İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
MECLİS’TE BUGÜN
GENEL KURUL · 13. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler

Oğuz Kaan Salıcı

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 13. Birleşim · 5. yasama yılı · 4 Kasım 2026 · 1.211 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma · Günün kaydı →

Kaynak göster

Oğuz Kaan Salıcı (CHP), 4 Kasım 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER); konuşma 1.211 kelime.

Oğuz Kaan Salıcı (CHP, İstanbul). “Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-kaan-salici-2026-11-04-kanun-teklifleri-ile-komisyonlardan-gelen-diger-isler (erişim: 5 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=149596

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ KAAN SALICI (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün ara seçimler nedeniyle tüm dünyanın gündemi Amerika Birleşik Devletleri. Size Amerika'yla ilgili bazı gerçekleri hatırlatarak başlamak istiyorum.

Amerika İkinci Dünya Savaşı biterken Birleşmiş Milletlerin kurulmasında ve savaş sonrası uluslararası hukuk düzeninin şekillenmesinde belirleyici rol oynayan bir ülkeydi. Sahip olduğu güçle uluslararası hukukun korunması ve ortak güvenlik düzeninin gelişmesine hizmet edebilirdi ama bunu yapmadı, dünyanın dört bir yanına savaşlar ihraç etmeyi tercih etti. Kore'de, Vietnam'da, Kamboçya'da, Libya'da, Panama'da, Bolivya'da, Irak'ta, Afganistan'da, Suriye'de, İran'da, başka ulusların, başka kültürlerin yaşadığı coğrafyalara -size göre ister meşru ister gayrimeşru- o ya da bu gerekçeyle müdahale etti. Bu müdahalelerin hiçbirinde ama hiçbirinde kendi topraklarına yönelik bir saldırıya karşılık vermiyordu. Bazen rejim değiştirmeyi, bazen komünizmi durdurmayı, bazen demokrasi götürmeyi, bazen terörle mücadeleyi bahane etti ve Amerika'nın 2025 yılında yayınladığı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi dünya siyasetinde uzun süredir yaşanan tarihsel dönüşümün açık bir ifadesi oldu. O belgede diyor ki: "Amerika Birleşik Devletleri kendi egemenliğini hiçbir özür dileme ihtiyacı duymadan koruyacaktır. Bu, egemenliğinin ulus ötesi ve uluslararası kuruluşlar tarafından aşındırılmasını önlemeyi de kapsar." Bu ne demek? Özetle diyor ki: "Ortak kurallarla yönetilen bir dünya fikrinden uzaklaşıyoruz." Aynı belgede Avrupa'nın kendi savunması için daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini de vurguluyor. Amerika'nın Avrupa'da konuşlu yaklaşık 80 bin askeri var, önümüzdeki günlerde 25 bin Amerikan askerinin Avrupa'dan çekileceği konuşuluyor. Birkaç yıldır Avrupa başkentleri ortak savunma programlarına 100 milyarlarca avroluk kaynak ayırıyorlar fakat o belgede bizi çok yakından ilgilendiren başka bir ifade daha var. Diyor ki belgede: "Orta Doğu'nun hem uzun vadeli planlamada hem de günlük uygulamada Amerikan dış politikasına hâkim olduğu günler neyse ki geride kalmıştır." "Neyse ki" de geçiyor belgede yani özetle "Orta Doğu Amerikan çıkarları açısından öncelikli değil, bölgeden ayrılıyorum ben." diyor.

Değerli arkadaşlar, hatırlayalım, Amerika geçen ay, 30 Eylülde Irak'taki son birliklerini de bölgeden çekti. İşte, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı böyle bir bağlamda konuşuyoruz. AKP'nin yirmi dört yıllık iktidarını bilen, zikzaklarına güvenmeyen vatandaşlarımız doğal olarak şunu soruyor: Emperyalizmin oyununa mı geliyorsunuz? Amerika Birleşik Devletleri'nin jandarması olmayı mı kabul ediyoruz? Bugün burada başka konuşmacılar da bunlardan bahsettiler.

Ben, müsaadenizle, burada, antiemperyalizmi parti programına işleyen, kökleri emperyalizme karşı Ulusal Kurtuluş Savaşı'mıza uzanan Cumhuriyet Halk Partisinin bir milletvekili olarak konuşuyorum. Bizim Adalet ve Kalkınma Partisinin pişirdiği bir anlaşmayı onaylamaya niyetimiz yok ama Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarını koruyacak bölgesel bir güvenlik mimarisinin ilk adımına da "evet" dememiz gerekiyor arkadaşlar. Amerika Birleşik Devletleri açıkça diyor ki: "Ben bölgeden çekiliyorum." Bu bölge nasıl bir düzen tutacak? Bunu konuşmadan sadece kendi siyasi saiklerimizle bazı değerlendirmeler yaparsak korkarım ki eksik yapmış oluruz.

Amerika'nın geri çekilme beyanından memnun musunuz, değil misiniz? Ben memnunum. Amerika'nın bölgeyi terk ediyor olmasından ben büyük memnuniyet duyuyorum. Bu dönüşüm yeni bir bölgesel güvenlik mimarisinin oluşumunu da kaçınılmaz kılıyor. Elbette, Amerika, Orta Doğu'dan yarın çekilmeyecektir; Amerikan üsleri, donanması, diplomatik ve ekonomik etkisi varlığını sürdürüyor, Amerika, bölgenin enerji kaynaklarıyla, deniz geçişleriyle ve güç dengeleriyle yakından ilgileniyor. Hatta belki bugün seçimi kaybedenler, Amerika'da seçimi kaybedenler dış politikada daha da hırçınlaşacaklar ama bir şey çok net arkadaşlar, bence olaya biraz oradan bakalım. Bölgenin bütün güvenlik sorunlarının Amerika tarafından çözüleceği varsayımı artık dünyada daha fazla sorgulanıyor. Dolayısıyla, masamızdaki soru şu: Orta Doğu'nun güvenliğini kim sağlayacak? Pekin mi, Washington mu, Moskova mı, yoksa bu coğrafyada yaşayan ulusların kendi devletleri, kendi kurumları ve kendi diplomatik mekanizmaları mı? Kim sağlayacak? Hatırlayalım, 2020 yılında Cumhuriyet Halk Partisi bir kurultay yaptı ve orada Orta Doğu barış ve iş birliği teşkilatına dair bölümü yani böyle bir teşkilat kurulması, "OBİT" isminde bir teşkilat kurulmasını kurultay kararıyla kabul etti. Kim vardı OBİT'te? İran vardı, Irak vardı, Suriye vardı, Türkiye vardı. Niye? Emperyal güçleri burada yaptığı işlerden uzak tutup bölge ülkeleri kendi sorunlarını kendileri tartışılabilsin diye. Gerçekleşti mi? Evet, gerçekleşmedi çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının böyle bir şey yapmaya niyeti yoktu ama bugün başka bir iş yapılıyor. Bunu günlük değerlendirmelerden, günlük rutinden, günlük hassasiyetlerden biraz ayrılarak değerlendirmekte fayda var. Bu kadim coğrafyada güvenliğin dışarıdan sağlanabileceği düşüncesi de artık aşılmalıdır. Emperyalizm ve yayılmacılığın hiçbir türlüsü bölgemizde sağlıklı sonuçlar doğurmamıştır, doğurmayacaktır ve bu konuda bir yanılgıya düşmemek şarttır. Amacımız dış güçlerin yerini bölgesel hegemonların ve yıkıcı güç rekabetlerinin alması değildir, tek bir amacımız vardır; o da ortak coğrafyayı paylaşan komşuların barış ve saldırmazlık anlayışı içinde bir arada yaşayabilmesini tesis etmektir. İşte, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı biz bu çerçevede değerlendiriyoruz. Anlaşmayı AKP iktidarının dış politikasına verilecek bir onay olarak görmüyoruz, onların dış politikasına onay verilecek bir tarafı kalmış değil. Facia bir süreç yürütüyorlar. İlk defa yürütmüyorlar, yirmi beş yıldır yürütüyorlar. Anlaşmayı hazırlayan biz değiliz, biz daha kalabalığız, iktidar sıraları boş. Adalet ve Kalkınma Partisi yapmış olduğu işe değer vermeyen bir siyasete dönüşmüş durumda maalesef. Geçmişteki hataları unutmuyoruz, süren hataları dile getiriyoruz, yurttaşlarımızın endişelerini duyuyoruz. Biz bugün başka topraklara asker gönderilmesini onaylamıyoruz arkadaşlar. Bu anlaşma bir asker gönderme anlaşması değil, bir tezkere değil. Peki, bu endişe nereden kaynaklanıyor? Husiler ya da Ensarullah'la Suudi Arabistan arasındaki çatışmalardan kaynaklanıyor.

Değerli arkadaşlar, 2022'den 2026'ya kadar Yemen'de ateşkes vardı yani Suudi Arabistan'la Yemen arasında ateşkes vardı. Çatışma yeniden ne zaman başladı? 13 Temmuz 2026'da yani birkaç ay önce. Mekke Savunma Anlaşması ilk ne zaman duyuruldu? 7 Ağustos 2026'da. Arada kaç gün var? Yirmi beş gün var. Soru basit: Anlaşmayı Husiler nedeniyle Suudi Arabistan'ı koruma anlaşması olarak görüyor isek anlaşmanın gerçekten yirmi beş günde hazırlandığını düşünüyor olmamız lazım. Bu anlaşmanın en az iki yıllık bir hazırlık aşaması var, bunu dikkatli bir şekilde basın taraması yapan arkadaşlar -iktidardan ya da muhalefetten- rahatlıkla görebilirler. Ayrıca, biz bu konuyu Dışişleri Komisyonunda Dışişleri Bakan Yardımcısı Sayın Levent Gümrükçü'yle de tartıştık, ben de Komisyon üyesi değerli milletvekilleri de benzer şekilde çekincelerimizi dile getirdik, "Türk askeri Yemen'e veya Suudi Arabistan'a gönderilecek mi?" diye sorduk. Yapılan açıklamalar ortada, Mekke Anlaşması çerçevesi içinde hiçbir konuşlandırma hazırlığının söz konusu olmadığı açıklıkla ifade edildi. Biz Gazi Meclisin anayasal yetkilerinden vazgeçmiyoruz, Türkiye'nin başka ülkelerin savaşlarına otomatik biçimde katılmasını kabul etmiyoruz. Eğer bu bir asker gönderme anlaşması olsa bizim oyumuz "ret" olurdu arkadaşlar, bu bir asker gönderme anlaşması değil.

Ayrıca, Mekke İttifakı'nın başka bölge ülkelerinin katılımıyla genişlemesini de doğru buluyoruz. Dışişleri Bakan Yardımcısının kendi ifadesi "Bu ittifakı sadece üç ülke olarak tuttuğumuz takdirde Orta Doğu'da çözümlerin değil sorunun bir parçası olma riskiyle dahi karşılaşabiliriz." Biz de bu endişeyi aynen paylaşıyoruz. Bu bağlamda "İran'a karşı bir ittifak mı oluşturuluyor?" yönünde sorular olduğunu da görüyoruz. Gereken açıklamayı anlaşma duyurulduktan üç gün sonra yani 10 Ağustos tarihinde İran yaptı. 10 Ağustosta İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü "Bu anlaşmanın İran'a karşı olduğuna dair endişe duymamız için bir neden bulunmuyor." dedi yani İran anlaşmayı kendisine karşı olarak konumlandırmıyor. Çok ifade edildi, Hindistan ve İsrail anlaşma konusunda nötr. Benzer şekilde, bu coğrafyada anlaşmaya doğrudan karşı olduğunu beyan eden bir ülke yok, bu bir savunma anlaşması olarak görülüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun, toparlayın.

OĞUZ KAAN SALICI (Devamla)Bölgemizde Amerika'sız yeni bir güvenlik mimarisi kurulmasından İran'ın rahatsız olacağını düşünmek zaten tuhaf olurdu.

Değerli milletvekilleri, dünyada ağır bir silahlanma yarışı var. Sürem azaldığı için onlara girmiyorum ama şunu söyleyeyim: Bizim ölçümüz belli, bizim ölçümüz Adalet ve Kalkınma Partisinin dış politikasına payanda olmak değil, öyle millî mutabakat hükûmeti falan kurmak da değil; biz Adalet ve Kalkınma Partisinin döküldüğünü görüyoruz ama Türkiye'nin çıkarları ile Adalet ve Kalkınma Partisinin durumunu ayrıştırmak zorundayız. Biz dış politika anlayışımızı Adalet ve Kalkınma Partisine endekslemiyoruz, sonuna kadar muhalifiz ama Mekke Anlaşması'nın Türkiye için olumlu sonuçlar doğuracak bir güvenlik mimarisi anlaşması olduğunu düşünüyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

130 konuşma daha · 4 Kasım 2026

Günün kaydı →
130 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook