İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 31. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

Ceza ve tedbirlerin infazı hk.(s.s.710

Orhan Eraslan

Niğde Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 31. Birleşim · 3. yasama yılı · 13 Aralık 2004 · 1.442 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Orhan Eraslan (CHP), 13 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE TEDBİRLERİN İNFAZI HK.(S.S.710); konuşma 1.442 kelime.

Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “Ceza ve tedbirlerin infazı hk.(s.s.710”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2004-12-13-ceza-ve-tedbirlerin-infazi-hk-s-s-710 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde)- Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; 710 sıra sayılı Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bilindiği gibi, infaz, bir ceza hukuku kurumu olup, medenî hukuktaki icra müessesesinin karşılığıdır; infaz, ceza mahkemelerinin kesinleşen kararlarının yerine getirilmesidir. İcra ise, hukuk mahkemelerinin kararlarının yerine getirilmesidir. Bu itibarla, infaz, doğrudan doğruya insan özgürlüğüyle ilgilidir.

(x) 710 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Bir süredir, ülkemizde, hızlı bir biçimde, Avrupa Birliğine uyum programı çerçevesinde, ceza mevzuatı baştan sona değiştirilmektedir. Bu cümleden olmak üzere, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu tamamen yeni bir yasa olarak düzenlenmiş ve 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecektir. Şimdi de, ceza ve tedbirlerin infazıyla ilgili tasarıyı görüşerek, büyük ölçüde, ceza mevzuatımızı tamamen yenilemiş bulunuyoruz; ancak, daha önce görüşülen Türk Ceza Kanunu Tasarısının ve Ceza Muhakemeleri Kanunu Tasarısının görüşmeleri sırasında da belirttiğimiz gibi, bu kadar önemli tasarıların, ülkenin temel kodlarının sıkışık bir takvim içerisinde görüşülmesinden mutlu değiliz. Bu kadar önemli tasarıların, temel kodların, geniş bir katılım sağlanmadan ve özellikle de hukuk çevrelerinde geniş bir biçimde tartışılmadan, dar zamanda ve zaman baskısı altında yasalaşmasının önemli sakıncalar yarattığının altını bir kez daha çizmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, sözlerime başlarken, İnfaz Yasası Tasarısının hukuktaki İcra Yasasının karşılığı olduğunu belirtmiştim. Bir süre önce İcra Yasasında değişiklik yaparken, komisyona borçlu temsilcilerini de çağırmıştık. Konusu insan hayatı ve hürriyeti olan İnfaz Yasası Tasarısında, ne bir mahkûm görüşü alındı ne de bu konu tartışıldı.

Bilindiği gibi, daha önce Adalet Komisyonuna sevk edilen bir Ceza İnfaz Tasarısı vardı. Bu tasarı, merhum Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer başkanlığında hazırlanan tasarıydı. Bu tasarıyı, doğrusu, çok otoriter bularak eleştirmiştik. Daha sonra, altkomisyonda bulunan bu tasarı çekilerek, Bakanlık, eleştiriler ışığında yeni bir tasarı hazırlandığını ve altkomisyon kurulmadan, tasarının görüşüleceğini bildirdiler; ancak, Bakanlığın yeni tasarısı, önceki tasarıyı mumla aratacak derecede kötüydü. Komisyonda bu şekliyle görüşülemeyeceği anlaşılınca, altkomisyona gönderildi. Birbuçuk gün gibi inanılmaz bir hızla altkomisyonca hazırlanan tasarı, şimdi yasalaştırılmak üzere. Kimseyi kötü niyetle suçlamıyorum; ama, bu süreçte doğru olan hiçbir şey yok. Bu kadar olumsuz koşullar altında yapılan tasarıda altkomisyonun düzenlemeleri de sınırlı kalmıştır.

Değerli arkadaşlarım, temel bir anlayış farklılığı nedeniyle, eksiklikleri önergeyle düzeltebilme olanağı olmadığından, konu başlıklarını belirtmekle yetineceğiz. Rahmetli Faruk Erem Hocamın da dediği gibi "infaz, hükümlerin devlet zoruyla yerine getirilmesidir. Bununla beraber, verilen hükmün infazını, yargı kavramından ayırmaya olanak yoktur. Kaldı ki, ceza hukuku, anayasa hukukunun menfî tarafıdır. Hukukun bu iki kolu, birisi müspet diğeri menfî olarak, esas hak ve hürriyetler için zorunlu şartları göstermek suretiyle birbirlerini sınırlarlar. Bu itibarla, ferdin hangi şartlar altında cezaya tabi tutulacağını, ancak bir yargıcın hükmü tayin edecektir. Bu durumda, hükümlü için sübjektif haklar doğar. İnfaz idaresinin, bu hakları ihlal eden herhangi bir hareketi, hukukî, cezaî ve inzibatî sorumluluğu gerektirir. Hürriyetin tahdidi keyfî değildir."

Konuyu bu şekilde belirttikten sonra, tasarı hangi psikoloji ve mantıkla hazırlanmıştır, ona kısaca bir göz atmak gerekmektedir. Bunun için, tasarının gerekçesine bakmak yeterlidir. Gerekçede temel alınan, F tipi cezaevlerini çoğaltmaktır. Bunun için şöyle denilmektedir: "Böylece, içine düşülmüş olan kötü durumun temel kaynağındaki koğuş sisteminden çıkılmasına gayret edilmektedir." Tasarının gerekçesi, psikolojisini de ortaya koyuyor.

Esasen, tasarı, altkomisyonda birbuçuk günde düzeltilmeden önce daha da vahimdi. Pişman etme ve ibret ettirme temelindeydi. Bu psikolojiyle sağlıklı infaz tasarısının hazırlanma olanağı, ne yazık ki yoktur. Altkomisyonda da tasarı büyük bir iyi niyetle birbuçuk günde düzeltilmeye çalışılmış; ancak, temel felsefesinde ciddî sıkıntılar olduğu için yeterli düzeye getirilememiştir.

Yine, tasarıya dönecek olursak, gerekçede dört görev ve fonksiyon belirlenmiştir. Bunlar şunlardır:

a- Güvenlik: Hükümlülerin kurumda muhafazası ve kaçmalarının önlenmesi.

b- Kurumda düzenin sağlanması.

c- İnfaz kurumunun temel amacının hükümlülerin iyileştirilmesi olduğunun esas ilke olarak kabulü ve bunun gereğinin yerine getirilmesi.

d- Hükümlü hakkında uygulanacak işlem ve yaptırımlar bakımından adalet esaslarının egemen kılınması ve bunun gereği olan hukukî mekanizmaların tesisi.

Yani, tasarı, güvenlik, düzen, iyileştirme ve cezaî, inzibatî yaptırımlardan ibaret.

Kuşkusuz, bu sayılanların tümü önemlidir. Bir cezaevinde ya da infaz kurumunda en önemli şey, devletin cezaevini yönetmesidir. Bunda herhangi bir tereddüt yoktur. Cezaevlerinde geçmişte yaşanan ve çeşitli nedenlere dayanan kimi olumsuzluklar genellenerek ve korku büyütülerek infaz yasası hazırlanamaz.

Kuşkusuz (E) tipi cezaevlerinin tüm suçlular için en ideali olduğunu savunmuyoruz; ama, (F) tiplerinin de ideal olmadığı ortadadır. Neden iki mimarî seçenek arasında sıkışılmaktadır? (F) tipi eleştirilince (E) tipinden örnekler verilmektedir. Güvenliğin önemli olmadığını kimse savunmuyor; ancak, hükümlünün hakları ne olacak? Hükümlü hürriyetinden mahkûm olmakla bütün haklarını da mı yitirecek? Böyle bir mantığın ne çağdaş kriminolojide ne de penolojide yeri vardır. Nedir hükümlünün hakları; değerli arkadaşlarım, hükümlünün hakları, öğrenim hakkı, sağlık hakkı, basını takip hakkı, düşüncesini yayma hakkı, özel hayatına saygı gösterilmesini istemek hakkı, avukatı ve ailesiyle yazışmalarının denetimdışı bırakılmasını istemek hakkı, keyfî disiplin önlemlerine, işkenceye, haksız nakillere ve hücre cezasına itiraz hakkı. Bu temel hakların bir kısmı tasarıda karşılanmıştır; bir kısmı altkomisyonca düzenlendi; ama, bir kısmını, halen telaffuz edememekteyiz.

Hâkimin bir süre hapse mahkûm ettiği kimse, havasızlıktan, gıdasızlıktan, ışıksızlıktan ve hastaysa bakımsızlıktan ölürse, bunun sorumlusu kimdir? Hâkimin ölüme mahkûm etmediği kişinin ölümüne sebebiyet vermek, hem hukukî bakımdan ağır bir durumdur hem de hukuk devletlerinin kabul edemeyecekleri bir haldir.

Değerli arkadaşlarım, İlk ve Orta Çağlarda cezalandırma yetkisinin temeli "öç alma" yani "vendetta" ya da "kısas" idi; daha sonra, Orta ve Yeni Çağlarda "ibret" olarak, yani "genel önleme, caydırıcılık" olarak tanımlandı. Günümüzde, çağdaş kriminoloji ve penoloji, bunu "hükümlünün sosyalleştirilmesi" olarak görmektedir. Bu bağlamda, iyileştirme ve bireyselleştirme programlarını anlayış olarak doğru bulmakla birlikte, burada kabul edilemez bir temel yanlışa da değinmemiz gerekmektedir. İyileştirme programları, gönüllülük esasına dayanmak zorundadır; aksi, insan haklarının ihlali olur. Tasarı, bu konuda, yeterli açıklığa sahip olmadığı gibi, çelişik hükümleri de içermektedir. Oysa, mahpusların tabi olacağı insanî muamele hakkında Birleşmiş Milletler Teşkilatınca tespit olunan esaslar çerçevesinde "mahpus ile hür vatandaş arasında insanlık haysiyetini rencide eden farklar yaratılamaz" hükmünü taşımaktadır. "Hükümlü cümle haklarından yoksun kılınmış sayılamaz. Kimseye işkence ve eziyet edilemez. Zor tedbirleri, insanca olmak ölçüsüyle sınırlıdır." Anayasamızın 14 üncü maddesi de bu doğrultudadır.

Bu itibarla, iyileştirme programları, gönüllülük, istek esasına göre düzenlenmelidir; haklar yükümlülüğe dönüştürülmemelidir. Siyasî suçlar mefruz suç sayıldığından, iyileştirme programları dışında tutulmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, İnfaz Yasasındaki değişiklikler, sadece bu kadardan ibaret değildir. En önemlisi, koşullu salıverme süresinin, yani, eski deyimle "şartlı tahliye" sürelerinin uzun tutulmasıdır. Mevcut durumda, yani, şu ana kadarki durumda, koşullu salıverme sürelerinin kısa oluşuna tepki olarak, bu süre uzun tutulmuştur. Yeni düzenlemeye göre, hükmolunan cezanın 2/3'ünü çektikten sonra, koşullu salıverilmeden yararlanılmaktadır. Kimi suçlar için bu oran 3/4'tür; yani, dörtte 3'üdür. Mevcut uygulamadaki beşte 2'nin çekilmesi, belki, düşük kabul edilebilir; ancak, yeni Ceza Kanununda cezaların genel olarak arttığı da nazara alınırsa, çekilmesi gereken üçte 2 oranı oldukça yüksektir. Bu oran makul bir seviyeye, beşte 3 gibi bir seviyeye indirilmelidir.

Bir örnekle açıklayacak olursak, eski Ceza Kanunu ve İnfaz Kanunu nazara alındığında, normal adam öldürme suçunu işleyen kişinin temel cezası artırılıp indirilmediğinde, bu ceza sebebiyle, yaklaşık dokuzbuçuk yıl cezaevinde kalacaktır hükümlü. Yeni düzenlemeye göre bu süre yirmidört yıldır. Birden, dokuzbuçuk yıldan yirmidört yıla çıkmaktadır; ölçünün kaçtığı açıktır.

Kaldı ki, siyasî nitelikteki suçlarda, örgütlü olmak koşuluyla, bu oran daha da yüksektir. Bunun da haklı bir sebebi yoktur. Önceki düzenlemede, bir örgüt çerçevesinde işlenen her suçtan ayrı ayrı ceza verilmemekteydi; örgütün amacı doğrultusunda, yani, amaç suç için bir tek ceza verilmekteydi; bu nedenle, belki koşullu salıverme süresinin mantıklı bir izahı bulunmaktaydı. Şimdi, yeni Türk Ceza Kanununda ise, her suç için ayrı ceza verilebilecektir. Bu açıdan farklılık yaratmanın hukukî bir dayanağı da bulunmamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, cezaevlerinde kalma süresinin bu kadar uzaması, ister istemez, cezaevleri sayısını 1 kattan fazla artırmak zorunluluğunu ortaya çıkaracaktır. Bu hususu dikkatlerinize sunuyorum. İnfaz koruma memurlarına para veremeyen Sayın Maliye Bakanı cezaevlerine nasıl para bulacak, ben de merak ediyorum. Sayılarının artırılması gereken sadece normal cezaevleri değildir. Yeni düzenlemeyle, pek çok suç da bu kapsama alındığında -özellikle öldürme suçları- Sayın Bakanın "devlet konukevi" diye tanıttığı, reklamını yaptığı F tipi cezaevlerinin de sayısını artırmak zorunda kalacaksınız. Daha önce de değindiğim gibi, bu cezaevlerinin cezanın infazında yeri çok tartışmalıdır. Olay, sadece ve sadece güvenlik açısından değerlendirilemez. Cezanın infazında amaç, mahkûmu sosyalleştirmek ise -ki, tasarıda öyle deniliyor- insanları yalnızlaştırarak sosyalleştiremezsiniz. Kaldı ki, şimdiye kadar tüm dünyada yapılan bilimsel araştırmalar göstermiştir ki, bu cezaevleri, insanların sağlığı üzerinde ve ruh sağlığı üzerinde oldukça olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Geceleri bir yana, gündüzleri en az 10 kişinin birbiriyle görüşebilmesine mutlak olanak sağlanmalıdır.

4675 sayılı Yasayla kurulan infaz hâkimliği, mutlaka işlevsel hale getirilmeli ve bağımsız olarak kurulmalıdır. İnfazın ertelenmesi, cezanın şahsîleştirilmesi, iyileştirme programları, disiplin cezaları, nakiller, infaz hâkiminin onayına sunulmalıdır. Tasarının, eleştirdiğimiz kısımları dışında da pek çok eksiklikleri vardır; kimi eksiklikleri de, uygulamayla ortaya çıkacaktır.

Önemli bir yasa tasarısını, yine, sıkışık bir programda görüşüyoruz. Konunun önemi dolayısıyla, engelleme yapmayacağız; ancak, yeri geldikçe, tasarıda hatalı bulduğumuz, doğru bulmadığımız hususlara değineceğiz, Yüce Heyetinize bu konuyu anlatacağız; ancak, tasarıdaki eksiklikleri belirterek, mutabakatımızın olmadığını da açıklamak durumundayız.

Eksikliklerinin en kısa zamanda düzeltilmesi dileğiyle, yeni tasarının hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 13 Aralık 2004

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook