Yeni bitki çeşitlerine ait ıslahçı haklarının korunmasına ilişkin kanun tas . (s.sayısı :323 )
Edirne Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 40. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Ocak 2004 · 1.169 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Necdet Budak (CHP), 8 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİ BİTKİ ÇEŞİTLERİNE AİT ISLAHÇI HAKLARININ KORUNMASINA İLİŞKİN KANUN TAS . (S.SAYISI :323 )); konuşma 1.169 kelime.
Necdet Budak (CHP, Edirne). “Yeni bitki çeşitlerine ait ıslahçı haklarının korunmasına ilişkin kanun tas . (s.sayısı :323 )”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 8 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/necdet-budak-22-2004-01-08-yeni-bitki-cesitlerine-ait-islahci-haklarinin-korunmasina-iliskin-kanu-3 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA NECDET BUDAK (Edirne)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2 nci madde hakkında söz almış bulunuyorum, tekrar huzurlarınızdayım.
Tabiî, çok geniş bir konu; burada, ben, tamamen iyi niyetimle ve politika yapmadan, dürüstçe, Türkiye tarımına katkıda bulunmak amacıyla yorumlar yapıyorum. Biraz önce, arkadaşımız, kamuoyuyla ilgili, kendi üzerine alındı; hiç öyle bir şey yok. Tarım ve Köyişleri Bakanımıza da, çok basit eleştiriler yöneltmek istemiyorum, çok fazla da üzerine gitmiyorum; ama, teknik olarak söylenen yanlışlara da cevap vermek durumunda kalıyorum; ama, çok da alıngan olursanız, hele iktidar olarak, muhalefet olarak Allah bize sabır versin. O bakımdan, birbirimize yardımcı olmamız lazım.
Bizim, Türkiye'de 200 kilogram olan dekar başına buğday verimi ile Almanya'daki verimi kıyaslamamız tabiî ki mümkün değil. Bir kere, teknik anlamda, verim ile kalite arasında negatif korelasyon var. Artı, bir şey daha var; yanlış anlamayın, siz Tarım ve Köyişleri Bakanısınız; ama, Almanya'daki birçok eyaletteki yağış miktarı ile Türkiye'deki birçok bölgenin yağış miktarının aynı olduğunu, sizler de milletvekili olarak, teknik bir bilgi olduğu için, belki bilmiyorsunuzdur; ama, aynı. Buğday tarımında önemli olan, buğdayın belli dönemlerinde yağışın düşmesi olayıdır. Türkiye'de, son yirmi yıldır kuraklık var. Ben, TÜBİTAK'ta kuraklıkla ilgili projeler yürütmüş birisi olarak biliyorum; yani, embriyo gelişmesi zayıflamakta, verim düşmekte vesaire. O bakımdan biz, ülkeleri kıyaslarken, üretim bakımından ve kalite bakımından kıyaslayabiliriz. Türkiye'deki kalite yüksektir, oradaki kalite düşüktür; ama, verimi yüksektir.
Ben, şunu söyleyebilirim, siz de Bakan olarak söyleyebilmelisiniz -ki, bunu söylerken, sizin negatif bir yönünüz olarak söylemiyorum; çünkü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının, bu bir yıl içerisinde bir mucize yaratacağını zaten beklemiyoruz- çok güçlü bir iktidar var; bu tarım olayında -sağlıkla da ilişkili- bu dönemde, bu fırsatı değerlendirin ve onun için politika geliştirelim. Bu anlamda da, verimi artırmak bakımından yapılacak çok şey var. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı verim ve kaliteyi artırmaya yönelik politika geliştirir, fiyat politikalarını bir kenara bırakır ve biz, bunu, bu dönemde, siyasî malzeme olmaktan çıkarırsak, Türk tarımına çok büyük katkımız olur; bunu söylemeye çalışıyorum. Verimi nasıl artıracağız; işte, böyle kanunları çıkararak ve gerçekten, bunların uygulamasını görerek.
Tabiî ki, burada, kanunu çok detaylı tartışamıyoruz, tartışmamız gerekir; ama, neler getirip götüreceğini... Belki, uygulamalarda eksiklikler ortaya çıkacak, düzeltilecek. Verim konusunda, genetik, önemli bir faktör; çevre, önemli bir faktör. Genetik ile çevrenin etkileşimi sonucunda ortaya çıkacak fenotipin verimi, genetik kapasitesi, verimi belirler; ama, tabiî ki, biz, bunu, verdiğimiz bitki ıslahı derslerinden, genetik derslerinden biliyoruz. Tabiî ki, siz bir işletme profesörüsünüz; o anlamda, bilemeyebilirsiniz; ama, verimi artıracak çok çeşitli yollar var. Özellikle, bunu ifade etmek istedim.
Bir de, biz, Türkiye'deki durumu ortaya koyarken... Bakın, iktidara mensup bir milletvekili arkadaş, kendi bölgesindeki tarımcının intihar ettiğini söylüyor; yani, kendi milletvekiliniz, benden daha fazla negatif ortamı ortaya koyuyor. Olumlu davranmak istiyorum; ama, gerçekten köylerde, bu, böyle; bunu, kabul etmek zorundayız; yani, Türk tarımı, gerçekten ölmüş, bitmiş durumda. Avrupa Birliği uyum yasalarında, Avrupa Birliğinde en fazla tartışacağımız konu tarım ve Müktesebatın içeriğinin yüzde 40'ı tarımla ilgili ve Türk tarımında, belki de, biz... Örneğin, şu anda savaş çıksa -hep komşularımızı kötülüyoruz- düşünün ki, Türkiye'ye, ne kadar ekmek lazım ve bizim stoklarımız bir ay yetecek mi; yani, hiçbir ülke bize buğday vermese, bir ay kendi kendimizi, ekmekle idare edebilecek miyiz? Böyle bir kaynağımız var mı? Belki iki yıl önce vardı; ama, şu anda yok. Biz bunları da sergilemiyoruz; ama, bazı stratejik planlamalar yapmamız lazım. Avrupa Birliğinde de en güçlü olacağımız konu tarım; belki tıbbî bitkiler konusunda, belki boya sanayii bitkileri konusunda, belki parfüm sanayii bitkileri konusunda; ki, bu alanlarda ben çok basit bir örnek vereyim. Örneğin, buradan, Hollanda'ya gittiğinizde -söylediğiniz için söylüyorum- Amsterdam'da bir tohum ofisine gittiğinizde, küçük bir ofis, telefon ve faks -ben Hollanda Kraliyet Ailesinden burslu okudum, biliyorum, Hollanda'da uzun süre kaldım- tohumlar nerede; Antalya'da diyor. Antalya'ya geliyorum, yahu diyorum ben ne kadar enayiyim, Türkiye'den Hollanda'ya tohum firmasına gidiyorum, adam bana tohumların Antalya'da olduğunu söylüyor...
Belki bilirsiniz, buğday tarlalarında açar, beyaz, kırmızı, "gelincik" diye ifade ederiz bölgelerde; Fransızlar bunu Antalya'da taşeron firmaya tarlada ürettiriyor, bunu alıyor Fransa'ya götürüyor, Fransa'da ilaç yapıyor, Türkiye'ye geri satıyor. Benim ülkemin toprağını kullanıyor. Ben niye kullandırtayım?!. Buna yönelik politika geliştirelim. Ben, fikir saçıyorum size. O zaman ne yapacağım, ben diyeceğim ki, arkadaş, ayçiçeğinde rekabet edemiyorum; ama, tıbbî bitkiler bir tek Türkiye'de yetişiyor; ben bunu etkileyebilirim, ben bu projeyi geliştiririm, ilaç sanayiinde ben söz sahibi olurum, bayanlar için parfüm sanayiinde ben söz sahibi olabilirim ya da boya sanayiinde... İşte bu fikirleri tartışmamız gerekiyor. Yoksa, tamamen negatif anlamda bir şey ortaya koyma amacında değilim.
Yine, buradan şunu söylemekte yarar görüyorum: Üniversitelerde gerçekten kaliteli öğretim üyeleri var, araştırma görevlileri var, ıslahçılar var ve Anadolu'ya gittiğinizde, bitki ıslahçıları, elinde bir cetvel bir terazi, bitki boyu ölçüyor, gözlemleme yapıyor ve buna göre verimli olmaya çalışıyor; ama, bir gelişmiş ülkede, tabiî ki kıyaslamak istemiyorum; ama bunları yakalamak zorundayız. Artık, Türkiye'de polis teşkilatı nasıl DNA testini, elektroforez testini kullanıyorsa; bu, bitki, hayvan ve tıpta da böyle; biz de, bunu, tıptan sonra, hayvancılıktan sonra, tarımda da artık kullanmamız gerekir. Eğer bunları kullanırsak, bu genetik enstrümanları kullanırsak verimi artırırız; verimi artırmanın yolları bunlar.
Biraz burada öğrencilere ders verir gibi oldu, sakın yanlış anlamayın; ama, bunları da söylemek durumundayız.
Yine kaliteyi artırıcı yönde politikalar geliştirebiliriz. Bunları geliştirmenin yolu, yine bitki ıslahından geçer, gübrelemeden geçer. Bunları kullanabiliriz.
Bir kere, Türkiye'de şu var mı: Türkiye'nin tarım haritası var mı, Türkiye'nin su haritası var mı, Türkiye'nin toprak haritası var mı? Bunu bir kere somut olarak önümüze koymamız lazım. Avrupalı, Amerikalı, Türkiye'de ne kadar pamuk yetiştirileceğini, artık uzaydan algılama sistemiyle tahmin ediyor ve politikasını ona göre belirliyor, doğrudan gelir desteğini de, bizim gibi, böyle anlamsız bir şekilde uygulamıyor, borsaları ona göre yönlendiriyor, çiftçisine "bunu ekmezsen, sana bu kadar ücret vereceğim" diyor. Doğrudan gelir desteğini bu anlamda kullanıyor. İşte, bizim de bunları değerlendirmemiz lazım. Bunlara dayanarak politika üretmeliyiz ki, Avrupa'da söz sahibi olalım ki, Türkiye'deki, Samsun'daki o köylü intihar etmesin, ona katkıda bulunalım, onu kışın da verimli hale getirelim, o da insanî bir değer olduğunu görsün, böylece birbirimizi kucaklayalım, Türkiye'yi kucaklayalım. Bizim buradaki bütün iyi niyetimiz bu.
Bunun dışında, üretici birlikleriyle ilgili... Çok enteresan, Türkiye'de, maalesef -siyasetçiyiz- her kurduğumuz kuruluşa (A), (B) partisi, (C) partisi, bir şekilde kanalize edelim, bu örgütü ele geçirelim, şunu ele geçirelim derken, birbirimizi ele geçirirken, Türkiye'yi kaybediyoruz.
Tarımla ilgili tarımsal kooperatifler var. Kooperatifler, gerçekten amacına göre işlerse, hiçbir problem yok. Bunun üzerine üretici birliklerini tekrar çıkarırsak, belki diyebilirsiniz ki, rekabet olsun vesaire; ama, ben, bunun çok faydalı olacağını düşünmüyorum. Artı, Türkiye'de, örneğin Trakya yöresinde bir Trakyabirlik, kendi döner sermayesiyle işini yürütüyor, gücü var; ama, belki bir Fiskobirlik öyle değil; yani, bizim, bunları da ortaya koymamız lazım ve hatta bunları teşvik etmemiz lazım.
Dediğim gibi, aslında, olayın tüm özeti, üretim, finansman ve pazarlama. Bu üçünü biz Türkiye'de yapabiliriz. Bunu niye yapamadığımızı anlayamıyorum ve bu işe gerçekten gönül vermiş bir arkadaşınız, bir kardeşiniz olarak burada konuşuyorum, hiçbir şekilde politika yapma niyetinde de değilim; çünkü, tarım, gerçekten Türkiye'nin kanayan yarası; ama, siz burada bir yıldır Tarım Bakanısınız. Bu iki üç yıllık olay değil, bu, on yıldır... Biz zamanında "taban fiyatı ne kadar; 20 lira, merak etme, ben iki katını veriyorum" demişiz. İşte, biz, bu şekilde tarımı köreltmişiz; ama, ben bunun devam etmemesini istiyorum. Bu uyarılarım, tamamen bu anlamdadır.
Bu duygu ve düşüncelerle, tekrar, saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
15 konuşma daha · 8 Ocak 2004