İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 41. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

2006 merkezi bütçe kan.tas.(maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı, gelir bütçesi,) 16 ıncı tur

Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 41. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Aralık 2005 · 2.103 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oğuz Oyan (CHP), 24 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(MALİYE BAKANLIĞI, KAMU İHALE KURUMU, GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI, ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI, GELİR BÜTÇESİ,) 16 INCI TUR); konuşma 2.103 kelime.

Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı, gelir bütçesi,) 16 ıncı tur”. TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2005-12-24-2006-merkezi-butce-kan-tas-maliye-bakanligi-kamu-ihale-kurumu-gelir (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)-Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün burada bütçenin önemli bir konusunu görüşüyoruz. Maliye Bakanlığını, Gelir İdaresi Başkanlığını, Kamu İhale Kurumunu, Özelleştirme İdaresi Başkanlığını ve gelir bütçesini konuşuyoruz.

Şimdi burada az zamanda çok konuyu dile getirmek zorundayız. O yüzden sonunda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, belki Sayın Bakanın ilgisini de çekmeye muvaffak oluruz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de bütçelerinin bir ciddiyetinin kalmadığı uzun zamandır biliniyordu; fakat, şimdi üzülerek görüyoruz ki, devri iktidarınızda Maliye Bakanlarının da bir ciddiyeti kalkmamıştır. Belki burada artık bir uyum söz konusu olabilir.Yani, iki ciddîye alınmayacak konu, bütçe ve Maliye Bakanları birlikte yaşamaya devam edecekler.

Şimdi, şunu söylemek istiyorum: Kamuoyunun belli bir ağırlığının olduğu, medyanın, okuyucusunun veya izleyicisinin bilgilenme hakkını kendi dar ekonomik çıkarlarına ezdirmediği ülkelerde, tartışmalı hale gelmiş maliye bakanları, hatta, bir başbakan bile koltuğunu koruyamaz.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, burada, Özelleştirme İdaresi bütçesini de görüşüyoruz. Ben şunu soruyorum: Ofer skandalları ne oldu? Kuşadası, Galataport gibi şaibeli işlerin hesabı ne oldu? TÜPRAŞ'ın yüzde 14,76 hissesinin esrarengiz yöntemlerle, alelacele, birtakım kişilere ehven fiyatlarla devredilmesinin hesabı ne oldu? Tabiî, bunun üzerinden aktarılan yüzmilyonlarca dolarlık rantın hesabı ne oldu? Hariri'yle özel ilişkiler konusu ne oldu? Mahkeme kararıyla sabit olan, Albayraklar'a devredilen Balıkesir SEKA Fabrikasının peşkeş çekilmesi sona erdirildi mi? Buna benzer, bu tür uygulamalara göz yumanlar ne oldu? Yani, şimdi, ne oldu…

Gelişmiş bir demokraside değerli arkadaşlarım, bunun tek bir yolu vardır; istifa mekanizmasıdır. Bu gelişmiş demokrasilerde, bu tür bakanlar, ne halkın içine çıkacak cesareti bulabilirler ne siyaseti sürdürebilecek cüreti kendilerinde görebilirler.

Buna tabiî bazı şeyler daha ekleyebiliriz. Yani, sahte belge, fatura düzenleme suçlarına kendisine dönük olarak aflar getirebilen -sayısını artık şaşırdığımız-, mahdumunun, yani, oğlunun mısır ithalatı için gümrükleri belli bir dönem özel olarak indirmeyi başarabilen, becerebilen, hatta, Toprak Mahsulleri Ofisine sonradan bir satışını da sağlayabilen, işadamı sıfatı taşıyan oğlunu Ofer'le yapılan toplantılarda bulundurma ciddiyetsizliğini gösterebilen ve daha bildik bilmedik -bilmediğimiz şeyler muhtemelen daha çok tabiî; çünkü, biz, buzdağının sadece görünen tarafıyla ilgiliyiz, görünmeyen tarafını kendileri daha iyi bilirler- nice devlet adamı sorumluluğuyla bağdaşmayan işlere bulaşmış bir bakan, hâlâ, koltuğunu nasıl korur?!

Değerli arkadaşlar, bunu da size şunun için söylüyorum: Burada, eğer bu Bakan koltuğunu koruyorsa, Başbakan o Bakanı koltuğunda tutabiliyorsa, inanın değerli arkadaşlarım, AKP'li milletvekili arkadaşlarım, bunda sizin de vebaliniz vardır ve şunu açıkça söyleyeyim: Türkiye, böyle bir bakana layık değildir ve hatta, sizin partiniz bile layık değildir. Dolayısıyla, Türkiye'de demokrasinin standartlarını yükseltmek için daha fazla çabaya ihtiyaç vardır.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan hukuktan bahsediyor, "yargıya müdahale var" diyor; ama, kendisi ihbar, dayatma, zorlama yollarıyla yargıyı, savcıyı etkilemeye yöneliyor. Bu nasıl kuvvetler ayrılığı! Şu çelişkilere bakın: Bir Başbakan, dokunulmazlıklar konusundaki sözlerini tutmazken, "bu yargıya güvenilmez" örtülü gerekçesine sığınıyor. Hatta, içinizden bir arkadaşınız daha net -sağ olsun- ifade etti, dedi ki, "dokunulmazlıkları kaldırarak kendimizi yargıya teslim edecek kadar enayi miyiz." Ne kadar açıksözlü bir arkadaş, çok takdir ediyorum; ama, aynı zihniyet diyor ki, "Van'da Rektör Yücel Aşkın'a reva görülen muamele pek yerindedir." İşine geldiğinde yargı doğru yapıyor, işine gelmediğinde yanlış yapıyor. Bu, ne biçim adalet, ne biçim adalet ve kalkınma, bu nasıl düşünce tarzı, bu nasıl bir çifte standart?!. Sayın Bakan, size soruyorum.

Bitmedi, daha vahimi var, doğrudan Bakanı ilgilendiriyor, şu: Cumhurbaşkanı, 2 maddesini geri çevirdiği için halen yürürlüğe girmemiş bir 5018 sayılı Yasa var. Değerli arkadaşlarım, bakınız, burada hukuksuz bir iş yaptığımızı size anlatacağım. 5018 sayılı bir Yasa var, bu 5018'le ilgili değişiklikler yapan bir yasa gönderdik, Cumhurbaşkanı bunun 2 maddesini tekrar geri çevirdi. Bu 2 madde tekrar görüşüldü, 22.12.2002'de buradan çıktı, bilmeyenlere hatırlatayım. Yani, 22… Peki, ne oldu değerli arkadaşlarım, yani, şimdi, bu yasa, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmadığına göre, yürürlükte değil, yürürlükte olmadığına göre, siz, nasıl olur da, bu kanun kapsamında bütçe dışına çıkarılan TOKİ, TRT, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Millî Piyango İdaresi gibi 12 tane kuruluşun bütçesini görüşmezsiniz! Bu, hukuksuzluktur Sayın bakan, bu, hukuksuzluktur! Şu an 5018 sayılı Yasa yürürlükte olmadığına göre, o yasanın 12 tane kurumu bütçe kapsamı dışına çıkaran hükümleri de yürürlükte değildir. Siz, bunları komisyonda ve Genel Kurulda görüşmeme özgürlüğüne sahip değilsiniz Sayın Bakan! Sahip değilsiniz! Eğer, Sayın Cumhurbaşkanı bunu onbeş günlük sürenin sonuna kadar tutar da, 2006'nın ilk haftasında imzalarsa ya da bütçe iki gün sonra buradan geçtikten sonra imzalarsa, ne olacak? Ne olacak, ben size söyleyeyim: Bir kere, Yüce Meclisin tartışmadığı ya da tekrar geri çevirirse ne olacak, bunlar neyse… Bütün bunlar aslında bir suç, bir hukuk dışılık kapsamı içine giriyor. Biz eksik bir bütçeyi burada görüşüyoruz ve tartışıyoruz; sonuçta Anayasa Mahkemesinden dönebilecek bir durumu tartışıyoruz. Yani, hukuka ve yargıya saygıdan söz edebilmek için önce kendiniz bu saygıyı göstereceksiniz. Sırça köşkte oturan, komşusuna taş atmaktan sakınmalı.

Değerli arkadaşlarım, biz, gerçek yargı bağımsızlığına doğru bir yönelişin, halkın adalet duygusunu ve kurumlara güveni yeniden tesis edecek çabalarla olabileceğini düşünüyoruz. Sizde bunun tam tersini görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu bütçeye, hatta son dört yılın bütçelerine bakınca, insan hükümete, iktidara sormadan edemiyor: Ne olurdu da, IMF'den çok, şu muhtaç halkın, şu yatırıma susamış ülkenin ihtiyaçlarına, önceliklerine öncelik verseydiniz; ne olurdu da, IMF'ye verdiğiniz ve tutmak için çırpındığınız sözler yerine, biraz da oyunu almak için seçmene verdiğiniz sözleri tutma çabası içinde olsaydınız; ne olurdu ki, birkaç bin faizciye 46 katrilyon lira -hâlâ 2006 bütçesinde 46 katrilyon lira- iç ve dışborç faizi olarak -çoğu içborç faizidir- ayırırken, 10 000 000 çiftçiye sadece 4 katrilyon liralık bir ödenek ayırmak durumunda kalmasaydınız; ne olurdu, 2004 yılının doğrudan gelir desteğini iki yıl sıçratarak 2006'da ödemek gibi bir eteleme içine girmeseydiniz; ne olurdu, millî eğitimin bütçe payını artırıyorum aldatmacası altında millî gelir payını azaltıyor olmasaydınız… Bakınız size rakam vereyim, çünkü burada rakamlar… Biliyorsunuz, üç tane yalan var; yalan, kuyruklu yalan ve istatistik… İstatistiği yalana alet ederek kullanmanız mümkündür ve siz bunu yapıyorsunuz. Bakınız şimdi size rakamlar vereyim: Toplam, kamunun eğitime harcamaları şu noktalarda; millî gelire oranla veriyorum, bütçeye oranla yanıltır; millî gelire oranla, Millî Eğitim Bakanlığının da dışında olan eğitim harcamalarını katarak söylüyorum: 1998 yılında, millî gelirin yüzde 4,1'i eğitime ayrılıyordu; 2002'de, yani iktidara geldiniz yıl 4,3'üydü; şimdi, 3,9'u 2004'te. Millî eğitim bütçesi itibariyle sadece bakayım; 1999'da yüzde 3'ü millî gelirin millî eğitim harcamalarına ayrılıyordu; 2002'de yüzde 2,8'iydi, 2004 ve 2005'te 2,6'sı ayrılmaktadır. Üstelik, bu Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi, birtakım fonlar -biliyorsunuz, bu, eğitim, sağlık, gençlik, çıraklık fonu gibi fonlar vardı- Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine alındı -bilmem, Kredi Yurtlar Kurumuna ayrılan ödenekler Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine…- bu nedenle de biraz şişmiş bir bütçedir. Buna rağmen, bu azalışlar var; millî gelire oranla.

Millî Eğitim Bakanlığının yatırım harcamalarında azalış var. 2000 yılında binde 5'ti bunların millî gelire oranı, şimdi, binde 2 olmuştur; yani, derslikler, yeni okullar, donanımsız, araçsız gereçsiz durumdadır. Öğrenci sayısı net 1,5 milyon kişi artmış olmasına karşın, ilk ve orta eğitimde, sizin millî gelire oranla eğitim harcamalarınız ve özellikle tabiî -daha da fazla- yatırım harcamalarınız azalmaktadır. Bu nasıl bir bütçedir, bu nasıl topluma dönük bir hizmet bütçesidir; bunu soruyorum.

Gelelim sağlığa; siz, şu an gündemde olan bir sosyal güvenlik tasarısıyla, halkın sağlığından, emeklilik aylığından tasarruf yaparak, IMF'yi, uluslararası rating kuruluşlarını tatmine yöneliyorsunuz. Sosyal güvenliği piyasa sigortacılığına terk ediyorsunuz. Bu mudur sosyal devlet ilkesi, bu mudur AKP'nin oy almak için seçmene verdiği sözler?!

Bakınız, sosyal güvenlik kurumlarına yapılan transferlerde artışta sizin de vebaliniz var. Dedik size, burada anlattık, SSK Hastanesini Sağlık Bakanlığına devrederseniz harcamalar artar diye; nitekim arttı; burada, bizzat Çalışma Bakanı söyledi bunu, içinizden biri söyledi ve arttı. Mevcut ilaç üretim ve alım modelinin değişmesiyle artar dedik ve arttı. Yani, bunun vebali sizindir. Af söylentileri çıkardınız, Bağ-Kur primlerini tahsil edemiyorsunuz; bunun vebali sizindir.

Ama, değerli arkadaşlarım, bir başka vebal var ki, bunu ödemek çok daha zor. O da şu: IMF'ye verdiğiniz niyet mektubundaki ifadeleriniz. Bu vebalin altından kalkamazsınız. Bakınız ne diyorsunuz; IMF'ye şu niyeti söylüyorsunuz: "Sağlık harcamalarını daha iyi kontrol edebilmek amacıyla, gerçekçi bir yıllık global bütçe hazırlanmıştır. Bu bütçeyle, her hastanenin tüm hastalarının harcamalarını finanse etmesi beklenmektedir. Söz konusu global bütçe sene başında tahsil edilecek ve sosyal güvenlik kuruluşlarının, devlet hastanelerinin yapacağı toplam ödemenin üst sınırını teşkil edecektir." Yani, sene başında veririm, ondan sonra Allah'a emanet… Bütün sene, yok yetmedi, olmadı bulmadı; başının çaresine bak, ne yaparsan yap…

Devam ediyorum:"Sağlık harcamalarının kontrol altına alınmasının, sağlıklı bir bütçe pozisyonunun korunması açısından anahtar öneme sahip olduğu bilinmektedir. Bu itibarla, bu alandaki gelişmeler yakından takip edilecek olup, gelecek sene başlarında harcamaların öngörüleri aşması durumunda ek tedbir alınacaktır." Yani, bu sene ölmezseniz, seneye umudunuzu saklayabilirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, tabiî "ne olurdu" sorularına devam edebiliriz. Ne olurdu; ülkenin her karış toprağını, her değerini, her mirasını satılacak mal olarak görmeseydiniz.

Şimdi, biz, AKP'nin ilk bütçesinden itibaren -bu ilk bütçe, aslında üç aylık bütçeydi- şimdi dördüncü bütçeyi tartışıyoruz; ama, aslında, beş bütçenizi gördük üç aylık geçici bütçeyi de katarsak ve sizin bu beş bütçenizde de, yoksulun oyunu alan, ama, zenginin çıkarlarını kollayan bir parti hüviyeti ortaya çıkmıştır; ilk, daha üç aylık bütçenizden itibaren bu ortaya çıkmıştır ve şimdi bir yeni bütçe yapıyorsunuz, bu kimliğinizi daha da pekiştirecek özellikleri vurguluyorsunuz.

Bakın, burada, şimdi, Kamu İhale Kurumu bütçesi görüşülüyor. Ben, şimdi, soruyorum: Türkiye'nin en çok ihale yapan kuruluşlarının başında gelen, 200 000 konut yapımı gibi büyük hedeflerle ortaya çıkan bir TOKİ, hangi gerekçelerle bütçenin dışına çıkarılmak isteniyor? Hakediş denetiminde Türkiye'nin en uzmanlaşmış kuruluşu olan bir Sayıştay, nasıl TOKİ'nin denetimi süreci dışına çıkarılıyor; bunun cevabını bekliyoruz. Bunun arkasında ne gibi niyetler var? Hesap verme ve sorumluluk, şeffaflık iddialarınız var; bunlara ne oldu, bunların altında kalmıyor musunuz? Acaba, dikensiz gül bahçesi isterken, bütçe denetimi dışında kuruluşlar istemek, ne kadar bunlar… Bunlar çok uyumlu tabiî; tam bir dikensiz gül bahçesi. Yani, biz, burada sizin ilkelerinizi, adalet anlayışlarınızı biraz daha yakından tanımak istiyoruz. Umarız, Bakan bunlara yanıt verir.

Tabiî, biz, şaibeli özelleştirmelerin, gece yarısı pazarlıklarının hesabını sormaya sadece şimdi değil, bundan sonraki dönemlerde de devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, vaktimiz sınırlı. Bir iki şey daha söyleyeceğim konular var. Bir Gelir İdaresi Başkanlığı oluşturduk. Dendi ki; vergi politikası siyasetin işidir, gelir idaresi teknik bir alandır, gelir idaresi de teknik bir iş olarak Başkanlığa bırakılır. Bir kere, böyle bir ayırım yapılamaz; vergi politikası, vergi idaresi bir bütündür, bunu ayıramazsınız; hepsi bir siyasî sorumluluk altında gerçekleşir; kuşkusuz, bürokrasinin de katkılarıyla; ama, siz, öyle bir şey getirdiniz ki, burada birtakım denetim mükerrerliklerini, eşgüdümsüzlüklerini giderecek bir adım dahi atamadınız. Bu arada, gelirler kontrolörlerini tenzili rütbeye uğratabildiniz; bunları, gelirler kontrolörlüğünü daire başkanlığına bağlayan bir yapıya getirebildiniz. Bundan ne elde etmek istiyorsunuz, nedir amacınız; buradan sağlıklı denetim nasıl çıkar; bunları da herhalde cevaplarsınız.

Şimdi, vergi sistemine ilişkin daha önemli şeyler var; burada söylendi, Sayın Hacaloğlu söyledi; ama, şunu söyleyeyim: Enflasyonun yüzde 5 artmasını hedefliyorsunuz, bütçeniz yüzde 7,8 artıyor toplam; ama, sizin vergi geliriniz yüzde 23 artıyor. Yani, siz, 2006'da millete yeni vergi zorlamaları ya da vergi zorbalığından başka bir şey vaat etmiyorsunuz. Acaba, nasıl olacak?! Vergi gelirlerini artırmak iyi bir şey olabilir; ama, bunları ülke yararına, ülke çıkarlarına, yatırımlara, sağlığa, eğitime, vesaire, halka dönük kullanabildiğiniz takdirde; oysa, siz, IMF bütçesi yapıyorsunuz. Niyet mektubu buradan geçmiyor değerli arkadaşlarım, niyet mektubu Bakanlar Kurulundan bile geçmiyor; niyet mektubunu, ekonomiden sorumlu Bakan ile Merkez Bankası Başkanı imzalıyor; ama, Anayasaların daha üstünde bir mektup bu, Anayasaların daha üstünde bir belge olarak sistemimizde yer alıyor. Meclisimizde, burada, biz bütçe tartışıyoruz; ama, bu bütçeyi belirleyen niyet mektubunu tartışamıyoruz. Biz, müstemleke mi olduk?! (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Oyan, eksürenizi başlattım.

OĞUZ OYAN (Devamla)Bitiriyorum Sayın Başkan; teşekkür ederim.

Şimdi, tabiî, Türkiye'de vergi yükü artıyor; ama, bir başka şey daha oluyor, birilerinin de vergi oranları düşüyor. Kimin vergi oranları düşüyor; büyük gelir gruplarının vergi oranları düşüyor. Peki, ya ücretliler; ücretliler için bir şey yok! Bunlar, bu ülkenin üvey evlatları mı; bunlar iktidarınızın üvey evlatları mı; soruyorum.

Değerli arkadaşlarım, konu çok; ama, şu iki noktaya değinip bitireceğim:

Bir: 1999 sonrasında, Türkiye'de bütçeler, büyüdü, küçüldü. Önce büyüdü kriz döneminde, sonra küçüldü bütçenin toplam boyutu; fakat, ilginç bir şey var, hiç değişmeyen bir taraf var; faizleri hariç tutarsanız, bütçenin boyutu hiç değişmiyor. Faizleri bir kenara bırakın, faiz dışı bütçelerin millî gelire oranı hep aynı; yüzde 20. Orada, sihirli bir şey var, onun üstüne çıkamıyorsunuz; yani, Türkiye'de beşte 1 bütçeleri var; millî gelire oranla beşte 1. Peki, Avrupa Birliğinde kaç; Avrupa Birliğinde, yüzde 35-40 arası bütçeler var millî gelire oranla. Peki, yani, Türkiye nasıl yetişecek Avrupa Birliğine?! Yani, böyle yetişebilir misiniz?! Gerek yatırım gerek sosyal devlet bakımından, böyle yetişebilir misiniz?!. Yani, devleti daha da küçültmeye gayret ediyorsunuz, bu yüzde 20'yi belki aşağı çekmeyi de başaracaksınız(!); ama, değerli arkadaşlarım, Türkiye toplumunun ihtiyaçları, beşte 1'lik bütçelerle giderilemez, yönetilemez. Türkiye, beşte 1'lik bütçelerle toplumunu yönetemez duruma gelecektir. O nedenle, bu beşte 1 takıntısından kurtulalım.

Bakınız, DPT bile söylüyor; diyor ki DPT: "Türkiye, bu yatırım farkıyla, AB ile farkını zor kapatır" diyor. Bakın, şunları söylüyor DPT; kamu sabit sermaye yatırımının kişi başına oranını veriyor; kişi başına oranından, şunu diyor: AB ortalamasında, 25 ülkenin beşte 1'i düzeyindeyiz; kilometrekare başına hesaplama, karşılaştırma yapıyor, 25 AB ülkesinin yedide 1'i kadar, bizim kamumuz yatırım yapıyor -altyapı yatırımlarından bahsediyorum- biz, peki, Avrupa Birliğiyle aramızdaki farkı nasıl kapatacağız?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 24 Aralık 2005

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook