İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 21. BİRLEŞİM · SALI

Türkiye istatistik kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.281)

Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 21. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Kasım 2008 · 1.130 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oğuz Oyan (CHP), 25 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE İSTATİSTİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.281)); konuşma 1.130 kelime.

Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Türkiye istatistik kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.281)”. TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim tutanağı, 25 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-23-2008-11-25-turkiye-istatistik-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-281 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; efendim geçen haftanın konusuydu ama, bu Meclis çatısı altında bulunan bir arkadaşımızın vefatı dolayısıyla, Meclisin entelektüel birikiminde ortaya çıkan fire dolayısıyla, ben de Gündüz Aktan’ın kaybı dolayısıyla burada başsağlığı dileklerimi iletmek istiyorum hem MHP Grubuna hem Türkiye Büyük Millet Meclisine hem de Türkiye’ye, ailesi tabii başta olmak üzere. Çünkü böyle bir aydın, böyle bir yurtsever kolay yetişmiyor.

Değerli arkadaşlarım, bugün burada İstatistik Kanunu’nda yapılacak bazı değişiklikleri görüşüyoruz. Bu değişiklikleri görüşürken belki bu 1’inci maddeye de gelmeden önce ya da ona değinmeden önce belki İstatistik Kurumunun bizzat kendi metninden okumak lazım. İstatistik Kurumunu şöyle tanımlıyor, Sayın Ömer Toprak imzasıyla: “TÜİK, karar alıcıların, araştırmacıların ve tüm istatistik kullanıcılarının ihtiyaç duydukları istatistiksel verileri uluslararası standartlara uygun olarak güvenilirlik, tutarlılık, tarafsızlık, istatistiki gizlilik, güncellik ve şeffaflık ilkeleri doğrultusunda üretmekte ve yayımlamaktadır. Üretilen istatistiklerin gerçekleri yansıtmasının sağlanması, tüm kullanıcılara tarafsız ve eşzamanlı olarak sunulması, gizlilik ilkesine riayet edilmesi, kamuoyunun bilgi edinme hakkının gözetilmesi temel esaslardır.” Kamuoyunun bilgi edinme hakkının gözetilmesi… Bu, 1’inci maddede de var. Bunun ne kadar gözetildiği, İstatistik Kurumundan veri talep edenlerin ve bu verilere ulaşamayanların sayılarına bakılırsa biraz sorunlu bir alan gibi gözüküyor.

Tabii “Herkese açık mı bu bilgiler, ne kadar açık?” meselesi de… Burada sadece şöyle bir şey söyleyeyim: Acaba, örneğin IMF’ye daha mı fazla açık? Yani Türkiye’yle ilgili istatistiki veriler, örneğin Meclisteki milletvekillerine açık olduğundan daha fazla mı IMF yetkililerine açıklar? Yani onlar bir primus inter pares mi? Yani eşitler arasında birinci mi oluyorlar, bunu bir sorgulamak gerekir.

İkincisi, bu güvenilirlik meselesi, doğrusu oldukça tartışmalı. İstatistik Enstitüsü… Burada dile getirildi, benden önceki değerli konuşmacılar birçok konuya değindiler; bu güvenilirlik meselesinde İstatistik Enstitüsü hiçbir zaman bugünlerde olduğu kadar sorgulanmamıştı. Yani “Devlet İstatistik Enstitüsü” adını taşıdığı dönemde en azından bugün olduğu gibi sorgulanmıyordu. Yani burada bir kere, istatistik enstitüsünün birinci görevi, bir ülkenin nüfusunu saymaktır; nüfusunu sayamaz bir İstatistik Kurumuyla karşı karşıyayız. Türkiye’nin nüfusu kaç? Yani bu nüfus artıyor mu, geriliyor mu? Son zamanlarda gerilediğini öğrendik birdenbire. Yani artıyordu yılda düzenli olarak, işte 1 milyon civarında bir artışımız vardı; birdenbire, rakamlarda revizyonlar vesaire ve gerilediğini öğrendik. Bu gerilemiş rakamlar son seçimlerde seçmen sayılarına nasıl yansıdı, yansımadı, bütün bunların tartışmalarını yaptık ve işin içinden doğrusu çıkılamadı. Yani ankete dayalı nüfus sayımında elde edilen sonuçlar ile yıl ortası tahminler arasındaki bu büyük farklılık hâlâ açıklanmaya muhtaç.

Tabii, benzer şeyleri gayrisafi millî hâsıla artışlarında görüyoruz, sektörel büyüme rakamlarında görüyoruz. Biraz önce dile getirildi; revizyon yapılır ama bu kadar büyük revizyonlar… Negatif, eksi 5-7 rakamların böylesine birdenbire pozitife geçmesi ve artı 3-4’lere gelmesi… Yani bir kurum güvenilirliğini ancak böyle kaybedebilir ve bunu kaybetmek için galiba TÜİK elinden geleni son zamanlarda ardına koymuyor.

Yani biz, AKP İktidarının ilk dört yılında şunu öğrendik: Türkiye’de büyüme var. Büyümenin kaynaklarına bakıyorsunuz, büyümenin kaynakları stok artışları. Ya, stoka çalışan bir ülke. Her yıl stok, stok, stok dağları oluşuyor. Büyümeyi açıklamak için daha iyi bir şey bulamaz mıydınız? Ve bu çok tartışıldı, öyle kaldı. Yani Türkiye hangi kaynaklardan büyüdü, bunu, o dönemler için -2003-2006 yılları- bunları öğrenemedim. Şimdi, başka, tabii birtakım şeyleri söylemek mümkün. Bazı istatistikler yayımlanmıyor. 2006’dan bu yana çiftçinin eline geçen fiyat istatistikleri yayımlanmıyor. Acaba niçin? Yani çiftçilerin bu iktidar döneminde maruz kaldıkları gelir kayıplarını gizlemek için mi? Bunu sormamız lazım.

Tüketici fiyat endeksleri Türkiye’nin gerçeklerini yansıtmıyor. Tüketici fiyat endeksleri sürekli yenileniyor ama her yenilenmeden sonra gerçekliğe daha çok yaklaşmış olmuyoruz. Yani, bütün, bu kadar büyük gelir dağılımı olan bir ülkede herkes için tek bir tüketim kalıbı üzerinden bir endeks hesaplarsanız, bu, ortalama, toplumun düşük gelirli büyük çoğunluğu açısından çok fazla anlam ifade etmeyebilir. Dolayısıyla sormak gerekir, niçin acaba, gerçek hayat pahalılığını ölçmek açısından geçinme endeksleri hazırlamaktan kaçınılıyor.

Bir başka konu, yoksulluk verileri, gelir dağılımı verileri. Tabii bir başka konuya daha değineceğim vaktim kalırsa, o da işsizlik verileri. Ama önce şu yoksulluk verilerine bir bakalım. Şimdi, iddia şu ki… İşte özet rakamlar da var, yüz soruda gelir dağılımı, yoksulluk vesaire. Şunu görüyorsunuz, Türkiye’de yoksulluk azalıyor bu rakamlara göre. Yani örneğin 2004’te gıda ve gıda dışı yoksulluk meselesine baktığımızda fert yoksulluk oranı yüzde 25’ten 2006’da yüzde 17,8’lere falan düşüyor. Bu kadar büyük bir düşmeyi açıklayacak göstergeler nedir diye bakmak gerekir. Yani istatistiki doğrulama usulleri, yöntemlerine göre bakıldığında, birtakım ilave göstergelere başvurulduğunda, işsizlik rakamlarına bakıldığında, kırsal göçün büyüklüğüne bakıldığında, Türkiye’de çalışma çağına gelmiş nüfustaki artışa bakıldığında, çiftçi gelirlerindeki azalmaya bakıldığında, birçok sektörde reel ücretlerdeki gerilemeye bakıldığında acaba bu bize böyle bir yoksulluk azalışını doğrulayacak bir eğilim veriyor mu? Kaldı ki, tabii, şu iddia edilebilir -yoksulluk, kömür ve gıda yardımı yapıldığı için- biz yoksulluğu azaltıyoruz denilebilir. O zaman şunu sormak lazım: Her yıl niye daha çok yardım dağıtılıyor? Yoksulluk azaldığı için mi yardım miktarları azalıyor, yoksulluk arttığı için mi artıyor? Eğer yoksulluk arttığı için artıyorsa, o zaman istatistikle sizin eyleminiz arasında bir tutarsızlık var.

Ha, bir de tabii, göreli yoksulluk rakamları var. Göreli yoksulluk... Yani sizin geliriniz -aile fertlerinin- 2 dolardan 4 dolara çıkmıştır ama ülkenin geliri ortalama daha yüksek artmıştır, sizin yoksulluğunuz göreli olarak daha çok artmıştır. Mutlak yoksulluk rakamından ziyade göreli yoksulluk rakamları daha önemli. Sizin kendi rakamlarınız göreli yoksullukta artış olduğunu gösteriyor. Türkiye’de yoksulluk rakamları sizin rakamlarınızda bile –sayfasını da söyleyeyim isterseniz, sayfa 49- göreli yoksulluk rakamları bu tabloda artıyor gözüküyor, üstelik bu kırsal alanda biraz daha da vurgulanmış olarak.

Şimdi, gelir dağılımı meselesi de çok ilginç tabii. Türkiye’de 1994 yılında uygulanan anket çalışmasının ardından bağımsız bir gelir dağılımı çalışması gerçekleştirilmedi. Bunu sizin resmî rakamlarınız söylüyor zaten, resmî yayınlarınız söylüyor. Peki ama 94 yılından sonra siz ankete dayalı bir bağımsız gelir araştırması yapmadınız ama sürekli olarak TÜİK Türkiye’de gelir dağılımı rakamları yayınlıyor. Yani her yıl gelir dağılımları rakamları yayınlıyor hane halkı bütçe araştırmaları üzerinden tüketim harcamaları ve gelir dağılımı sonuçlarına göre. Bu tüketim harcamaları üzerinden baktığınızda çok ilginç bir şeyle karşılaşıyorsunuz. Örneklem çok büyük, 2002’de 9.600, işte 2003’te 25.920 kişilik şeyler var, hane halkına anket uygulanıyor. Burada bu tüketim harcamalarından aslında giderek bunların millî gelire varacak şekilde projekte edilmesi söz konusu oluyor ama bakıyorsunuz millî gelir rakamlarının -millî gelir eğer 100 ise millî gelir rakamlarının 75’ine, 80’ine ulaşılabiliyor- yaklaşık dörtte 1’i burada gizlenmiş gözüküyor, harcamalar, dolayısıyla gelirler gizlenmiş görünüyor. Ama buna rağmen bu rakamları sağlıklı rakamlar diye TÜİK açıklıyor. Şu rezervi hiç olmazsa koyamaz mısınız: Gelir dağılımını açıkladığınız zaman o millî gelirin gizlenen yüzde 20-25’lik bölümünü kim gizliyor acaba? Hangi sektör gizliyor? Yani yüzde 20’lik… 5’li gruplara göre dağılımı yaptığınızda, biliyorsunuz en düşük gelirli yüzde 20, işte gelirin yüzde 5’ini alırken, en yüksek gelirli yüzde 20, yüzde 45’ini alıyor. Peki, hangisi gizliyor olabilir? Acaba en düşük gelirli yani millî gelirin yüzde 5’ine el koyan mı millî gelirin yüzde 25’ini gizliyor? Öyle olamayacağına göre, demek ki orada esas olarak üst gelir gruplarında bir tüketimi, harcamayı ve geliri, dolayısıyla gizleme eğilimi var.

Peki, bunlara ulaşamıyor musunuz? Dolaylı birtakım anket yollarıyla bunları ölçemiyor musunuz ve buradan Türkiye’ye daha gerçekçi rakamları veremiyor musunuz ya da vermek mi istemiyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

63 konuşma daha · 25 Kasım 2008

63 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook