Kentsel dönüşüm ve gelişim kanun tasarısı (s.s. 911)
Sivas Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 111. Birleşim · 3. yasama yılı · 14 Haziran 2005 · 1.122 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nurettin Sözen (CHP), 14 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KENTSEL DÖNÜŞÜM VE GELİŞİM KANUN TASARISI (S.S. 911)); konuşma 1.122 kelime.
Nurettin Sözen (CHP, Sivas). “Kentsel dönüşüm ve gelişim kanun tasarısı (s.s. 911)”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 14 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-sozen-22-2005-06-14-kentsel-donusum-ve-gelisim-kanun-tasarisi-s-s-911 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA NURETTİN SÖZEN (Sivas)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 911 sıra sayılı Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısına ilişkin, Grubum adına görüşlerimi sunacağım; sunuşumu yapmadan önce, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu tasarı buraya, Genel Kurula inmeden önce, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor; Çevre; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile İçişleri Komisyonlarında görüşüldü; yani, üç komisyonda görüşüldü. Komisyonlar, bu tasarıya ad koymada zorlandı. Bakanlar Kurulu tasarıyı, biraz evvel gündemde de göreceğiniz gibi "Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı" olarak Meclise sundu; İçişleri Komisyonu, tasarının adını "Yıpranan Kent Dokularının Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun Tasarısı" olarak değiştirdi; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ise "Eskiyen Kent Dokularının Yenilenmesi, Korunması ve Kullanılması Hakkında Kanun Tasarısı" adını uygun buldu. Şimdi, Genel Kurul hangi adı beğenecek ve bu tasarıya hangi adı verecek, onu göreceğiz.
Bu durum da gösteriyor ki, bundan evvel olduğu gibi, AKP Hükümeti, Meclise sunulan diğer tasarılar gibi, bu tasarıyı da alelacele, sipariş üzerine, hazırlanmasına hiçbir özen göstermeden, siyasî yakınlarının isteği doğrultusunda ve de en önemlisi, ilgili üniversite, meslek odaları ve uzmanların görüşünü almadan veya bu çevrelerin görüşlerini dikkate almadan, tasarıları Meclise sunmaktadır. Bu nedenle de, tasarıların önemli bölümü Cumhurbaşkanlığından dönmekte, önemli bölümü Anayasa Mahkemesinden dönmekte, bir bölümü de, ikinci, bazen üçüncü ek tasarılarla eksikleri tamamlanmaktadır.
Kuşkusuz, bu yaklaşım ve uygulamalar yanlıştır, ulusal çıkarlarımıza uygun değildir; yetersizliği, duyarsızlığı, becerisizliği sergilemektedir. Bu tasarı da, diğerleri gibi, aceleyle, sipariş üzerine, bilgisizce ve özen gösterilmeden hazırlanmıştır. O yüzden de komisyonlar tasarıya ad bulmakta zorlanmışlardır.
Sipariş üzerine hazırlanmıştır dedim. Bunun açılımı şöyledir: Bu tasarı, Beyoğlu ve Fatih İlçe Belediye Başkanlarının isteğiyle hazırlanmıştır. Bu belediyelerimiz iyi niyetle beldelerine, bölgelerine hizmet etmek için hükümetten ve partilerinden destek isteyebilirler. Bunun cevabı, idarenin tüm hukuk ve imar değerlerini yok sayarak alelacele bir yasa tasarısı hazırlamak değildir.
Komisyon çalışmaları sırasında şunu da saptadık ki, taslağın hazırlığı, TAÇ Vakfı diye bilinen, belediyelerden proje ve inşaat ihaleleri alan bir kuruluş tarafından yapılmıştır; yani, muhtemelen, bu yasaya dayalı projelerin ihaleleri de bu vakfa verilecektir; yani, adı geçen kuruluş, ihalelerini alacağı projeleri hayata geçirmek için kendine uygun yasa tasarısı hazırlıyor. Bu da AKP Hükümeti ve Grubunun yasa tasarısı hazırlama ve yasalaştırma anlayışını sergiliyor.
Daha da ilginci, Bakanlar Kurulunun bu tasarısı komisyonlarda bir ölçüde değişikliğe uğradı. Dolayısıyla, tasarı görüşülürken, önergelerle, bu tasarıyı hazırlayanların amacına uygun bir şekilde değişiklik önergeleri gelirse bunlara da şaşmayız. Türk Ceza Kanunu Yasasındaki imar affı manevrası, Parlamento hayatımızda, AKP'ye özgü kurnazlığın başarılı bir örneği olarak yerini alacaktır.
(x) 911 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Değerli arkadaşlarım, bu tasarı, AKP İktidarı döneminde yasalaşan Belediye Yasasıyla çelişmektedir, yasanın 73 üncü maddesiyle. Yine, bu dönemde yasalaşan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasasıyla çelişmektedir; bu yasanın 17 nci maddesi ve 2 nci maddesinin son fıkrası. Daha da önemlisi, Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca hazırlanan ve internette yer alan Şehircilik ve İmar Kanunu Tasarısıyla da çelişkilidir bu yasa taslağının 30 uncu maddesiyle… Bir başka deyişle, bu yasayla yapılmak istenenler, Belediye Yasasıyla, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasasıyla ve ilgili bakanlığın Şehircilik ve İmar Yasasıyla gerçekleştirilebilirdi. Bu yolu seçmemelerinin nedeni, kolaycılıktır, aceleciliktir ve bazı temel hukuk ve imar değerlerini ortadan kaldırması hesabıdır.
Tasarıda "diğer kanunların bu kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz" denmektedir. Böylece, bu dönemde yürürlüğe giren, başta Belediye Yasası ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasasının bazı ilke ve maddeleri başta olmak üzere çok sayıda yasanın ilgili maddeleri yok sayılacaktır.
Maddelere şöyle bir göz atacak olursak… Bir; amaç maddelerindeki "kentin gelişimine uygun" ifadesi açık bir anlam taşımamaktadır. Tarihî ve doğal dokuların korunmasıyla çelişecek girişimleri de akla getirmektedir. Eğer başka amaçlar yok ve istenilen hedeflerin tarihî ve doğal yerlerin korunması ise, bu, açıkça yasa tasarısında yer alabilirdi. Bu bölgelerde tarih korunarak ve doğal varlıklar korunarak, konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal devlet alanları -otopark da yazılıydı; komisyonda çıkarıldı- nasıl yapılacak; bunu, herhalde, TAÇ Vakfı yöneticileri açıklayacaklardır. Yenileme alanlarının belirlenmesiyle ilgili olarak, özel çıkarları dikkate almayan, demokratik ve diğer yasalarla uyumlu meslek odalarının, üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşlerinin alınmasını öngören bir yöntem izlenmesi gerekirdi.
Tasarı, yenileme alanlarının belirlenmesi konusunda 5272 sayılı Belediye Yasasının 73 üncü maddesiyle de çelişmektedir. Bu maddede kentsel dönüşüm için en az 50 000 metrekare koşulu getirilmektedir; daha evvel yayımlanmış bir yasa biliyorsunuz. Tasarıda, 10 000 metrekarelik bir sınırlama vardı ve komisyonda bu sınırlama da kaldırıldı.
Yine, tasarının 2 nci maddesinde, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak belirlenen projelerin Bakanlar Kurulu onayından geçmesi gerekiyor; ancak, maddede, Bakanlar Kurulunun bu onaylama işlemini ne kadar sürede yapacağı belirtilmemiştir. Bu da yanlıştır. Değişik belediyelerin, değişik projeleri, bakanların ve Bakanlar Kurulunun isteğine bağlı kalabilir; yani, bazı projeler kabul edilmeyebilir veya istenilen sürede Bakanlar Kurulu kararı çıkmayabilir.
Tasarının 3 üncü maddesinde "söz konusu alanlar için 2863 sayılı Yasanın 51 inci maddesine göre gerektiği kadar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu oluşturulur" denmektedir. Burada "söz konusu alanlar için" ifadesiyle, özel görevli koruma kurulları oluşturulmaktadır. Daha önce kurulmuş, görev başındaki kültür ve tabiat varlıkları kurullarının görevleri ne olacaktır? Bölge hangi kurulun sınırları içindeyse o kurul görev yapmalıdır; yani, doğal yargıç, doğal mahkeme gibi ilgili ve yetkili kurul görev başında olmalıdır. Özel mahkeme ve özel yargıç, demokrasimize de, adalete de aykırıdır.
4 üncü maddedeki "Taşınmaz tasarruflarının kısıtlanması ve kamulaştırma" başlığı taşıyan hüküm, belediyeleri, kentsel dönüşüm ve gelişim alanlarında yapacakları kamulaştırmalar bakımından oldukça fazla güçlendirmekte ve mülkiyet hakkını fazlasıyla zorlamaktadır. Anayasanın 35 inci maddesi "Herkes, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir" demektedir.
Tasarının 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında "kentsel dönüşüm ve gelişim alanı içerisinde kalan hazineye ait taşınmazlar, başka bir işleme gerek kalmaksızın projeyi yürüten belediyeye bedelsiz devredilir" denmektedir. Oysa, bu yasa, 2863 sayılı Yasanın 13 ve 14 üncü maddesine aykırıdır ve de kültür ve tabiat varlıklarının korunması açısından sakıncalıdır. Taşınmazlar, Kültür ve Turizm Bakanlığının izni olmadan, gerçek ve tüzelkişilere satılmamalıdır, hibe edilmemelidir.
Unutmayalım ki, korunması gereken alanlar ve mekânlar arasında kentlerin dışında köyler de vardır. Tasarının sadece belediye sınırları içinde geçerli olması da, ülkemizdeki kentsel SİT'ler açısından gerçekçi değildir; çünkü, belediye sınırları içinde olmamasına karşın, SİT kararlarıyla korunan veya korunması gereken özgün ve geleneksel mimarî özelliklere sahip köylerimiz de vardır; Karadeniz yaylalarındaki geleneksel yerleşmeler gibi, antik kentlerle bütünleşmiş köyler gibi. Bu konuda da, il özel idareleri görev ve sorumluluk almalıdır.
Sonuç olarak, bu yasayla amaçlanan düzenlemeler yürürlükteki, üstelik bu dönemde çıkarılan yasalarla yapılabilecekken, yeni bir yasa hazırlanmasını anlamak mümkün değildir. Eğer bu alanda bir düzenleme yapma zorunluluğu varsa, imar mevzuatı bütünlüğüne saygı gösterilerek yapılmalıdır. Nazım planı, koruma planı ve genel koruma kural ve ilkelerine uyulmak zorunluluğu vardır. İmar koruma ve çevreyle ilgili mevzuata uyulmayarak, ilke ve kurallara uyulmayarak yapılan işlemler, ancak ve ancak birilerine rant alanı yaratmaktan başka bir işe yaramaz. Planlama, ancak disiplinli ve bütüncül ele alınırsa yararlı olur. Parçacıl çözümler başarısız olmaya mahkûmdur.
Yıpranan kent dokularının yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması hakkındaki kanun tasarısıyla ilgili düşüncelerimi bilgilerinize sundum.
Hepinize saygılarımı tekrarlıyorum; yasanın ülkemize, kentlerimize hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
51 konuşma daha · 14 Haziran 2005