İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 45. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 45. Birleşim · 1. yasama yılı · 13 Mart 2003 · 1.022 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oğuz Oyan (CHP), 13 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 1.022 kelime.

Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 13 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-03-13-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdiye kadar birçok örneğini gördüğümüz, 48 saat geçmeden, komisyonda kabul edilmiş bir tasarının Genel Kurulda görüşülmesi durumuyla karşı karşıyayız; ancak, bu defa, diğerlerinden daha da önemli, çok ciddî bir yasa tasarısı üzerinde bu benzer durum yaratılmıştır. Milletvekillerinin, böylesine kapsamlı bir tasarıyı, bırakınız sindirmeyi, kafalarında ya da meslektaşlarıyla bununla ilgili bir tartışma yaratmayı; bunu okumaları dahi mümkün olmayan bir süre içerisinde önümüze gelmektedir. Kaldı ki, komisyondaki tartışma süresi de neredeyse 24 saat içerisinde tamamlanmıştır.

Böylesine kapsamlı, 116 madde, artı 6 tane geçici madde; yani, 122 maddelik, milyonlarca çalışanı ilgilendiren çok temel bir tasarının komisyonda âdeta yangından mal kaçırırcasına ele alındığını ve bırakınız muhalefet milletvekillerinin önergelerini, bu komisyonda yer alan AKP milletvekillerinin, özellikle sendikal kökenden gelmiş ve belirli itirazları olan milletvekillerinin önergelerinin dahi tartışılamadığını, geçiştirildiğini "aman, bırakın bunları, çabuk bunu çıkaralım" denildiğini, sanki yukarıdan bir baskı zinciri oluşmuşcasına, koşar adım bir tasarının çıkarılması örneği olarak karşımıza geldiğini biliyoruz; ama, gerçekten hayıflanıyoruz, Meclis adına hayıflanıyoruz. Meclisin bilgilenme sürecinin böylesine kesintiye uğratılması, sadece Meclis olarak bizim değil -biz, halkın temsilcileriyiz, milletin temsilcileriyiz- bunun kamuoyunun tartışmasından kaçırılması anlamını taşıyan bir yöntem olarak karşımıza gelmektedir. Yani, burada, biz, eğer bunu tartışamıyorsak, halk nasıl tartışacak, işçi kesimi nasıl tartışacak?

Burada, iş hukukunun çok temel bir alanını düzenliyoruz. İş hukuku, esas olarak, taraflar falan bir tarafa, işçiyi ilgilendirir. İş hukuku, zayıf konumdaki işçinin haklarını düzenlemek için vardır. Eğer öyle olmasaydı, bir zayıf taraf söz konusu olmasaydı, iş hukuku alanı tamamen özel hukuk hükümlerine bırakılır, kamu hukuku burada bir düzenleme yapmazdı. Kamu burada bir düzenleme yapıyor. Niçin; zayıf tarafı korumak için yapıyor. Bunu yapmazsanız, oradaki işçi -sayıları milyonlarca dahi olsa- ekonomik güç sahibi olan, istihdam imkânı sunan işveren karşısında zayıf konumdadır; dolayısıyla, haklarını koruyamaz. O nedenle, burada, milyonlarca işçinin ve onların temsilcisi olan sendikaların bu tartışmayı gereğince yapmaları ve bu konuda sadece sendikalarla değil, Meclis içindeki muhalefetle de mutlaka bir öntartışma zemininin oluşturulması gerekir. Oysa, böyle bir zemin oluşturulmadan, kamuoyunda bu konunun tartışılmasına izin vermeden, bugün, burada, alelacele bir tartışma yapılmak isteniyor.

Bakınız, komisyondaki, bizim 8 milletvekilimiz bu tartışmalar sırasında, bu tartışmaların seyrini gördükten sonra, bu tartışmalara katılmama kararı aldılar. Bir tek arkadaşımız, ancak orada kaldı ve muhalefet şerhlerini koydu. Diğer arkadaşlarımız, 6 ncı maddeden itibaren toplantıyı dahi izlemediler. Dolayısıyla, sevgili arkadaşlarım, burada, bu kadar önemli bir tasarıyı konuşurken, bunun, 48 saatlik çok yetersiz bir süreyi bile dikkate almadan buraya getirilmesi, galiba, Meclisin yasama sürecine bir müdahale olarak değerlendirilmesi gerekir.

Kaldı ki, burada, bize dayatılmak istenilen bazı şeyler vardır. Bize derken, aslında demek istediğim, toplumdaki güçlü kesimin, toplumdaki güçsüz kesime dayatmak istediği şeyler vardır. Bu, öncelikle, İş Güvencesi Yasası -15 Marttan önce- yürürlüğe girmeden, böyle bir iş kanunu çıkarılarak iş güvencesinin sulandırılmasını sağlamak, iş güvencesinin bazı bakımlardan geçersiz olmasını sağlamak ya da onu başka bakımlardan dengelemektir. Yani, işveren kesimi "biz iş güvencesi meselesinde bir gol yedik, şimdi, nasıl üç gol atarız" hesabında ve ne yazık ki, bu konuda AKP sıralarından önemli destek alıyorlar.

Komisyonun bu kadar hızlı bir çalışma temposu içerisine sokulması, yukarıdan bir talimat gelmesiyle ilişkilidir; bu talimat, kuşkusuz, bu partinin liderliğinden gelmiştir. Ben soruyorum: "Peki, bu parti liderliğine başka yerlerden de talimat gelmiş midir?" İş kesiminden talimat gelmiş midir? İşveren kesiminden gelmiş midir? (CHP sıralarından alkışlar) Bunun hesabını vereceksiniz arkadaşlar. Sizler, Türkiye'de, işsiz, işçi, köylü kesimlerin oylarını alarak iktidar oldunuz; ama, iktidar olduktan itibaren gözünüzü diktiğiniz yer, işveren kesimi ne diyor, içsermaye ne diyor, dışsermaye ne diyor; IMF ne diyor dışsermaye adına, içeride TÜSİAD ne diyor, TOBB ne diyor, TİSK ne diyor. Başka bir yere bakamaz oldunuz. Bu, iktidar şaşılığı mıdır bilemem; ama, burada, çok ciddî bir sorunla karşı karşıyayız. İşçi kesimine verdiğiniz sözlerden geri dönüyorsunuz, işsiz kesime verdiğiniz sözlerden geri dönüyorsunuz. Sosyal programı bütünüyle terk ediyorsunuz, ta aralık sonundan itibaren terk ediyorsunuz. Çiftçi kesime verdiğiniz sözlerden çark ediyorsunuz; 2003 bütçesinde, 2003 yılı doğrudan gelir desteği ödemesini bütünüyle silebiliyorsunuz. Hangi kesimlerden oy alıyorsunuz, hangi kesime hizmet ediyorsunuz; bunun hesabını doğru vermek zorundasınız.

Bakınız, bu yasa, esnek çalışma koşullarını getirerek, atipik istihdam koşullarını getirerek, işveren lehine düzenlemeler getiren hükümler manzumesidir. Burada, ödünç iş ilişkisi, özel istihdam büroları, çağrı üzerine çalışma vesaire; yani, neredeyse bir angarya hukuku oluşma noktasında. Bunun çağdaşlıkla falan bir ilişkisi yok; çağdaşlık, ancak iş hukukuyla, işçi haklarının korunmasıyla sağlanır, işçi haklarını korumayan hiçbir düzenleme çağdaş olamaz.

Bu tasarıda kıdem tazminatıyla ilgili bir düzenleme getirilmemekle birlikte, kıdem tazminatı fonuna bir gönderme yapılarak, mevcut 1475 sayılı Yasanın ilgili 14 üncü maddesinin, sadece bir süre için daha geçerli olması sağlanıyor. Böylece, işçi kesiminin, bu tasarıya karşı olabilecek muhalefeti kırılmak isteniyor; çünkü, bugün, işçi kesimini sokaklara dökebilecek olan en önemli madde kıdem tazminatı olabilirdi. Burada, bir, alıştıra alıştıra yöntemi uygulamaya çalışıyorsunuz ve bu kıdem tazminatı meselesini daha belirsizliğe, daha sonraki bir tarihe bırakarak, işçi kesiminden gelebilecek tepkileri böylece yumuşatmak istiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, işçi sınıfının kazanılmış haklarına dokunmayınız. İşçi sınıfı, Türkiye'de, bugün, esasen ekonomik krizler altında giderek önemli mevzi kaybeden -İş Güvencesi Yasası henüz gündemde olmadan- 15 mart öncesinde İş Güvencesi Yasası gelecek diye, işverenlerin yoğun işten çıkarmaları altında ezilen, işlerini kaybeden bir noktadadır ve sadece 2001 krizinin Türkiye'de yol açtığı istihdam kaybı 1 500 000'dir. Böyle bir sınıfın üzerine, böylesine krizlerin şoklarını yiyen bir sınıfın üzerine, bu kadar acımasız esnek çalışma yöntemleriyle gitmeyiniz, bu sınıfın elindeki hakları almak üzere yasa düzenlemeyiniz.

Bakınız, Cumhuriyet Halk Partisi, henüz 1953 yılında sendika ve grev hakkını programına almış bir partidir. Cumhuriyet Halk Partisi, 1963 yılında 274 ve 275 sayılı Yasaları çıkarmış, Sendikalar, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunlarını çıkarmış bir partidir. Cumhuriyet Halk Partisi, işçi hakları konusunda, başka bir konuda olduğundan çok daha titiz bir şekilde duracaktır ve durmaktadır. Dolayısıyla, eğer, bugün bu yasa tasarısı buraya gelirse, biraz önce değerli arkadaşımın söylediği gibi, bizim muhalefet yapma biçimimiz, bugüne kadar olduğundan daha farklı bir noktaya gidebilir. Bu, tam anlamıyla iktidar ve muhalefet çatışmasına götürecek bir düzenleme türüdür. Geliniz, bir kere, öncelikle hiçbir şey kaybolmaz, 15 Martta İş Güvencesi Yasası gündeme gelse de, bu yasa 25'inde çıksa hiçbir kayıp olmaz. Zaten, işverenler, önemli ölçüde önlemlerini aldılar. Bırakınız, bunu sindirerek, tartışarak, olgunlaştırarak, muhalefetin sesine kulak vererek bir noktaya getirelim.

Değerli milletvekilleri, böylece, Meclise düşen görevi gerçekten yerine getirelim. Biz, bu umutlarla, buradan, muhalefet olarak, sizleri; yani, iktidar milletvekillerini, bu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OĞUZ OYAN (Devamla)Bitiriyorum.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

34 konuşma daha · 13 Mart 2003

34 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook