İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 75. BİRLEŞİM · SALI

İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 75. Birleşim · 1. yasama yılı · 6 Mayıs 2003 · 836 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oğuz Oyan (CHP), 6 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 836 kelime.

Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim tutanağı, 6 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-05-06-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

OĞUZ OYAN (İzmir)Aleyhte efendim.

BAŞKANBuyurun Sayın Oyan.

Süreniz 10 dakika.

OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, yeniden, bir grup önerisi üzerine burada bulunuyoruz.

Buna karşı çıkmamızın birinci nedeni, salı günlerinin Mecliste denetim günü olmasıdır; çünkü, Meclisin, milletvekillerinin aslî iki fonksiyonundan bir tanesi, yürütmenin denetlenmesidir. Dolayısıyla, bizim, bu hakkımızı haftanın bir günü kullanmamızın aracı olan bir denetim gününü, böyle, giderek bir alışkanlık halinde, denetim dışı faaliyetler için, yasama faaliyeti için açmamız durumunda, Meclisin ve milletvekillerinin bu en önemli görevlerinden bir tanesinin yapılması zora düşecektir, giderek imkânsızlaşacaktır. Dolayısıyla, salı günlerinin, gene bir eski Danışma Kurulu kararı olarak denetime ayrılması uygulaması, doğru bir uygulamadır, geçmiş Meclislerde de uygulanan bir usuldür. Dolayısıyla, bunun devamı şarttır.

Bizim, aslında, burada bir tedirginliğimiz de, bunun, bundan sonra bir âdet haline getirilmesi konusundaki kaygılarımızdır. O nedenle de, öncelikle, bir kere, salı günü açısından, bu denetim işlevinin Meclisin mutlaka yerine getirmesi gereken bir işlev olduğunun altını çizmek istiyoruz. Kuşkusuz, bunun çok yararları var. Bu yararlardan bir tanesi, örneğin, bugün de burada görüldü. Denetim işlevi arasında sözlü sorular var, denetim işlevi arasında Meclis araştırmaları var, genel görüşme talepleri var. Biz, bunları ne zaman görüşeceğiz, eğer bir salı günümüz de elimizden giderse?

Bunun dışında, tabiî, burada, gündemdışı konuşmalar vesilesiyle, yürütmenin, her 5 dakikaya 20 dakika cevap vermek gibi imkânları kullandığını biliyoruz. Biz, hangi imkânı kullanarak bunlara yanıt verebileceğiz?

Bakınız, şimdi, bir Bingöl depremi üzerine, Sayın Bakan çıktı buraya, iki konuşmacının toplamından daha fazla bir konuşma yapabildi. Biz, bununla ilgili, ne zaman, neyi dile getireceğiz? Yani, Türkiye'nin bir kaderi midir depremler meselesi? Bu, esas itibariyle, bir az gelişmişlik sorunu değil midir? Bu, esas itibariyle, bir ahlakî düşkünlük sorunu değil midir, Türkiye'nin içine düştüğü sorun? Gelişmiş ülkelerde çok daha yüksek şiddetli depremlerde mal kaybı bile olmazken, Türkiye'de bu kadar hafif depremlerde, orta şiddetli depremlerde bu kadar büyük, ağır can kayıplarının olmasını Meclis denetlemeyecek de neyi denetleyecek?!

Biz -yakında buraya gelecektir, yarın, öbürkü gün- bu Bingöl depremi üzerine bir Meclis araştırması önergesi vereceğiz. Bunu ne zaman konuşacağız? Sıra çok büyüdü, 70 küsura geldi... Yani, dolayısıyla, Meclis, bu denetim işlevini, bir şekilde, etkin olarak yapmalıdır; yapmalıdır ki, biz, bunun arkasındaki sorumluları takip edebilelim.

Bu tür Meclis araştırmalarıyla, tabiî, bir başka koşulu da yerine getirerek, Meclise kadar uzanan birtakım şeyler varsa, sorumluluklar varsa, bunun hesabını soralım. Yani, bu tür depremlerde, her seferinde, bakıyoruz -örneğin, Doğu Marmara depreminde olduğu gibi- hâlâ yargılanmayan birtakım bakanlar vardır o dönemden kalan. Şimdi, başka depremlerde ortaya çıkabiliyor.

Değerli arkadaşlar, dokunmazlıklar kalkmadan, bu yolsuzluklar meselesini, bu şekilde, bizim, Mecliste tartışmamız mümkün değil ve bu tür doğal afetler karşısında bu kadar büyük can kayıpları olmasını önlememiz mümkün değil. Dolayısıyla, geliniz, bir kere, önce bunu bir halledelim.

Bugünkü konuyla ilgili şunu söylemek istiyorum: İş Yasası, Türkiye'nin iki önemli kesiminin, işçi ve işveren kesiminin, belki on yıllarca ilişkilerini belirleyecek olan bir temel düzenlemedir. Böyle bir yasanın, böyle bir düzenlemenin, daha önce 13 maddesini görüştüğümüz bir düzenlemenin -daha önce burada örneğini gördük; bir uzlaşma aranmamıştı, ama- şimdi, muhalefetle bir uzlaşma arayışından sonra buraya getirilmesi daha doğru olmaz mıydı?

Biz, bu tür sosyal özlü yasaların, öncelikle, ilgili taraflar arasında görüşülmesini; ama, ondan sonra da, iktidar ve muhalefet arasında bir diyalog arayışının olmasını isterdik. Bakınız, şimdi, ne işçi-işveren arasında bu diyalog sonuna kadar götürülmüştür -yani, tam anlamıyla mutabakat sağlanarak buraya gelinmemiştir- ne de burada, bizimle herhangi bir uzlaşma çabası iktidar tarafından ortaya konulmamıştır.

Şimdi, bundan, kuşkusuz, Türkiye açısından kaygı duyuyoruz; çünkü, bu meseleleri, burada, belki bir günde, iki günde, üç günde, beş günde -neyse- karara bağlarsınız; ama, ondan sonra, yıllar boyunca, bu, Türkiye'de tarafların ilişkilerini düzenler ve bu düzenleme de, belki, yargıyı, bugün, burada, daha düzgün bir düzenleme yapılmasına kıyasla defalarca meşgul eden bir duruma gider ya da çok sayıda önemli huzursuzlukların toplumda doğmasına neden olur.

Meclisin önemli görevlerinden bir tanesi de, özellikle güçsüz sosyal tarafların korunması yönünde çaba göstermektir. Oysa, bizim burada gördüğümüz, daha önceki tartışmalarda da gördüğümüz mesele şuydu: Adalet ve Kalkınma Partisi bir kitle partisi olduğunu dahi unutarak; yani, çeşitli kesimlere eşit mesafede olması gerektiği kaygısını da bir tarafa bırakarak, esas itibariyle, işverenin etkisi altında bu düzenlemeleri getirmektedir ve burada, birkaç madde üzerinde dahi, işverenin değil de, işçi kesiminin sesine kulak vermek konusunda yeterli bir dikkat göstermemektedir.

Biz, bunu, burada daha önce söyledik; bugün, yarın tekrar söylemeye devam edeceğiz; ama, gönül isterdi ki, Meclisin denetim hakkını, hem 48 saat geçmeden yasaların buraya getirilmesi konusunda hem de salı günlerinin denetime ayrılması konusunda çiğnemeyelim ve gerçekten, milletvekilliğinin iki önemli fonksiyonundan bir tanesi -biri yasama fonksiyonu diğeri denetim fonksiyonu- burada, hakkıyla yerine gelsin.

Biz, burada, bu konuda üzüntülerimizi tekrar ifade etmek istiyoruz. Ne işe yarar, ne işe yarıyor bilmiyoruz; çünkü, bunu her seferinde dile getiriyoruz; ama, belki, tekrarda yarar vardır. Biz, bunları, sürekli, tekrarlamaya devam edeceğiz. Belki bazı arkadaşlarımız, bundan, çok tekrar sonrasında etkilenebilirler; ama, açıkça şunu söyleyeyim: Muhalefet sırasında olduğunuz dönemleri unutmamanız gerekir. Yani, burada, tıpkı İçtüzük değişikliğinde de olduğu gibi "muhalefette olsa idik, acaba biz ne yapardık" sorusunu ara sıra kendinize sorunuz ve lütfen, bu tür, denetimi dışlayan birtakım girişimleri ondan sonra yapınız.

Ben, hepinize, ilgiyle dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 6 Mayıs 2003

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook