Tarım sigortaları kanun tasarısı (s.s.879)
Genel Kurul, 111. Birleşim · 3. yasama yılı · 14 Haziran 2005 · 1.640 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 14 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM SİGORTALARI KANUN TASARISI (S.S.879)); konuşma 1.640 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Tarım sigortaları kanun tasarısı (s.s.879)”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 14 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2005-06-14-tarim-sigortalari-kanun-tasarisi-s-s-879 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bugün, üçüncü haftasına giren bir tartışmayı noktalamak üzere buradayız.
ÜNAL KACIR (İstanbul)Ne kadar engellesiniz de çıkacak!
OĞUZ OYAN (Devamla)Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısı hakkında son maddeyi görüşüyoruz. Bununla ilgili şu tespiti yapmak istiyorum ilk olarak: Bir kere, Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısını desteklemek üzere, başından itibaren, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu buradaki tavrını sürdürdü; ama, bu vesileyle hem bu kanunun eksikliklerini gündeme getirdi hem de bu vesileyle tarımın büyüyen sorunlarına dikkati çekti, hükümete uyarı görevini yaptı. Bu son konuşmayla da bunu yapacağız.
Bir kere şunu söylemek isterim: Getirilen tasarıların yarı mamul olarak gelmesi geleneği burada da sürmüştür; 16 maddelik tasarı 20 maddeye çıktı. Belki madde sayısı 4 maddeden ibaret denilebilir artış; fakat, içeriği bütünüyle değiştiren -ya da içeriği önemli ölçüde değiştiren diyeyim- birtakım düzenlemeler getirildi, farklı bir sistem oluşturuldu. Komisyonlarda katkılar yapılması yanlış bir iş değil; ama, hükümetin, komisyonlara bu denli hazırlıksız gelmesi yanlış bir yasama sürecidir ve bunun devam ettiğini görüyoruz.
Tasarıyla, hükümetin teklif ettiği metin ile komisyondan çıkan ve bugün burada tartıştığımız metin arasında, gerek sistemin ana kurumları, birincisinde olmayan bir kurulun ikinci metinde, yani, komisyondan çıkan metinde ortaya çıkmış olması gerek sigorta primleriyle ilgili havuzun oluşturulma biçimi, havuzun kaynak yapısına ilişkin değişiklikler gerekse de şirketin ele alınış biçimi, bir şirket kurulması, kurulan şirketin ayrıntılarıyla, kuruluş esaslarıyla belirtilmesi, ayrıntılandırılması ve yetkilendirilmesi, farklı metinlerle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Bir kere, iki metin arasında ortak bir nokta da var; o da 17 nci madde. Ortak nokta şu: Çok büyük eksiklik burada dile getirildi. Tarım sigortası yaptırmayanlara, bu süreç içinde, en azından, bir geçiş süreci içinde böyle bir sigorta kavramıyla tanışmamış olanlara, hiçbir şekilde, ne mevcut yapıda var olan sistemden yararlanma, yani, tabiî afetlerden zarar gören çiftçilere yapılacak yardımlardan yararlanma imkânı getiriliyor ne de bu mevcut sigorta sistemi içine girmesine izin veriliyor. Bu 17 nci madde, bu şekliyle, Türkiye'de, çiftçinin korunmasını Allah'a havale eden bir yapıdadır. Bundan sonra, artık, çiftçi, ya piyasa sistemi içine girecektir ya da bütün zararı, ziyanı -devletin hiçbir şekilde el atmadığı biçimde, kendi kaderiyle baş başa kalacak biçimde- yüklenecektir.
Değerli arkadaşlarım, burada getirilen sistemin ana eleştireceğimiz bir başka konusu şudur: Bir kere, tarıma çok düşük destekleme fonlarının ayrıldığı, IMF'nin direktiflerine göre, bunun, millî gelirin yüzde 1'inden fazla olamayacağı tavanının konulduğu bir ortamda, hükümet, bu yüzde 1'i dahi, son iki yıldır iktidar olduğu dönemde, bu üçüncü bütçe yılında kullanamamış; bu, binde 7 oranında kalmıştır; ama, şimdi, öyle anlaşılıyor ki, 2090 sayılı Yasada, mevcut yürürlükteki Tabiî Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunda yapılan o güdük yardımların bile gerisine düşen bir devlet desteği söz konusu olabilecektir. 2005 bütçesi için, bu kanun için ayrılan kaynak 30 trilyon liradır ya da Yeni Türk Lirasıyla 30 000 000 YTL'dir. 2004'te yapılan o eksik ödemelerin bile 50 trilyon düzeyinde olduğunu dikkate alırsak, 2004'te tespit edilen hasarların 290 trilyon düzeyinde olduğunu gözönüne alırsak, bu, 30 trilyonluk miktarın ne kadar yetersiz olduğunu; yani, aslında, âdeta, dostlar alışverişte görsün, biz, işte devlet yardımı da yapıyoruz anlayışından ibaret olduğunu bize gösterir.
Bu, bize başka bir soruyu sorduruyor: Bu tasarıyla, bu çıkacak yasayla, acaba, hükümetin bir niyeti tasarruf mu yapmak; yani, tarıma dönük yaptığı o güdük afet fonlarıyla, bir, tasarruf yapmak, iki, bu konuda kendi üzerine gelen eleştirilerden kurtulmak, biz, bu işi piyasaya bıraktık, sigortaya girin zararınızı oradan karşılayın mı demek?..
Tabiî, bir başka niyeti de söyleyebiliriz; o da, malî piyasalara, İMKB'ye vesaire yeni bir fon oluşturmak. Böylece, piyasaya, malî sisteme akan yeni bir çeşme, bu havuz, aynı zamanda malî sisteme akan bir çeşme de olacak, bunu yaratmak.
Bunun ötesindeki amaçlar, gerçek anlamda sosyal ve tarımsal kalkınmayla ilgili amaçlar olması için bütçeden ayrılacak ödeneğin 300-400 trilyon liranın altında olmaması gerekirdi. Bakınız, bugün bütçeden tarıma ayırdığımız kaynak 3,5 katrilyon lira dolayında. Bu 3,5 katrilyon, dediğim gibi, binde 7 dolayında bir miktar ediyor. Bunun, hiç olmazsa yüzde 10'unu tarım sigortasına ayırmadığınız takdirde; yani, 350 trilyonluk bir miktarı öngörmediğiniz takdirde, tarımı, yine, doğal afetlere, her türlü olağanüstü iklim koşullarına bırakıyorsunuz demektir; yani, çiftçiyi, afetler karşısında tamamen sahipsiz, tamamen kendi kaderiyle baş başa bırakıyorsunuz demektir.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, 2004 yılında tarımda 2 katrilyon mertebesi bir zarar oluşmuştur. Bunun 290 trilyonluk bir tespiti var. Bu 290 trilyonluk tespit, aslında, 2090 sayılı Yasanın bu tür afetlerde yüzde 40 barajı getirmesi ve çiftçinin toplam varlığının yüzde 40'ını kaybetme koşulunu koymasındandır. Buna rağmen biz bu zararı karşılayamadık.
Şimdi, şunu sormak istiyorum: Getirilen bu sistemde, çiftçi gerçekten tazmin mi edilecek doğal afetler karşısında, yoksa, çiftçiye, biz, burada göstermelik bir sigorta sistemini getirerek, onu tamamen kendi kaderiyle ve piyasa sistemi içinde boğulmaya mı terk edeceğiz?
Değerli arkadaşlarım, buraya getirilen "şirket" kavramını da eleştirmek lazım. Kuşkusuz, bu iş sigorta şirketleri tarafından yapılıyor; ama, bugün, Türkiye'de 62 sigorta şirketinden sadece 9 tanesi tarımsal sigorta yapıyor. Bunlardan özellikle 2 tanesi daha fazla işin içinde. Bunlardan 1 tanesi, Tarım Satış Kooperatifleri Birliğinin ortak olduğu Başak Sigorta, öbürü de tarım kredi kooperatiflerinin elindeki sigorta şirketi. Bu iki sigorta şirketi dışındakiler son derece sembolik olduğu gibi, bunların tümünün tarım içinde yaptığı sigorta da son derece semboliktir; yani, dolu sigortasının Türkiye'de toplam sigortaya oranla baktığımızda binde 1 olduğunu, hayvanda binde 5 oranlarında sigortalandığını görüyoruz. Bunlar çok düşük oranlardır. Şimdi bu düşük oranları acaba ne kadar artırabileceğiz? Bir geçiş dönemi sürecinde, hiç olmazsa, devlet, bu sigorta sistemi yerleşene kadar 17 nci madde hükmünden vazgeçip, 2090 sayılı Yasanın iyileştirilerek sistem içinde kalmasını belli bir dönem için -belki bir beş yıl için- niye öngörmedi? Bu soruları buradan sormak istiyoruz.
İkinci bir nokta; devletin prim sistemine katkısı, gelişmiş ülkelerde sizin burada öngördüğünüzün çok üzerindedir; yani, bu, Amerika'da yüzde 50, Fransa'da yüzde 70, Japonya'da yüzde 75, Almanya'da yüzde 65 oranlarındadır. Eğer, Türkiye, hiç olmazsa bir yüzde 50 oranında; yani, çiftçinin prim harcamasının yarısını karşılamak üzere sisteme girmezse, küçük çiftçilerde çok daha yüksek oranlarda, yüzde 100'e yakın oranlarda, belli bir dönem için yüzde 100'ün altında olmamak koşuluyla girmezse, bu sistemin yürümesi, bu sistemin yaşaması mümkün değildir, ölü doğmuş bir yapı oluşturursunuz. Aslında, tabiî, üzerinizdeki yükü atmış oluyorsunuz. Yani, bundan sonra, artık, devlete hiçbir şey yöneltmeyin, şikâyet yöneltmeyin, piyasa bu işi çözecek demekten ibaret bir çözümdür.
Tarımın, gelişmiş ülkelerde bile, piyasa sisteminin çok gelişmiş olduğu gelişmiş ülkelerde bile, tarıma desteklerin çok yüksek oranlarda olduğu gelişmiş ülkelerde bile, tarımsal sigortaya devletin katkısı bu kadar yüksek düzeylerdeyken, Türkiye'de, tarımın sigortalanmasını piyasaya tamamen bırakmak, aslında, çiftçiyi -tekrar söylüyorum- kendi kaderiyle baş başa bırakmaktır, Allah'a emanet etmektir.
Değerli arkadaşlarım, bu nedenle, bu tasarı dolayısıyla, bizim buradaki eleştirilerimizin dikkate alınmış olması gerekirdi; ama, ne yazık ki, son maddeye geldik, bu maddede dahi, bu sorunları çözemedik.
Kaldı ki, Türkiye'de, şirket eliyle bu işlerin yönetilmesinin, şöyle, çok önemli bir sakıncası olabilecektir: Şirketler, afetlerin az olduğu, düşük olduğu yılda, bunu kendi kârlarına ya da burada kurulan şirket ve ona ortak olan sigorta şirketleri, sonuç olarak, bunu, kendi kârları içinde göreceklerdir. Oysa, bunu, bir kooperatif şirket olarak kurma durumunda, buradaki bir yılın kazancının, kârının öbür yıla aktarılması üzerinden, sigorta fonunun, havuzun, çok daha büyük noktaya getirilmesi, çok daha anlamlı noktalara getirilmesi ve büyük afet yıllarında çiftçiye geri dönüşün çok daha anlamlı ölçeklere getirilmesi mümkün olabilirdi.
Şimdi, bu tasarının, ayrıca, bir tarım reformu uygulama projesi unsuru olduğunu da söylemek istiyorum: Yani, burada, 2000 yılından itibaren, IMF ve Dünya Bankasının çizdiği politika doğrultusunda yapılan bir uygulamadan ibaret. Bu uygulamanın sosyal içeriğe kavuşması, IMF ve Dünya Bankası yörüngesinden kurtarılmasıyla mümkün olabilirdi. Oysa, sizin anlayışınız, tamamen bu politikalar doğrultusunda, burada, bir tasarı getirmekten ibaret.
Değerli arkadaşlarım, tarıma binde 7 oranında, millî gelirin binde 7'si oranında bir destek veriliyor. Bu desteklerin içeriğinde bazı değişiklikler yaparak, bazı desteklerin... Burada, biraz önce Sayın Bakanın değindiği gibi "pamuk priminde önemli hamle yaptık" diyorsunuz. Mazotta bir vaat var, ne olacağı belli değil. Pamuk priminde de, daha, ödemeler ne oldu, ne olacak, ne zaman ödenecek, geçen senenin primi ne zaman ödenecek, bu yılın primi ne olacak, bütün bunlar belirsiz; yani, üretici, hangi üretimi yapacak, neyi seçecek, bunları bilmiyor. Eğer, Ege Bölgesinde, pamukta üretim sahaları 200 000 hektardan 90 000 hektara düştüyse, bütün bunların arkasında, bu pamuk primlerindeki düşük düzeyler, gecikmeli ödemeler ve belirsizlikler rol oynamaktadır. Oysa, siz, bunlarla ilgili hiçbir gelişme yapmıyorsunuz. Yaptığınız şey şudur: Doğrudan gelir desteğinin bileşimiyle oynuyorsunuz, doğrudan gelir desteğinin toplam içindeki payını yüzde 70-80'lerden yüzde 45'lere düşürmeyi planlıyorsunuz, bunun ötesinde, işte, birtakım destekleri de o kesintilerden ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz.
Daha önce yaptınız, doğrudan gelir desteğinin dönüm başına miktarını sabit tutarak, bunun üzerinden, geçtiğimiz 2003 yılında, mazota bir destek verdiniz. Şimdiki mazot desteği de acaba böyle mi olacak? Bu soruyu sormamız lazım; çünkü, doğrudan gelir desteği, ilk defa sizin hükümetiniz döneminde, iki yıla yayılarak ödenmek durumunda; yani, 2004 yılının destekleri 2005 yılında ve 2006 yılında ödenmek üzere planlandı; dönüm başına 16 000 000 liranın 10 000 000'u bu yıl, 6 000 000'u herhalde gelecek yıl. Onu da, herhalde, şimdi, bir mazot desteği altında… Yani, çiftçiye, zaten kendi hakkı olan bir şeyi, yeni bir hak veriyormuş gibi pazarlama anlayışı! Bu, herhalde, tüccar siyaset anlayışının izleridir; ama, çiftçinin bütün bunlardan tatmin olması, bir üretim planlaması yapması ve gerçekten ayakları üzerinde durması mümkün olamamaktadır. Bunu, herhalde, kendiniz de, çiftçinin arasına katıldığınızda, katılma cesareti bulduğunuzda görüyorsunuzdur.
Değerli arkadaşlarım, bu dönemde, sigorta, koşulların daha kötüye gitmesini önlemek için bir güvencedir. Aslında, çiftçinin en büyük sigortası, piyasa sisteminin sömürüsüne karşı kooperatif örgütlenmedir. Oysa, Türkiye'de, kooperatif örgütlenmede ciddî gerilemeler var. Sizin söylediğiniz kooperatifleşme rakamları; yani, şu kadar kooperatif yerine -burada arkadaşım söyledi- şu kadar, 50 yerine 300 kooperatif; bunlar çok anlamsız rakamlar. Yani, kaç tane kooperatif sayısı değil; toplam kooperatiflerin işlem hacmi içinde sizin desteğinizin payı nedir? Bunlar önemlidir. Kooperatif örgütlenme, nasıl piyasa sisteminin, nasıl kapitalizmin sömürüsüne karşı bir savunma mekanizmasıysa, aslında, sigorta sisteminin, tarım ürünleri sigorta sisteminde böyle bir anlamı olabilirdi; ancak, sizin getirdiğiniz sistem, ne yazık ki, bu anlamı taşımıyor. O nedenle de, biz, bu tasarıyı destekliyoruz; ama, bu tasarıyı, ne yazık ki, gönülsüz destekliyoruz; çünkü, bu tasarı, gerçekten, çiftçiye, umduğunu ve sizin vaat ettiğiniz ve çiftçinin de beklediği değişiklikleri getirmemektedir. Bu nedenle, herhalde, önümüzdeki dönemde, tekrar çiftçinin şikâyetlerine konu olacaktır.
İlginiz için teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
51 konuşma daha · 14 Haziran 2005
