Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmeler hakkında
Adana Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 69. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Nisan 2004 · 684 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ömer Çelik (AK Parti), 6 Nisan 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KIBRIS SORUNUYLA İLGİLİ SON GELİŞMELER HAKKINDA); konuşma 684 kelime.
Ömer Çelik (AK Parti, Adana). “Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmeler hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-celik-22-2004-04-06-kibris-sorunuyla-ilgili-son-gelismeler-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA ÖMER ÇELİK (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Parti Grubu ve CHP Grubu, bugün yaptığımız görüşmenin, bir millî dava üzerinde yapılan çok önemli bir görüşme olduğu ve Yüce Meclisin tarihî bir sorumlulukla karşı karşıya olduğu ve bu sorumluluğu hakkıyla yerine getireceği konusunda mutabıktır; bu, sevindirici bir şeydir. Bu mutabakatın altında görüş farklılıkları olması da doğaldır.
Ben, hafızaları tazelemek bakımından, benim bizzat, Bürgenstock'taki görüşmelerde Rum tarafında hissettiğim psikolojinin, bizim orada gözlemlediğimiz şekilde, yabancı basına bire bir yansıdığını gördüm. Size, bizim orada gözlemlediğimiz ve müzakerelerin, varılan sonucun karşı tarafça nasıl anlaşıldığını gösteren ve aynen yabancı basına yansıyan birkaç şey okuyacağım. Financial Times Gazetesinde şöyle bir ifade var: Rumların çoğunun, Annan Planının, Türklerin 1974'teki işgalini sonradan meşrulaştırdığı ve Türklere daha fazla hak tanıdığı görüşünde oldukları belirtiliyor. Tabiî, bu "işgal" lafını kökten ve derin bir şekilde reddediyoruz; fakat, onların, bundan ne kadar rahatsızlık duyduğunu anlatan bir ifade. Amerika'nın Sesi Radyosunda müzakerelerle ilgili söylenen yorum: "Rum tarafında büyük hayal kırıklığı."
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir)İşinize geleni kabul ediyor, diğerini reddiyorsunuz...
ÖMER ÇELİK (Devamla)Financial Times Gazetesi "Türkiye, müzakerelerden kazanan taraf olarak çıktı." Associated Press ajansı "binlerce Kıbrıslı Rum, Türk yanlısı olarak nitelendirdikleri Birleşmiş Milletler Planına karşı çıkıyorlar ve diyorlar ki: İtibarımız gereği, otuz yıldır süregelen yasadışı işgali ve Kuzey Kıbrıs'taki 200 000 Kıbrıslı Rum'un maruz kaldığı etnik temizliği meşrulaştıran böyle bir planı reddetmeliyiz." Onların "etnik temizlik ve işgal" dediği şeyi, kökten bir şekilde reddediyoruz; fakat, müzakerelerde varılan sonucun onlarda nasıl bir hayal kırıklığı ve bozgun yarattığını göstermesi bakımından bu ifadeyi belirttim. Yunan basını: "Yenilgiyi itiraf etmek daha gerçekçi. Yunanistan ile Kıbrıs Rum kesimi, birkaç ay içinde, AB nezdinde, kötü, şımarık çocuk pozisyonuna düşecek." Yine, Yunan basınından Alitia Gazetesi "bu planı da reddedersek tek bir gelişme olacak, Türkiye, haklı olarak ve hiçbir sorun olmadan AB'ye girecek; bizler, Avrupa'nın karabezi olacağız, öte yandan işgalin emrivakileri daimleşecek" diye yorum yapmış. Yine Yunan basınında "Planda, Lefkoşa'nın yazılı olarak sunduğu talepler gözönüne alınmadı. Annan, tahrikçi denecek bir şekilde sadece Türk taleplerini Plana dahil etmeye çalıştı" diye yorum yapılmış.
Gerçekten, bizim, müzakereler esnasında takip ettiğimiz süreç ve karşı tarafta gözlemlediğimiz durum da bu idi ve işin başından itibaren ve özellikle de son gün, Türk tarafı büyük bir ısrarda bulunarak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteriyle görüşerek "karşılıklı olarak anlaşalım ve bu süreçten çekilelim" dediler. Çünkü, tabiri caizse, onların tuzu kuru, 1 Mayıstan sonra Güney Kıbrıs Avrupa Birliğine üye oluyor ve Türk tarafı, yıllardır süren haksız izolasyon ve dünya tarafından tanınmamışlıkla baş başa kalıyor. Üzerlerinden şu anki uluslararası baskı kalktığında da bundan sonra masaya hiçbir şekilde yanaşmayacaklarını, masada bulunmaya olumlu bakmayacaklarını orada tespit ettik. Gerçekten, bu aşamada, Sayın Bakanın, Sayın Öymen'e sorduğu soru çok önemlidir. Gerçekten, eğer, bu aşamada elde edilen kazanımlar bir kenara bırakılır ve bu Plan, bir şekilde, Türk tarafının, iki kurucu devletten birisi olarak eşit bir statüyle Avrupa Birliğine giren birleşik Kıbrıs cumhuriyetinin parçası olmasının gerçekleşmesini sağlamazsa 1 Mayıstan sonra ne olacak? Siz, istediğiniz kadar tanımadığınız bir statüden bugün bahsedin, 1 Mayıstan sonra, Avrupa Birliği fikrini sürdürmek istiyorsanız -ki sürdürmek durumundasınız; çünkü Türkiye'nin muasır medeniyet hedefinin somutlaşmış ifadesi olarak devletin müktesebatına girmiştir- o zaman ne yapacaksınız; Rumlarla ortak tatbikat yapmaktan karşılıklı büyükelçilik açmaya kadar, tanınmanın ötesinde, beraber faaliyetlere gireceksiniz. Dolayısıyla, bugün ifade ettiğiniz şeyin, 1 Mayıstan sonra teorik ve pratik olarak bir değeri kalmayacak.
O sebeple, tablonun öbür tarafını da net olarak görmek durumundayız. Bugün bu statü reddedildiği zaman, Türk tarafının baş başa kalacağı izolasyon ve bu dışlanmışlığı, kime, nasıl anlatacağımız konusunda sarih bir bilgiye kavuşmak zorundayız.
Bir kere, Sayın Öymen, sık sık, Türk Hükümetinin, bu kararı baskı altında aldığını söylüyor. Ne bizim hükümetimizin ne de herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin, herhangi bir konuda, baskı altında karar alabileceğini kabul edemeyiz. Hiçbir Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, baskıyla karar almaz. Baskıyla karar almak, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tanımına aykırı bir şeydir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, Luzern sürecinde, baskı neticesinde oluşmuş bir sonuç yok. Bu, bizim başlattığımız bir sürecin, alınabilecek en iyi neticeye ulaştırılmasıdır ve bu neticeden de, Rum tarafının, hiçbir şekilde memnun olmadığı ortadadır.
Şimdi, bir şey söyleniyor, deniliyor ki: Bu nasıl bir uygulamadır? Bundan önce, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin, herhangi bir sorun hakkında böyle bir uygulama ortaya koyduğu görülmüş müdür?
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
12 konuşma daha · 6 Nisan 2004