Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )
Antalya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 23. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Kasım 2004 · 1.338 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Özcan (CHP), 30 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )); konuşma 1.338 kelime.
Osman Özcan (CHP, Antalya). “Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 30 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcan-22-2004-11-30-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OSMAN ÖZCAN (Antalya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Organik Tarım Kanunu Tasarısının 8 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; organik tarımın amacı, çevre dengelerini korumak, sentetik ve kimyasal ilaçları kullanmadan, kimyasal gübreleri değil, organik maddeler ve yeşil gübreleri kullanarak ürün elde etmektir.
Tarımsal üretimde kullanılan ziraî ilaçların ve kimyasal gübrelerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini hepimiz biliyoruz. Bunların havaya ve suya da verdiği zarar gözönüne alınırsa, organik tarımın önemi daha iyi anlaşılır.
Değerli arkadaşlarım, bu maddeyle, organik tarımsal ürünlerin reklam ve tanıtımı amaçlanmaktadır. Bu sayede, üreticilerin ve ithalatçıların tüketiciyi yanıltmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Böylece, üreticilerimizin de hakları korunmuş olmaktadır; çünkü, organik olmayan ürünlerin, organik ürünlermiş gibi gösterilerek tüketicilerimizin kandırılmasının önüne geçilecektir. Organik tarım ürünleri sertifikalandırılarak satılmaktadır; üretici de bunu bilerek alacaktır. Böylece, haksız kazançların da önüne geçilmiş olacaktır.
Değerli milletvekilleri, Tarım Bakanlığımız, son günlerde tarımımızla ilgili olarak, çiftçilerimizle ilgili olarak kanun tasarılarını peş peşe komisyonumuza getirmekte; komisyonumuzdan da süratle huzurunuza gelmektedir. Şimdi, Organik Tarım Kanunu Tasarısını görüşüyoruz; bu bitecek, Tohumculuk Kanunu Tasarısını görüşeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, organik tarımı destekliyoruz; fakat, kanunlar ne kadar güzel olursa olsun, şu çok iyi bilinmelidir ki, ülke gerçeklerine uygun çıkarılmazsa başarıya ulaşması gerçekten zordur. Yine kanunlarımız ne kadar güzel olursa olsun, uygulayıcıların tutum ve davranışları da o derece önemlidir.
Değerli arkadaşlarım, şimdi dün gibi, bugün gibi, Parlamentoya gireli iki seneyi doldurduk. Samimî konuşalım, iki sene önce mi tarımımız iyiydi, şimdi mi iyi?! Bunu, samimiyetle itiraf edelim değerli arkadaşlarım; çiftçilerimizin durumu gerçekten iyi değil. Ben, seçim bölgemden geliyorum ve çiftçilerimizin size bir mesajı var; ben, bu mesajı size iletmek istiyorum, elçiye zeval olmaz; ilk fırsatta bunu Meclisteki milletvekillerimize anlatacağım dedim. Çiftçilerimiz diyor ki: "İki sene içinde, AKP, ocağımıza incir ağacı dikti." (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, tabiî, canı sıkılanlar olacak; ama, bir gerçek var; ayrı ayrı konuştuğumuz zaman, sevgili AKP milletvekillerimiz de bizim söylediklerimize aynen katılıyorlar; fakat, burada, bunu söylediğimiz zaman elbette hoşlarına gitmeyeceğini de biliyorum.
Bilirsiniz, eskiden Suriye bizim bir vilayetimizdi arkadaşlar; oranın güzel bir şehri var; Halep. Anadolu'dan Mehmet, Halep'e askere gitmiş; üç sene, beş sene, o zamana göre neyse on sene askerliğini yapmış, Anadolu'ya dönmüş. Kendisi de Yörükmüş; dağa çıkmışlar, yaylaya çıkmışlar; davarlarını, koyunlarını otlatıyorlar, çayırın üzerinde uzun atlamaya başlamışlar. Mehmet atlamıyormuş. Mehmet'e demişler ki: "Sen niye atlamıyorsun; herhalde atlamasını bilmiyorsun." Mehmet demiş ki: "Ben Halep'te askerlik yaparken 12 arşın atlardım, sizin atladığınız hiçbir işe yaramıyor." Biliyorsunuz, o zaman uzunluk ölçüsü birimi arşın. Oradan vatandaşın biri de, 12 arşını arşınlamış ve "Halep ordaysa, arşın burada; gel Mehmet, şu 12 arşını atla bakalım" demiş. İşte, Anadolu'da halkımız "Halep ordaysa arşın burada" der.
Şimdi, sizlere somut örnekler vermek istiyorum: Bakınız, Antalya'dan bahsedeyim. Antalya'nın Kızılcadağ, Manay, Osmankalfalar, Elmalı yörelerinde ve Burdur'da anason ekilir. İki yıl öncesini bırakıyorum; geçen yıl 3 000 000'a anason satıldı; şimdi, 1 000 000 lira. Geçen yıl elma, Elmalı yöresinde, Korkuteli yöresinde, Ova'da, Akçay'da, ağacın başında 550 000-600 000 liraya gitti; şimdi, 300 000 lira. Geçen yıl Alanya'nın enterdonat limonları, Kumluca'nın enterdonat limonları, Finike'nin enterdonat limonları 600 000 liraya gitti; şimdi, 200 000 lira arkadaşlar. Biraz önce, Kumluca'dan bir telefon aldım; mandalinanın kilosu 150 000 lira, enterdonat limonun kilosu 150 000 lira. Eğer, inanmayan varsa, arabasını alsın, gitsin; oradan doldursun getirsin. Şimdi, değerli arkadaşlarım, geçen yıl, aynı büyüklükteki bir sığırın fiyatı 3 milyar liraydı; şimdi, 1 milyar liraya alıcı bulmuyor. Geçen yıl 250 000 000 liraya giden bir koyun, şimdi, 100 000 000 liraya alıcı bulamıyor. Bu neden böyle oldu?
Değerli arkadaşlarım, Sayın Antalya Valisi, bize, Antalya Milletvekillerine, her ay istatistik gönderir. Bu yıl Antalya Limanına gelen turist sayısında yüzde 37 artış olmuş; yüzde 37. Bu ne demektir; Antalya yöresinde et tüketiminin yüzde 37 artması lazım, sebze meyve satışının iyi olması lazım, üreticinin iyi para kazanması lazım; böyle bir şey var mı? Biraz önce misal verdim. Eskiden Doğu Anadoludan kaçakçılık yapılırdı -biraz önce AKP milletvekili arkadaşımızın birisi kaçakçılık yapıldığını söyledi, Sayın Bakanım, böyle bir şey yok dedi; ama, ben Sayın Bakanıma somut örnekler vereceğim var mı yok mu- şimdi batıdan da yapılmaya başlandı, kuzeydoğudan da yapılmaya başlandı.
Bulgaristan'dan TIR'larla kaçak et geliyor arkadaşlar, Antalya bölgesine, turizm bölgelerine. Kaça geliyor biliyor musunuz; 5 000 000 lira dananın budu. Evet, 5 000 000 lira ve arkadaşlar ben samimî söyleyeyim, motellerle, otellerle, kasaplarla, köylülerle çok ilgilenen birisiyim, ben bunu gizli olarak tespit ettim, motellere verilen etlerin çoğunun da faturası yok; çünkü oradan kaçak geliyor, fatura yok. Durum bu değerli arkadaşlarım.
Sınırlarına hâkim olamayan bir devlet düşünebiliyor musunuz? Sınırlardan gelen o kaçak mallar hormonlu mu hormonsuz mu; ilaçlı mı ilaçsız mı; genlerinde değişiklik yapılmış mı yapılmamış mı, incelenmiş mi? Hastalıklı mı hastalıksız mı, incelendi mi; hayır; ama, değerli arkadaşlarım, bir tane kendini bilmez, televizyona çıkıyor, köylünün alınteri olan domates ve salatalığın hormonlu olduğunu söyleyerek bizim üreticilerimizi perişan ediyor, ülke ekonomisine de zarar veriyor, Tarım Bakanlığı da bu adamlar hakkında gerekli işlemi yapmıyor, çıkıp da böyle bir şey yoktur demiyor. Hele hele hormon... Nerede kullanıyor köylü hormonu?! Neyle alıyor, nasıl alıyor?! Hormonun fiyatını bilen var mı?!
Değerli arkadaşlarım, sınır illerimizden olan arkadaşlarım bilirler. Suriye sınırına bakın, sınırda 10 000'lerce tonluk depolar var; Basra'da yok, Bağdat'ta yok, Musul'da yok, Kerkük'te yok, Irak sınırında var. Suriye'de sınırda depolar var; Halep'te yok, Şam'da yok tam Türkiye sınırında. Bu neden; oraya süs olsun diye yapılmadı, buraya muz geliyor, karpuz geliyor, elma geliyor, armut geliyor, et geliyor, fırsat bulunduğu zaman, gümrüklerle anlaşıldığı zaman -siz bunları iyi bilirsiniz- kaçak mallar hemen Türkiye'nin içine dağılıyor; üretici perişan oluyor, Türk ekonomisi de perişan oluyor. Evet, bunlar gerçekler, somut gerçek bunlar.
Değerli arkadaşlarım, İbradı'nın Başlar Köyü var, hayvancılıkla geçinirler. Geçenlerde oraya gittim; kadın kız toplanmışlar, dertlerini anlattılar, bildiğim kadar ben de anlattım. Bir tane üretici çıktı, ağlayarak, ben geçimimi celeplikle sağlarım -kuzu topluyor- dört ay besledim, bana mal oluşu 7 500 000, Alanya'da en büyük kasaplara gittim, 5 000 000 lira vermediler, derisi de onun, iç organları da onun, başı da onun, sade etine 5 000 000 lira vermiyorlar... Üreticinin durumu bu, Türkiye'deki üreticinin durumu bu. İnceledim, sordum, gerçekten adam perişan olmuş ve batmış.
Sayın milletvekilleri, şimdi, muzda da aynı oyunlar oynandı; iki senedir gündemdışı konuşma yaptım, sözlü soru önergesi verdim. Muzu bilirsiniz, Alanya, Gazipaşa, Anamur'da yetişir, başka yerde yok. Türkiye'nin ihtiyacının büyük bölümünü de bu üç bölge sağlar ve buralarda da, her tarafta muz yetişmez; muayyen bölgelerinde, denize bakan kuytu yamaçlarında yetişir. Çok hassas bir bitki; derece sıfırın altına inerse, muzu donar, fidanı da donar. O zaman fidan nereden gelecek; Madagaskar'dan gelecek, Güney Afrika'dan gelecek, Hindistan'dan gelecek. Bunu niçin söylüyorum; bakın, çok masraflı bir ürün olduğu için söylüyorum.
Bakın, çok önemli bir konu; çok uğraştık, kışın dört ay, Gazipaşa, Alanya ve Anamur'un gece sıcaklığı şu olacak diye Meteorolojiden netice alamadık. Tekrar Tarım Bakanımızın dikkatini çekiyorum. Bunu, mutlaka yerine getirsin; çok önemli bir konu.
Değerli arkadaşlarım, üç dört gün önce bir AKP'li arkadaşım pamukçuların durumunu konuşuyordu, gerçekten zevkle dinledim, çok doğru söylüyor. Pamuk fiyatı belli. Yunanistan pamuğun kilosuna 960 000 lira verecek, sen prim olarak 85 000 lira vereceksin, onu da ne zaman vereceğin belli değil; ondan sonra da diyeceksin ki, Yunanistan pamukçusu ile Türk pamukçusu rekabet etsin... Alın da kaçan mı derler adama! Var mı böyle bir şey?!
Şunu söylemek istiyorum: Muhalefet milletvekilleri gibi konuşmayı bırakın da, iktidar olduğunuzu öğrenin değerli arkadaşlarım; iktidarsızlık yapmayın. İktidar olan, iktidarlığını gösterir.
Şimdi, Avrupa Birliği ülkelerini söylüyorum: Almanya, Fransa, Yunanistan, Portekiz, İspanya, İngiltere, karşılıksız olarak, çiftçisine, aile başına 15 675 dolar para ödüyor; geri almamak üzere. Türk parasıyla kaç lira eder; 25 milyar lira eder. Amerika Birleşik Devletleri 13 675 dolar ödüyor; geri almamak üzere. Türk parasıyla kaç lira eder; 20 milyar lira civarında eder. Biz ne veriyoruz çiftçimize?! Ondan sonra, bakanlıkların yetkili kişileri çıkıyor: Efendim, Amerika'da şeker daha ucuz, Avrupa'da şu ürün daha ucuz... Tabiî ucuz olur; sen verdin de Türk çiftçisi ucuza mal etmedi mi?
ÜNAL KACIR (İstanbul)Vardı da mı vermedik?! Nereden vereceksin?!
OSMAN ÖZCAN (Devamla)Ama işadamlarına buluyorsun.
ÜNAL KACIR (İstanbul)Var mı ki vereyim?!
OSMAN ÖZCAN (Devamla)Sayın Milletvekilim, bankaların batırdığı 37 milyar dolardan 500 000 dolar alabildin sen, 500 000 dolar!.. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
87 konuşma daha · 30 Kasım 2004