Üniversitelerarası dil sınavı ve üniversitelerde görev yapan yardımcı doçentlerin problemleri hk.
Erzurum Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 61. Birleşim · 3. yasama yılı · 22 Şubat 2005 · 544 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muzaffer Gülyurt (AK Parti), 22 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜNİVERSİTELERARASI DİL SINAVI VE ÜNİVERSİTELERDE GÖREV YAPAN YARDIMCI DOÇENTLERİN PROBLEMLERİ HK.); konuşma 544 kelime.
Muzaffer Gülyurt (AK Parti, Erzurum). “Üniversitelerarası dil sınavı ve üniversitelerde görev yapan yardımcı doçentlerin problemleri hk”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 22 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muzaffer-gulyurt-22-2005-02-22-universitelerarasi-dil-sinavi-ve-universitelerde-gorev-yapan-yardimci (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MUZAFFER GÜLYURT (Erzurum)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; üniversitelerarası dil sınavı ve üniversitelerimizde görev yapan yardımcı doçentlerin problemlerini gündeme getirmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Üniversitelerde uygulanmakta olan 2547 sayılı YÖK Yasası, öğretim üyelerini üç kategoride sınıflandırmaktadır; bunlardan birincisi profesörler, doçentler ve yardımcı doçentlerdir. Ayrıca, öğretim elemanı olarak tanımlanan öğretim görevlileri, okutmanlar ve araştırma görevlileri de bulunmaktadır.
Bugün, birçok ilde yeni üniversitelerin açılmasının hazırlıklarının yapıldığı bir dönemdeyiz ve bu dönemde üniversitelerin açılmasıyla ilgili olarak yapılan çalışmalara baktığımız zaman -biraz önce konuşmacı arkadaşımız da Ardahan'da bir fakülte açılmasını talep etti- ben, kendim de eski bir öğretim üyesi olarak şunu ifade etmek istiyorum: Bina bulursunuz, öğrenci bulabilirsiniz; ama, burada eğitim ve öğretimi kaliteli olarak yürütebilmek için önemli olan, öğretim üyesi bulabilmektir. Bugün, ülkemizde yeterince -sayı itibariyle ifade etmek istiyorum- öğretim üyesi maalesef yetiştirilememektedir.
Öğretim üyesi nasıl yetişiyor; öğretim üyesi, önce araştırma görevlilerinden, onların doktora yapmasından sonra yardımcı doçent, doçent ve daha sonra profesör olmalarıyla sağlanmış oluyor. Bugün, yardımcı doçentliğe atama ve yardımcı doçentlik görevini yürütme sırasında ortaya çıkan sıkıntılar nedeniyle doçent olma oranında düşmeler görülmektedir. Elimdeki rakamlara baktığımız zaman, 1999-2000 yıllarında ülkemizde yüzde 22 oranında doçent olma oranı gerçekleşmişken, 2003-2004 öğretim yılındaysa bu oran yüzde 18'e düşmüştür; yani, daha önceleri YÖK Yasası çıktığında bir program düzenlenmişti "biz, piramidi tersine çevireceğiz" denmişti. "Profesörlerin sayısı az, onun altında doçentler, onun altında yardımcı doçentler ve asistanlar olacak" şeklinde ifade edilmişti; ama, ne yazık ki, bu piramit, bugün, yine tekrar tersine dönmüştür ve profesör sayısı çok olmasına rağmen, alttan gelecek olan yardımcı doçent ve doçent sayısı gittikçe azalmaktadır.
Bunun sebebi nedir; bunun sebebi, yardımcı doçentlerin kadrolardaki çekmiş oldukları özlük hakları noktasındaki sıkıntılardır. Bir yardımcı doçent en fazla 3 üncü dereceye kadar yükselebilmekte, 1 inci derece kadroyu hak ettiği halde alamamaktadır. İkinci olarak da, sürelerde bir problem vardır. Bunların atama süreleri iki yılda bir yenilenmekte ve bazen üç yılda bir yenilenerek en fazla 12 yıla kadar yardımcı doçent kadrosunda devam etmeleri sağlanmaktadır.
Bütün bunlara baktığınız zaman, öğretim üyelerinde yardımcı doçentlere karşı bir ayırımcılık yapıldığı dikkati çekmektedir. O halde, burada yapılacak şey, bu atamaların ve kadro özlük haklarının kendilerine verilecek şekilde bir düzenlemenin yapılması gerekmektedir.
İkinci olarak; yapılan yabancı dil sınavları, öğretim üyeliğine yükseltilme noktasında oldukça sıkıntı doğurmaktadır. Tabiî ki, bir öğretim üyesi, bir akademisyen mutlaka yabancı dil bilmelidir; ancak, ağır yabancı dil sınavları ve ayrıca, jürilerin sübjektif birtakım kriterleri yüzünden, yardımcı doçentlerimiz, doçent olma hakkını elde etmeye çalışan değerli bilimadamları, ne yazık ki, hedeflerine, hak ettikleri noktalara ulaşamamakta ve kendileri engellenmektedir.
Bütün bunlara baktığımız zaman, yabancı dil eğitiminin ülkemizde çok önemli ve gerekli olmasına karşılık, bunun bilim dili olmadığı şeklindeki ifadeleri de duyunca, insan üzülmekten kendini alıkoyamıyor. Ne yazık ki, geçmiş dönemdeki bir YÖK yetkilisi "Türkçe bilim dili olamaz" diye ifade etmişti. Bu, bir Türk olarak hepimizi üzen bir konuydu.
O halde, ben, şunu ifade etmek istiyorum: Yabancı dili gereklilikten çıkarıp zorunluluğa dönüştüren anlayışlardan kurtarmak; Türkçeyi, Anayasada da öngörüldüğü gibi bilim dili olarak esas alan anlayışları geliştirmemiz gerekmektedir. O halde, Türkçe, bilim dilidir ve bu konuda bilim ve teknoloji alanında yapılan çalışmaların Türkçe olarak yayınlanmasının çok daha uygun olacağını düşünüyorum; ama, doçentliğe ve profesörlüğe yükseltilme kriterlerine baktığımız zaman, Türkçede yapılmış olan bilimsel yayınlar, ne yazık ki, ikinci sınıf yayın olarak görülmektedir. Bu ise, ülkemizde, bir Türk olarak bizi gerçekten üzmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
29 konuşma daha · 22 Şubat 2005