İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 22. BİRLEŞİM · SALI

Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu yararına çalışan vakıf, dernek gibi kuruluşlarda bağış adı altında toplanan mali kaynağın araştırılması (10/12)

Nusret Bayraktar

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 22. Birleşim · 2. yasama yılı · 2 Aralık 2003 · 1.168 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Nusret Bayraktar (AK Parti), 2 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARI İLE KAMU YARARINA ÇALIŞAN VAKIF, DERNEK GİBİ KURULUŞLARDA BAĞIŞ ADI ALTINDA TOPLANAN MALİ KAYNAĞIN ARAŞTIRILMASI (10/12)); konuşma 1.168 kelime.

Nusret Bayraktar (AK Parti, İstanbul). “Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu yararına çalışan vakıf, dernek gibi kuruluşlarda bağış adı altında toplanan mali kaynağın araştırılması (10/12)”. TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim tutanağı, 2 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nusret-bayraktar-22-2003-12-02-kamu-kurum-ve-kuruluslari-ile-kamu-yararina-calisan-vakif-dernek-gibi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; kamu adına kurulmuş olan vakıf ve derneklere bağış adı altında toplanan malî kaynakların araştırılmasıyla ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi ve AK Parti tarafından ayrı ayrı verilen önergelerin birleştirilerek görüşüldüğü bugün, ben de, önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, önce geçmiş ramazan bayramınızı tebrik ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; biraz önce, grup adına konuşma yapan arkadaşımızın çok güzel ifadelerinden sonra detay konuşmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Özellikle, vatandaş rızanın serüveni ilgi çekici olarak gündeme geldi. Aynı olayları hepimiz yaşıyoruz ve konuşma metninin tamamına katıldığımı belirterek, ben de, kısaca, bu konuların dışında, duygularımı, düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Vakıflar, çok geniş kapsamlı, sosyal hizmet ve hayır kurumlarıdır. Bütün dünyanın gıptayla baktığı ve söz ettiği Türk-Osmanlı medeniyeti, vakıf medeniyeti üzerine kurulmuştur. Üç kıtaya yayılan Memaliki Şahanede, bırakın aç ve açıkta bir insan olduğunu, o dönemlerde, aç ve açıkta hayvan bile kalmamış olduğunu duyuyor ve biliyoruz. Sosyal devlet nasıl olur; bu, bütün dünyaya gösterilmiş ve Osmanlının çalışmalarıyla, hâlâ, günümüze kadar, bu noktaların örnekleri yaşatılagelmiştir. Medeniyetin bu vakıf izlerini, bugün dahi görmek mümkün.

Sosyal hizmet ve hayır kurumu olan vakıfların, esasen, desteklenmesinin, hem medeniyet köklerimize saygının hem de toplumsal barış ve adaleti sağlamanın, hatta, daha açık bir ifadeyle, sosyal devlet olmanın bir gereği olduğunu düşünüyorum. Ancak, ne var ki, kamu kurum ve kuruluşlarına ait vakıf ve derneklerdeki dejenerasyon, vakıf müessesesine olan ilgi ve güveni tüketmiş ve bugün, bu tükenen ilginin canlandırılması için neler yapılabilir hususunun, hassas olan Meclisimizin İktidar ve muhalefet partilerinin öne atmış olduğu önergelerle, tekrar gözden geçirilmesi fırsatını yakalamış bulunuyoruz.

Kamu vakıflarının, vatandaşlarımızı, bu tip bağışlarla, âdeta, canından bezdirmiş olduğunu, hep, seçim bölgelerine gittiğimiz zaman, seçimden önce de duyduğumuz gibi, yine de duymaktayız. O bakımdan, bir kere, kamu vakıf ve derneklerine çekidüzen verilmesinin, vakıf medeniyetine en büyük hizmet olacağını düşünüyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğünün verilerine göre, Türkiye'de, 138'i üniversiteler bünyesinde, 424'ü bakanlıklarda, 46'sı ise belediyeler bünyesinde olmak üzere, kamuya ait toplam 608 adet vakıf bulunmaktadır.

Bütçe kanunlarına göre, 2002-2003 yıllarında 116 adet vakıf, kamu kurum ve kuruluşlarınca denetlenmiş olup, kaynak aktarımı tespit edilen 15 adet vakıf hakkında yasal yollara başvurulmuş, 14 görevden alma, 2 adet dağıtılma davası açılmıştır.

Öte yandan, 506 sayılı SSK Kanununun 20 nci maddesine göre kurulan 23 adet vakıf olup, bunlardan 16 adedi, banka personeliyle ilgili sosyal güvenlik vakıflarıdır. Yine, Türk Ticaret Kanununun 468 inci maddesine göre, işverenlerce, çalıştırılanlara yardım amacıyla kurulan 7 vakıf bulunmaktadır.

Tapu, silah ruhsatı, av tezkeresi, amatör balıkçı belgesi, adlî sicil belgesi, pasaport, araç tescili, plaka, sürücü belgesi, nüfus cüzdanı gibi işlemler için, kamu kurum ve kuruluşlarının bir vakfı vardır ve bu vakıfların "hizmet" adı altında zorunlu bağışlar aldıklarını biliyoruz. Hastanede tedavi mi göreceksin, bağış yapacaksın! Dava mı açacaksın, bağış yapacaksın! Okula kayıt mı yaptıracaksın, bağış yapacaksın! Oysa, eğitim, sağlık, adalet gibi hizmetleri, vatandaşlar arasında ayırım gözetmeksizin vermek, devlet olmanın bir gereğidir ve ücretsizdir.

Saygıdeğer arkadaşlarım, bu vakıfların topladıkları bağış miktarının 2001 yılı rakamlarıyla, 2 katrilyon liranın üzerinde, yaklaşık 1,5 milyar dolar olduğu tespit edilmektedir.

Devlet, hizmet götürmenin bedeli olarak, vatandaşlardan zaten vergi toplamaktadır; ancak, kamu vakıflarının topladığı ne vergidir ne de harç. Bu bağışların toplanma biçimi ve mantığı yanlış olduğu gibi, harcama yerleri de yanlıştır. Verdiğimiz bağışlar, kamu çalışanlarının sosyal tesislerine katkı, genel müdürlere makam aracı, makam odası tefrişi, servis aracı, hatta ekemeklilik ikramiyesi ve aylığı olarak hizmete dönüşmektedir; yani, verilen bağışların hiçbir şekilde meşru karşılığı yok.

Kamu vakıfları, kamu personelinin çiftliğine dönüşmüştür. Kamu vakıflarına ait gelirler, genel müdürlerin veya birilerinin, âdeta, örtülü ödeneği durumuna gelmiştir. Kamu vakıflarının mal varlıkları, gelir-gider bilançoları, yönetim biçimleri ve bürokrasiyle içiçeliği, kamu yönetiminin denetlenebilirliği ve şeffaflığı ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır. Devlet içerisinde devletçikler oluşmakta, kamu vakıfları, âdeta, bürokrasi imparatorluğunun bütçesini oluşturmaktadır. Bürokrasiye, denetimdışı olan çok ciddî bir kaynak transferi yapıldığı için de, buralarda, yolsuzluklar, usulsüzlükler, şaibeler alıp başını gitmektedir. Âdeta, sinek üreten bataklıklar haline gelen kamu vakıfları ve bürokrasi saltanatı bitirilmeden, yolsuzluk ekonomisinin çarklarını kırmak da asla mümkün olmayacaktır. Öte yandan, bunca yolsuzluk, usulsüzlük ve şaibe iddiaları, doğru, dürüst ve namuslu bürokratları dahi yıpratmaktadır.

Söz konusu vakıflar, kamu kaynaklarıyla beslenmekte, kamuya ait binalara yerleşip, kuruluşların elektriğini, suyunu, hatta, araç ve gereçlerini ve personelini bile kullanmaktadırlar. Kamunun kıt kaynaklarını kullanıp, kanını emmelerine rağmen, ne devlete ne de millete bir kuruşluk faydaları dokunmaktadır. Bu bakımdan, ayrıca kaynak israfı olduğu da tartışma götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Nitekim, bu durum, zaman zaman yetkililerin itiraflarına ve şikâyetlerine dönüşmüştür. Geçenlerde, bir bakanımız, yapmış olduğu açıklamalarında şöyle diyor: "Kamu hizmetlerinin yaygın sunumunu sağlamak için kurulan vakıflar gözde kuruluşlar haline gelince, kamu yöneticilerinin de ilgili odağı haline gelmiştir. Üst düzey yöneticiler vakıf idaresinde bulunmuş, kurum ile vakıf arasında organik bağlar kurmuşlardır. Bazı vakıflarda, üst düzey görevliler, görevden ayrılmalarına rağmen, vakıf idaresinden ayrılmamaktadırlar. Bu vakıfların sıkça şahsî amaçlara da hizmet ettikleri görülmektedir. Bu yetmiyormuş gibi, yönetimdeki üst düzey bürokratlar, kamu gücünü kullanmaya başlamışlar, dolayısıyla, vatandaşı bağış yapmaya zorlamaktadırlar."

Kamu vakıflarıyla ilgili sıkıntı bugünün meselesi değildir. Geçmiş dönemlerden bu yana devam edegeldiğini biliyoruz. Bununla ilgili yakınmaları, şikâyetleri sağır sultanın bile duyduğunu hep beraber biliyoruz; ancak, bu vakıflar, bugüne değin varlıklarını devam ettirmek suretiyle, hem bataklık olarak pislik üretmeye devam ediyorlar hem yolsuzluk ekonomisini besliyorlar hem de son tahlilde, vakıf müessesesine zarar veriyorlar; ki, vakıf müesseselerinin, gönülden kurularak, insanlar için son derece faydalı müesseseler olduğu, maksadı dahilinde kullanılmasının tavsiye edildiği, maksadı dışında kullanıldığı takdirde dünyada da, iki cihanda da gerçekten vebal altında olunacağı hususu, biraz önceki sözcünün belirttiği gibi, vakfiyelerde anlatılmıştır.

Neyse ki, 3 Kasım seçimleri sonrası, yolsuzluk ve yoksullukla mücadele konusunda taahhütlerde bulunmuş olan AK Parti ve iktidarının ve Cumhuriyet Halk Partisi muhalefetinin bu konulardaki hassasiyetleri ve duyarlılıkları sonucu, olaylara kulak tıkanmadığını -AK Partinin, 58 ve 59 uncu hükümetimizin; acil eylem planında da gördüğümüz gibi- kamu vakıflarının ıslahının gerektiğini ve acil eylem planında izah edildiği şekliyle bir tasarının gündeme alındığını bilmekteyiz. Kamu kaynaklarının kamu vakıfları tarafından kullanılmasının yasaklanmasıyla ilgili bu tasarı hazırlanmış ve imzaya açılmıştır. Tasarıya göre, kamu vakfı tanımı yapılmayarak, Türk Medenî Kanununa göre kurulan vakıflardan, kamu kaynaklarını kullanan, zorunlu bağış ve yardım alan, organlarında kamu personelinin makam ve görev unvanlarıyla yer aldığı vakıflar kapsam içerisine alınmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla)Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKANBuyurun efendim.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla)Bu vakıfların, diğer kanunlarda öngörülmedikçe, kamu hizmeti dolayısıyla vatandaşlardan bağış ve yardım almaları, kamudan ihalesiz mal ve hizmet alımı yapmaları, kamu hizmet binaları ve müştemilatını adres göstermeleri, buralarda, her ne ad altında olursa olsun, birim ve şube açmaları, kamu demirbaş ve sabit kıymetlerini kullanmaları, kamu kurum ve kuruluşlarının isimlerini almaları, bu vakıflarda görev alan kamu personeline ücret ödenmesi ve kamu personelinin bu vakıflarda çalıştırılması engellenmektedir.

Kanun tasarısı ile Meclis araştırmasının eşzamanlı olarak aynı günlerde gündeme alınmış olması da, gerçekten, ayrı bir şans olarak önümüzde duruyor.

AK Parti Hükümetinin, kangren halini almış olan kamu vakıflarına neşter vurulması hususunda almakta olduğu tedbirin yanı sıra, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iktidar ve muhalefet partileri tarafından da konunun bir kez daha Meclis araştırmasıyla açıklığa kavuşturularak daha etkili tedbirlerin alınabileceği kanaatiyle, bu görüşmelerin yapıldığı bugün, şahsım olarak, önerge hakkında AK Parti Grubunun ve muhalefet partisi grubunun olumlu oy vermesiyle araştırma komisyonunun kurulmasının faydalı olacağını ümit ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

23 konuşma daha · 2 Aralık 2003

23 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook