Memurlar ve diğer kamu görevlerinin bazı disiplin cezalarının affı hakkında (s.s 952)
Niğde Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 118. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Haziran 2006 · 1.605 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Orhan Eraslan (CHP), 21 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MEMURLAR VE DİĞER KAMU GÖREVLERİNİN BAZI DİSİPLİN CEZALARININ AFFI HAKKINDA (S.S 952)); konuşma 1.605 kelime.
Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “Memurlar ve diğer kamu görevlerinin bazı disiplin cezalarının affı hakkında (s.s 952)”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 21 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2006-06-21-memurlar-ve-diger-kamu-gorevlerinin-bazi-disiplin-cezalarinin-affi-hak (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde)Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; memurlar disiplin affının bütünü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi, saygıyla, sevgiyle selamlarım.
Değerli arkadaşlarım, 952 sıra sayısıyla basılıp dağıtılan memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bazı disiplin cezalarının affı hakkındaki kanun tasarısı, iki defa, daha önce, Meclis gündemine alındı; ne yazık ki, bugüne kadar bunu görüşmek mümkün olmadı. Daha önce grup önerimiz üzerine yaptığımız konuşmada da bunun ayrıntısını belirtmiştim. Şimdi iki grubun anlaşmasıyla, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun anlaşmasıyla bu yasa tasarısının görüşmelerine başlayacağız. Bu yasa tasarısı 25 000 memurumuzu ve kamu görevlimizi ilgilendiriyor.
Değerli arkadaşlarım, böyle bir af yasasının görüşülmesi ihtiyaç mıdır?.. Evet, ihtiyaçtır. Disiplin cezalarının affıyla ilgili ilk kez konu kamu sendikalarıyla hükümet arasında yapılan toplupazarlık görüşmeleri sırasında gündeme gelmiş 30.9.2004 tarihli toplupazarlıkta da bu hüküm altına alınmıştır. Aradan geçen zaman içerisinde, ne yazık ki, toplupazarlıkla taahhüt edilmiş olunmasına rağmen yasa çıkarılamamıştır. Bu konuda defalarca bizim de girişimlerimiz olmuştur, bugün bunu çıkarmaya çalışacağız; ancak, mevcut tasarı bu haliyle yeterli değildir değerli arkadaşlarım; iki noktada eksiği vardır. Bunu eleştirme ihtiyacı içerisindeyim. Birinci eksiği şudur: Yasa tasarısı 23 Nisan 1999 tarihi ile 14.2.2005 tarihi arasında bulunan disiplin cezalarını kapsıyor. Şimdi, 23 Nisan 1999 tarihini anlayabiliriz; en son o zaman disiplin cezası affı çıkmıştı; ama, 14.2.2005 tarihini anlayabilme şansımız yoktur. Neden 14.2.2005 tarihi? Bunun, hiçbir mantıklı izahı yoktur. Yasa tasarısının Meclise sevk tarihî de 14.2.2005 tarihi değildir; 10.3.2005 tarihidir. Bu konuda, İktidar Partisi Grup Başkanvekili Sayın Kapusuz'la yaptığımız görüşmeyle "bunu, 20 Haziran 2006 tarihine alalım hiç olmazsa" girişimimiz, ne yazık ki, olumlu netice bulmamıştır.
Değerli arkadaşlarım, bunun 14.2.2005 tarihli olmasının bir tek nedeni vardır bizim aklımıza gelen, o da şudur: Maliye memurlarının, bu tarih ile 1 Mart 2005 tarihî arasında bir eylemi olmuştu, Büro Emekçileri Sendikasının; o eylem nedeniyle birtakım disiplin soruşturmaları açıldı ve disiplin cezaları yağdı. Anladığım kadarıyla, İktidar Partisi Grubu, burada verilen disiplin cezalarını af kapsamının dışında tutmak istediği için, buna rıza göstermedi. Halbuki, biz, böyle bir şeyin, hiç olmazsa, yasanın görüşüldüğü bugüne kadar, öyle bile değilse, yasanın Meclise -tasarının- sevk edildiği 10.3 tarihine kadar olmasına taraftık. Bu tasarı, oybirliğiyle Adalet Komisyonundan geçmişti.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bir problem daha var yasa tasarısı açısından, bir eksiklik daha var. Bu, herkes kamuoyunda, sicil affı olarak biliyor. Değerli arkadaşlarım, bu, sicil affı değil; yani, televizyonları başında bizi umutla bekleyen, sicili haklı-haksız yere bozulmuş olan memur kardeşlerimizin de bilmesi açısından, doğruyu ifade etme açısından söylüyorum; bu, sicil affı değil. Bu, yüz kızartıcı suçlar dışındaki disiplin cezalarına ilişkin bir aftır; sicille ilgili herhangi bir durum söz konusu değildir. Sicil affı biçiminde olmasına da, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak taraftarız. Çünkü, iyi kötü, disiplin cezası bir süreçten geçiyor; eğer, uyarma ve kınama cezasından yukarıdaysa, bir yargı denetiminden geçiyor; ama, sicil, ne yazık ki, tamamen şahsî değerlendirmelerle, sübjektif değerlendirmelerle verilen bir şeydir. Olumsuz sicil alma nedeniyle, bugün, pek çok, mağduriyet yaşayan kamu görevlileri, memurlar vardır.
Şimdi, hepiniz bilirsiniz ki, memur olmak özel bir iştir; memur olabilmek için, bir kamu görevi gerekir. Kamu görevi, kamu hizmetinin gereği olarak, güçlendirilmiş kişiler tarafından yerine getirilir. Bunların özel himayeleri vardır hukukta; dışarıda iftiraya karşı korunurlar, yargılanmaları özeldir; çünkü, bunlar, kamu adına, devletin devamlılığı adına iş yaparlar. Son yıllarda, ne yazık ki, terfisi, atanması, korunması farklı esaslara dayanan memurların durumunda, esnek çalışma, sözleşmeli personel gibi bir zayıflatma meydana geldi. Buna paralel olarak, bazı müesseseler de, ne yazık ki, zayıflatıldı; memurlar aleyhine zayıflatıldı, devlet aleyhine zayıflatıldı.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, memurluk, öncelikle bir statü işidir; eğer, bunu ticarîleştirirseniz, kamu hizmetinden çıkarır da bedel mukabili bir iş biçimine dönüştürürseniz, orada kamu hizmeti denilen şey aksar, gereği yerine getirilemez.
Şimdi, bu çerçevede, sicillerin durumunu değerlendirelim. Değerli arkadaşlarım, sicil, tamamıyla, amirin sübjektif yargılarına dayanan ve hiçbir surette yargı sürecine tabi olmayan bir şeydir. Yani, iyi kötü yargı sürecine tabi olan bir disiplin cezasını af konusu edebiliyoruz da, tamamen amirin sübjektif iradesine dayalı şeylerle insanları niye mağdur ediyoruz; bunu anlayabilme noktasında değilim. Memuru dışarıya karşı koruyoruz; 4483 sayılı Yasayla yargılanmasını izne tabi kılıyoruz. Öyle de olması lazım ayrıca, bunda bir yanlışlık yok; her önüne gelenin kamu hizmeti yapanı mağdur etmemesi gerekir, bunda bir yanlışlık yok; ama, değerli arkadaşlarım, bir noktada memuru korumuyoruz; korumadığımız nokta ne: Kendi yaptığımız işlemlere karşı korumuyoruz; dışarıya, vatandaşa karşı memuru koruyoruz; siyasî iradenin, siyasî otoritenin işlemlerine karşı korumuyoruz. Disiplin cezalarının önemli bir bölümü yargı denetimine tabi değil. Disiplin cezaları, alabildiğine sübjektif ve disiplin cezalarının önemli bir bölümü, kurullar tarafından verilmiyor, disiplin amirleri tarafından veriliyor. Şimdi, bu disiplin amirleri tarafından verilen ve yargı denetimine tabi olmadığı için keyfî niteliği olan bu cezaların, çoğu kez, şöyle bir amaca hizmet ettiğini de görmek durumundayız... Bunu, Sayın Cumhurbaşkanımız da, vekâleten görevlendirmelerle ilgili bir yazısında, Hükümete yazdığı bir yazıda, çok veciz bir şekilde dile getiriyor, çok veciz bir şekilde. Müsaade ederseniz, Sayın Cumhurbaşkanının bu konudaki düşüncesini de, çok katıldığım bir düşüncesini de okumak istiyorum: "Ayrıca, görevden alınması uygun görülmeyen ya da görülmeyeceği düşünülen kamu görevlilerinin işlemlerine ilişkin, kimi nedenlerle inceleme ve soruşturma yaptırılarak, hem yıllarını devlete hizmetle geçirmiş kamu görevlilerinin haksız nedenlerle suçlu duruma düşürüldüğü hem de bu gerekçeyle görevlerinden alınması yolunda kararname hazırlandığı saptanmaktadır." Yani, Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki, disiplin cezaları, kadrolaşma aracı olarak kullanılıyor. Evet, maalesef; yani, bu, çok yaygın bir yöntem olarak kullanılmıştır. Üstelik de, yargıyı by-pass etmek için, yapılan disiplin soruşturmaları sonucu, yargıya gidebilme sınırının altında olan uyarma, kınama gibi cezalar verilerek, liyakatle görevlendirmelerin yolu kapatılmıştır.
Bunun için, yine, 30.9.2004 tarihinde, memur sendikaları ile kamu emekçilerinin konfederasyonları ile Hükümet arasında yapılan bir mutabakat vardır. Biz, bu mutabakata taraf olmamakla beraber, eğer siz mutabakatınızda duracaksanız, şu konuda da hazırlanacak tasarılara destek vermeyi, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, peşinen ilan ediyoruz bu kürsüden.
Zaman zaman, çeşitli vesilelerle, İktidar Partisinin sayın temsilcileri, sayın milletvekilleri, "efendim, disiplin affına Cumhuriyet Halk Partisi karşı çıkıyor, biz getirecektik, şu olacaktı, bu…" Bunların hiçbirisi doğru değildir. Asıl mesele şudur: İçinize bir şeyi sindireceksiniz; biz bir yanlış yaptık, disiplin cezasını biz verdik; ama, bu yanlışımızı tekzip ediyoruz dediğiniz anda, biz arkanızdayız, destek olacağız.
Bakın, bu görüşmelerde neler -değerli arkadaşlarım, bu tasarı ne kadar eksik- mutabakat zaptında yer alıyor, bakın:
Kurullarda memur temsilcilerinin bulunması; yani, disiplin kurullarında, ilgili kamu emekçileri konfederasyonu temsilcilerinin bulunması. Bulunmalıdır, böyle bir şey varsa, biz bunu destekleriz, buna tarafız.
Savunma süresinin uzatılması.
Disiplin cezalarının, amir yerine kurulca verilmesi, disiplin kurullarınca verilmesi. Bu da doğrudur; yani, sübjektivizmi önler, mümkün olduğu kadar bir kurul tarafından verilmesi bir güvencedir.
Uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimine açılması. Buna da taraftarız değerli arkadaşlarım, böyle bir hazırlığa. Bu da bizim desteklediğimiz bir şeydir mutabakat zaptında yer alan.
Olumsuz sicile itiraz komisyonu kurulması. Bunları da destekleriz. Bu konuda da, eğer varsa getireceğiniz bir tasarı, desteklemeye şimdiden hazırız. Kaldı ki, ilk defa Ankara 5. İdare Mahkemesi, bir sendikanın başvurusu üzerine, Eğitim-Sen'in başvurusu üzerine, kınama cezasını yargı denetimine tabi tuttu. Gerekçesini -karar burada- isteyene okurum, ayrıntılı bir karar, hukuken de yerinde bulduğum bir karar. Her ne kadar Anayasamızda, uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimine tabi olmadığı yazılmaktaysa da, bu, emredici kural değil, bu asgarîsi, bunun üstü mecburîdir denilmekte.
Bizim imzaladığımız birtakım uluslararası sözleşmeler var değerli arkadaşlarım. Bunlardan bir tanesi, 87 no'lu sendika özgürlüğünün korunmasıyla ilgili sözleşme; bir tanesi, 98 no'lu örgütlenme ve toplupazarlık hakkının korunmasıyla ilgili sözleşme; bir tanesi de, 151 no'lu çalışma ilişkilerinin düzenlenmesiyle ilgili sözleşme; bunlar, Anayasamızın 90 ıncı maddesine göre, iç hukuk hükmü niteliğindedir. Ankara 5. İdare Mahkemesi, bunu nazara alarak, ilk defa, çığır açacak bir karar vermiştir. Burada, Hükümete düşen bir görev vardır; ilan ediyorum ve bunu desteklemeye de hazır olduğumuzu söylüyorum: Artık, memur disiplin cezalarının tümünü yargı denetimine açma zamanı gelmiştir. Memur disiplin cezalarının, 657 sayılı Yasada… Yani, bu, kaçınılmaz bir görev olarak gelmiş dayatmıştır. Nitekim, idare mahkemeleri bu konuda kararlar vermeye başlamıştır.
Değerli arkadaşlarım, bunun ötesinde, memurla ilgili iyileştirici ne varsa, yapılacak ne varsa, disiplin cezası dışında, onların durumu dışında ne varsa, bunların hepsini desteklemeye hazırız.
İlk defa -bu, çok dramatik bir şeydir- yargı kararlarını uygulamamadan dolayı bir müsteşar mahkûm olmuştur, Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı mahkûm olmuştur. Arkadaşlar, hukuk devletinde olmaması gereken bir şeydir, olmaması gereken bir şeydir; yani, yargı karar veriyor, siz, hukuk devletiyiz diyorsunuz, Anayasa öyle diyor, bu yargı kararını uygulamıyorsunuz. Bu, hukuk devletinin gerekleriyle bağdaşmaz. Bunu savunmamız mümkün değil. Ola ki, karar hoşunuza da gitmeyebilir, hoşumuza da gitmeyebilir; ama, demokrasi odur ki, hukukun gereğini yapmak. İlk defa, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, bildiğim kadarıyla, bir müsteşar, yargı kararlarını uygulamamaktan dolayı mahkûm olmuştur, Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı. Bu yollardan vazgeçilmelidir. Derhal, 30.9.2004 mutabakatındaki hususlar çözümlenmelidir. Bu konuda, Anamuhalefet Partisi olarak, İktidar Partisine destek olacağımızın bilinmesini -ama, bizim gücümüzün buna yetip yetmeyeceği de, 330 gereken bir şeyde açıktır- bu konuda işbirliğine de hazır olduğumuzun bilinmesini burada kamuoyu önünde ilan ediyoruz.
Ayrıca, bugün devlet memurlarımızın durumu ortadadır değerli arkadaşlarım, tümünün durumu ortadadır. Türk-İşin yaptığı araştırmaya göre, bu ülkede yoksulluk sınırı 1 818 000 000 lira ya da yeni deyişle 1 818 YTL, Memur konfederasyonlarının araştırmasına göre de 1 929 YTL. İster onu kabul edin, ister onu kabul edin. Bu baz alındığında, ister 1 818 YTL, ister 1 929 YTL, memurlarımızın yüzde 98,5'inin yoksulluk sınırının altında olduğunu görmek durumundayız. Bu konuda da, iyileştirme doğrultusunda yapılacak her çabaya olumlu katkı vermeye Cumhuriyet Halk Partisi olarak hazır olduğumuzun bilinmesini istiyoruz.
Yine, refah payından emeklilere pay vermeme doğrultusunda, yani, memura ufak tefek zam veriliyor da, memurun emeklisine, artık, yeni bir şeyde, refah payı vermeme doğrultusundaki düşünceden de vazgeçilsin. Aynı şekilde, yoksulluk seviyesinin altında olan emeklimizin, dulumuzun, yetimimizin de durumunu iyileştirmek için getireceğiniz her türlü düzenlemeye destek vermeye hazırız. Müştereken desteklediğimiz yasada, demin değindiğim hususlarda getirilecek olumlu önergelere de destek vermeye hazırız, bu konuda da mutabakat içerisinde davranmaya hazırız. Mutabakat içerisinde konuştuğumuz, görüştüğümüz yasa görüşmelerini daha fazla uzatmamak için, televizyonları başında günlerdir sabırsızlıkla bizleri bekleyen memurlarımıza hayırlı olmasını diliyor, sözümü kısa kesiyorum.
Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
95 konuşma daha · 21 Haziran 2006