK verilerine göre ve kasım dönemleri itibarıyla işsizlik oranı, 2006 yılında yüzde 9,6; 2007 yılında yüzde 10,1, son açıklanan rakamlara göre de 2008 yılında yüzde 12,3’tür yani işsizlik oranları yıldan yıla artmaktadır, küresel krizden çok önce bu olumsuz tablo yaşanmaya başlanmıştır.
Şimdi de yine kriz yılı olan 2001 ile takip eden 2002 yıllarına ilişkin rakamları söylemek istiyorum. O yıllarda aylık değil çeyrek dönemler itibarıyla istatistikler açıklandığı için son çeyrek dönemlerine ilişkin rakamları vereceğim: 2001 yılı dördüncü çeyrekte iş gücüne katılma oranı yüzde 48,7, işsizlik oranı yüzde 10,4; 2002 yılı dördüncü çeyrekte iş gücüne katılma oranı yüzde 50,3, işsizlik oranı yüzde 11 düzeyindedir. 2008 yılı Kasım ayında ise iş gücüne katılma oranı yüzde 48,4, işsizlik oranı yüzde 12,3 düzeyindedir. Bu durum, hem iş gücüne katılma oranının düştüğünü hem de bu düşüşe rağmen işsizlik oranında artış olduğunu, çok daha vahim bir tabloyla karşı karşıya bulunduğumuzu ortaya koymaktadır.
Burada bir başka dikkat çeken konu, iş bulma ümidini kaybedenlerin sayısının 87 bin kişi artarak 717 bin kişiye ulaşmasıdır. Yine, hepimizin endişeyle bakması gereken bir başka olumsuzluk ise 2008 Kasım döneminde, geleceğimizin teminatı olarak gördüğümüz gençlerdeki işsizlik oranının yaklaşık yüzde 24’e ulaşmasıdır.
Sayın Başbakan, 4 Şubat 2009 tarihinde, belediye başkan adayları tanıtım töreninde, işsizliği düşüremediklerini, çırpınmalarına rağmen hâlâ belirli seviyelerde seyrettiğini ve ancak bu kadar yapabildiklerini söyleyebilmiştir. Bu ifadeler, bir iktidarın aczinin, iş bilmezliğinin ve beceriksizliğinin birinci elden ilanı ve ilamıdır. Bu beyan, aynı zamanda şu anlama gelmektedir: AKP olduğu sürece işsizler işsiz kalmaya devam edecek, mağdurlar kitlesine her gün yenileri eklenecek ve genç nüfus ilelebet işsizliğe mahkûm olacaktır.
Yine, Sayın Başbakan, her gittiği yerde, IMF’ye olan borcun azaldığından bahsetmekte, iç ve dış borçların nerelere ulaştığından hiç söz etmemektedir. AKP’nin iddia ettiğinin aksine Türkiye iç ve dış borcun ağırlığı altında ezilmektedir. Yüksek faiz dışı fazla hedeflerine ve bu çerçevede vatandaşın katlandığı fedakârlığa rağmen borç stoku azalmamakta, aksine artmaktadır. AKP döneminde iç borçlar 125,8 milyar lira, dış borçlar 168,8 milyar dolar artmıştır. Türkiye'nin toplam borç stoku 220 milyar dolardan 480 milyar dolarlara ulaşmıştır.
Kamu işletmelerinin özelleştirilmesinden ve yabancılara toprak satışından sağlanan yaklaşık 60 milyar dolar gelire rağmen iç ve dış borçlanmanın bu kadar artması, bu kaynakların nereye harcandığı sorusunu akla getirmektedir. Vatandaşlarımızın refahına da yansımayan bu paraların hesabı AKP Hükûmetinden sorulmalıdır ve de sorulacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fakirlik çığ gibi büyümektedir. Görülen o ki AKP yine sosyal yardımlara bel bağlamış durumdadır. Sormak lazım: Fakir fukaranın, garip gurebanın sayısını artırmakla mı övünüyorsunuz?
Sosyal devletin temel amacı, herkese insan onuruna yaraşan asgari bir yaşam düzeyini sağlamaktır. Sosyal devlet, vatandaşlarına çalışma, adil ücret, sosyal güvenlik, konut, eğitim ve sağlık haklarını da sağlayan ve bunların gerçekleşmesi için gerekli faaliyetlerde bulunan devlettir.
Ülkemizde, açlıkla boğuşan milyonlara karşılık, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Japonya’dan daha fazla dolar milyarderi üreten çarpık ve adaletsiz bir gelir dağılımı hâkim olmuş, üretmeden tüketen ve ürettiğinden fazlasını harcama döngüsüne saplanmış bir ekonomik düzen meydana gelmiştir.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre açlık sınırı olarak belirtilen simit ve çaya bile yetmeyecek gelire göre dahi açlık sınırı altında geliri bulunanların sayısı 600 binin üzerindedir. Kaldı ki Türk-İş, Kamu-Sen gibi sivil toplum kuruluşlarının yaptıkları hesaplamalara göre ise başta asgari ücretle çalışanlar ve emekliler olmak üzere vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun açlık sınırı altında geliri bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Devlet öncelikle vatandaşlarının beden ve ruh sağlığı içinde insanca yaşamasını sağlamakla yükümlüdür. Herkesin çalışma hakkı vardır. Sosyal devlette, çalışma hakkı, yardım alma hakkının uzantısı olmaktan çıkmış ve insanların sahip olduğu haklardan biri olmuştur. Kişinin bir işte çalışma hakkı onun güvenliğini sağlar ve onu gelecek endişelerinden kurtarır. İnsanın onurunu korur ve onu yaşayabilmek için başkalarının yardım ve sadakasını beklemekten kurtarır.
Devlet, kişinin bugününü, yarınını güven altına alacak, mesleki, fizyolojik ve sosyoekonomik riskten ötürü kazancı sürekli ya da geçici olarak kesilen kimselerin geçimini sağlayacak sistemleri oluşturmalıdır. İnsan devlet için değil, devlet insan için var olmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, muhtaç durumdaki işsiz aile reislerine iş sağlanmasını, iş sağlanana kadar asgari ücretin yarısı kadar işsizlik yardımı ödeme programı başlatılarak ailelere sosyal koruma uygulamasının yapılmasını istemekteyiz.
Değerli milletvekilleri, esnafımız, işçimiz, iş adamımız şimdi de tefecilerin eline düşmüştür. Çok yüksek faizlerle borç almakta, senedini, çekini kırdırmaktadır. Ailelerin borçluluk oranının artması ve gelir dağılımının bozulması toplumun sosyal ve psikolojik dengesini bozmakta, her geçen gün gazetelerde borç yüzünden intihar edenlerin veya cinayet işleyenlerin haberleri yer almaktadır. Vatandaşın sadece kredi kartları ve tüketici kredisi borçları ocak ayı itibarıyla 114 milyar lira düzeyindedir.
BDDK Başkanı Türk bankacılık sistemi 2008 sonuçları ve 2009 beklentilerine ilişkin 10 Şubat 2009 tarihli konuşma metninde diyor ki: “2008 yılı boyunca krediler yüzde 29 oranında artmıştır ve 368 milyar liraya ulaşmıştır. Eylül 2008 sonrası artış oranı sadece yüzde 1,8’dir. Bankalarımız aslında 2007’nin sonlarına doğru hızlarını yavaşlatmışlardır, ancak yavaşlama 2008 yılının dördüncü çeyreğinde çok keskinleşmiştir. Bireysel kredilerde 2007 yılı sonundaki takipteki müşteri sayısı 1 milyon 338 bin iken 2008 sonunda 2 milyon 170 bin kişi olmuştur. Takibe düşen kişi sayısı yüzde 62 artmıştır. Takibe düşen kişi sayısındaki yüzde 62’lik artışın temel sebebi özellikle kredi kartlarına 2008 yılında eklenen yeni kart borçlularıdır. 2008 bazında kredi kartı takipteki müşteri sayısı 1 milyon 86 bin iken 2008 sonunda bu sayı 1 milyon 564 bin kişiye ulaşmıştır. Ekonomideki daralma, işsizlikteki artış gibi nedenlerle genel olarak tüm kredilerde ama özelde bireysel kredilerde takip oranlarının artması muhtemeldir.” Bunu, Sayın BDDK Başkanımız söylemektedir.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan ekonomik durgunluk, karşılıksız çek, protestolu senet sayısını da patlatmıştır. Bir yandan talebin gerilemesiyle satış sıkıntısı yaşayan tüccar ve esnaf şimdi de sattığı malın parasını tahsil edebilme sıkıntısını yaşamaktadır.
Değerli milletvekilleri, ekonomik krizin temel ekonomik göstergelerde yarattığı bozulmalar bütçede de kendini göstermiştir. AKP Hükûmeti, ekonominin kapısını uzunca bir süredir çalan krize karşı gerekli, yeterli ve etkili tedbirleri alamamış, gelişmeleri acemice seyretmiş, hâlâ seyretmektedir. Türkiye, aslında krizin ötesinde ekonomi politikası üretememe sorunuyla karşı karşıya bulunmaktadır. Türkiye’de özel sektörü hızla daralmaya iten nedenlerin biri de belirsizlikten ve yönsüzlükten kaynaklanan ciddi güven kaybıdır. Hükûmetin küresel krizin olası etkilerini doğru okuyamayan tavrı ve “kriz bizi etkilemez.” söylemi bu güven kaybını daha da artırmış ve ekonomi durma noktasına gelmiştir.
Görüşmekte olduğumuz tasarı, kamuoyuna kriz önleme paketi, kriz paketi gibi adlarla takdim edilmesine karşılık birkaç madde dışında maddelerin çoğunluğunun krizle hatta ekonomiyle bile ilgisi bulunmamaktadır. Ülkemizde üretim daralmakta iken, işsizlik sosyal barışımızı tehdit ederken, fakirlik çığ gibi büyürken, vatandaşımız borç batağına düşmüşken başka konuların ön plana alınmasını anlamak ve doğru bulmak mümkün değildir. AKP, konunun ciddiyetini hâlâ kavrayamamış olup gerekli önlemleri almakta gecikmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Kalaycı.
MUSTAFA KALAYCI (Devamla)Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, bu tasarı bir krizi önleme paketi değildir. Çerçicinin sandığı gibi içinde her şey var. Ekonomik krizden bunalan çalışanlarımız, tüccarımız, emeklimiz, işsizimiz, esnafımız, çiftçimiz, hayvancılıkla geçimini sağlayan vatandaşlarımız, sanayicimiz, iş adamlarımız, velhasıl tüm vatandaşlarımız, ekonomik krizin etkilerinden kurtarılması için bir önlemler paketinin acilen çıkarılmasını istemektedir.
Bu tasarının çerçeve madde sayısı 35, toplam 56 maddedir. İçeriğinde krizli ilgisi kurulabilecek birkaç madde vardır. Diğer maddeler, belki çıkması gereken konular ama bu kriz ortamında önceliği olmayan konulardır. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, tasarının geneline muhalefet etmiyoruz, destekliyoruz ancak bu tasarının kriz paketi olmadığını, hâlbuki acilen alınması gereken önlemler olduğunu belirtiyoruz.
Tasarının ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesi dileğiyle saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
43 konuşma daha · 17 Şubat 2009