İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 70. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

375 sayılı kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:108)

Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 70. Birleşim · 2. yasama yılı · 27 Şubat 2008 · 2.148 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oğuz Oyan (CHP), 27 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 375 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:108)); konuşma 2.148 kelime.

Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “375 sayılı kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:108)”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 27 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-23-2008-02-27-375-sayili-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik-yapilmasina-dair-kanu (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada görüştüğümüz 3 maddelik -aslında tek maddelik- düzenleme ile memurların bir hakkı elinden alınmaktadır.

Olayı basite indirgemek için önce 2001 yılına gidelim. 2001 yılında bir kararname çıkarılıyor, 631 sayılı Kararname. Bu kararname daha önce 89 yılında çıkmış bir kararnamede bir değişiklik yapıyor, ona bir (c) bendi ekliyor. Buna göre şu amaçlanıyor: Memurlar arasında temsil tazminatı alanlar var almayanlar var. Temsil tazminatı almayanlar açısından bir iyileştirme getiriliyor. Nedir bunun adı? Bunun adı “görev tazminatı”. Bu iyileştirmenin adı “görev tazminatı”. Şimdi, bugün kaldırmakta olduğumuz şey de bu işte. 2001 yılında getirilmiş olan 631 sayılı Kararname ile -ama uygulanmayan bir bölümü var şimdi geleceğim- biz şimdi bu görev tazminatını kaldırmakla meşgulüz, bugünkü Parlamento, bugünkü Hükûmetin getirdiği şey budur.

Bu, 2001 yılında yapılan düzenleme görev tazminatı getirirken ikiye ayırıyor kamu memurlarını, memurları ve diğer kamu görevlilerini ikiye ayırıyor: Bir, 7.000’den düşük göstergedeki kadrolardakilere Bakanlar Kurulu kararınca görev tazminatını ödeme şeklini düzenliyor. Bunlarla ilgili olarak -ayrıntıya girmeyeceğim- 15.000 göstergeyi geçmeyecek şekilde bir düzenleme yapıyor memur kat sayısıyla, memur aylıklarının kat sayısıyla çarparak. Böyle bir görev tazminatı.

Bir de ikincisi, bunların dışında kalanlara, en az beş hizmet yılını dolduranlara gene Bakanlar Kurulunca düzenlenecek, ama 10.000 gösterge rakamını geçmemek üzere bir görev tazminatı. Yani, iki kalemli bir düzenleme var bu 2001 yılı düzenlemesinde.

Bunlardan birincisi için 2002 yılında bir Bakanlar Kurulu kararıyla bir uygulama yapılıyor. Yani, üst düzey memurlar için, bir temsil tazminatı almayanlar için bir görev tazminatı düzenlemesi yapılıyor. Fakat, en az beş yıl kamu görevi olmakla birlikte, işte, belirli düzeye gelmemiş memurlar ve diğer kamu görevlileri için bu düzenleme bir türlü yürürlüğe girmiyor. Yani, beş yıldır, altı yıldır bu düzenleme yürürlükte yok. Bunun üzerine memurlar yargıya başvuruyorlar. Yargıdan çıkan kararı daha sonra temyiz ediyorlar ve nihai olarak 2007 yılının 14 Haziranında -esas numarasını falan söylemeyeceğim ama- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bir kararı çıkıyor. Buna göre diyor ki yürütmeye: “Siz, bu yasa hükmünü uygulamak zorundasınız, en az beş yıl hizmet yılını dolduran tüm personele görev tazminatı ödenmesi yükümlülüğünüz vardır, bunun devlet bütçesine yük getireceği gibi bir gerekçeyle ödenmemesi mümkün değildir.” Zaten Anayasa’ya aykırı bir durum olurdu. Dolayısıyla, yani “Yasaya uyun.” diyor. Yargı yürütme organına diyor ki: “Yasaya uy, bu ödemeyi yap.” diyor.

Şimdi karşımıza getirilen tasarıyla, önümüze bugün getirilen tasarıyla yürütme yasama organına şunu yaptırmak istiyor: Yargıdan aleyhte bir karar çıktı. Ey yasama organı, sizler -tabii, AKP Grubunun çoğunluğu başta- burada, bu, geçmişe dönük beş yıllık bir ödeme yükümlülüğü var bu görev tazminatını, gelin bana bir destek verin, şu (c) bendini kaldıralım o yasadan, çıkaralım, bundan kurtulalım. Yani yasa, yeni bir yasa çıkararak geriye dönük olarak, beş yıl, altı yıl geriye dönük olarak bir yükümlülükten bizi kurtarın…

Hangi yükümlülükten? Düşük maaş alan birtakım memurlara yapılacak bir iyileştirme olarak öngörülmüş bir görev tazminatından bu memurları mahrum bırakarak bir düzenleme yapmanız isteniyor.

Şimdi, adalet tarafınızı görmek istiyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisi ya. Adalet tarafını bir görmek istiyoruz burada. Gerçekten bu adil bir düzenleme ise hep beraber oy verelim, biz de vereceğiz ama şimdiye kadar söylediklerimden bunun adil bir düzenlemeyle yakından uzaktan ilgisi olmadığı ortada.

Şimdi, şu söylenebilir, tasarı gerekçesinde o da var: Bütçeye yük getirecek deniyor. Bu nasıl işse? Yani bütçeye yük getirecekse, yük getiren o kadar çok şey var ki. Burada ben -bazı arkadaşlar girdiler- ayrı ayrı girmeyeyim. O yükler olacak ama iş memura gelince, özellikle de küçük memura gelince onlar yük olacak!

Şimdi, değerli arkadaşlarım, deniyor ki bugün görüştüğümüz tasarının gerekçesinde: Biz görev tazminatı almayan personele bu görev tazminatını ödemedik ama yasal birtakım düzenlemelerle ek ödeme, ilave ödeme adı altında başka ödemeler yaptık deniyor. İyi ama şimdi bir kere bu bir mazeret olamaz. Kaldı ki, bu yaptığınız düzenlemeler sadece o kategoriye, yani bu, 2002’den itibaren en az beş yıl kamu görevi olanlara yapılması gereken o görev tazminatı ödemesi sadece onlara dönük ek ödemeler değil, daha geniş kapsamı olan ek ödemeler. Yani aradaki eşitsizliği kaldırmıyor. Aradaki eşitsizliği kaldırmadığı için, memurlar arasındaki bu hak kaybı, mağduriyet durumu devam ediyor.

Kaldı ki, sizin bu ek ödeme dediğiniz şey, tarihi de 21 Mart 2006’dır. Yani 2002’ye kadar giden durum ne olacak? 2006’da aldığınız gene ek ödeme yapılması hakkında bir kanunla şunu yaptınız: Memurlara 2007 yılında 90 milyon ödediniz. Şimdi, Ocak 2008’de de 110 milyon ödendi. Ama, bu, bir kere eşitsizliği kaldırmadığı gibi çok gecikmiş bir olay. Yani, 2002’den bu tarafa olanı kapsayan bir şey değil. Onun alternatifi değil yani. Dolayısıyla burada bir şeyi görüyoruz: AKP İktidarı sürekli olarak söylem düzeyinde “Biz küçük memurun, biz küçük, düşük gelirlinin, işçinin, yani yoksulun yanındayız.” edebiyatı yapıyor, ama buradaki bu uygulama bir kez daha ortaya koyuyor, doğrudan doğruya aslında yargının kararı da bu foyayı ortaya çıkarıyor, gerçekleri ortaya çıkarıyor ki siz aslında bunun tam tersini yapıyorsunuz. Yani, bu düzenleme, 2001’den sonraki düzenlemenin esas itibarıyla yürürlükte kaldığı dönem AKP dönemidir. AKP beş yıldır iktidardadır. Dolayısıyla, bu son altı yılın uygulamalarına baktığımızda bizim karşımızda muhatap olarak göreceğimiz parti AKP’dir, bunun beş yılından sorumludur ve yükümlülüğü bu memurlara karşı yerine getirmeme konusunda direnmiştir.

Dolayısıyla, biz, bugün burada AKP Grubu başta olmak üzere… Çünkü, burada muhalefetin bu düzenlemeye karşı olduğu -ben üçüncü konuşmacıyım- açıkça ortaya çıkıyor. Burada, biz, iktidar grubunu böyle bir düzenlemeye “evet” dememeye çağırıyoruz. Eğer adalet ve vicdan bir arada birleşiyorsa, eğer Hükûmetiniz tek parti hükûmeti ise, yani bir IMF-AKP koalisyonu değilse –ki, kuşkularımız olduğunu biliyorsunuz- bunu kabul etmeyiz. Kabul ederseniz, bir kez daha kanıtlamış olacaksınız ki, siz, AKP, tek parti iktidarı değil, IMF-AKP iktidarısınız. IMF’nin bütçe üzerindeki bütün bu direktifleri yerine getiren bir dıştan güdümlü iktidardan başka bir şey değilsiniz. Buna oy vermemekle Türkiye’nin bağımsız bir yönetime sahip olduğunu, Ankara’dan yönetildiğini, kendi memurlarına tanıdığı hakları veren bir iktidar türü olduğunu kanıtlamış olacaksınız.

Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla burada bir hukuksuzluk söz konusudur. Bu hukuksuzluğun sadece tek örnekte kalmadığını, bundan önce çok sayıda örneğini burada teşhir ettiğinizi de biliyoruz. Ama, şunu da ayrıca belirteyim. Anayasa’nın 138’inci maddesi açıkça şunu söylüyor, son bendi: “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

Siz şu an bunları uygulamadınız ve uygulanmasını geciktirmiş durumdasınız. Yani doğrudan doğruya Anayasa’ya aykırı yeni bir işlem yapıyorsunuz. Burada, tabii, bu yasal düzenlemeyle, yeniden hukukun arkasından dolaşarak, bir hukuk devleti değil, sadece bir kanun devletinden ibaret bir ülke yaratma konusundaki kararlılığınızı bir kez daha sergilemiş oluyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu, tabii, bize başka birtakım hatırlatmaları yapma imkânı da veriyor burada. Memurlar arasında böylesine ayrım yapan, memurların 2002’den bu yana gelen, önemli bir kesiminin, haklarını vermeyen bir zihniyet, tabii ki, başka bakımlardan da memurların genel çıkarlarını, haklarını koruyucu durumda olamazdı. Örneğin ücret meselesi. Sizin, memurlara ilişkin olarak yaptığınız yıllık artışlar “Enflasyonun altında olamaz, olursa karşılarız.” dediğiniz artışlara bakarsanız, aslında -bakınız DPT’nin raporlarına, bakınız resmî kurumların raporlarına- reel olarak nasıl memur maaşlarının eritildiğini kendi resmî rakamlarınızla göreceksiniz.

İki bakımdan bunu yapıyorsunuz: Birincisi, 2006’ya kadar memurlara enflasyon artı millî gelir farkı verilirken, son iki yıldır sadece TÜFE farkı vererek bunu yapıyorsunuz. Dolayısıyla, reel olarak memurların millî gelir içindeki payını geriletme durumundasınız.

İkincisi, yaptığınız hesaplama türü. Yani yılın birinci ilk yarısında -örneğin bu yıl olduğu gibi- yüzde 2, ikinci yarısında yüzde 2 diyorsunuz, toplamı yüzde 4 eder diyorsunuz. Bu, istatistik, matematik olarak yanlış bir hesaptır. Çünkü yılın bütününde yüzde 4 zam almış olmuyor. Yılın ilk yarısında yüzde 2 aldığı için, bu, yüzde 3 küsur eder. Dolayısıyla bunu yüzde 4 diyorsunuz, enflasyon farkı veriyorum diyorsunuz. Enflasyon farkı verdiğinizde aslında bir aldatmaca yapıyorsunuz.

Kaldı ki, bir de gecikerek yaptığınız için, altı ay, bir yıl gecikmeli olduğu için, bir de zaman aşımıyla da enflasyon sürecini ücretliye, burada memura yediriyorsunuz. Dolayısıyla reel ücretleri eritmek bakımından da AKP döneminde -eğer kendi istatistiklerinize bakmak zahmetinde bulunursanız- bu erimenin nasıl gerçekleştiğini göreceksiniz.

Tabii, buradan bir başka şeyi daha söyleyeyim: “Nasıl oluyor da, o zaman millî gelir dağılımında düzelme ortaya çıkıyor?” diyebilirsiniz. Bu da, tabii sizin takiye sanatınızın bir sonucudur. Yani, millî gelirde bir düzelmenin ortaya çıkması için TÜİK denen kurumun gerçekten Türkiye’nin sosyal ve ekonomik gerçeklerinden uzak olarak, bir anlamda manipülasyon yapıyor olmasıyla mümkündür.

Bakınız, değerli arkadaşlarım, hane halkı üzerinden hesaplamalar yapıyorsunuz, hane halkının harcamaları üzerinden hesaplamalar yapıyorsunuz. En son bir hane halkı hesaplamasında durum şuydu: Türkiye’nin millî geliri -o tarihte- 400 milyar dolar iken, hane halkı harcamaları ne hikmetse sizin TÜİK araştırmalarında, toplamda 300 milyar dolar çıkıyordu, yani bunun anlamı bazı hanelerin harcamalarını ve gelirlerini gizlediği idi. Yani, siz millî gelirin yüzde 100’ü üzerinden değil, yüzde 75’i üzerinden hesaplama yapıyordunuz. O zaman düzelmiş çıkıyor. Niye; çünkü, yüksek gelir gruplarının harcamaları, tüketimleri daha düşük gözüküyor.

Olaya şöyle bakın, daha kolay anlaşılması için söyleyeyim: Türkiye’nin en düşük gelir düzeyindeki yüzde 20’lik bölümü millî gelirin yüzde 5’ine -yuvarlak hesapla- sahip oluyor. 300-400 milyar dolar üzerinden baktığınız zaman millî gelire, yüzde 5’i ne eder? 20 milyar dolar eder. Şimdi, toplam 20 milyar dolar geliri olan yüzde 5’lik kesimin 100 milyar dolar gelir gizlemesi mümkün olabilir mi? Olamaz. Bunu kim gizler? En yüksek gelir düzeyinde olan o yüzde 20’lik, yüzde 50’ye ulaşıyor ya, onlar gizler. Bunu koyduğunuz zaman, sizin devri iktidarınızda, Türkiye’deki gelir dağılımı sürekli bozulma içindedir. Sizin bugün memurlara yaptığımız bu ücret artışları, keza bugünkü tasarıda yaptığınız, bu görüşmede dile getirdiğim görev tazminatını önemli bir memur kesimine uygulamamanızın etkisi bu gelir dağılımının daha da bozulması yönünde olacaktır.

Ama, bütün bunları, tabii, siz nasıl görünmez kılarsınız? Bunları görünmez kılmak için kamunun bütün kurumlarını, özellikle burada TÜİK’i devreye sokarsınız ve cilalı ekonomi dönemini yaşatırsınız. Yani, bu, aslında gerçekte olmayanı sanki varmış gibi gösterme sanatınızın bir parçası olur.

Değerli arkadaşlarım, bu şekilde belki bir dönemi idare edebilirsiniz, belki bu şekilde bir dönem daha bu milleti aldatarak, kandırarak birtakım işler yapabilirsiniz, ama gerçekler bunlarla değişmez. Gerçekler sanal ekonomide değildir, gerçekler sanal rakamlarda değildir. Gerçekler bugün işçinin, memurun sofrasındadır değerli arkadaşlarım. Bugün işçinin, memurun işsizliğindedir. Bugün, bakın, Tekel’de tütün işçilerinin direnişlerindedir. Gerçekler Tuzla’dadır. Gerçekler özelleştirme yağmasındadır, şaibeli özelleştirmededir, yolsuzluklardadır. Bu gerçekler var iken, sizin, ekonomideki görüntüyü güzelleştirme, pembe tablolar yaratma adına yaptığınız düzenlemelerle, belki birazdan bugün burada konuşacak olan Bakanın sözleriyle bu tabloyu değiştiremezsiniz değerli arkadaşlarım. Bu tabloyu değiştirmek için gerçekten adaletten yana, gerçekten kalkınmadan yana, gerçekten yoksuldan yana, gerçekten düşük gelirliden yana, işçiden, memurdan, emekliden, çiftçiden, esnaftan yana ve Ankara’dan yönetilen bir Türkiye’den yana bir politikayı uyguluyor olmanız gerekir.

Tabii, sizin bütün bunlarla ilginiz yok. Siz bu günlerde tam seçim arifesinde konut edindirme yardımı aracılığıyla yeni bir cila gibi bir uygulamayı gündeme getirmek durumundasınız. Yani, düşünün 2003 yılından -sizin döneminizden itibaren sadece alayım- itibaren bu Fonun kaynakları, 1999’dan itibaren Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına devredilmişti. Sizin döneminizde, 2003 yılından sonra Toplu Konut İdaresinin yönetiminde olan bu Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı kat karşılığı arsa verme üzerinden ya da tahsilat paylaşımı, hasılat paylaşımı üzerinden yaptığı uygulamalarda yüzde 50-50 paylaşım oranını değiştirerek, müteahhide yüzde 75 -arsa sahibi biziz, yani konut edindirme yardımı sahipleri, Toplu Konut vesaire hepimizin adına- yüzde 25 hak sahiplerine yahut da Toplu Konuta yahut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına alarak çok önemli ölçüde zarara uğratmıştır. Bunu görmek için Yüksek Denetleme Kurulunun raporlarına bakmanız yeterli. Sadece 2004 yılında uğranılan zarar 750 trilyonu aşmaktadır. Yani bugün konut edindirme yardımı olarak dağıtacağınız, kaç hak sahibi olduğunu dahi bilmediğiniz, ama büyük ölçüde aşındırılmış, bir karmaşık formülasyonla, sözle anlaşılmaz kıldığınız, ama baktığınızda gerçek rayiç değerlerinin -bu arsaların- gizlenmesi üzerine inşa edilmiş bir formülasyonla siz hak sahiplerine seçim arifesinde sanki bir hak veriyormuş, “Başkaları yapamadı ama ben yapıyorum.” adı altında bir gösteri yapacaksınız, ama bir taraftan da, gerçek hak sahiplerine en az 5,5 milyar lira kişi başına tavandan alınması gereken payları 1.000-1.200 civarına düşüreceksiniz ve böylece, aynı zamanda da, kalan arsaları da Toplu Konut İdaresi bütününün yönetimine aktararak buradan da bir başka operasyonu gerçekleştirmiş olacaksınız.

Tabii size başka örnekler de verebilirim. Bunlardan bir tanesi de, sözleşmeli personel örneğidir. Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz sene 4 Nisan 2007’de burada çıkardığınız 5620 sayılı Yasa’yla… Aslında bu yasanın adı Kamuda Geçici İş Pozisyonlarında Çalışanların Sürekli İşçi Kadrolarına veya Sözleşmeli Personel Statüsüne Geçirilmesi Hakkında Kanun’du. Burada bu “veya” kritiktir. Bunu yaparak 218 bin geçici işçinin aslında bir bölümünün sözleşmeli personel durumuna geçirilmesiyle, daha önce Kamu Yönetimi Temel Kanunu’nda yapmak istediğiniz bir konuyu gündeme getirmiş oldunuz. İstisnai bir kamu görevi statüsü olan sözleşmeliliğin bir genel statüye doğru evrimine katkıda bulunmak üzere bu operasyonu yapmış bulunuyorsunuz. Dolayısıyla, sözleşmeli statünün yaygınlaşması üzerinden, başka yasalarla daha önce yapamadığınız bir uygulamayı da gündeme getirme kurnazlığını gösteriyorsunuz.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, memurların haklarını savunmak, memurların gerçek çıkarlarını savunmakla, sizin arasında gerçekten fersah fersah mesafe var. Sizler, sadece ve sadece günü kurtarmakla, bugün yaklaşan bu ekonomik kriz ortamında bile sadece günü kurtarmakla meşgulsünüz, sadece siyasetle ilgilisiniz, sadece kendi özel gündeminizle ilgilisiniz. Oysa, Türkiye’nin bugün sizin gündeminizde gözükmeyen o kadar büyük sorunları var; sadece ekonominin değil, toplumun büyük kesiminin, büyük refah kayıplarına uğrayan, büyük ölçüde işsizlik sorunuyla boğuşan bu toplumun, sizin iktidarınızdan bekleyebileceği hizmetlerin sayısı giderek azalmaktadır ve siz, giderek kendi seçmeninize bir şey veremez duruma geldiğiniz gibi, Türkiye açısından da giderek bir ayak bağı durumuna gelme noktasındasınız.

Umarım bu tasarıyı geri çekersiniz, bu tasarıyı değiştirirsiniz. Bu tasarıdaki hükümleri uygularsanız, böylece, biz de burada bu söylediklerimizi o zaman nüanslandırma fırsatını buluruz.

Bu tasarıya oyumuz negatif olacaktır, bunu burada tekrar belirtmek isterim.

İlginiz için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

37 konuşma daha · 27 Şubat 2008

37 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook