Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302
Giresun Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 13. Birleşim · 3. yasama yılı · 5 Kasım 2008 · 2.537 kelime · yaklaşık 13 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nurettin Canikli (AK Parti), 5 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:302); konuşma 2.537 kelime.
Nurettin Canikli (AK Parti, Giresun). “Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 5 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-canikli-23-2008-11-05-bazi-varliklarin-milli-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-kanun-tasaris (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, şu anda tartıştığımız ve görüştüğümüz tasarı, öncelikle belirtmek gerekir ki olağan dışı bir dönemde ve olağan dışı hükümler içeren bir düzenlemedir, bir tasarıdır. Bu da son derece doğaldır çünkü bunun temel gerekçesi, hepimizin tahmin ettiği ya da bildiği üzere, yaşanan global krizle çok yakından bağlantılıdır. Bu krizin doğal sonucu olarak tüm dünyada ve ülkemizde ciddi bir likidite ihtiyacı ortaya çıkmıştır ve likidite her zamankinden çok daha fazla kıymetli hâle gelmiştir. Hemen hemen -Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere- Avrupa’nın belli başlı tüm ülkeleri benzer düzenlemeleri bugüne kadar gerçekleştirmişlerdir ve tedbirler almışlardır; hatta bundan çok daha sert, çok daha katı hükümler içeren düzenlemeleri uygulamaya koymuşlardır. Bunların temel amacı da ülkelerinin likidite açıklarını kapatmak ve dünyanın diğer bölgelerinden, ülkelerinden kendi ülkelerinin kaynak transferini gerçekleştirerek bu likidite problemini hafifletmektir. Amerika yapmıştır, en sertlerinden bir tanesini de İngiltere yapmıştır ve belki, İngiltere tarihinde hiç görülmemiş bir şekilde İngiliz Hazine Bakanına birçok kanunu uygulamama… Liberalizmin beşiği olan İngiltere’de, çok temel olarak kabul edilen birçok kanunu bu dönem için uygulamama imkânını vererek bazı tedbirler alma yetkisi veren çok katı, sert bir kararname İngiltere’de uygulamaya konulmuştur, konuştuğumuz konuyu da içerecek şekilde.
Türkiye için de geçerlidir elbette ve Türkiye'nin de, ülkemizin de bu likidite krizinden etkilenmemesini düşünmek mümkün değil. Nitekim, rakamlara baktığımızda, hem küresel sermaye girişinde bir yavaşlama meydana gelmiştir hem de çıkışlarda. Özellikle ekim ayında yabancı sermaye çıkışı ciddi diyebileceğimiz bir rakama ulaşmıştır.
Ben konuyu daha netleştirmek için rakamları paylaşmak istiyorum sizinle: 2007 Ocak-Ağustos döneminde doğrudan küresel sermaye girişi ülkemize yaklaşık 15,6 milyar dolar iken 2008 yılının aynı döneminde -yani Ocak-Ağustos döneminde- 11,2 milyar dolara düşmüştür. Bu rakamdaki düşüş, yani yabancı sermaye girişindeki düşüş portföy yatırımlarında çok daha belirgindir. 2007’nin Ocak ve Ağustos döneminde ülkemize gelen portföy yatırımlarında 6,7 milyar dolar giriş söz konusuyken 2008 yılının bu döneminde 1,7 milyar dolara düşmüştür. Ayrıca, net hata ve noksan olarak tanımlanan ödemeler dengesindeki kaleme de baktığımız zaman yine aynı dönemde net çıkışların olduğunu görürüz. Dolayısıyla Türkiye için de yaşadığımız global kriz ve likidite krizi nedeniyle böyle bir düzenleme kaçınılmazdır.
Şimdi, tabii çıkış konusunda özellikle ekim ayında bir çıkış yaşandı, ancak henüz resmî rakamlar yayımlanmadı, tahminler var sadece. 10-15 milyar dolar civarında bir yabancı paranın çıktığı ifade ediliyor.
Bu yaşanan global kriz, aslında birçok ülkede tabu olarak görülen uygulamaları da değiştirmiştir. Hepiniz hatırlarsanız, 2006 yılında Amerika’da altı tane limanı işleten İngiliz şirketi bir Arap sermayesi tarafından -Körfez sermayesi diyelim- satın alınmıştı. Fakat Amerika yönetimi ve Kongresi buna çok büyük tepki gösterdi ve anlaşmayı feshettiler. O zaman hatırlarsanız, gerçekten, bu işletme hakkının yani limanların Körfez sermayesi tarafından işletilmesi hâlinde güvenlik açısından çok ciddi sıkıntılar olabileceği ortaya atılmıştı. Ama bugün baktığınızda bütün bunlar unutulmuş durumda ve hem Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bush ve hem de Gordon Brown geçtiğimiz aylarda ve geçtiğimiz haftalarda Körfez ülkelerine bu amaçla, sadece bu amaçla ziyaretler yapmışlardır ve geçmişte hassasiyet gösterdikleri konuları da bir tarafa bırakarak. Amaç da, biraz önce ifade etmeye çalıştığım gibi, tamamen ülkelerinin konjonktürel olarak ortaya çıkan bu likidite açıklarını ortadan kaldırmaktır.
Değerli arkadaşlar, bu getirilen tasarının da temel amacı budur, biraz önce de ifade ettim. Dört ana düzenlemeyi içermektedir. Bunlardan bir tanesi, yurt dışındaki kaynakların, esas itibarıyla da dövizin Türkiye’ye getirilmesini sağlamaktır. Yani burada altın, döviz, para, menkul kıymetler, diğer menkul kıymet benzeri araçlar ve gayrimenkullerin tespiti. Bunların belli şartlarla Türkiye’ye getirilmesi hâlinde birtakım avantajlar sağlanmaktadır. Önce isterseniz şartlara bakalım, daha sonra avantajları değerlendirelim.
Bir defa, bu paralara yurt dışından getirecek olan kişi ya da kurumun 1/10/2008 tarihi itibarıyla sahip olması gerekir, paranın yurt dışında bulunması gerekir, biraz önce de ifade ettim, altın, döviz, menkul kıymet, para ve diğer sermaye piyasası araçlarıyla gayrimenkul olması gerekir. Biraz sonra altını biraz daha vurgulayarak değineceğiz.
En önemlilerinden bir tanesi de bu paranın 1/10/2008 tarihi itibarıyla yurt dışında sahibi olduğuna kanaat verici bir vesikayla belgelemesi gerekir. Çünkü biraz önce değerli arkadaşlarımızın yaptığı yorumlar dikkate alındığında, sanki kara para aklanıyormuş ya da vergi kaçıranların hapis cezası ortadan kaldırılıyormuş gibi bir anlatım ortaya konuldu. Bunun doğru olmadığını biraz sonra teknik olarak ifade edeceğim ama bu da önemli. Çünkü nereden, hangi ülkeden getiriliyorsa getirilsin, bunun, getirilecek olan, aktarılacak olan kaynağın, paranın, dövizin, altının -her neyse- 1/10/2008 itibarıyla o ülkede kanaat verici bir belgeyle tespit edilmesi, ispatlanması, vesikalandırılması gerekir. Bu aslında olaya kara para açısından görüş getiren, değerlendirme yapan ya da eleştiren arkadaşlar için önemli bir noktadır. Çünkü sonuç itibarıyla bu kaynaklar dünya sisteminde kayda girmiş anlamına gelmektedir. Yani bir kişinin elinde valizle para getirme imkânı yok. Getirebilir ancak bunun 1/10/2008 itibarıyla yabancı bir ülkede kanunda sayılan şekilde tespit edilmiş olması gerekir. Orada bankada, bankerde, devletin herhangi bir kuruluşunda, tapu kayıtlarında olması ve bunun kanaat verici bir vesikayla belgelendirilmesi gerekir. Dolayısıyla böyle bir vesikalandırma, böyle bir ispat zorunluluğu doğrudan, baştan itibaren kara para ihtimalini kesinlikle ortadan kaldırır. Çünkü dünya sisteminin içerisinde de zaten vardır ve kayıttadır bu para.
Belki şu tartışılabilir: Diğer ülkelerin mevzuatıyla Türkiye'nin, ülkemizin özellikle vergilendirme açısından mevzuat farklılığının kişi açısından ortaya çıkarabileceği birtakım sıkıntıları ortadan kaldırmak amacı. En fazla bu tartışılabilir ki nitekim burada da bu avantaj vardır, biraz sonra onu da konuşacağız ve beyan edildikten sonra bunun belli bir sürede Türkiye’ye getirilmesi ve beyan edilen rakamın yüzde 2’sinin vergi dairesine ödenmesi gerekir, şartlar bunlar.
Peki, avantajlar nedir? Tabii amacımız, böyle bir kaynağın, ciddi bir kaynağın -onu hedefliyoruz, onu istiyoruz- Türkiye’ye getirilmesi, likidite sıkıntısının ortadan kaldırılması.
Bu insanlara diyoruz ki: Getirdiğiniz, beyan ettiğiniz bu rakamla ilgili olarak bir vergi incelemesi başlatmayacağız, bir vergi tarhiyatı yapmayacağız, ama getirdiğiniz bu rakamla ilgili olarak. Avantajlarından bir tanesi bu.
Şimdi, burada şunun altının çizilmesi gerekiyor: Yine biraz önce Sayın Hamzaçebi -daha önce konuyu birlikte konuştuğumuz için, tartıştığımız için kendisi de biliyor- bir örnek verdi, o örnekten yola çıkacağım. Yurt dışında bu şartları taşıyan bir kişi, yani 1/10/2008 itibarıyla dünyanın herhangi bir ülkesinde geçerli bir vesikayla bu varlığı, bu parayı tespit ettirmiş olan bir kişi, örnek olarak 10 milyon doları Türkiye’ye şartlarına uygun olarak getirdi. Tabii, bu paranın nereden geldiğini, herhangi bir suçla ilişkisi olup olmadığını bilmemiz mümkün değil, hiç kimsenin bilmesi mümkün değil, bir ihbar, şikâyet olmadığı sürece mümkün değil.
Kanun diyor ki: Buradan yola çıkarak belli suçlar için kovuşturma ve soruşturma başlatmayacaksınız. Söylenen sadece bu. Yani bir insan para getiriyor, 10 milyon dolar. Siz aksi hâlde… Aksi şu olurdu: Getirdiği parayı şüpheli işlem kabul edersiniz ve soruşturma başlatırsınız. Şu andaki mevzuat öyle. Yani bir kişi yurt dışındaki parasını getiriyor, kendi kendini ihbar ediyor ve biz de devlet olarak soruşturma yapıyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Olamaz. Böyle bir mantıkla Türkiye’ye para gelir mi? Gelmez. Ne yapıyoruz? Diyoruz ki: Bu beyandan yola çıkarak bu beyan nedeniyle soruşturma, kovuşturma başlatmıyoruz. O da çok sınırlı sayıda suçlar için. Mesela bir tanesi vergiyle ilgili suçlar için. Büyük çoğunluğu bunların dışında. Mesela, kaçakçılık, uyuşturucu -aklınıza gelen- rüşvet, zimmet, bütün bunlarla ilgili soruşturma, kovuşturma yapılabilir, bunlarda hiçbir engel yok.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Nereden bileceksin?
NURETTİN CANİKLİ (Devamla)Elbette… Yani bildiğiniz zaman
Sayın Aslanoğlu -yani hiç kimse kâhin değil, müneccim değil- doğal olarak ıttılanıza girdiği takdirde müdahale edersiniz. Devlette böyledir zaten. Herhangi bir suç için de geçerlidir, yani şu anda Türkiye’de bulunan bir para için de geçerlidir, şu anda yurt dışında bu amaçla Türkiye’den çıkartılmış kaynaklar için de geçerlidir. Zaten, herhangi bir şekilde yetkili elemanların, devletin yetkili organlarının ıttılasına girdiği zaman müdahalesini tartışıyoruz biz. Sadece vergiyle ilgilidir ve orada da hapis cezası ve para cezası açısından uygulama farklıdır. Bu ayrıntı son derece önemli değerli arkadaşlar.
Şimdi, o vatandaş parayı getirdi, 10 milyon doları getirdi, herhangi bir kovuşturma yapmıyoruz, ama esrar kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, insan ticareti, örgütlü suçlar, terör suçları, son derece kapsamlı. Onlarla ilgiliyse, herhangi bir ihbar geldi diyelim, yani şöyle bir ihbar geldi, denildi ki: “Bu kişi getirdiği 10 milyon doları şurada kazandı.Uyuşturucu ticareti yaptı.” Hemen soruşturma başlatılabiliyor. Çok açık kanun, bunda herhangi bir problem yok. Hatta onları isterseniz, yani bunların ayrıntıları kanunun gerekçesinde de belirtilmiş, ama ben konunun biraz daha netleştirilmesi açısından bir kısmını okumak istiyorum: “Emniyeti suistimal, dolandırıcılık, zimmet, uyuşturucu ticareti, sahtecilik, insan ticareti, kalpazanlık, hırsızlık, göçmen kaçakçılığı, rüşvet, yağma, silahlı ve silahsız suç örgütleri lehine işlenen fiiller, bankaların içlerinin boşaltılması, izinsiz halka arzlar, Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde işlenen suçlar, silah kaçakçılığı…” vesaire… Bunlarla ilgili bir iddia olduğu zaman, kendi getirdiği parası anında soruşturmaya uğruyor, kovuşturma yapılabiliyor, ona hiçbir engel yok. Sadece vergiyle ilgili suçlarla ilgili kovuşturma ve soruşturma başlatılamıyor, yapılmıyor değil, bakın başlatılmıyor. Kendi beyanı nedeniyle kendisini tuzağa düşürmüş bir konuma düşürmemek için ve doğal olarak böyle bir düzenlemeden beklenen amacın hasıl olması ve gerçekleşmesi için.
Şimdi, Sayın Hamzaçebi’nin örneğine dönelim: Daha sonra ve şu anda da devam eden incelemelerle ilgili olarak önergemizi verdik. Yani Plan ve Bütçe Komisyonunda ilave edilen teknik bir hatadır o zaten…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Teknik bir hata mı!
NURETTİN CANİKLİ (Devamla)Çünkü, geriye yürütüyor kanun hükümlerini, onu düzeltiyoruz, onu da burada belirtmiş olalım. Diyelim ki vatandaş parayı getirdi, bu mükellefle ilgili olarak önümüzdeki yıl, diyelim 2009 yılında, 1/1/2008’den önceki döneme, yani diyelim 2007 yılına ilişkin bir vergi incelemesi yapıldı. Normal olarak, rutin yöntemlerle bir vergi incelemesi başlatıldı ve bu vergi incelemesi neticesinde sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullandığı, yani naylon belge kullandığı tespit edildi. Burada iki tane suç var: Bir para cezasını gerektiren bir suç var, aynı zamanda hapis cezasını gerektiren suç var. Para cezası açısından, ortaya çıkan matrah farkından o getirdiği parayı düşüyoruz. Yani 10 milyon dolar getirdi ya, diyelim ki 2007 yılına ilişkin olarak 20 milyar YTL’lik de bir matrah farkı ortaya çıktı bu inceleme nedeniyle, dışarıdan getirdiği 10 milyon dolar ya da 15 milyar YTL diyelim, 15 milyar YTL’yi çıkan bu matrah farkından indiriyoruz, kalan 5 milyar YTL için para cezası salıyoruz ama hapis cezası açısından herhangi bir indirim ya da ortadan kaldırma kesinlikle söz konusu değil. Neden? Çünkü tasarının 3’üncü maddesinin altıncı fıkrası “kovuşturma ve soruşturma yapılamaz” diyor. Ama hangi durumda? Bu beyanla ilgili olarak, bu beyan nedeniyle kovuşturma, soruşturma yapılamaz, başka bir nedenle -vergi için söylüyorum sadece- başka bir gerekçeyle bir soruşturma, kovuşturma yapılabilir. Biraz önce verdiğimiz örnekte, herhangi bir nedenle bir inceleme elemanı gitti, incelemeye aldı, alabilir, hiçbir engel yok, bu nedenle değil. Yani “sen para getirdin, bu paranın kaynağı muhtemelen bir vergi kaçırdın, onun içindir, ben inceleme başlatıyorum” diyemez devlet ya da Maliye vergi dairesi, ancak başka bir nedenle, o mükellefin herhangi bir dönemine ilişkin inceleme başlatabilir, oradan bir naylon tespit ederse onun hapis cezası kesinlikle ortadan kaldırılmaz, sadece ve sadece para cezası mahsup edilir.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)1 kilo altın getirdi, ne olacak?
NURETTİN CANİKLİ (Devamla)Anlaşamadığımız nokta şu: “Bu ifade çok açık yazılmamış.” deniliyor. O konuda Sayın Hamzaçebi’ye de söyledim, daha net hâle gelecek şekilde de onu düzenleyebiliriz, hiçbir engel yok, kanunun amacı kesinlikle budur, hapis cezası gerektiren, naylon belge ve buna benzer kullanımları affetmek amacını kesinlikle gütmemektedir. Buradan da çok açık olarak ifade ediyorum, AK Parti Grubu olarak, yanlış anlamayı ortadan kaldıracak ifade şekline getirebiliriz, çalışabiliriz, bunda da hiçbir problemimiz yok.
İSA GÖK (Mersin)Sayın Başkan, idari para cezası soruşturma, kovuşturma dışıdır zaten.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla)İdari para cezası tamam, ona bir itirazımız yok, konuştuğumuz zaten hapis cezası, idari para cezası uygulanmaz. Bakın, onu demiyorum zaten, onu demiyorum. Bakın değerli arkadaşlar, konuştuğum konu hapis cezası, ısrarlı bir şekilde hapis cezasını söylüyorum ben. Para cezasına zaten indirim getiriyoruz, onu biraz önceki örnekte söyledim, onda bir problem yok ve başka türlü de… Yani insanlara birtakım imkânlar sağlayacaksınız ki para gelsin. Ha, bu da nedir? Aslında, baktığınız zaman, muhtemel bir inceleme anında ortaya çıkabilecek bir hapis cezası içermeyen, hapis cezası boyutu olmayan, naylon belge düzenleme fiilini içermeyen bir para cezasından vazgeçilme gibi bir durum. Sadece yapılan bu, başka hiçbir şey yok. Çünkü buradaki konuşmalarda ve basına yansıyan açıklamalarda sanki bu getirilen düzenleme ile naylon belge ya da kara para genel anlamda, özelde naylon belge kullanımı suretiyle kaçırılan vergiler nedeniyle ortaya çıkan hapis cezasının da affedildiği gibi bir izlenim veya bir anlatım söz konusu. Bunun doğru olmadığını, olmasının da mümkün olmadığını ben buradan örnekleriyle ifade ediyorum.
Aslında kanunun lafzı bize göre çok net ama buna rağmen tereddütler varsa -daha önce ifade ettim, buradan da tekraren söylüyorum- bunu düzeltiriz, netleştiririz ve bütün bu soru işaretlerini de ortadan kaldırırız. Ama hiç kimse şunu söyleyemez: Yani tamam, biz hapis cezasına, naylona herhangi bir imkân sağlamıyoruz, bir avantaj getirmiyoruz, ama siz gelin, para cezası açısından da hiçbir değişiklik yapmayın. O zaman bu kanunun düzenlenmesine gerek yok. O zaman, şu andaki sisteme göre zaten bu şartları göze aldığı takdirde, yani mevcut, meri mevzuattaki muhtemel müeyyideleri göze aldığı takdirde bunu zaten getirebilir, bir engel yok. Dolayısıyla, zaten ben hem Milliyetçi Hareket Partisi hem de Cumhuriyet Halk Partisinin bu kanun tasarısındaki gerekçelerinde karşı oy yazılarını da okudum. Orada genel olarak da zaten böyle bir düzenlemenin olması gerektiği kabul ediliyor, ona bir itiraz yok ama yanlış anlamadan kaynaklanan ve yorum farklılığından kaynaklanan bir itiraz var. Yoksa onun dışında, ben AK PARTİ Grubu olarak bu anlatılanlardan farklı düşündüğümüzü söylemiyorum. Yani aslında şu yapılıyor: Şu andaki mevzuata göre, herhangi bir para bir şekilde tespit edilip Türkiye’ye geldiği takdirde kara para açısından şüpheli işlem kabul ediliyor ve soruşturma başlatılıyor. Yani diyelim ki yurt dışından bir vatandaşımız Türkiye’ye para transfer etti. Bunu banka, ilgili kurumlar MASAK’a şüpheli işlem diye bildiriyor ve bu paranın kaynağı araştırılmak için bir soruşturma başlatılıyor. Yaptığımız sadece ne biliyor musunuz, bunu ortadan kaldırmak. Yani bakın, burada soruşturma ortadan kalkmıyor. Sadece bu amaçla getirdiği paradan yola çıkarak, onu delil ve done olarak kullanarak soruşturma başlatmasını engelliyoruz. Yaptığımız sadece bu ama herhangi bir nedenle -bu ihbar olabilir, daha sonra başka bir şey olabilir- devletin herhangi bir organının yaptığı bir çalışma, araştırma, soruşturma neticesinde eğer bir inceleme yapılır ve bu tespit edilirse ona hiçbir engel yok, o kovuşturma, soruşturma yapılıyor çünkü kanunun lafzı, okuduğunuz zaman, çok net olarak anlaşılıyor.
İSA GÖK (Mersin)Sayın Canikli… Sayın Başkan, hayır…
OKTAY VURAL (İzmir)Doğru değil Sayın Canikli.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)“İnceleme yaptırılamaz” diyor.
KAMER GENÇ (Tunceli)3’üncü maddenin altıncı fıkrası neyi kastediyor?
NURETTİN CANİKLİ (Devamla)Altıncı fıkrayı okuduğunuz zaman… Bakın, isterseniz birlikte okuyalım. Tabii zaman da azalıyor değerli arkadaşlar.
Bu kanunun üç tane daha düzenleme şeyi var: Bunlardan birincisi, yurt dışından paraların sağlanması. İkincisi de, yurt içinde yastık altında kalmış veya işletme dışında -orada sadece gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri için geçerli- kayıt dışında kalmış olanlara… Burada bir rakam farklılığı var. Onu da tahmin etmek son derece kolay çünkü yurt dışından cezbetmenin elbette bir avantajı olacak. Yani Türkiye içerisinden ortaya çıkarmanın, fiilin bir maliyeti ile ya da kolaylığı ile yurt dışından cezbetmenin kolaylığı arasında dağlar kadar fark var, bunu da tartışmaya gerek yok ama yüzde 10 rakamının yüksek olduğu eleştirilerine biz de katılıyoruz ve önergesini de verdik, bu oranı yüzde 5’e düşürüyoruz. Onu da burada belirtmiş olalım. Orada da, mükellefler bunu, yurt içinden herhangi bir parayı getirecekler, işletmelerine koyacaklar, sermayelerine ilave edecekler. Burada, biraz önce söylediğimiz gibi, vergi uygulaması açısından -kara para ya da naylon belge ya da hürriyeti bağlayıcı bir fiil hariç olmak üzere- vergi incelemeleri açısından mahsup söz konusu olacak. Dolayısıyla, olayı bu şekilde değerlendirmek lazım ve kamuoyunu da yanlış bilgilendirmemek gerekir. Yani buradaki arkadaşlarımızın kasıtlı olarak böyle bir şey yaptığını söylemek mümkün değil, öyle bir şey söylemiyorum ama yorum farkından kaynaklanıyor. Eğer isterseniz, yani burada grubu olan arkadaşlara ve tüm arkadaşlara söylüyorum daha doğrusu…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
59 konuşma daha · 5 Kasım 2008