İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 32. BİRLEŞİM · SALI

2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

Osman Çakır

Samsun Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 32. Birleşim · 5. yasama yılı · 14 Aralık 2010 · 1.112 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Çakır (MHP), 14 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 1.112 kelime.

Osman Çakır (MHP, Samsun). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 14 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-cakir-23-2010-12-14-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA OSMAN ÇAKIR (Samsun)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bütçesiyle ilgili görüşlerimi arz etmek için söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Türkiye, Avrupa Birliğiyle katılım müzakerelerini 2005 yılından beri sürdürmektedir. Her yıl AB Komisyonu tarafından hazırlanan ilerleme raporlarına 9 Kasım 2010 tarihinde -yani geçen ay- bir yenisi daha eklenmiştir. Bu hazırlanan 13’üncü rapordur. Genel olarak AB Türkiye raporlarında, esas itibarıyla tek taraflı ve katılım sürecine olumsuz etkide bulunabilecek bir üslup benimsendiği görülmektedir. Sayın Bakanımız, AB 2010 Türkiye İlerleme Raporu ile ilgili “Bu, olumlu ve dengeli bir rapordur, bugüne kadar yayınlanan en olumlu ve objektif raporlardan biridir.” açıklamasını yapmıştır. Üstelik bu raporun daha önceki on iki rapordan hiçbir farkı olmamasına rağmen, ilgili Bakanımız “Burnumuza AB kokuları gelmeye başlamıştır.” şeklinde de beyanlarda bulunmuştur. Başbakan da AB bizi almazsa küresel bir güç olmasının imkânsız olduğunu söylemiştir. Anlaşılan ki Sayın Bakan raporun yayınlanmış olmasının ardından AKP’nin her zamanki stratejisiyle millete öyle olmadığı hâlde “işler yolunda” mesajı vermeye çalışmıştır. Bir zamanlar Ankara’da işler yolunda olup, gündüz vakti sebepsiz yere havai fişekler patlatılıp kutlamalar düzenleyen AKP’nin, herhâlde yeni bir çıkış, yeni bir kafa tutmaya ihtiyacı olmuş olacak ki zaman zaman da AB’yi tehdit eden açıklamalar da yapılmaktadır ancak şimdiye kadar görülüyor ki bütün bunların altı hep boş çıkmaktadır.

Rapora bakıyoruz, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, azınlıklar, Kıbrıs, Yunanistan sınır ihlalleri, Anayasa değişikliğinin olumlu ama yeterli olmadığı, yargıdaki kadrolaşmanın kaygı verici olduğuyla ilgili değerlendirmeler her raporda yer almaktadır ve bu rapor olumlu olarak nitelendirilebilmektedir. Ardından bir tane daha, AB Genel İşler Konseyi Sonuç Bildirgesi, henüz yayınlandı; burada da yine müzakerelerin tıkanma noktasına gelmesinin Türkiye'nin sorumluluğu olduğundan, yine azınlık haklarından, hukukundan, yine demokratik açılımın yapılmadığından bahsediyor. Raporun Türkiye bölümü ise diğer ülkelere göre en kapsamlı; en çok ve en olumsuz Türkiye’den bahsediliyor.

Yakında Avrupa Parlamentosunun Türkiye raporu da yayınlanacak -taslağı yayınlandı- biliyoruz ki aynı şeyler orada da var. Değişen hiçbir şey yok. Bütün raporlar aynı merkezden, aynı kalemden sanki çıkıyor. Türkiye’yi istemedikleri her hâllerinden belli oluyor ama bizim Hükûmetimiz sürekli anlamazlıktan geliyor ya da işine öyle geliyor ama gerçekte her iki taraf birbirini de çok iyi biliyor. İnsan bu uğurda harcanan devasa paralara, sözde kalan toplantılara, boşa kullanılan zamana ve mesaiye yanıyor. Şimdi Sayın Bakan, bu gidişle, epeyce tarihlerle oynamak, tarihleri değiştirmek, üyeliğimizin takvimlerini de sürekli ötelemek zorunda kalacak.

Amerika Birleşik Devletleri’nin sözde Ermeni soykırımıyla ilgili konuyu Temsilciler Meclisi gündemine getirdiği günlerde de yine Sayın Bakan bir açıklama yapmıştı: “Türkiye ile ABD iş birliği boyutu son dönemde her zamankinden daha yüksek. ABD’deki müttefik ve dostlarımız Türkiye'nin stratejik öneminin farkında.” demişti. Herhâlde AB’yle olan ilişkiler ve iş birliğinin boyutu da Sayın Bakana göre böyle olumlu ve yüksekse vay hâlimize!

Her fırsatta olmayanı oldu göstermek için “Biz şöyle yaptık, böyle yaptık, siz anlamayabilirsiniz ama millet bütün bunları görüyor.” söylemine sığınan değerli vekillerimizin doğru olarak kullandıkları tek cümle budur. Evet, doğrudur, millet her şeyi görüyor, yapılanları da görüyor, gördüklerini de 2011 seçimlerine yansıtacağından şüpheniz olmasın. Yol haritanızın sonunu da ne yazık ki 2011 seçimlerinde göreceksiniz. Millet artık bundan sonrakine izin vermeyecektir.

Değerli milletvekilleri, neden AB’nin hazırladığı tüm raporlarda tek taraflı olarak Türkiye eleştiriliyor? Neden sadece Türkiye sorumlu tutuluyor? AB’yle yürütülen müzakerelerde gelinen noktaya bakıldığında, bu müzakere fasıllarının durumu incelendiğinde, burada sadece suçlunun Türkiye olmadığı çok açıkça ortadadır.

AB ilerleme raporlarına bakarak, müzakerelerde tıkanma noktasına gelmiş Türkiye'nin Avrupa’ya yaklaştığını ve Hükûmet tarafından yürütülen AB politikalarının başarılı olduğunu söylemek mümkün müdür?

Yedi yıl içinde, uluslararası verilere göre, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, kadın erkek eşitliği, azınlık hakları vesaire, Avrupa ne istiyorsa, hemen hemen ilerleme raporlarında yer alan bütün bu hususlarda, bütün uluslararası verilerde Türkiye, maalesef ileri gitmemiş, geri gitmiştir.

Şimdi, Türkiye'nin AB üyelik sürecindeki gayretlerinin tek taraflı olmaması, AB’nin taahhütlerini ve üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmesi Türkiye-AB ilişkilerinin sağlam ve sağlıklı bir zeminde ilerlemesi için şart değil midir? Bu zeminde AB-Türkiye ilişkilerini yürüten ve güçlendiren sağlam ve güçlü bir kurumsal yapı gerekli değil midir? Ancak bu amaçla kurulan ABGS’nin, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin bu görevini tam olarak yapamadığı ortadadır.

Değerli arkadaşlarım, geçen haftalarda ABGS’nin kuruluşunun 10’uncu yılı kutlandı. Bir kurum on yıldır görev yapıyor, on yılda gidilen bir arpa boyu kadar yol yok. Kuruluş amacına ulaşabilmiş midir? On yıl geçtiği hâlde hiçbir şekilde kuruluş amacına ulaşamamıştır. Gerekli koordinasyonu sağlayabilmiş midir? Hayır. Yönlendirmeleri yapabilmekte midir? Hayır.

Sayın Bakan, AB üyesi ülkelerin Türkiye’siz bir AB olamayacağının farkına vardıklarını söylemişti. Belki de bu söylemin bir devamı olarak 2010 Türkiye Raporu’nun daha olumlu olacağını beklemişti ama görmesi gereken bir gerçek var ki Avrupa Birliğinde böyle bir farkına varış maalesef hiç yok. Şimdiye kadar yayınlanmış on üç raporun da gelişmeleri son derece kısıtlı.

ABGS’ye baktığımızda ne yazık ki AB’ye neden giremediğimize bir örnek de ABGS olacak. Mesela, önceki yıl uzmanlık sınavı skandalı yaşandı. Kadrolaşmak adına yönetmelik çıkarıldığına dair bir sürü soru işareti olan, daha sonra bu konuda bu kürsüde benim ortaya attığım iddialar doğru çıkınca bu sınavı iptal etmek zorunda kalan bir kurum oldu.

Şimdi, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Kuruluş Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte tecrübeli kadrolar, üst kadrolar tasfiye edildi, geçmiş ile yeni kadroların bütünleşmeleri bir türlü sağlanamadı, verimli ve dinamik bir çalışma ortamı oluşturulamadı.

Değerli milletvekilleri, sonuçta kendi içinde yapılanmasını tamamlayamamış, ortaya koyduğu uygulamaları ve çalışmalarıyla idari olarak iyi yönetildiği konusunda kuşkulara sebep olan on yıllık bir kurumla karşı karşıyayız. ABGS’de hâlâ elemanı olmayan başkanlıklar, uzmanı olmayan birimler ve kimin nasıl yetiştireceği bilinmeyen uzman yardımcıları vardır. Türkiye'nin AB politikalarını yürütecek olan bu kurum bir uzman alımını dahi adaletli, şeffaf bir şekilde gerçekleştirememektedir. Şimdi, kendi içinde kurumsal yapılanmayı hâlâ gerçekleştirememiş olan bir kurum Türkiye'nin AB politikasına nasıl yön verecektir? AB üye ülkelerine kalabalık kadrolarla gerekli gereksiz seyahatler düzenleyerek, amaçsız yemek davetleri vererek mi bunu sağlayacaktır? Ağırlama masraflarının ABGS bütçesindeki payına lütfen bakınız. Bir bakın, bir de bir başka bakanlığın ağırlama giderlerine bakın, AB’ye nasıl gireceğimizi çok iyi görürsünüz!

Sayın milletvekilleri, vatandaşlarımızın yaşadığı yoğun ekonomik sıkıntıların sosyal bunalım ve buhranlara dönüştüğü bu süreçte halkın parasının ABGS tarafından nasıl har vurup harman savrulduğunu görmek istiyorsanız ABGS’ye gözlerinizi dikin inceleyin, nerelere ne paraların harcandığına bir bakın lütfen, eminim ki siz de hayrete düşeceksiniz. ABGS çalışanları ile ABGS’ye hizmet veren firmaların sahiplerinin hangi organik bağlar içerisinde olduğunu göreceksiniz. İstediğiniz kadar ABGS bütçesini artırın. Fakir fukaradan kesip artırdığınız bütçenin nasıl kullanıldığını, denetlenmezse, ortada bu bütçelerden beslenerek giderek zenginleşen yandaşlardan başka bir şey göremezsiniz. İyi niyetle ve titizlikle incelerseniz, büyük harcamalar yapılarak sürdürülen çalışmaların AB sürecine olumlu katkı yapmaktan çok birilerinin özel bütçelerine önemli katkılar yaptığını göreceksiniz.

Bildiğiniz gibi, Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerine başlamasından çok önce, ta 1963 Antlaşması’ndan itibaren Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin yürütülmesinde Dışişleri Bakanlığı görevlendirilmişti. Hâlen bu konularda Brüksel’de Dışişleri Bakanlığının AB Daimî Temsilciliği görev yapmaktadır. AB Daimî Temsilciliği Brüksel’de faaliyetlerini devam ettirirken, ABGS aynı görevi yapmak üzere hatırı sayılır bir bütçeyle neden bir Brüksel temsilciliği kurmaktadır. O zaman AB Daimî Temsilciliği ne yapacaktır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

89 konuşma daha · 14 Aralık 2010

89 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook