İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 52. BİRLEŞİM · CUMA

59 uncu hükümet programı üzerindeki görüşmeler

Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 52. Birleşim · 1. yasama yılı · 21 Mart 2003 · 2.525 kelime · yaklaşık 13 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oğuz Oyan (CHP), 21 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 59 UNCU HÜKÜMET PROGRAMI ÜZERİNDEKİ GÖRÜŞMELER); konuşma 2.525 kelime.

Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “59 uncu hükümet programı üzerindeki görüşmeler”. TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim tutanağı, 21 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-03-21-59-uncu-hukumet-programi-uzerindeki-gorusmeler (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün, önemli bir belgenin, hükümetin, resmî Hükümet Programının, yapacaklarının, vaatler dizisi olan programın tartışmasını yapıyoruz; gerçekten önemli bir gün.

İlk tespitim şu -Sayın Özyürek de yaptı, ama, ben tekrar yapmak istiyorum- bu Programda bir ideoloji, bir kimlik bunalımı var. Bu program eklektik bir yapıda ve bu sözcük de geçiyor Programın içinde, ben, tekrar kullanıyorum-bu programın birçok yerinde muhafazakâr demokrat kimliğin, bir şekilde mutlaka vurgulanması isteniyor.

Partiniz yeni, henüz tam yönünü belirlemedi, Avrupa Parlamentosuna katıldığı zaman hangi gruba katılacağının kararını veremiyor; Hıristiyan demokratlarla mı katılsın, liberallerle mi katılsın; bir kısmınız Hıristiyan demokratlarla toplantılara katılıyor, bir kısmınız liberallerle katılıyor, ben bunu anlıyorum. Nasıl ki Hıristiyan demokratlarla toplantıya katılmanız Avrupa Parlamentosunda sizi Hıristiyan yapmazsa, demokrat da yapmaz sevgili arkadaşlarım. Yani, oraya katılmakla muhafazakâr demokrat olunmuyor ya da Müslüman demokrat olunmuyor. Bunun yolu, bir kere -Avrupa'da Hıristiyan demokrasinin geçtiği gibi- bir dinde reform sürecinden geçmekten geçiyor; Avrupa siyaseti böyle oluştu. Demokrasiyi, uygun hedefe vardığında inilecek bir tramvaydan ibaret sanırsak, bu, bizi demokrasiye götürmez. Programdan aldığım sözlerle "muhafazakârlığın genleri ve tarihî kodları" deniliyor; bunu söylemekle demokrat olunamıyor.

Bakınız, bu konuyla ilgili bir başka şey söyleyeyim. Siz, üniversitelerde her türlü, her çeşit düşüncenin serpilmesini istiyorsunuz; evet ama, istisnalar olacaktır. Nasıl ki, Avrupa, 1920'lerden itibaren bir faşizm tehlikesini yaşamış ve faşist partilerin kurulmasını yasaklamışsa; Türkiye de-her kurumda, her ortamda her düşünce söylenebilir; ama, iki istisnası vardır- devleti, faşizme ve din devletine götürecek düşüncelere kapalı tutmalıdır. Bunun altını mutlaka çizmemiz gerekiyor.

Bu programa hâkim olan diğer bir anlayış, piyasacı anlayıştır. Bu piyasacı anlayış, böyle reel sektörcü bir ağırlıkta ifade edilmiyor. Buradaki piyasacı anlayış, esas itibariyle, finans piyasalarını ürkütmemek üzere ele alınmış bir metin izlenimi veriyor; yani, burada, arz yanlı iktisat gibi, bizim, iktisatta, en sağ, en muhafazakâr, en sosyal adalet karşıtı diye bildiğimiz birtakım kavramlara da yer veriliyor. Bu metni hazırlayanlar bunu nasıl koydular, bilmiyorum; ama, bugünkü uygulamalarınıza, üçbuçuk aylık uygulamalarınıza baktığımız zaman, gerçekten, çok iyi oturuyor.

Nedir arz yanlı iktisat; halkın talebine, toplumun talebine göre değil de, başka noktalardan, yani, kamunun harcama paketiyle, toplumda sosyal dengeleri, gelir dağılımını gözeten harcamalardan uzaklaşmasını ister arz yanlı iktisat. Arz yanlı iktisat, vergilerden, dolaysız dediğimiz vergilerden, gelir üzerinden alınan vergilerden dolaylı vergilere; yani, tüketim vergilerine geçilmesini ister. Siz de tam bunu yapıyorsunuz. Arz yanlı iktisat, piyasa merkezli bir devlet ve bir ekonomi ister, sosyal devleti geriletmek ister, kamu harcamalarını, özellikle sosyal kamu harcamalarını geriletmek ister. Eğer bunları istiyorsanız, arz yanlı iktisadı, siz, güle güle kullanın, hayırlı olsun; ama, eğer, hem arz yanlı iktisat diyor hem de bu metnin başka yerlerinde "biz, gelir ve servet dağılımını düzelteceğiz" diyorsanız, burada bir çelişki var. Bu kimlik bunalımından kurtulmalısınız, kurtulmak zorundasınız.

Bakınız, size şunu söyleyeyim: Sermaye yanlısı olmak, bir kusur değildir, bir ayıp değildir. Bunu söylememek, baştan itibaren bunu gizlemek, geniş kitlelerin, yoksul kitlelerin yandaşı olduğunu söylemek, emekten, emeğiyle kazanandan, esnaftan, köylüden, bütün bunlardan oy toplamak; ondan sonra, kusura bakma deyip, üç ay sonra sırtını dönmek doğru değil. Yaptığınız bütün işlemlerde, işte, bütün vergi düzenlemeleri ve İş Yasası düzenlemelerinde, İş Güvencesi Yasasını askıya almalarda; yani, bütün uygulamalarınızda açıkça bize şunu diyorsunuz: "Biz, tek bir kesime hizmet ederiz." Halbuki, Programda "biz bir sınıf partisi değiliz" diyorsunuz; tam bir sınıf partisi gibi davranıyorsunuz. Kitle partisi olsaydınız, hiç olmazsa, bütün sınıflara, bütün katmanlara eşit ölçüde davranma hassasiyeti gösterirdiniz.

Değerli arkadaşlarım, özetle, bu Programın kafası karışık. Burada, tekrar söyleyeyim, mahcup olmaya gerek yok, çıkınız, devleti aslî fonksiyonuna döndüreceğiz deyiniz. Daha önce bunlar çok söylendi, bu Meclis duvarları aşınmıştır; bunu Özal söyledi, bunu Mesut Yılmaz söyledi, Çiller söyledi, siz de söyleyin, bağıra bağıra söyleyin; ama, ondan sonra, kalkıp "devleti aslî fonksiyonuna döndüreceğiz, aynı zamanda sosyal devlet olacağız." demeyin; bu yok, ikisi bir arada yok arkadaşlarım; böyle bir şey yok,literatürde böyle bir şey yok, böyle bir kavram yok. Onun için, lütfen, bu kimlik bunalımından bir şekilde kurtulmak için çaba gösteriniz.

Bir başka konu, burada, Programda "milletin talimatlarına uyacağız" diyorsunuz. Efendim, milletin talimatları nedir; milletin talimatları şudur: Siz, bir seçim beyannamesiyle milletin önüne gidiyorsunuz, millet "evet, bunu uygulayın" diye size oy veriyor. O zaman, milletin talimatı nedir; sizin seçim beyannamenizdir, millet ona oy vermiştir. O halde, bu Programda biz neyi aramalıyız; milletin talimatlarını; yani, sizin seçim beyannamenizi. Var mı; yok. Hatta, o kadar yok ki, bakınız, daha önceki Programınız, burada okunan, kasım ayında okunan, kasım sonunda oylanan Programınıza bakınız, orada, hiç olmazsa, biraz çekingen de olsa, Acil Eylem Planı birkaç başlıkta yansımıştı; orada, IMF'yle müzakere ederiz, IMF programını sosyalleştiririz, biz buna yeni bir sosyal içerik kazandırırız vardı. Şimdiki Programda hiçbir şey yok, tam bir IMF teslimiyeti var. Şimdi, bu mu milletin talimatlarına uymak?! Milletin talimatlarına uymak buysa, uymamak nedir sevgili arkadaşlarım?! Dolayısıyla, bu kafa karışıklığından kurtulmak lazım. Milletin talimatları bellidir, belli olmayan sizin tutumunuzdur, sizin tavrınızdır; aslında, o da bellidir, üçbuçuk ay göstermiştir; ama, biz, biraz daha bakalım, görelim, yeni Başbakan, yeni hükümet-hükümetin bakanları pek yeni değil; ama, en azından Başbakan yeni ne olacak.

Bu kafa karışıklığından kurtulmak için, biraz Türkçe terimlere de dönelim. Mesela, bu Programda, bakıyorsunuz "vizyon", "misyon" "rehabilitasyon", "restorasyon", "sentetik", "ekonomik" gibi kelimeler yan yana. Bu kelimeleri bırakın, bu kelimelerin hepsinin Türkçe karşılığı var. Üstelik, ne söylediğimizi anlamamız lazım. "Restorasyon" diyorsunuz... "Rehabilitasyon" iyileştirmek, peki "restorasyon" nedir; restorasyon, eski şekliyle aynen restore etmektir. Siz, bir yandan da "reformcuyuz" diyorsunuz. Hem reformist hem restoratör olunmaz; yani, bir şeyi hem değiştirmek, geliştirmek hem de eskiyi olduğu gibi aynen inşa etmek; bunlar yan yana olmaz. Bu kafa karışıklığı burada da var; lütfen, bunlardan arındırın, bu metin düzeyinde arındırın arkadaşlar; olmuyor, böyle olmuyor! (CHP sıralarından alkışlar)

Peki, bu yeni programda ne var; bizim buradan çıkardığımız sonuç, IMF'ye tam angaje olmak var, tam teslim olmak var. Milletin talimatları bu muydu size; siz, millete böyle mi gittiniz, biz gelirsek IMF'nin programını aynen uygulayacağız diye mi, bu şekilde mi oy istediniz?! Eğer, öyle olsaydı ve o söylemle yüzde 34 oy alsaydınız, sizi, çok tutarlısınız diye şu an tebrik etmek gerekirdi; ama, şimdi samimî değilsiniz. Bizim, sizi, öncelikle, millet adına, bu noktadan eleştirmemiz şarttır.

Değerli arkadaşlarım, ekonomi yönetimi anlayışınıza bakıyoruz programınızda sayfa 21'den itibaren yer almaya başlıyor- burada şunu görüyoruz: İktidarınız, dış yardım almadan ekonomiyi yönetemez durumda. Türkiye, aslında, son üç dört yıldır böyle. Türkiye, son iki yılda, 2001 ve 2002'de, krizler dolayısıyla IMF yardımları aldı; bu yıl, 2003'te, IMF yardımları, artık, çok sembolikti. Siz ne yaptınız; bir savaş üzerinden, acaba dış yardım gelir mi hesabını yaptınız. Tabiî, bunu da yüzünüze gözünüze bulaştırdınız kendi adınıza; ama, bunu yaptınız. Bunu yaptınız; çünkü, ekonomiyi, ancak dış yardımla yönetebilir bir noktada götürmeye... Sizin mevcut politikalara karşı bir alternatifiniz yok. İlk gelirken yapmak istediğiniz şuydu: IMF programını biz kabul eder; ama, bunun sağından solundan hafif deler, işte faizdışı fazlayı şuraya indirir, yüzde 6,5 yapmaz da 4 yaparız, belki bir çıkış buluruz; böyle bir çıkış yok. Böyle bir çıkış yok; ya bu programı uygulayacaksınız ya bunun, farklı, bütünsel bir alternatifini uygulayacaksınız. Sizde öyle bir alternatif var mı; bu programda öyle bir şey göremiyoruz.

Karşı olmak, azıcık karşı olmakla olmuyor; karşı olmak, bütününe bir çözüm, bütününe bir paket çözüm getirmekle oluyor, sizin öyle bir birikiminizin olmadığı anlaşılıyor. Bu programı okuyunca çok üzülüyorum, Türkiye adına üzülüyorum; çünkü, Türkiye'nin daha önümüzdeki birkaç yılı için bel bağladığı bir iktidarısınız, tek başınıza bu kadar büyük bir çoğunluğunuz var ve Türkiye için çözümünüz yok; çok üzücü... Gerçekten, buna üzülmemek elde değil. Bu programda, biz, Plan ve Bütçe Komisyonunda o kadar çaba gösterdik, biraz teknoloji, ar-ge falan diye; girmiş, bir cümleyle; ama, yetmez. Türkiye, eğer teknoloji üretemezse, gelişen ülke olamaz. Yani, buradaki finansal liberalizasyon, ticarî liberalizasyon; bunların üzerinden bir ülkenin kalkınması mümkün değildir. Bunun için, şu an dünyanın kalkınan ülkelerine bakınız, Güney Kore'ye bakınız; böyle mi yapıyor?!

Değerli arkadaşlarım, bu programda, biz, tutarlı bir ekonomik program anlayışı göremiyoruz, ekonomik bir program göremiyoruz. Burada, sadece, taklitçi -eskiden bazı arkadaşlarınız söylerdi- kopyacı bir anlayıştan başka hiçbir şey göremiyoruz; IMF programını taklit eden, ona hiçbir yenilik getirmeyen bir anlayışı görüyoruz; bu taklitçi anlayıştan kurtulunuz.

Değerli arkadaşlarım, siz, buradaki ekonomi yönetimi anlayışınızla milletin umutlarını tüketiyorsunuz. Bakın, millet, giderek "dağ fare doğurdu" demeye başladı; yani "hiçbir şey çıkmadı, hiçbir şey çıkmayacak" diyor, milletin umutlarını tüketiyorsunuz. Bir millet açısından en önemli şey nedir biliyor musunuz; her millet, yoksulluğa, yoksunluğa katlanabilir, bir savaş ortamında her türlü özveriyi yapar; ama, bir insan ya da bir millet için en önemli şey, umutların son bulmasıdır, umutların tükenmesidir. Siz, işte bunu yapıyorsunuz, bu millete yapılacak en büyük kötülük budur. "Artık, bu millet adam olmaz" derseniz, millete dedirtirseniz, gerçekten, geleceğimiz karanlıktır.

Ben, bir üniversite hocası olarak, birkaç yıldır şunu gözlemliyorum: Bizim en parlak öğrencilerimiz yurtdışına kapağı atmayı düşünüyor. Neden; bu ülkenin geleceğine güven kalmadı. Bu ülkenin geleceğine güven kalmadı ve bu son umutları siz söndürmeyin, lütfen, bunu söndürmeyin. Bu program, bu umutları yeşertecek bir program değildir; bu, yanlış bir programdır; bu, Türkiye'nin koşullarına uygun, onun istediği bir program değildir; bu, milletin talep ettiği bir program değildir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakınız, bu program, bir başka bakımdan ilk programla karşılaştırılabilir; hükümetin ilk programı, bir anlamda geçici bütçeyle çakışıyordu. Geçici bütçe, üç aylık bütçe, aynı zamanda, Acil Eylem Planının ilk üç ayıyla çakışıyordu. Peki, o üç aylık -yani, üçbuçuk ay geride kaldı- geçici bütçede, acaba, Acil Eylem Planının ilk üç aylık hedeflerine ilişkin ne vardı, ne yapıldı, ne elde edildi diye bakarsanız, büyük bir hiç buluyorsunuz ya da o hiçe yakın bir şey buluyorsunuz; hemen hemen hiçbir şey yapılmadı. Dolayısıyla, burada bir karşılaştırma yapma imkânımız var.

Şimdiki program, aslında, bundan sonraki dönemleri içeriyor; ama, en azından, şu sırada bir bütçe görüşmesi var; yani, bu yılın geri kalan dokuz ayını, dolayısıyla, aslında, belki de bütünü bütçe sistemi içine alan bir bütçeyle birlikte gidiyor.

Peki, bu programı uygulamak için sizin neye ihtiyacınız var; her yılın bütçesine, bu programdaki vaatlerle ilgili, somut birtakım hedefler, somut imkânlar, ödenekler koymanız gerekiyor. Peki, var mı?.. Yani, sizin 2003 yılı bütçenizde bu programı hayata geçirecek ne var diye bakıyoruz, biz, bir şey göremiyoruz. Aslında, var tabiî, sayabiliriz; mesela, vergi var. Bir daha vergi koymayacağız demiştiniz; eski Başbakanımız "biz vergi koymayacağız demiştik; ama, getirdik, kusura bakmayın" demiş ve özür dilemişti; ama, bu özürlerin sayısı artacak gözüküyor.

Siz, bir kaynak paketi getirdiniz; daha, bu yılın bazı vergilerine, Emlak Vergisi, Motorlu Taşıtlar Vergisi gibi vergilere yüzde 59 -enflasyonun çok üzerinde- zam yapmış olmanıza rağmen, şimdi, bunları ikiye katlayacak ilave vergi paketi getiriyorsunuz.

Kaynak paketi -tedbir paketi- diye bir şey getirdiniz ki, bunun ilki 8 Ocakta, ikincisi 18 Ocakta açıklanmıştı, bunu 3 Martta bir daha açıkladınız, -1 Mart tezkeresi oylamasından sonra- ve burada, bu topluma 15,7 katrilyon yük getiriyorsunuz. Bu yükün önemli bölümü vergi yüküdür, vergi üzerinden gelen yüklerdir, bir bölümü de, bazı harcamalardan vazgeçme dolayısıyla getirilen yüklerdir. Yani, yatırım yapmadığınız zaman daha çok işsizlik üretiyorsunuz; herhalde, bunun farkındasınız. Yani, hiçbir bütçede, hiçbir hükümet, bu kadar düşük yatırım ödeneğiyle ve bu kadar önceden sınırları belirsiz yatırım ödeneğiyle Türkiye'nin önüne gelmedi.

Buradaki yatırımlarda şu yok; yani, hangi yatırım ne miktar yapılacak, hangi bakanlık ne miktar yatırım yapacak, bu ayırımlara bile tam olarak rastlayamıyoruz. Tasarruf diye geliyor; seyyanen, yatırımlardan 1 katrilyon azaltıyorum... Doğrudan gelir desteği 2003 ödemeleri yok; haydi, o yatırımlardan 280 trilyon alıp oraya aktaralım... Bütün bunlar göz boyama; bütün bunlar, plansız, hesapsız işler. Böyle bir politikayla, bizim, Türkiye'yi aydınlığa götürmemiz mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, bu bütçenin açıklarının da, burada belirtilen, bütçede belirtilen sınırlar içerisinde kalmayacağı; dolayısıyla, bu program bütçe üzerinden, Türkiye'nin borçlarını azaltacak bir yola da gidemeyeceği çok açıktır ve bu bütçede, ilk kez, yüzde 20'nin altında bir personel ödeneği verilmektedir. İlk kez, başlangıç ödeneği olarak, personele ayrılan ödenek yüzde 19 olarak belirlenmektedir. Uygulamadaki gerçekleşmeler hep bunun altında kalmaktadır, bunun altında kalma ihtimali yüksektir. Bu nasıl bir bütçe anlayışı içerisinde olduğunuzu gösteriyor; yani, bu bütçe, öyle bir bütçe ki, ekbütçe çıkarılması daha bugünden kaçınılmaz olan bir bütçe, dokuz aylık bir dönem için bile, ekbütçesiz bütçe yapılamayacağını bize gösteriyor; bundan da üzüntü duymamak mümkün değil. Geleceği göremezseniz, bir ülkenin beş yılını böyle bir programla nasıl yönetirsiniz, dokuz ayını göremezseniz, beş yılı nasıl planlarsınız?

Değerli arkadaşlarım, bu bütçenin, bu programın, ekonomik boyutu zayıftır, sosyal boyutu sıfırdır. Bu bütçenin, bu programın, aslında, hukukî boyutu da ne yazık ki, sorunludur. Bakınız, siz, önümüze bir bütçe getiriyorsunuz, bu bütçede daha önceki yıllarda da yapılan -kabul ediyorum- Anayasaya aykırı düzenlemeleri, daha da genişleterek yapıyorsunuz. Bakınız, bütçelerde Anayasaya aykırı iki tür düzenleme yapılır; ya Anayasanın 161 inci "Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz." maddesi çiğnenir ya da esasen Anayasada bir yasaya bırakılmamış; ama, bir yasayla düzenlenmiş konular vardır, bunlarla ilgili olarak bütçe kanununa getirir, bunları değiştirirsiniz.

Bütçe kanunu, başka kanunları değiştiremez, değiştirmemelidir. Geçmişte bunlar biraz istisnaî idi, hani alıştık, iki üç tane Anayasaya aykırı... Sizin, bu getirdiğiniz bütçede, ne kadar Anayasaya aykırılık var biliyor musunuz; tam 13 maddede Anayasaya aykırılık var, 13 maddenin fıkralarında da olduğu için, tam 21 maddede Anayasaya aykırılık var.

Değerli arkadaşlarım, siz böyle mi yapacaksınız? Evet, yıllardır bütçelerde bu yola çıktı; ama, siz, bu yolu duble yola çevirdiniz. Hiçbir dönemde Anayasayı ihlâl yolu bu kadar geniş değildi. Biz, bunların büyük bir bölümü için, Anayasa Mahkemesine gidersek, iptal ettireceğiz. Peki, bu mudur; yani, Türkiye'nin zaman kaybı böyle mi olacak?

Bakın, burada, yasama süreciyle ilgili değerlendirmeyi hep yapıyorum, tekrar yaptım, buraya gelmeden yaptım, dün itibariyle çıkmış yasaları da dikkate aldım. Buraya tam 55 yasa tasarısı getirmiş durumdasınız ve buradan yasa çıkmış. Bunların bir bölümü henüz Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmış değillerdir. Bu 55 düzenlemenin 41'i eski hükümetler döneminden gelmedir, sizin buraya getirdiğiniz sadece 14 düzenlemedir ki, bunun 4'ü Cumhurbaşkanından geri döndüğü için ikinci kez görüştük, bazıları hâlâ gelebilir. Yani, böyle bir yasama süreci ve siz şimdi bu bütçede Anayasaya 21 tane aykırılıkla geliyorsunuz. Bu mu politika, bu mu şeffaflık, bu mu saydamlık sevgili arkadaşlarım... Kamu yönetiminde herkese açıklık, kamu yönetiminde reform bu mudur sevgili arkadaşlarım! Yani, nedir, biz buradan nereye gidebiliriz?!

Bakın, yeri gelmişken, size, bu kamu yönetimi reformuyla ilgili de birkaç şey söyleyeyim. Kamu yönetimi reformu bağlamında ne söylüyorsunuz programda; bakıyoruz, burada sözünü ettiğiniz şeylerin hiçbiri yeni değil, hiçbiri orijinal düşünce değil; hepsi, daha önceki hükümetler, yönetimler zamanında söylenmiş şeyler. Bunları topluyorsunuz -halkta çok yer etmiş, bilmem, bir kısmı da başlamış- getiriyorsunuz, programa koyuyorsunuz, biz söyledik oluyor.

Bir de şunu söyleyelim. Kamu yönetimi reformu, sadece bir yasal düzenleme meselesi değildir; yani, sanki, sadece, kanunlar eksik, birtakım düzenlemeler yapılırsa bu yerine getirilebilir. Hayır arkadaşlar -onu da yapmıyorsunuz, ayrı mesele; ama- esas mesele, çok büyük ölçüde, sistemin, alışkanlıkların değiştirilmesidir. Yasa bunu tek başına sağlamaz, sistemin ve alışkanlıkların değiştirilmesi meselesidir. Siz bunu yapmıyorsunuz ya da örneğin, kamu alım satımlarında -İhale Yasasında olduğu gibi- doğru olabilecek, doğruya götürülebilecek bazı düzenlemeleri de bozucu yönde, rant aktarma hesapları yönünde değiştirmeye kalkıyorsunuz. Bu mu kamu yönetimi reformu anlayışı?! Programa yansıyan, bu, kulağa hoş gelen sözler bizi buraya mı götürecek?!

Yani, reform diyorsunuz... Örneğin, biz, yatırımları, yatırım stokunu tek tek gözden geçireceğiz, fayda-maliyet analizi yapacağız diyorsunuz. Peki, sevgili arkadaşlar, kulağa tınısı ne güzel, fayda-maliyet analizi yapacaksınız, çok güzel, biz bunları derslerde anlatırız. Peki, fayda-maliyet analizi nedir; yani, bunu yapmak için hangi ekonomik analizi, hangi karar alma prosedürünü değiştiriyorsunuz? Yatırımları seyyanen 1 katrilyon azalttım demek, fayda-maliyet analiziyle mi oluyor acaba?! Bunun analizi nerede arkadaşlar? Fayda-maliyeti bıraktık, analiz tarafı nerede?.. Ben göremiyorum, siz görüyorsanız bana söyleyin; ben mikroskopla aradım, bulamadım.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bir başka şeyi söyleyeyim, bu malî saydamlık konusunda da hükümetin, ne yazık ki, bu programıyla olumlu işler yapması mümkün gözükmemektedir. Saydamlıktan söz edebilmek için, bir kere, bütçenin hazırlanmasında, uygulanmasında ve raporlanmasında açıklık ve saydamlığı sağlayacak mekanizmalar gerekir. Bırakalım mekanizmaları, süre bile yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

9 konuşma daha · 21 Mart 2003

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook