İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 122. BİRLEŞİM · CUMA

5229 sayılı bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.665)

Nevzat Yalçıntaş

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 122. Birleşim · 2. yasama yılı · 17 Eylül 2004 · 596 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Nevzat Yalçıntaş (AK Parti), 17 Eylül 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 5229 SAYILI BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.665)); konuşma 596 kelime.

Nevzat Yalçıntaş (AK Parti, İstanbul). “5229 sayılı bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.665)”. TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim tutanağı, 17 Eylül 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nevzat-yalcintas-22-2004-09-17-5229-sayili-bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde-kararnamelerde-degisiklik-yap (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de aynı konu üzerinde duracağım.

Aziz arkadaşlar, ilim, bir ülke için en değerli varlıklardan birisi. Yani, bu yaşadığımız asır, ilmin yarışı, teknolojinin yarışı, bilginin yarışı, kalifiye, vasıflı insangücü yarışı. İlim de, artık, ferdî, bireysel yapılmıyor eski Yunan'da olduğu gibi, İslam medeniyetinin ilk yıllarında olduğu gibi; ilim, kuruluşlarda, müesseselerde yapılıyor, yani, üniversitelerde, araştırma enstitülerinde yapılıyor. Buradaki kişilerin ilim yapacak seviyede yetişmiş olmaları, kendilerini yetiştirmiş olmaları lazım. Ülkenin ilmî seviyesinin mukayesesi... Bunun göstergeleri var, uluslararası yayınlar var Birleşmiş Milletlerde, UNESCO'da; açıyor bakıyorsunuz, neredesiniz; arkalarda nal mı topluyorsunuz, önde at mı koşturuyorsunuz...

Başka bir şey; gençliğinizi bu kişilere tevdi ediyorsunuz. Bu gençler, erkek-kız geliyorlar, üniversite sıralarında ilim öğrenecekler. Bu ilmin bugünkü seviyede olması lazım. İlim adamlarının motive olması lazım, heyecan duyması lazım kürsüye çıktığı zaman.

Şu kadar senelik hocayım, emin olun, her derse, hazırlanarak çıkmışımdır. Yani, kitabım var, anlatmışım falan; hayır... Özellikle, bizim, okuduğuz sosyal ilimler mütemadiyen değişiyor, gelişiyor; hesapları yapılmış, günde bilmem kaç bin sayfa ekleniyor bazı ilimlerde, yayınlar olarak; dünyanın toplamı.

Biz, kurnazlık yapacağız. Peki, bu şahıs nasıl yetişir? Bu kürsüye koyduğumuz, evlatlarımızı gönderdiğimiz... Hepimizin çocukları, yeğenleri var. İlim, derinleşmekle olacak, zamanla olacak; lisan öğrenecek, asistan olacak, doktora yapacak, imtihanlardan geçecek, yayın yapacak, doçent olacak, vesaire, vesaire...

Ben, şimdi, çoğu vefat etmiş olan hocalarıma rahmet okuyorum; İstanbul Üniversitesinde bizi iğnenin deliğinden geçirdiler. Allah'tan ki, böyle yaptılar. Göğsümüzü gere gere, kendi sahamızdaki bütün milletlerarası toplantılara gidiyoruz, konuşuyoruz, katkıda bulunuyoruz ve tebliğler veriyoruz. Burada oturduğum seneler içerisinde de verdiğim tebliğleri görünce, rektör bana telefon etti. "Hocam, liste geldi, hakikaten öyle misiniz, şu kadar senedir Meclistesiniz, Tokyo'da tebliğ vermişsiniz, Moskova'da tebliğ vermişsiniz, Paris'te, Berlin'de tebliğ vermişsiniz." Geldi, "bu seneki verilen tebliğe girmesi..." Doğrudur, ben, ayrıca, sana -onların Japonca tercümesi, Rusça tercümesi, İngilizce tercümesi vesaire- bir dosyamı göndereceğim dedim; yani, tereddütün kalksın...

Arkadaşlar, sorumluluğumuza... Biz, şimdi, kestirmeden gidiyoruz. Bunu 12 Eylül de yaptı -hatırlayanlar vardır içinizde- liste yayımladı, onlarda doktora bile aramadı, kimini doçent yaptı, kimini profesör yaptı. Yani, şeye benziyor; Osmanlı zamanında, buna "beşik uleması" derlerdi. Şimdi, biz, beşik ulemasını başka türlü mü getireceğiz?! Şu sıralarda oturuyoruz diye beş sene, Bakanlar Kurulunda hizmet yapıyoruz diye, beş sene, by-pass, kes, hemen git... Zaten üniversitelerde kargaşalık var, zaten üniversitelerimiz eski. Artık, itibar demeyeyim, benim için yakışmaz bu laf; ama, vakarını diyelim... Olan, cereyan eden hususları görüyorsunuz. Bu olaylar içinde, bir ülkenin üniversiteleri, enstitüleri, akademik kadrosu nasıl inkişaf edecek, yayınlarla nasıl yarışacağız?! Bir YÖK meselesine dolandık gidiyoruz.

Bir de, biz, beş sene burada oturduk, Bakanlar Kurulunda bulunduk diye, muafiyet... Bu süreler dünyada ve Türkiye'de niye tanınır; okusun, literatürü takip etsin, yayında bulunsun, lisan öğrensin, ilmin merkezî olan yerlere gönderelim -kanunda vardı bilgi ve görgüsünü artırmak için- ondan sonra da, bu insanlar, bilgilerine, birikimlerine dayanarak toplumda hizmetlerini versinler diye. O bilgi ve birikim yoksa, politikada da neler olduğunu görüyoruz; teslim oluyorlar, yanlışa teslim oluyorlar; burada değil, her yerde teslim oluyorlar veyahut da ideolojilere teslim oluyorlar; bazı üniversitelerde bunlar cereyan etti, hükümet darbelerine yol açtılar.

Bu yanlıştır. Yanlış hesap Bağdat'tan döner. Biz şimdi Bağdat'a hesap gönderemiyoruz, Çankaya'ya gönderiyoruz. Çankaya'nın bize gönderdiği, reddettiği her şey yanlış değil. Orada da objektif olmamız lazım. Çankaya bize yanlış şeyler de gönderebilir. Orada da, yanlışlıklar teşekkül edebilir, elbette, boyun eğecek değiliz; ama, bu doğru, gerekçesi doğru, hepsi doğru. İnsanlar geldi, burada oturdu, Bakanlar Kurulunda... Zaten, Bakanlar Kurulunda atın önüne et, öbürünün de ot koyuyoruz!.. Yani, doktordan Ulaştırma Bakanı olabilir bu memlekette, bilmemneden de Sağlık Bakanı olabilir; yani, orada geçen süre yöneticilik süresidir. Yöneticilik süresi de ilmî bir süreç değildir.

Onun için, ben de Haluk Beyin sözüne katılıyorum. Bizden ne isteniyor; bunun çıkarılması, çıkaralım ve bu ayıbı kaldıralım.

Hürmetlerimi arz ediyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

13 konuşma daha · 17 Eylül 2004

13 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook