Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )
Antalya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 23. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Kasım 2004 · 1.563 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nail Kamacı (CHP), 30 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )); konuşma 1.563 kelime.
Nail Kamacı (CHP, Antalya). “Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 30 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nail-kamaci-22-2004-11-30-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
NAİL KAMACI (Antalya)Evet efendim.
BAŞKANBuyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA NAİL KAMACI (Antalya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sıra sayısı 653 olan Organik Tarım Kanunu Tasarısı hakkında Grubum ve şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere huzurunuzdayım; hepinize saygılar sunuyorum.
(x) 653 S. Sayılı Basmayazı 25.11.2004 tarihli 22 nci Birleşim tutanağına eklidir.
Nihayetinde çoğunluğu bulabildik, bu tasarıyı görüşmeye başlayabileceğiz.
Organik tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, mineral gübrelerin, sentetik kimyasal tarım ilaçlarının ve hormonların kullanılmamasıyla yapılan bir üretim sistemidir.
Gerekçede de belirtildiği gibi, bunun sonucunda Avrupa Birliğinde gıda güvenirliğini ve bio çeşitliliği korumak için çevreye dost üretim şekli olan organik tarımın geliştirilmesi amacıyla yardım ve teşvik programları uygulanmıştır. Yine aynı gerekçenin içerisinde "organik tarım yapmanın amacı, toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını azamî derecede korumaktır" denilmektedir.
Sayın arkadaşlar, öncelikle, geçen gün, geneli üzerindeki konuşmalardan sonra, Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanının birkaç serzenişi olmuştu. Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanı, kendisini Plan ve Bütçe Komisyonundaymış gibi hissettiğini söylemişti. Aslında, burası daha önemli bence. Burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu. Genel Kurulda daha ince elenip daha sık dokunulması lazım diye düşünüyorum. Özellikle, Avrupa Birliği uyum süreci içerisindeki kanun tasarılarının çoğunda tarım önemli olduğu için, bu dönem, Mecliste sık sık bu konular görüşülecek ve bu görüşülmekte olan kanun tasarıları üzerinde de Sayın Bakana eleştiriler gelecektir. Bu, Sayın Bakanın kendi şahsıyla, kişiliğiyle, kimliğiyle ilgili değildir; bu, tamamen, gelen tasarılarla ilgili görüşlerimiz ve önerilerimiz doğrultusundadır. Bu anlamda, Sayın Bakanın alınması ve bu konularda üzüntülerini bildirmesi, doğru bir yaklaşım değildir. Bizim ona yaptığımız, sadece katkıdır. Bu katkıların değerlendirilmesi konusunda kendi üzerine düşen görevi yaparsa, biz, bundan memnunluk duyarız. Aynı zamanda, yönetimde bulunan kadrolar, eleştirilere açık olan alanlardır. Bu alanlarda yapılan eleştirilerin, kendi kimliğiyle, şahsıyla alakası olmadığını da belirtmek istiyorum.
Şimdi, bu tasarının özellikle çevre konusundaki duyarlılıkla ilgili getirdiği yaklaşımlara katılmamak elde değil; ancak, bir konuyu da gündeminize getirmek istiyorum. Burada, Türk Ceza Kanunu geçirilirken, 184 üncü maddenin iki yıl sonra yürürlüğe konulması ile bu getirdiğiniz tasarının çeliştiğini ifade etmeden geçemeyeceğim. Şimdi "çevreyi korumak, biyolojik çeşitliliği geliştirmek için" diyorsunuz; ama, biyolojik çeşitliliği hangi anlamda, toprakları koruyarak mı, yoksa, suları koruyarak mı yapacaksınız, anlamakta güçlük çekiyorum; çünkü, Türkiye'de, birçok evsel atık, şu anda, denizlere ve akarsulara akıtılmakta ve birçok fabrikanın atıkları veya biyolojik atıkları derelere veya ırmaklara akıtılmaktadır. Bugün, Ergene Çayının ve Menderes Çayının birçok yeri de kirlenmiş vaziyettedir. O anlamda, bir yasa tasarısı getirilirken, bence, yaptığımız olaylara geniş açıdan bakmakta fayda olduğunu düşünüyorum değerli arkadaşlar.
Yine, bu tarım sektörünün önemli olduğunu düşünüyoruz; ama, evvelki gün, Sayın Başbakanın tarım sektörüne bakış açısını Erzurum'da açıkladığı görülüyor. Sayın Başbakan çiftçiye ne diyor; "bu millet yatıp kalkıp sizi mi besleyecek!" Değerli arkadaşlar, bugüne kadar, çiftçi, kendi gücüyle, kendi üretim gücüyle ayakta durmayı başarabilen ve bu konuda da Türkiye'ye örnek davranış sergileyen bir konumdadır. Çiftçiler 48 milyar doları alıp kaçırmadı, bankaları batırmadı. Çiftçilere bugüne kadar ne yapıldı, ne verildi? Bugün, Türkiye nüfusunun yüzde 35'ini oluşturan çiftçiler, millî gelirin sadece yüzde 12,5'ini alıyorlar; yani, bundan daha mı aşağıya düşsünler, yüzde 5'e mi düşsünler? Çiftçiye neyi verdiniz de "neyi istiyorlar" diyorsunuz?!
Bu, Sayın Başbakanın ilk defa yaptığı bir olay değil; daha önce de Burdur'da aynı olayları gerçekleştirmişti ve Burdur'da da pancar üreticisinin ağzını kapatmıştı. O anlamda, öncelikle Başbakanın, daha sonra, Sayın Tarım Bakanının "yani, ille tekstil ürünleri üreteceğiz diye pamuk ekmemiz şart mı değerli arkadaşlar, biz bunu dışarıdan da ithal ederiz" deyivermesi, bence, çiftçinin sahibi olması gereken Tarım Bakanının ağzına hiç yakışmıyor değerli arkadaşlarım. Bu memlekette ithal ede ede hangi noktaya geldiğimizi gördük. 280 milyar dolar borçla beraber, şimdi, hâlâ ithal etmeyi özendirmeye çalışıyoruz. Bu, anlamlı bir yaklaşım değildir değerli arkadaşlar.
Yine, geçen günlerde, ülkemizdeki en önemli konulardan bir tanesi, tarımsal ürünlerde, özellikle sebze ve meyvede hormonun konuşulmasıydı. Biliyorsunuz, geçen yıl da bir televizyon programında bu hormon konuşulmuştu. Hadi diyelim ki bir tartışma programında konuşmuş olsa, diyeceğiz ki, tartışma programında birileri bunu söylüyor, bir konuşma anında geçti; ancak, bu, ATV Kanalında ve özellikle haber programında, hormon konusunda bilgisi olmayan, tarım konusunda bilgisi olmayan bir arkadaşımız tarafından, Erman Toroğlu tarafından, Türkiye'nin gündemine taşınıyor.
Değerli arkadaşlar, bu ülkede 25 tane ziraat fakültesi var, bu ülkenin Tarım Bakanı var. Bunlar, bu konularda görüşlerini bildirmiyorlar mı, bildirmeyecekler mi? Sayın Tarım Bakanının ağzından bir çift laf çıkmadı; ama, iki gün sonra "tavuklarda hormon var" dediği zaman yine aynı kişi, bu sefer Tarım Bakanı biraz mahcup şekilde "tavuklarda hormon yok" diyebildi.
Sayın Bakan, tavuklarda hormon yok da, domateste,biberde hormon var mı?! Nerede görülmüş 10 santimlik hıyarın İstanbul'a varıncaya kadar 13 santim olduğu?!. Hiç vakıa değil. Ben bunu ürettim, ben bunu ürettim geldim buraya. Ne zaman görülmüş?!. Bu arkadaşımız kabzımallık yaptığı dönemlerde bunların eksiğini görmemiş de, şimdi spor otoriterliği yapıyor, bu otoriteliğinin yanında başka olanlarda da otorite olmaya çalışıyor değerli arkadaşlar. Türkiye'nin başına ne geldiyse, kendisini her konuda otorite sayanların sayesinde gelmiştir değerli arkadaşlarım. Buna da herhangi bir şey söyleyen olmadı.Bu anlamda Sayın Tarım Bakanının bu konuya sahip çıkmasını bekliyoruz.
Aynı zamanda, yine geçen günlerde Kumluca'da -Sayın Tarım Bakanının katıldığı- Batı Antalya Laboratuvarı açıldı, Sayın Bakan açtı. Şimdi, o laboratuvarda, Türkiye'de veya o bölgede üretilen bütün sebzeler ve meyveler artık kontrolden geçirilebiliyor ve önümüzdeki dönemlerde bu bölgede barkotlama sistemine geçirilecek, yani, sınıflandırma sistemine geçilecek. Nereden, kimden meyve geliyorsa, sebze geliyorsa, üretim alanından tüketim alanına kadar giden yolu tam olarak herkese sunabileceğiz, tüketiciye sunabileceğiz. O anlamda, ben, Tarım Bakanından bu konuda açıklama yapmasını beklerdim.
Yine, aynı şekilde, bu bölgedeki Antalya Ziraat Odası Başkanı, Antalya Büyükşehir Belediyesi Kontrol Daire Başkanı, Yaş Sebze ve Meyve İhracatçı Birlikleri başkanları bakın ne diyorlar:"Sebze ve meyvelerde kullanılan bitki gelişim düzenleyicileri, yaygın anlamıyla bilinen hormonlardan farklı olup, Tarım Bakanlığınca ruhsatlandırılmıştır. Seracılığın yapısı gereği kullanımları zorunludur. Tüm dünyada kullanılmakta olup, zararsızdır. Domates, patlıcan ve kabakta bazı dönemlerde sınırlı miktarlarda kullanılmaktadır. Hıyar, çilek, biber, kiraz ve fasulyede hiçbir şekilde kullanılmamaktadır." Yani, bu, o bölgenin yetkilileri tarafından açıklanıyor ve değerli arkadaşlar, bunlarda Tarım Bakanlığının ruhsatlandırması da var.
Şimdi, bu şekilde yapılmakla ne olmuştur; sebze ve meyve fiyatları geriye doğru çekilmiştir değerli arkadaşlarım. Geçen yıl da aynı şey yapılmıştı. Yerel seçimlerden sonra burada bir konuşma yapmıştım. Kanal D'de, Arena Programında, üç hafta üst üste yayın yapılmıştı; yine, bazı arkadaşlar tarafından, bazı yetkisizler tarafından yapılmıştı ve biber fiyatları otomatikman 500 000 liraya düşmüştü.
Şimdi, bu, sanıyorum enflasyonla ilgili bir şey. Bu ülkedeki enflasyona en büyük katkının, maalesef, sera üretimi olduğu söyleniyor. Değerli arkadaşlar, buna katılmak da mümkün değil. Eğer, onun girdi fiyatlarına bakarsanız, enflasyonun çok çok üzerinde olduğunu görürsünüz.
Geçen dönem bunda başarı sağladılar; yani, sebze fiyatlarını, nisanın 15'inden sonra, olumsuz şekilde geriye doğru götürdüler ve kimse de sahip çıkmadı.
Buradaki konuşmamda şunu söylemiştim: "Bu dönemi kaybettik; ama, hiç olmazsa gelecek dönemde onlara yardımcı olalım." Ama, daha bu dönem başlamadan, daha, açık alandaki sebze üretimi bitmeden, tüketimi bitmeden, daha, plastikaltı, seraaltı, örtülü üretim başlamadan, bunun önlemini almaya çalıştılar. Nasıl aldırıyorlar, kime aldırıyorlar, kim kimlerle beraber oluyor; anlamak mümkün değil değerli arkadaşlar! Sanıyorum, birileri bir yerden bu işe el atıyor; ama, kim el atıyor, nasıl atıyor; enflasyonu düşürmek için mi el atıyorlar, ne yapıyorlar belli değil!
Şimdi, sebze fiyatlarının enflasyonu yükselttiğini söylüyorlar; ama, ben, enflasyonu yükselten nedenleri size söyleyeyim: Sera demiri 650 000 liraydı, şu anda 1 000 000 lira; çimento 4 500 000 idi, şu anda 6 500 000; sera naylonu 2 600 000 idi, şu anda 4 000 000; biber tohumu 216 000 idi, şu anda 275 000... İşte yüzde 60 civarında artış.
Değerli arkadaşlar, bu ülkede enflasyonun artış nedenini burada görebilme şansına sahibiz. Enflasyon, insanların kullanım ihtiyaçlarına göre değişir. Yoksa, hiç kullanmadığı malzemelerde enflasyon artmadığı zaman, bence hiç önemi yoktur değerli arkadaşlar. Bunları söyleyen de, bu bölgenin insanları, burada yaşayan insanlar.
Yine, Antalya Ziraat Mühendisleri Odasından aldığımız bilgiye göre, sebze ve meyvelerde kullanılan bu hormonlar, yaygın anlamıyla bilinen hormonlardan farklı olup "bitki gelişim düzenleyicileri" olarak tanımlanmaktadır. Bitki gelişim düzenleyicileri, döllenme için ideal koşulların bulunmadığı çok sıcak ve çok soğuk havalarda, bitki çiçeklerini uyarmak için kullanılır değerli arkadaşlar. Bu maddelerin bir kısmı bitki bünyesinde doğal olarak bulunmakta ve dünyanın birçok ülkesinde, meyve tutumunu artırmak ve iri meyve elde etmek için kullanılmaktadır. Ülkemizdeki seralar soğuk tip seralar olup, bu seralarda, kış aylarında, bazı bitkilerde -domates, patlıcan, kabak- bitki gelişim düzenleyicilerinin kullanımı zorunludur. Bu anlamda, bu düzenleyicilerin, yediğimiz sebzeye herhangi bir yan etkisinin olmadığının, bence, kamuoyuna bildirilmesi lazım ki, burada üretim yapan insanlara da bunlardan herhangi bir zarar gelmesin değerli arkadaşlar.
Şimdi, bu organik tarım, bu ülkede daha önceden yapılan tarımlardan bir tanesiydi. Tabiî ki, son dönemlerdeki bu ilaç kullanımı ve hormon dengeleyicileri nedeniyle, organik tarıma doğru yönlenme var. Ancak, şöyle bir gelişme olabilir: Organik tarım bütün insanlara yetecek kadar üretim yapabilme şansına sahip midir değerli arkadaşlar, ona bakmak lazım. Bence, bununla beraber, bu entansif tarımı da destekleyip bunu geliştirmek, eğer yanlışları varsa bunların düzenleyicisini bulmak lazım diye değerlendiriyorum. Bu anlamda, o tarımı da ihmal etmeden, bu kadar yatırımı ihmal etmeden, bu gelişmenin önünü açmak lazım.
Değerli arkadaşlar, yine, organik tarımda, bence, bölgeler iyi değerlendirmeli ve bölgelerde üretim yapılacak alanlar, organik tarım için kullanılacak alanlar da iyi tespit edilmelidir. Aynı zamanda, organik tarım çok pahalı bir üretim kaynağı olduğu için, bence bu entansif tarımdan çok daha pahalıya mal olacaktır.
Bunun yanında, bir de, bu organik tarımı yapacakların eğitimleri konusunda düzenlemeler yapmak lazım; çünkü, eğitim olmadan -geçmişte eğitimsiz çalışmanın sonucunu geldiğimiz noktada görme şansına sahibiz-bu tarım işletmelerini daha rantabl şekle getirmek mümkün değildir.
Bu yasa tasarısı olumlu olur diye değerlendiriyorum ve bu çalışmalarda, Grubum ve şahsım adına, bu tasarıyı desteklediğimizi belirtiyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
87 konuşma daha · 30 Kasım 2004