İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)
Niğde Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 77. Birleşim · 1. yasama yılı · 8 Mayıs 2003 · 904 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Orhan Eraslan (CHP), 8 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 904 kelime.
Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim tutanağı, 8 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2003-05-08-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73-3 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 73 ve 73'e 1 inci ek sıra sayısıyla görüşülmekte olan İş Kanunu Tasarısının 54 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Bu saatte, kuşkusuz ki, bizleri izleyen çok az sayıda yurttaşımız vardır; ancak, ciddî bir iş yapıyoruz. Ben, ciddî iş yaparken de, rahmetli Kurtdereli Mehmet Pehlivanın dediği gibi, tüm Türk Milletinin bizi seyrettiğine inanırım.
Değerli arkadaşlarım, söz almış bulunduğum "yıllık ücretli izne hak kazanma ve izni kullanma dönemi" başlığını taşıyan 54 üncü madde, 1475 sayılı Yasanın "yıllık ücretli izin hakkının belirtilmesi" başlığıyla düzenlenen 50 nci maddesinin daha kötü ve daha eksik olarak düzenlenmiş bir biçimidir; 50 nci maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları dışında aynen tekrarıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasa tasarısında, aslında, iş hayatını sonlayacak, çalışma barışını dinamitleyecek çok önemli kimi maddeler, ne yazık ki, Genel Kuruldan geçmiş oldu. Bunun için, bu endişeyle, bu kaygıyla, belki madde olarak tek başına çok fazla bir şey ifade etmeyen maddelerde dahi, İş Yasası Tasarısının ruhu konusunda Sayın Genel Kurulumuzu aydınlatmaya çalışıyoruz.
Sayın Bakanımız, konuşmasında, bu yasa tasarısının 9 kişilik, profesörlerden kurulu, bir hakem heyeti tarafından hazırlandığını, buna da işçi sendikalarının rıza gösterdiğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla, yasa tasarısından hiçbir sorumluluğunun olmadığını söylemeye, ima etmeye çalışmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, yasaları yapma görevi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir, hakem heyetlerinin, profesörler kurulunun değildir, onlardan ancak yardım ve destek alınabilir. Çıkan yasaların sorumluluğu siyasî otoriteye, siyasî erke aittir. Bu yasa tasarısı, bir hükümet tasarısı olmakla, imzası bulunan bakanların, yani, Bakanlar Kurulu üyelerinin sorumluluğu vardır. Bu yasa tasarısına "evet" oyu veren milletvekillerinin de bunda sorumluluğu vardır. "Ben, bu yasa tasarısının bazı maddelerini içime sindiremiyorum" demek zevahiri kurtarmaz.
Değerli arkadaşlarım, bu olay bana tarihteki önemli bir olayı Sıffin Savaşı ve Hakem Olayını hatırlatıyor. Hep hakem, hakem, hakem kurulu deniliyor, onu çağrıştırıyor. Şimdi, bu konuyu tabiî çoğunuz biliyorsunuz kuşkusuz; ama, şöyle bir hafızalarımızı tazelemekte yarar vardır diye bilgilerinize sunmak istiyorum ve hatırlatmak istiyorum.
Bildiğiniz gibi, Hazreti Osman'ın öldürülmesinden sonra Hazreti Ali halife olmuştu. Hazreti Osman Mekke'nin iki büyük ailesinden Ben-i Ümeyye Kavmine mensuptu, Hazreti Ali ise, Ben-i Haşim Ailesine mensuptu. İki aile arasında öteden beri bir rekabet devam edegelmekteydi. Özet geçiyorum, ayrıntısını da verebilirim. Ben-i Ümeyye Kavmine mensup olan Şam Valisi Muaviye ve yandaşları Hazreti Ali'nin halifeliğini tanımadılar.
EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul)Sizi laikliğe davet ediyorum.
ORHAN ERASLAN (Devamla)Tarih konuşuyoruz arkadaşlarım.
Özetle, tarihte Sıffin Savaşı denilen savaşa başlandı. Bu savaşta tam Hazreti Ali'ye bağlı güçler galip gelecekken, Muaviye orduları mızraklarına Kur'an-ı Kerim sayfalarını takarak yürümeleri üzerine savaşa ara verildi.
Amr İbn-ül As'ın önerisiyle, ihtilafı hakem yoluyla çözmeye karar verdiler. Amr İbn-ül As, Muaviye'nin, Eş'ari ise Hazreti Ali'nin hakemi oldu. Taraflardan, hakem kararına uyacaklarının sözü alındı. Amr İbn-ül As, Hazreti Ali'nin hakemi Eş'ari'ye "Hazreti Ali şimdi halife, o halifeyken şartlar eşit olmaz. Sen onu halifelikten azlet, ondan sonra, şartlar eşit olsun görüşelim" dedi. Bu teklifi kabul eden Eş'ari, kürsüye çıkarak durumu anlattı "ey cemaat, Hazreti Ali'yi, parmağımdan çıkardığım bu yüzük gibi halifelikten azlediyorum" dedi. (AK Parti sıralarından gürültüler)
Yanlış bir şey varsa düzeltirsiniz arkadaşım.
Eş'ari'nin çıkardığı yüzüğü alan Amr İbn-ül As, yüzüğü parmağına geçirerek "ben de Muaviye'yi, yüzüğü parmağıma geçirdiğim gibi halifeliğe getiriyorum" dedi. İslamda ilk fitne bu şekilde ortaya çıktı.
Sayın Bakanım, Sayın Bakanın anlatıp durduğu hakem olayının bana tarihî çağrışımı bu oldu.
Şimdi, siz, çalışma hayatına fitne sokacak bu yasa tasarısında bize Eş'ari rolünü teklif ediyorsunuz, anladığımız kadarıyla öyle; ama, Amr İbn-ül As'ın rolünü kim üslenecek, kim oynayacak? Sayın Bakan kabul ederler mi; kabul etmezler.
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa)Salih var burada; o kabul eder.
ORHAN ERASLAN (Devamla)Ya Sayın Kapusuz; Sayın Kapusuz da kabul etmeyecektir kuşkusuz.
Kimse rızasıyla, kimse gönlüyle böyle bir rolü kabul etmeyecek. O zaman, değerli arkadaşlarım, sizi, hangi zor burada oturtuyor?! Kul hakkını da içeren bir yasa tasarısını, uzlaşmasız, sayısal üstünlüğe dayanarak çıkarmaya çalışıyorsunuz. Burada -ister özünden olsun, ister yüzünden olsun- yasa tasarısının ne kadar haksız maddelerinin olduğunu kabul eden AKP milletvekili arkadaşlarımız da oldu. Bunlar da Genel Kuruldan geçti, tartılmadan geçti; ne acı bir şey!.. Gelin, tekriri müzakere yapalım. Bu, nihayeti 20 maddeyi geçmeyebilir, bir uzlaşma sağlanabilir. Bu, belki otuz yıl, belki kırk yıl, belki elli yıl insan hakkını düzenleyecek bir yasa tasarısı; yani...
MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş)İktidara geldiğinizde değiştirirsiniz.
ORHAN ERASLAN (Devamla)İnşallah, o da olacak inşallah.
Bu yasa tasarısı, uzlaşmayla tekriri müzakere yoluna gidilmezse, bakın, -dinleyin değerli arkadaşlarım- iki yıl içerisinde Türkiye'de işçi örgütlenmesini, sendikacılığı yok edecek bir yasa tasarısıdır.
Şimdi, bunu önemsiz görebilirsiniz, varsın, sendika da olmasın diyebilirsiniz. Demokrasi istiyoruz, değil mi. Demokrasi ancak sivil toplum örgütleriyle, katılımcılıkla, çoğulculukla olur; demokrasi, çoğunluk rejimi değil, çoğulculuk rejimidir. İşte, çalışanların örgütlenmesini yok ederek, onun örgütlülüğünü yok ederek bir demokrasi kuramazsınız.
Yine bu olay, Almanya'da yaşanan bir profesörün anılarını hatırlatıyor bana. Profesör "Naziler geldi, önce Yahudileri götürdüler, ben Yahudi değildim, sesimi çıkarmadım; sonra komünistleri götürdüler, ben komünist değildim, sesimi yine çıkarmadım; sonra sosyalistleri götürdüler, ben sosyalist değildim, yine sesimi çıkarmadım; bir gün beni götürmeye geldiler, etrafıma baktım, ses çıkaracak kimse kalmamıştı" diyor. Şimdi, taşları bağlarsanız, köpekler geldiğinde ne atacağınızı ararsınız değerli arkadaşlarım.
Değerli arkadaşlarım, bunun tarihî bir sorumluluğu var. Gecenin ilerleyen saatinde, biliyorum, herkes evine gitmek istiyor, konuşmam da sevimsiz oluyor; ama, son bir kez hatırlatayım.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)Ne demek, gayet sevimli.
ORHAN ERASLAN (Devamla)Sayın Bakanım, bize "resmin tümünü görmüyorsunuz, resmin bütününü görseniz güzel; bir parçasına bakıyorsunuz" diyor. Sayın Bakanım, resimde kan damlası var, işçilerin kanı var; o kanlı resim güzel olmaz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
63 konuşma daha · 8 Mayıs 2003