Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )
Aydın Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 23. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Kasım 2004 · 987 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Boztaş (CHP), 30 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )); konuşma 987 kelime.
Mehmet Boztaş (CHP, Aydın). “Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 30 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-boztas-22-2004-11-30-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET BOZTAŞ (Aydın)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Organik Tarım Kanunu Tasarısının 9 uncu maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; sizleri ve ekran başında bizleri izleyen yurttaşlarımızı, Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Parlamentoda bugüne kadar birçok yasa görüştük; ancak, bir Çevre Komisyonu üyesi olarak da aynı zamanda, görüştüğümüz bu tasarı, çevreye duyarlı, insan sağlığına önem veren, çağdaş yasaların başında gelmektedir. Böyle bir tasarının görüşülmesine katkı sunmaktan, gerçekten, büyük bir mutluluk duyuyorum; fakat, bu tasarı, genel gerekçesine baktığımızda, hükümetimizin, kendi halkının ihtiyaçlarını karşılamak, çevreye olan duyarlılık ve insan sağlığına verdiği değer ya da tarım alanlarının çoraklaşmasının önüne geçmek adına ciddî bir duyarlılık göstererek getirdiği bir tasarı olarak gözükmüyor. Avrupa Birliği uyum süreci içerisinde bizden istenilen bir yasayı, bugün, burada çıkarmaya çalışıyoruz. Öyle bile olsa, bizim için, atılmış sağlıklı bir adımdır, bundan bile mutluluk duyuyoruz; fakat -az önce Aydın Milletvekili Değerli Ahmet Arkadaşım da konuşmasında vurguladı- halkımızın kafası karışık; birçok maddede, zararı var mıdır yok mudur, hormonlu mudur değil midir, insan sağlığına yararlı mıdır zararlı mıdır, bu konuda yeteri kadar bilgilenmiş değil. İnsanlarımızın kafasının karışık olması anlaşılabilir; zira, yakın tarihe kadar, insanlarımıza çevre duyarlılığı ve neyin zararlı neyin yararlı olduğu konusunda yeterli eğitimin verilmediğini çok net bir şekilde biliyoruz. Geçmişte, bizi üzen, çok ciddî bir olay vardı. Çernobil faciasından sonra radyasyon tüm Karadeniz Bölgesine yayılmışken, fındık, tütün ve çay ciddî anlamda radyasyona uğramışken, bu ülkenin yöneticilerinden, o dönemin bakanlarından birisi, televizyonda halkın karşısına çıkıp çay içerek "bakın, bunda radyasyon yoktur, içebilirsiniz" demişti. O gün, bilim adamları isyan etmiş "gereken önlem alınmazsa, bundan on onbeş yıl sonra kanser hastalıkları meydana gelmeye başlayacak" demişti. Bugün etrafımıza baktığımızda, 10 kişi ölüyorsa, araştırdığımızda, bunların 6-7 kişisinin kanserden öldüğünü görüyoruz.
Peki, değerli arkadaşlarım, bugün oluşan hastalıklarda, o günkü radyasyonun etkisinin olmadığı söylenebilir mi?! Bir ülkenin bakanının, kalkıp, kendi halkının gözünün içine baka baka "çayda ve fındıkta radyasyon yoktur" deyip, kendi halkını zehirlercesine özendirmesi, akla zarar bir olay değil midir, onların imha edilmesini önermesi gerekirken?! Bugün, vatandaşımızın aklı karışıyorsa, aklının karışmasında hakkı yok mudur?!
En iyi yasa, uygulanan yasadır değerli arkadaşlarım. Bir yasayı çıkarırız; ama, rafa kaldırırsak, o yasanın bir kıymeti harbiyesi olmaz. Bugün, ülkemizi yönetenlerden özellikle bir şey istiyoruz; insana saygı, çevreye duyarlı olmak, gelecek nesillere olan saygımızı korumak istiyoruz; onlardan da bu davranışları bekliyoruz.
Değerli arkadaşlar, yürürlükte olan yasalar varken bile, çevre duyarlılığı gözardı edilmektedir. Bugün, Menderes Havzasında, o ovada, Uşak'tan başlayıp, Denizli'den devam eden, Aydın'ın içerisinden geçerek Ege Denizine dökülen Menderes Nehri havzasında çok ciddî bir kirlenme vardır. Mevcut yasalar, bu kirlenmenin önünü alabilir; ama, uygulayıcılar bunu uygulamamakta, denetleyiciler de bunun üzerinde durmamaktadır. Dolayısıyla, tarım alanlarımız gittikçe çoraklaşmakta, insan sağlığı gittikçe tehdit altında kalmaktadır. Bugün, ekonomimizin çıkmaza girdiğini söylüyoruz. Evet, turizm gelirlerimiz her geçen gün artar gibi gözükmekteyse de, yakın zamanda, çevre kirliliğinden dolayı turizm de büyük darbe yiyecektir.
Bugüne kadar çevreyle ilgili yaptığımız birçok çalışmanın içerisinde Uşak'a gittiğimizde şunu gördük: Deri sanayiindeki atıkların, kimyasal atıkların Uşak halkının da zehirlenmesine vesile olacak şekilde açık kanallardan baraja, barajdan da Menderes'e aktığını biliyoruz. Valilikte bürokrat kesimleriyle bir toplantı yaptık. Değerli arkadaşlarım, burada hiçbir birimde arıtma tesisi yok. Sanayici burada haklı. Sayın Vali Beyle yaptığımız temasın neticesinde dediler ki: "Organize sanayi bölgesinde arıtma tesisi yok. 4,5 trilyon lira para gerekiyor." Peki, bu para verilirse, arıtma tesisi kurulursa, sanayici organize sanayi bölgesine geçecek mi diye soruyoruz. "Hayır." Neden? "Çünkü 'taşınma kredisi de isteriz' diyorlar." Uşak'taki bu sorun çözülmüş olsa bile, Denizli'deki tekstil sanayiinde birikmiş olan kimyasal atıklar, maliyeti yüksek diye çalıştırılmayan arıtma tesislerinin kullanılmaması nedeniyle gece yarılarında Menderes Nehrine dökülmektedir. Peki, bunu denetlemekle görevli olan idareciler nerede, hükümetin yetkilileri nerede, taşra birimleri nerede?.. Göz göre göre insanımız zehirleniyor; ama, gereken önlemler bir türlü alınmıyor.
Değerli arkadaşlarım, halkımızın kafası karışık dedik. Bunu önlemenin yollarından bir tanesi, öncelikle yöneticilerimizin gerekli basireti, gerekli denetimi sağlamasıdır. Aksi takdirde, her geçen gün, güvenilmez idarecilerin elinde kendi halkına sıkıntı yükleyen bir kadrolar zenginliği oluşacaktır.
Bugün çevre kirliliği sadece insan sağlığına zarar vermekle kalmıyor, turizme zarar vermekle kalmıyor, üretim kalitesini de düşürüyor.
Tarımdaki insanlarımızın içinde bulunduğu sıkıntılar ortada. Az önce burada Antalya Milletvekilimiz Sayın Osman Özcan arkadaşımız konuşurken, mazot desteğinden, prim desteğinden bahsedince, AKP sıralarından "var da vermedik mi, nereden bulacağız" şeklinde değerlendirmeler yapılmıştı. Değerli arkadaşlar, yakın tarihte geçirdiğimiz Türk Ceza Yasasıyla ilgili olarak hafızalarımızı bir yoklayalım. O Türk Ceza Yasası geçerken Sayın Başbakanımızın gereksiz yere yarattığı bir zina tartışmasının Türkiye'ye maliyeti 250 trilyon lira civarında olmuştur. Sorumlu yöneticilik anlayışımızı sergilemiş olsaydık, çiftçimizin desteklenmesine yetecek miktarda bir kaynak israfından da kurtulmuş olacaktık.
Demek ki, o zaman, isteyen bir yolunu, istemeyen bir bahanesini mutlaka yaratıyor. Önemli olan, tarım kesimindeki insanlara kucak açıp açmadığımızdır. Hükümetin, bu zamana kadar tarım kesimini kucaklayan bir anlayışını görmedik. Ben, milletvekili sıfatıyla Parlamentoya geldiğim günlerde, hükümetin politikalarını izleme fırsatını kısmen bulmuştum, mesajını o zaman almıştım. Sayın Maliye Bakanı TÜSİAD'ın bir toplantısında diyordu ki: "Çağdaş hükümetler sanayicinin emrindedir. Biz de, çağdaş bir hükümet olarak sanayicinin emrindeyiz. Dünyanın neresinde olursanız olun, herhangi bir sorununuzu çözemediğinizi bana söylerseniz, ben, burada bütün işimi gücümü bırakır, dünyanın öbür tarafına sizin sorunlarınızı çözmek için giderim."
Evet, biz de muhalefet olarak sanayiin gelişmesinden yanayız. Sanayi hamleleri olmadan geleceği iyi kurmamız, çağdaşlaşmayı yakalamamız mümkün değil; ama, sanayi kesimi öz evlat muamelesine tabi tutulurken, tarım kesimindeki insanların yok sayılması anlayışını içimize sindirmemiz mümkün mü?!
Eşit bir şekilde, hem sanayicisini koruyan hem de tarım kesimindeki insanlarını koruyan, onları açlık ve sefaletle karşı karşıya bırakmayan bir anlayışı sürdürmemiz mümkün değil mi?!
Değerli arkadaşlar, iktidarın, güçlüden yana olması değil, zayıfı kucaklaması gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANToparlayın Sayın Boztaş.
MEHMET BOZTAŞ (Devamla)Tamam Sayın Başkan.
Bizler, sosyaldemokrat camianın milletvekilleri olarak, sosyal demokrat camianın insanları olarak, sanayici korunup kollanırken, çok daha korunmayı ve kollanmayı hak eden, her geçen gün daha çok yoksullaşan tarım kesimindeki insanlarımızı daha çok önemsiyoruz ve onların haklarını ve çıkarlarını bu kürsüden sürekli olarak savunmaya devam edeceğiz. Umarım, bundan sonra da bu yasaya benzer çağdaş yasaları, çevreye duyarlı, insanına duyarlı, tarımına duyarlı yasaları hep birlikte geçirmenin mutluluğunu yaşarız.
Hepinize, tekrar, sevgiler ve saygılar sunuyorum değerli arkadaşlar. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
87 konuşma daha · 30 Kasım 2004