Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)
Erzurum Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 88. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Mayıs 2004 · 545 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muzaffer Gülyurt (AK Parti), 12 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU VE YÜKSEK ÖĞRETİM PERSONEL KANUNUDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.(S.S.441)); konuşma 545 kelime.
Muzaffer Gülyurt (AK Parti, Erzurum). “Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 12 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muzaffer-gulyurt-22-2004-05-12-yuksekogretim-kanunu-ve-yuksek-ogretim-personel-kanunuda-degisiklik-ya (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MUZAFFER GÜLYURT (Erzurum)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, gerçekten önemli bir yasa tasarısı üzerinde görüşmeler yapıyoruz. Bu yasa tasarısının 1 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum ve bu konudaki düşüncelerimi sizlere ifade etmek istiyorum.
Yasa tasarımızın 1 inci maddesi YÖK'le ilgilidir. Biraz önce konuşan Cumhuriyet Halk Partili arkadaşım, Grubumuz adına konuşan arkadaşımızın sadece imam-hatiplerle ilgili konuştuğunu söylemişti; ben de YÖK üzerine konuşacağım.
Biliyorsunuz, 2547 sayılı Yasa 1981 yılında çıktı. 6 Kasım, yasanın yayımlandığı tarih olarak, 1981 yılından sonra hemen hemen her yıl, YÖK Yasasıyla ilgili protestolara sahne oldu. Niçin; çünkü, çıktığı günden beri, YÖK Yasası kabul edilebilir bir yasa olarak görülmedi. O günden beri, bu yasayı tenkit edenler, protesto edenler kimlerdi, hangi sivil toplum örgütleriydi, hangi görüşün mensubu öğretim üyeleriydi, biz bunları biliyoruz. Hatta, yasa çıktığı zaman, öğretim üyelerinin birçoğu üniversiteden istifa ederek, öğretim üyeliklerine dahi son verdiler. Şimdi, aynı zihniyetin insanları ne oluyor da bu yasayı savunur hale geliyorlar, bunu anlamakta güçlük çekiyoruz.
Bakınız, 2547 sayılı Yasayla, yükseköğretim kurumlarına ve YÖK'e verilen üç temel işlev vardır; bunlardan bir tanesi, eğitim-öğretim; ikincisi, araştırma ve geliştirme; üçüncüsü de, toplum hizmetleridir. Bugüne kadar yapılan araştırma ve geliştirmelere baktığımız zaman, ne yazık ki, üzülerek ifade edeyim, Türkiye'de, araştırma geliştirmenin, yeterince, uluslararası düzeyde büyük ödüller kazanacak nitelikte olmadığını görüyoruz. Son zamanlarda yapılan bilimsel yayınların sayısında artış olduğunu, YÖK'ün bizzat kendisinin ilan ettiği listelerden görmemiz mümkündür. Özellikle, fen ve teknik alanlarda bilimsel yönde yapılan yayınların artışı ümit verici olmuştur; ancak, bunların hiçbirinin ödül alabilecek nitelikte olmadığını ifade etmek istiyorum.
Bir misal vererek bu konuyu biraz açıklığa kavuşturmak isteyeceğim. Kızıl Çin'de, 1977'de Mao'nun ölümünden sonra üniversiteler açılmış ve orada, bilim adamları, Science Sitation İndeks'e girecek şekilde uluslararası yayınlar yapmışlar ve Nobel ödülleri kazanmışlar. Aynı tarihlerde, 1950 yılında kurulan Moskova Devlet Üniversitesinden, bugüne kadar 17 bilim adamı Nobel ödülü kazanmıştır. O tarihten daha eski olan bizim Ankara Üniversitemiz, İstanbul Üniversitemiz gibi üniversitelerimizde birçok öğretim üyemiz olmasına rağmen, Nobel ödülü kazanan bir insanımız neden çıkmamıştır. YÖK'ün bunu düşünmesi lazım, bunun için çözüm üretmesi lazım. Kalkıp, siyaset yapmak onlara düşmez. Onlar, bilimi ve araştırmayı, geliştirmeyi, eğitimi, topluma hizmeti esas alarak, yasanın kendilerine vermiş olduğu esas görevleri yapmak durumunda olmalılar.
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara)Araştırma yapacak parayı kesiyorsunuz...
MUZAFFER GÜLYURT (Devamla)Bunun dışında, YÖK'ün...
CANAN ARITMAN (İzmir)Hangi parayla Nobel ödülü alınacak?!
MUZAFFER GÜLYURT (Devamla)Avrupa Birliğine girmek için adım attığımız şu günlerde, Altıncı Çerçeve Programına Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti 300 000 000 euroyla katılmıştır. Bunun karşılığında, Türkiye'den 3 tane araştırma projesi önkabul görmüştür.
Peki, bizim bu hocalarımız, bu profesörlerimiz, niçin, Avrupa Birliğinden para kazanacak, o Altıncı Çerçeve Programından para getirecek projeler üretmiyorlar? İşte, esas yapılacak olanlar bunlardır.
Son olarak şunları ifade etmek istiyorum: Üniversitelerde rektör sultası yaşanmaktadır, fakültelerde tüzelkişilik kalmamıştır, fakülte kurulları çalışır durumda değildir; kadrolar, rektörlerin ağzında, âdeta, iki dudağının arasındadır ve bu durum, çalışma barışını bozmuştur. Özellikle bazı üniversitelerde, rektörlerin, kadro ilanı verirken, âdeta, sadece o kişinin ismini yazmadığı kalmıştır. Bunun örneklerini, biz, birçok üniversitede görüyoruz. Sayın Haluk Koç Hocamızın da bulunduğu üniversitede, Samsun Üniversitesinde...
HALUK KOÇ (Samsun)Ben orada bulunmadım.
MUSA UZUNKAYA (Samsun)Seçimden seçime gelir Samsun'a; orada işi yok.
MUZAFFER GÜLYURT (Devamla)...rektör, kadro ilanı verirken, kişinin yayınının ismini yazıyor "ancak bu yayını olan kişi müracaat eder" diyor. Böylesine bir yönetim tarzı düşünebilir misiniz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
158 konuşma daha · 12 Mayıs 2004