İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 131. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)

Osman Çakır

Samsun Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 131. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Temmuz 2010 · 2.112 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Çakır (MHP), 8 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA(S.S.506)); konuşma 2.112 kelime.

Osman Çakır (MHP, Samsun). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)”. TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-cakir-23-2010-07-08-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA OSMAN ÇAKIR (Samsun)Sayın Başkan, değerli üyeler; öncelikle yüce milletimizin kandilini kutlamak istiyorum ve maden işçilerimize de geçmiş olsun diyorum. Bu vesileyle Türk yükseköğretimine hizmet etmiş ve önemli başarılar sağlamış Sayın İhsan Doğramacı’yı da minnet ve şükranla anmak istiyorum. Ayrıca Türk yükseköğretimine hizmet etmiş olan bütün yöneticilere de burada teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Dün akşam bir tartışma yaşadık. Bursa milletvekillerimizin vermiş olduğu Bursa Teknik Üniversitesi konusunda kanun teklifi maalesef iki yıl sonra verilen bir kanun teklifiyle birleştirilmemiş, iki yıl önceki kanun teklifi yok sayılarak daha sonra AKP Grubunun vermiş olduğu teklif gündeme alınarak Plan ve Bütçe Komisyonundan geçirilerek tartışılmıştır. Bu fevkalade yanlıştır. Her ne kadar İç Tüzük’te yapılabilir, edilebilir deniyorsa da teamüllere aykırıdır. Bir kere, fikrî mülkiyet haklarına da aykırıdır. Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak biz burada fikrî mülkiyet haklarına saygı göstermezsek, iki yıl önce arkadaşlarımızın düşündüğü dikkate alınarak kanun teklifi hâline getirdiği bu teklifi yok sayarsak ve onların fikri üzerine kendimiz gasbederek -bir nevi kopyalama ve intihal teşebbüsünden farkı yoktur- kendi kanun teklifimizi verip de sanki bunu çoğunluğumuza, Millet Meclisindeki çoğunluğa dayanarak biz kuruyormuş gibi davranırsak fevkalade yanlış yapmış oluruz. Bu yanlış yapılmıştır. Akşam da bütün itirazlar yok sayılmıştır. Keşke bugün, bu sabah o konu halledilerek, bu teklif birleştirilerek burada bu kanunun görüşülmesine geçseydik daha iyi olurdu.

Değerli milletvekilleri, zaman, insanlığın gelişimini ve çağı iyi analiz edememiş toplumların geriye düştüğü ve diğerleriyle aralarındaki mesafenin giderek açıldığı bir süreçte ilerlemektedir çünkü biliyoruz ki yeni gelişme ve dinamikleri kavrayamayanlar bunun için ihtiyaç duyulan gerekli atılım ve dönüşümleri de başaramayacak olanlardır. Dünya coğrafyası, ayakta duramamış, varlığını sürdürememiş ve saman alevi gibi parlayıp sönmüş yüzlerce toplumun bugün enkaz ve harabe hâline gelmiş kalıntılarıyla doludur.

Bu nedenle, Türkiye, kendi rotasını kendisi çizen, kendi stratejilerini kendisi uygulayan bir ülke olmak zorundadır. Bunun gereği ve temel şartı, büyük devlet geleneğimizi ve tecrübe birikimlerimizi yeni yüzyılın şartlarında yeniden yorumlayarak kalkınma ve gelişme sürecimizi bir an önce tamamlamaktır. Bu yönde kararlı bir siyasi iradenin oluşması hâlinde, Türkiye'nin muhteşem konumu, milletimizin millî ve manevi birikimleri ve zorlukları aşmada gerekli, yeterli ivme bize bunu sağlayacaktır.

Bu ilerleyişin öncüsü ise milletin değerlerini taşıyan ve millî kimliğinin farkında olan eğitimli ve donanımlı aydınlarımız olmalıdır çünkü millî kimliğimizin farkında olan aydınlar devlet ile millet arasındaki rabıtayı da sağlayacak olanlardır. Millî Mücadele sürecimizde de Türk aydınlarının sadece kahramanlıklarıyla değil, toplumun değerlerini bütünüyle kavrayıp temsiliyle başarılmış ve cumhuriyetimiz de bunun üzerine kurulmuştur.

Böyle bir bakışın gereği olarak bugün üniversitelerimizin mensuplarının milletimize karşı büyük bir hizmet sorumluluğu bulunmaktadır. Türk üniversitelerinin kendi içlerine kapanmışlığını terk ederek 21’inci yüzyılın gerektirdiği her türlü hizmeti Türk insanına sunmak mecburiyeti vardır. Ancak millet olarak bugün yaşadıklarımızın karşısında Türk üniversitelerinin suskun kaldığı, yaşadığımız problemlere ve ihanetlere karşı gereken tepkiyi ve cevabı vermekte çok yetersiz kaldığı açıkça görülmektedir. Bu durumu olağan veya normal olarak kabul etmek mümkün değildir çünkü aksi durum üniversitelerimizi yok kabul etmekten başka bir şey değildir. Üniversitesi konuşmayan veya konuşmaktan korkan bir ülkenin sonunun ne olacağı meçhuldür. Hele üniversitesi adına birtakım üniversiteli meczupların arzı endam ettiği görsel sahnelerin arkasında millete yönelik hain oyunların tezgâhlandığı da ortayken bu durum giderek daha da büyük önem kazanmaktadır. Şimdi, bu durum üzerine, herkesin üzerine düşen görevi kusursuz yerine getirmesi gereken bir dönem gelmiştir. Çünkü bugün bütün insanlık, çevre sorunlarından enerjiye, bulaşıcı hastalıklardan adalete, güvenlik meselelerinden ham madde ihtiyaçlarına, açlıktan, işsizlikten, ekonomik krizlere kadar karşı karşıya bulunduğu tehlikelerle bütün insanlık aynı ortak kaderi paylaşacaktır. Teknolojinin, finansın, bilginin ve bilgiye ulaşımın yani enformasyonun demokratikleşmesi, küresel dünyada uluslararası ve devletler üstü kuruluşların yanında ülkeler üzerinde yepyeni denetim ve yaptırım mekanizmalarının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Türk üniversiteleri maalesef bunları iyi takip edememektedir ve ülkemizin bu şartlara uygun hangi tedbirleri alacağı ve hangi tedbirleri gerçekleştireceği konusunda gerekli uyarıları yapmamaktadır, yol gösterici olamamaktadır. Günümüzde artık bilim adamlarımız, sporcularımız, sanatçılarımız, sanayicilerimiz, iş adamlarımız, çiftçilerimiz, işçilerimizle her alanda dünyanın saygın ve seçkin bir üyesi olmak durumundayız. Bu, Türk insanının hem hakkı hem en önemli görevi hem de tarihî sorumluluğunun ve tarihinden gelen kaçınılmaz bir kaderidir.

Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin kendi azmi, kendi gayreti ve iradesiyle kurduğu ve hak ettiği bir devlettir. Bu büyük mücadeleyi, bu muhteşem mücadeleyi kazanmayı başaran ve bu uğurda binlerce şehit vererek büyük fedakârlık gösteren büyük Türk milletine Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinin çok büyük hizmet borcu vardır, şükran borcu vardır. Bu nedenle, Türk yükseköğretim sistemi bunun şuurunda ve idrakinde olmak zorundadır.

Yükseköğretim sistemini tümüyle değiştirmek elbette ki zordur ama bundan önce bazı özel acil önlemler alınarak bu sistemin rehabilite edilmesi lazımdır. Üniversitelerde var olan sorunlar kısmen de olsa çözülüp daha sonra bütünüyle esasa geçilebilmelidir.

Özellikle üniversitelerde rektörlerin seçimle iş başına gelmesi demokratik açıdan cazibeli görünmesine rağmen, yapılan uygulamalar sistemin demokrasiyle bir alakası olmadığını açıkça göstermiş, üniversitelere popülist anlayışı getirmiş, öğretim üyelerini kamplara ayırmış, aralarında uzlaşılmaz, verimsiz, anlamsız, gereksiz bir kavganın içine sokulmuştur. Liyakat, çalışkanlık, başarı kriterleri yerini yandaşlık kriterlerine terk etmiş, siyasi otorite ve erk bundan alabildiğince faydalanma imkânını bulmuştur. Bu durum üniversitelere önemli ölçüde darbe vurmuştur. Seçmenlerin seçilenler tarafından atandığı bu sistemde üniversitelerin reel ve gerçek kadro ihtiyaçları, verimlilik, bilimsel yeterlilik, akademik başarı tamamen yerini siyasi ve kişisel çıkar yandaşlığına veya menfaat dalkavukluğuna bırakmıştır.

Bu nedenle, öncelikle rektör seçimleri olmak üzere, bu konu ve üniversitelerin denetim mekanizmaları olmak üzere acil düzenlemeler hemen yapılmalıdır. Üniversitelerimize tabana kadar yayılmış güven kaybından kaynaklanan tek taraflı yapılanma gayretlerini boşa çıkaracak düzenlemelerin yapılması artık çok acil ihtiyaç hâline gelmiştir. Üniversiteler, ülkemizin ihtiyaç duyduğu insan gücünü yetiştiren, araştırma yapan, toplumsal gelişmeye önderlik eden, bilimsel yöntemlerle meselelere çözüm üreten, esnaf, sanatkâr ve sanayicilere bilimin ışığında iş birliği imkânları sunan ve dünya üniversiteleriyle yarışan eğitim kurumları hâline gelmelidir.

Yükseköğretim kurumlarının idari ve mali özerkliğe sahip olması esas olmalıdır. YÖK, standart belirleyici, koordinasyon, denetleme ve planlamadan sorumlu bir üst kuruluş olarak devam etmelidir. Yükseköğretim sisteminin daha demokratik ve üretken bir yapıya kavuşturulması sağlanmalı, öğrenci, kurum ve akademik kadrolar arasında iş birliği ve uyumu artıracak düzenlemeler yapılmalıdır.

Etkin bir kalite değerlendirme ve denetim sistemi oluşturulmalı, özel üniversite kurulması teşvik edilmeli, üniversitelere giriş sınavı kaldırılmalı, bunun yerine ilköğretim ve ortaöğretimde etkili bir yönlendirmeye bağlı olarak uygulanacak müfredat ile ortaöğretim başarısının ve ortaöğretim sonunda yapılacak olgunlaşma sınavını esas alan, fırsat eşitliğini gözeten üniversiteye geçiş sistemi uygulamaya konulmalıdır.

Üniversite öğretim elemanı ve bilim adamının yurt içinde yetiştirilmesi için üniversitelerin, yüksek lisans ve doktora programlarında özellikle ihtisaslaşması sağlanmalı ve gerekli teknik, akademik altyapı mutlaka büyük üniversitelerde oluşturulmalıdır.

Çağın bilgileriyle donatılmış öğretmen ve öğretim üyesi yetiştirilerek bu mesleklerde çalışma şartları, özlük ve sosyal haklar itibarıyla cazip hâle getirilmelidir. Bugün üniversite öğretim üyeliği en az cazip olan meslekler arasındadır. Özellikle akademik yaşama yeni adım atan öğretim elemanlarının çok düşük düzeyde gelir elde ettikleri, bu nedenle de genç beyinlerin artık üniversiteleri çok çekici bir yer olarak görmedikleri sürekli ifade edilen bir gerçektir.

Üniversite öğretim üyeleri ailelerine ve çocuklarına belli bir yaşam standardı sağlayabilmek için akademik gelişmelerine katkıda bulunmayacak işler yapmak durumunda kalmaktadır. Öğretmenlerin, üniversite öğretim üyelerinin özlük hakları ve istihdam şartları çağdaş standartlar düzeyine mutlaka çıkarılmalıdır. Hem lisansüstü eğitim yapmak isteyenlerin hem de akademik hayata öğretim üyesi olarak devam etmek ve kayırmacılık anlayışına fırsat vermeyecek sınav ve seçme sistemleri hayata geçirilmelidir. Sağlıklı bir tartışma ortamı oluşturulup yükseköğretim konusu bütün yönleriyle ilgililerince tartışılabilmeli, sistem tümüyle masaya yatırılmalı, bütün tarafların bir araya geleceği platformlar kurulmalı ve yükseköğretim şûrası toplanarak ortak uzlaşma sağlanılmasına çalışılmasında yarar vardır.

Üniversite özerkliği mutlaka korunmalıdır. Bu kavram, başına buyruk olmak anlamına da gelmemelidir. Üniversite özerkliği üniversitenin ihtiyacı olan mali kaynakları sağlayan kamunun kurum üzerinde hesap sorma ve denetim hakkı ile bilimsel araştırma, hür düşünce, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin gerektirdiği özgürlük alanını, dokunulmazlık ve hoşgörü ortamı arasındaki çok hassas ve keskin olan önemli bir dengeye dayanır.

Ayrıca bütün üniversitelerin arasında koordinasyonu sağlayacak bir üst kurumun varlığına da ihtiyaç vardır. Koordinasyon, planlama, organizasyon, destek ve denetim konularında yetkili olan ve öğretim üyeleri ve istihdam sağlayan kuruluşların yüksek derecede temayüz etmiş kişileri arasından seçilen bir Yükseköğretim Kurulunun gevşek ve genel gözetim ve denetimi altında devlet üniversitelerinde de vakıf üniversiteleri gibi mütevelli heyeti veya benzeri yönetim sisteminin kurulması yararlı olabilir ancak mütevelli heyet üyelerinin aranacak özellikler ve nitelikleri son derece dikkatle belirlenmelidir.

Dünyayı ve ülkemizi iyi bilen, tanıyan akademik iş çevrelerinin oluşturduğu bağımsız akademik değerlendirme ve kalite kontrol sistemlerinin kurumlaştırılması ve kurulması, işletilmesi, üniversiteler arasında rekabetin sağlanması şarttır. Üniversitelerin yıllık idari ve mali denetimleri yapılarak sonuçları her yıl kamuoyuna açıklanmalı, başarılar taltif edilmeli, başarısızlıklar ve olumsuzluklara da cezai yaptırımlar getirilmelidir.

Gelişmenin ve iyi yönetimin ve performansın sağlanabilmesi için üniversitelerin tekdüzelikten ve aynilikten kurtarılması, birbiriyle ve dünyadaki benzerleriyle rekabete sokulması şarttır. Bunun için sağlıksız ve yanlış bir uygulama olan diplomaya ve okula dayalı meslek sahibi olma sistemi artık terk edilmelidir. Eğitim, istihdama ve mesleğe dayalı olmalıdır. Diploma meslek kazandırmamalıdır.

Yükseköğretim kademesinde pek çok sorun vardır. Elbette ki bu sorunları burada sıralamakla uzun zamanınızı almak istemiyorum ancak özellikle bir konuya da parmak basmak istiyorum. Hükûmet kurulduktan sonra Millî Eğitim Bakanlığınca Yükseköğretim Kurulunda reform çalışmalarına başlanmış, beş yıl tartışmalarla geçmiş ama bir sonuç elde edilememiştir. 58’inci, 59’uncu, 60’ıncı Hükûmetlerin programlarında ve aynı zamanda AKP’nin Parti Programı’nda ve Acil Eylem Planı’nda yükseköğretim konusunda verilen sözlerin hiçbirisi gerçekleştirilememiştir.

Aynı şekilde, yükseköğretime ayrılan bütçenin 2002’den bu yıla kadar arttığı doğrudur ancak 2002’den bu yana yeni açılan üniversite sayısı, yükseköğretimde okuyan öğrenci sayılarından o günden bu yana oluşan artışlar, öğretim elemanı sayısındaki artış, idari eleman sayısındaki artış ve 2002’den bu yana gerçekleşen enflasyon dikkate alındığında, gerçekte yükseköğretime ayrılan ödeneklerde iyileştirme yapılmadığı ve bu noktada bir gelişme sağlanamadığı ortadadır. Zaten öğretim üyelerimize, profesör, doçent, yardımcı doçent ve araştırma görevlilerimize sorduğunuzda, sekiz yıldır gelirlerinde hiçbir gelişme olmadığı çok açık ve net bir şekilde ortadadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrıca yükseköğretim konusunda önümüzdeki en önemli handikaplardan birisi de yurtlardır. Yurtlar fevkalade üniversite için önemli olan kurumlardır. Evet, Yükseköğretim Kurumunun yurt sayısında 2002 yılından bu yana artış olmuştur, yaklaşık 20 bin civarında yatak sayısında artış olmuştur ama öğrenci sayısında, üniversiteye alınan öğrenci sayısında veya daha üzeri artış dikkate alındığında öğrenci sayısındaki artışla orantılı olarak yurt yatak kapasitesinin artmadığı ve öğrencilerin Kredi Yurtlar hizmetleri yerine çeşitli vakıf, cemaat ve teşekküllerin yurtlarında kalmak zorunda kaldıkları, ayrıca Kredi ve Yurtlar Kurumunun sahip olduğu yurt imkânlarıyla bu özel yurtların yurt imkânlarının farkı, Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarının cezbedici, cazibe oluşturucu olmadığı da çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bunun derhâl düzeltilmesi, devletin çok sayıda yurt yaparak gençlerimizi çeşitli şekilde nitelenebilecek tuzaklardan da kurtarması şarttır.

2002 yılında AKP iktidara geldiğinde YÖK ile AKP arasında beş yıl boyunca yaşanan kavgalar süregelmiştir. Sürekli bunlar kamuoyunu meşgul etmiş, büyük zaman kaybına sebep olmuştur. Başbakan, her gittiği yerde, özellikle üniversitelerde sürekli YÖK’e çatmış ancak ortaya bir çözüm koyamamıştır. Genellikle bu konuda önemli bazı iç ve dış olaylarla ilgili başarısızlıkları gözden kaçırmak için de YÖK ve rektörlere çatma konusu paravan olarak kullanılmıştır.

Sonuç olarak, AKP yükseköğretimde tutarlı bir temele dayanmayan, bol keseden attığı ancak yerine bir türlü getiremediği vaatlerini YÖK’ün arkasına saklanarak milletimizi oyalamıştır. Sekiz yıl burada hep oyalama ve ertelemeyle geçirilmiştir. YÖK Yasası’nda, bütün vaatlere rağmen, hiçbir düzenleme yapılamamıştır. Kamuoyu da şimdi AKP’nin vaatlerini bekliyor, Acil Eylem Planı’nda söz verdiklerini, parti programında yazdıklarını, Hükûmet programlarında yazdıklarını ne zaman Meclise getireceğini beklemektedir.

Yükseköğretim Milliyetçi Hareket Partisi için fevkalade önemlidir. Niçin önemlidir? Çünkü yükseköğretim Türkiye için fevkalade önemlidir. Dolayısıyla, biz bu konunun takipçisi olacağız. AKP’nin gerçekleştirmediği bu vaatler Hükûmetin başarısızlıkları arasında en önemlileridir. Çünkü yükseköğretim düzeltilmeden, yükseköğretim konusunda başarı sağlanmadan Türkiye'nin, ülkemizin doğru ve mükemmel hedeflere ulaşması mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi bir başka konuyu burada dile getirmek istiyorum.

Yasalarımıza göre vakıflar kazanç amacına yönelik olarak yükseköğretim kurumları kuramazlar ve 2547 sayılı Yasa’ya göre vakıf üniversitelerinin kurulması, yönetimi, denetimi ve görevlerini Yükseköğretim Kurulu yapar. Ancak Yükseköğretim Kurulunun bugünkü durumda yaklaşık 95 devlet, 51 vakıf olmak üzere 146’ya ulaşan üniversiteleri bu yapıyla nasıl denetleyeceği meçhuldür. Çünkü şu anda Yükseköğretim Denetleme Kurulunun sayısı 9 civarındadır. Bu sayıyla, 146 veya 150, bugün kuracaklarımızla yaklaşık 153’e ulaşıyor; bu 153 üniversiteyi nasıl denetleyeceğiz? Bunların altından bu Denetleme Kurulunun bu sayıyla nasıl kalkacağı büyük bir tartışma konusudur.

Onun için, özellikle ve öncelikle yükseköğretim konusunda acil düzenleme yapmalı. Öncelikle, rektör seçimi olmak üzere denetleme konusunun dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi, hele bu vakıf üniversite sayısının 51’e yükseldiği bu durumda bu vakıf üniversitelerinin görevlerini ne şekilde icra ettikleri ve bu konuda eğitim sistemimize hangi katkılarda bulundukları ve bu noktada öğrencilerini nasıl yetiştirdikleri konusu çok yakından izlenmeli ve değerlendirilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Çakır, konuşmanızı tamamlayınız.

OSMAN ÇAKIR (Devamla)Çünkü Türkiye’de bağımsız denetim kuruluşları yoktur, bağımsız akademik değerlendirme kuruluşları bulunmamaktadır ve öğrencilerimizin de üniversite tercihi konusunda maalesef çok fazla seçenekleri de yoktur. 50 milyar dolarlık bir pastanın söz konusu olduğu, her yıl 1,5 milyon öğrencinin sınava girerek üniversitede okumak istediği ve Batılı birçok yükseköğretimden para kazanan şirketlerin bu uğurda yatırım yapmak istedikleri ve mevcut vakıf üniversitelerini satın almak için peşinde dolandıkları bir dönemde bu yükseköğretim pastası, yükseköğretim sistemi denetimsiz, kontrolsüz bırakılamaz ve burada çok sakıncalı, ileride telafisi güç zararlar ortaya çıkabilir. Bir an önce bu konuda da tedbir alınması gerekir.

Hepinize saygılar sunuyorum, yüce Meclise teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

59 konuşma daha · 8 Temmuz 2010

59 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook