İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)
Edirne Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 77. Birleşim · 1. yasama yılı · 8 Mayıs 2003 · 838 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nejat Gencan (CHP), 8 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 838 kelime.
Nejat Gencan (CHP, Edirne). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim tutanağı, 8 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nejat-gencan-22-2003-05-08-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA NEJAT GENCAN (Edirne)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan İş Kanunu Tasarısının 53 üncü maddesiyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi aktarmak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce Yüce Meclisi en içten saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 15 Martta yürürlüğe girmesi gereken, 30 Hazirana ertelenen 4773 sayılı Yasayla birlikte yeni bir döneme, yeni bir dönemece daha girmiş olduk. Bu son olay, Türkiye'nin, henüz, gerek İş Güvencesi gerekse İş Kanununun içerisindeki çağdaş kurumlara hazır olmadığını ve hazırlıkların yenilenmesi gerektiğini bize bir kez daha göstermiştir. Mevzuatta yapılan bu değişiklikler sonrası yaşanacaklar, Türk endüstrisi ilişkileri ile çalışma yaşamı taraflarını uzunca bir süre daha etkilemeye devam edecektir.
İş Kanunu Tasarısı, toplumun çok geniş kesimlerini ilgilendiren, işçileri yakından ilgilendiren, işvereni yakından ilgilendiren ve dolayısıyla hepimizin ilgili olduğu bir kanun tasarısıdır; fakat, bizlerin aynı görüşte olduğu, işçi ve işveren kesiminin de aynı görüşleri ifade ettiği gibi, hepimizin bildiği bir gerçek var; bu, kanunda yapılacak değişikliğin yeteri kadar tartışılmadığı ve bu nedenle olgunlaşmadığıdır. Her zaman olduğu gibi bugün de aynı şey yapılmaktadır. Konular tartışılmadan, tarafların konu üzerindeki görüşleri dikkate alınmadan ve en önemlisi, çağdaş uygulamalar incelenmeden, lokal bir müdahaleyle, bu yasa çıkarılmak için çalışılmaktadır. Çalışma hayatımızı yakından ilgilendiren böylesi temel bir kanunun Türk-İş, Hak-İş, DİSK ve TİSK yöneticilerinden oluşan heyetin, dar bir kadroyla, çoğu zaman kapalı kapılar ardında yaptığı görüşmeler, değişikliklerin gereği gibi konuşulup olgunlaştırıldığı anlamına gelmemelidir. Kaldı ki, başta Türk-İş olmak üzere, diğer işçi konfederasyonları, tasarıda getirilmek istenilen değişikliklere karşı olduklarını belirtmektedirler.
Sayın milletvekilleri, 57 nci hükümet döneminde hazırlığı başlatılan ve tasarı haline getirilen İş Yasası, 15 Mart 2003'te yürürlüğe girecekken 30 Hazirana ertelenen İş Güvencesi Yasasına bir alternatif olarak, özellikle işveren kesiminin baskısıyla mı ileri sürülmektedir?.. Çünkü, İş Kanununun öncelikli olarak yürürlüğe girmesi için kesin bir ihtiyaç bulunmamaktadır. İş Güvencesi ile İş Kanunu değişikliğini aynı anda yürürlüğe koymak, işvereni tatmin etmekten başka bir anlam içermekte midir acaba?..
Ayrıca, çalışan kadınların doğum izinleri konusunun da belirlenmesi gerekmektedir. Dünyanın birçok ülkesinde çalışan kadınların doğum izinlerinin ILO standartlarına göre düzenlendiğini, Türkiye'de ise bunun gözetilmediğini bilmekteyiz. Dünya Sağlık Örgütünün, en az altı ay süreyle çocuğun emzirilmesi gerektiği yönündeki standardının dikkate alınarak düzenleme yapılması gerekmektedir. Bugün, doğum izin süreleri, Amerika'da 12, Norveç'te 18, Hollanda ve Fransa'da 16, Macaristan'da 24 haftadır. Buna karşılık, Türkiye'de bu süre 9 haftadır. Çalışma koşulları, hamilelik dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir. Hatta, doğum sonrasında babaya da 10 günlük ücretli izin verilmelidir.
Ülkemizde yaklaşık 4 500 000 işçimizin bulunduğunu hepimiz bilmekteyiz. Bu sayıya dahil olan, geçici işçi statüsünde çalıştırılarak 11 ay çalıştırılıp 1 ay işten çıkarılıp, hatta, o süre içerisinde çalıştırıldığı halde ücreti ödenmeyen bir sürü işçimiz bulunmaktadır. Hakları her zaman işverenin inisiyatifine bırakılarak mağduriyetleri devam ettirilmek mi istenmektedir?
Hükümetlerin bile gayri yasal bir şekilde işçi çalıştırdığı bir dönemde bu yasa çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu yasayla her şey daha karmaşık bir hale gelecektir. Çalışma hayatını ilgilendiren bu ve benzeri birçok konu daha mevcut bulunmaktadır.
Avrupa Birliği sürecinde, bütün konuşmalar, sadece konuşma olarak mı kalıyor diye düşünmeden geçemiyorum. Büyük umutlarla, büyük isteklerle hayata geçirilen Ekonomik ve Sosyal Konseyi niye devredışı bırakıyoruz?.. Her şeyi kâğıt üzerinde bırakmak, bir alışkanlık haline geliyor arkadaşlar. Buna, Meclis olarak, izin vermemeliyiz.
İş Yasası, ne işverenin yasasıdır ne sendikacıların, ne işçilerin yasası ne de hükümetin yasasıdır. İş Yasasını, çalışma ilişkilerini düzenleyen, işçi ve işverenin uyum içinde yürütebileceği bir sistemi oluşturacak, hükümetin de bu anlaşmayı sağlayan siyasal erk olarak damgasını vuracağı bir işlem olarak görmek zorundayız. İş Yasası, üretim ilişkilerini barış içinde oluşturma yasasıdır, bir uzlaşmadır, bir bütünselliktir. Bunu gözardı edersek, çalışma yaşamına huzursuzluk gelir.
Mevzuatta yapılan bu değişiklikler ile süreçte yaşananlar, Türk endüstri ilişkileri ile çalışma yaşamının taraflarını uzunca bir süre daha etkilemeye devam edecektir. İş Güvencesi Yasası ile İş Kanunu Yasası yürürlüğe girdiğinde, yargıya büyük görevler düşüyor ve düşecektir. İş mahkemelerinin, bugünkü durumu, sayısal yapısıyla, bu yükün altından kalkamayacağı ortadadır. İş mahkemeleri yasasıyla ilgili herhangi bir çalışma da henüz ortada yoktur.
Değerli arkadaşlar, Türkiye ve Türk insanı olarak, uzun süredir derin acıların, derin sarsıntıların şahidi olmanın acısını, sıkıntısını, yükünü taşıyoruz. İnsanları hayatlarından bezdiren bir hayat pahalılığı, milletine hizmetten âdeta çekinen, kaçınan bir devlet yapısı, insanların sağlığını, insanların eğitimini geri plana atan ve sürekli açığı artan bir bütçe anlayışı, üretmeyen, üretemeyen bir ekonomi, ülkenin siyasetini, ekonomisini dışa bağımlı hale getiren iç ve dışborçlar, devleşen yolsuzluklar, artan yoksulluk, ülkenin değerleriyle inat edercesine büyüyen ahlakî çöküntü, saltanat yaşamını hatırlatan israf, rüşvet, haraç, mafyalaşma, uyuşturucu, hukuksuzluk, iflaslar, intiharlar, cinnetler, cinayetler... Bu ülke, büyüklüğüyle ters orantılı bir dram yaşıyor sanki, bir uçuruma itiliyor sanki ülkemiz.
Yaşanan iki büyük ekonomik kriz sonrasında insanların işinden aşından edildiği, hepimizin yaklaşık yüzde 50 fakirleştiği bir dönemde, İş Kanunu Tasarısını sanki yangından mal kaçırır gibi çıkarma çabasını, ne bizlerin ne de kamuoyunun kabul etmesi mümkün değildir.
59 uncu hükümetin çalışma yaşamına bakışında bir bütünsellik, kararlılık ve gelecek planlamasının olmadığını, son altı aylık uygulamasına bakarak söyleyebiliriz.
Değerli arkadaşlar, işçi haklarını sınırlayan, işverenlerin isteğini yerine getiren bir konumda görüldüğünüzü belirtmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belirtmiş olduğum nedenlerle, İş Kanununda yapılacak değişikliklerin aceleye, oldubittiye getirilmemesi, ilgililerin düşüncelerinin alınarak olgunlaştırılması, bunun için de, konu üzerinde tekrar düşünerek karar vermemiz gerektiği inancıyla, takdiri sizlere bırakıyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
63 konuşma daha · 8 Mayıs 2003