İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 77. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Seçimlerin temel hükümleri ve seçmen kütükleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:110)

Osman Özçelik

Siirt Milletvekili ·

Genel Kurul, 77. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Mart 2008 · 1.036 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Özçelik, 13 Mart 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SEÇİMLERİN TEMEL HÜKÜMLERİ VE SEÇMEN KÜTÜKLERİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:110)); konuşma 1.036 kelime.

Osman Özçelik (Siirt). “Seçimlerin temel hükümleri ve seçmen kütükleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:110)”. TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim tutanağı, 13 Mart 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2008-03-13-secimlerin-temel-hukumleri-ve-secmen-kutukleri-hakkinda-kanunda-degisi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Sayın başkan, değerli milletvekilleri; yarın 14 Mart Tıp Bayramı, bir sağlık meslek grubu mensubu olarak ben de meslektaşlarımızın tıp bayramını kutluyorum. Tıp Bayramı’ndan iki gün sonra da Halepçe katliamı, kimyasal silahlarla binlerce Kürt’ün katledildiği Halepçe katliamı. Bu vesileyle, tüm kimyasal silahları, kitle imha silahlarını üretenleri ve kullananları protesto ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 110 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

(x) 110 S. Sayılı Basmayazı 27/02/2008 tarihli 70’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Demokrasi, halkın bizzat kendisini yönetmesi olarak kabul edilir. Giderek artan nüfus karşısında ülke yönetiminin halkın bizzat kendisi tarafından doğrudan yönetimini olanaksız kılması üzerine, temsilî demokrasi kavramının sosyolojik bir olgu olarak toplumsal yaşamda yer almasına neden olmuştur. Temsilî demokrasi, seçim kavramını gündeme getirmiş ve seçim hukuku toplumsal yaşamda özgün bir yer almıştır.

Gelişmiş demokratik ülkeler seçim hukukunda seçmenler ve temsilciler açısından eşitlikçi ve adaletli olmaya özen gösterirken, seçimlerin serbest, eşit ve özgür bir şekilde yapılmasının koşullarını yaratma ve bu sınırları genişletme konusunda büyük bir çaba sarf etmektedirler. Demokratik ülkeler temsilde adalet, yönetimde istikrar dengesini titizlikle sağlamaya çalışırlar. Yine demokratik ülkelerde katılımcı demokrasi gereği tüm siyasi düşüncelerin açıkça ifade edilebilmesi ve örgütlenmesine olanak sağlanmakta, toplumun tüm kesimlerinin en yaygın biçimde yönetime katılımını sağlayıcı önlemler alınmaktadır.

Siyasi düşüncenin en üst boyutta örgütlenmesi siyasi parti örgütlenmesidir. Temel hukuk kuralları çerçevesinde kalmak ve şiddet unsuruna yer vermemek üzere siyasi partiler bir etnik yapıya, bir inanç grubuna, bir toplumsal kategoriye, bir felsefi görüşe dayalı olarak ve ideolojik olarak kurulabilirler. Siyasi partiler demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurları olarak kabul edilirler. Yasal, demokratik siyasi partilerin temel hedefi, programlarında belirttiği ve kamuoyuna açıkladıkları dünya görüşleri ve yönetimdeki öncelikleri doğrultusunda ülke yönetiminde söz sahibi olurlar. Siyasi partileri ve kadrolarını bağlayan, program, tüzük ve kamuoyuna açıkladıkları görüşleridir. Ne kişiler ne de siyasi partiler, niyetleri sorgulanarak demokratik yaşamdan ve ülke yönetiminden uzak tutulamazlar.

Gerek ekonomik açıdan gerekse geliştirilen demokratik kazanımlar açısından geri kalmış ülkelerde başta etnik sorunlar olmak üzere, inanç sorunu, sınıflar arası çelişkiler sorunu, bölgeler arası kalkınmadaki dengesizlik, gelir dağılımındaki haksız ve ölçüsüz paylaşım gibi temel sorunlar yanında, vatandaşların eğitim, sağlık, konut, iş güvencesi gibi sorunları çözümsüz kalmakta, toplumsal barış ve huzur büyük bir istikrarsızlık göstermektedir. Yani kalkınmanın temel dinamiği demokratikleşmedir.

Antidemokratik yönetimlerde farklı düşünce ve bu düşüncelerin örgütlenmesi zararlı akımlar olarak görülür. Özgürce örgütlenemeyen düşünce yeraltına iner. Özgürlüğün bulunmadığı ve şiddet uygulanarak düşüncenin bastırıldığı ortamlarda karşı şiddet doğar. Antidemokratik yönetimler şiddeti gerekçe göstererek hak ve özgürlükleri kısma konusunda bir gerekçe bulmuş olurlar. Antidemokratik yönetimlerde yine, yönetimce kontrol edilebilir bir şiddet, düzeni sürdürmelerine olanak sağlayan bir araç olarak görülür ve âdeta teşvik edilir. Bu nedenle, toplumsal barışın sağlanması için sunulan demokratik çözüm önerilerine kendilerini kapalı tutarlar. Bu tür ülkelerde sistemden beslenen partiler de sistemin devamından yana her türlü çabayı gösterirken, hak ve özgürlüklerin korunup geliştirilmesinden, toplumsal sorunların demokratik yollardan çözümünden yana olan siyasi partiler ve sivil kuruluşlar arasında büyük bir çatışma vardır; bu çatışma, statükonun devamından yana olanlarla, değişim, dönüşümden yana olanlar arasındadır. Ne yazık ki, Türkiye’de, kuruluşundan günümüze kadar bu çatışmalı süreç yaşanıyor, gelişmiş demokratik bir düzene ne yazık ki henüz ulaşılamadı.

Demokratikleşme çabalarının önündeki en büyük engel, askerî vesayetler, askerî darbeler ve bu darbelerle oluşturulan sistemin yarattığı bilinç çarpıtmasıdır. Ülke, üç askerî darbe, birçok darbe girişimi ve muhtırayla karşılaştı. Askerî darbelerin en ağırı 12 Eylül darbesidir. Topluma baskı uygulanarak bir anayasa kabul ettirildi, antidemokratik anayasanın kısıtlayıcı hükümleri tüm hukuk sistemine yerleştirildi, tüm hukuk sitemine işlendi. İşte bugün bir köşesinden düzeltmeye çalıştığımız seçim mevzuatı, bu dönemin ürünüdür. Anayasa tümden değiştirilmeden, evrensel hukuk ilkelerine uyumlu, sivil, demokratik bir anayasa hazırlanmadan, hukuk sisteminde yapılacak kısmi düzenlemelerle demokratik bir ülke yaratılamayacağı açıktır.

Seçim mevzuatı, antidemokratik hükümlerle donatılıdır. Temsilde adalet, yüzde 10 genel seçim barajıyla engellenmektedir. Bugün, Avrupa Birliğine üye ve aday olan ülkeler arasında seçim barajı en yüksek olan ülke Türkiye’dir. Fransa’da, Hollanda’da, İrlanda’da, İngiltere’de, İspanya’da, Portekiz’de, Finlandiya’da, Malta’da, Kıbrıs Rum Kesimi’nde seçim barajı yoktur, sıfırdır; Danimarka’da yüzde 2, Yunanistan’da yüzde 3’tür; bazı ülkelerde yüzde 4 ve 5 oranını aşmamaktadır, en yüksek baraj, Almanya’da yüzde 5’tir. Ancak Almanya’da dar bölge seçim sistemi uygulandığından, ülke 299 dar seçim bölgesine ayrılmış ve Federal Parlamentonun 598 üyesinden 299’u dar bölgelerden -her bölgeden 1 milletvekili seçilmek üzere- seçilmekte, diğer 299 üye de genel listeden, her siyasi partinin aldığı oy oranında parti listelerinden seçilmektedir. Eğer bir siyasi parti dar bölgelerin üçünde birinci parti olmuş ve 3 milletvekili kazanabilmişse -yüzde 5 barajını aşmamış olsa bile- baraj dikkate alınmamakta ve 3 kişi seçilebilmektedir.

Türkiye’de yüksek seçim barajının Kürt sorunu bağlamında ele alındığı ve Kürtlerin kendi kimlikleriyle Parlamentoda temsilini engellemeye yönelik olduğu gizlenmiyor artık. Yüksek orandaki seçim barajıyla Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 25’inci maddesi ihlal edilmektedir. Muhalefette iken seçim barajının kaldırılması veya makul seviyelere indirilmesi için çaba gösteren siyasi partiler, parlamentoya geldikten sonra bu taleplerinden vazgeçmektedirler.

Partimiz Demokrat Toplum Partisi, genel ülke barajı nedeniyle 22 Temmuz seçimlerine bağımsız adaylarla katılmak zorunda kalmış, temsilimizin asgari düzeyde gerçekleşmesi için yapılan yasal değişiklikler ve tüm engellemelere rağmen Parlamentoda bir grup kuracak kadar halk desteği bulmuştur. Yaklaşık sekiz aydan beri Parlamento çalışmalarına, yasama faaliyetlerine katılıyoruz. Yapıcı, demokratik muhalefetimizi büyük bir sorumlulukla yerine getiriyoruz. Partimiz, yıllardır dili, kültürü, tarihi ve nihayet varlığı inkâr edilen Kürt halkının, ezilen, sömürülen, baskı altında tutulan emekçiler ve diğer toplumsal kategorilerin, farklı inanç gruplarının, Alevilerin, samimi, gerçek Müslümanların ve diğer azınlıkların sorunlarına çözüm arayan ve onların sözcülüğünü yapmaya çalışan bir partidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun, konuşmanızı tamamlayınız.

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla)Partimiz, mevcut statükoya karşı değişim ve dönüşümden yana tüm muhalefet dinamikleriyle yakın dostluk ve demokratik iş birliği içinde, toplumsal muhalefetin en kitlesel gücü konumundadır. Toplumsal, tarihsel gerçekliğe aykırı oluşturulan resmî söylemi ve ezberleri bozan bir partiyiz. Kokuşmuşun, köhnemişin, çürümüş değerlerin, uluslararası hiçbir itibarı ve değeri kalmamış resmî söylemin karşısında yeniyi, çağdaşı, moderni temsil ediyoruz. Şimşekleri üzerimize çekmemizin nedeni budur. Statükocuların nefretini kazanma pahasına, bedeller ödeme pahasına yeniyi ve doğruyu savunuyoruz, savunmaya devam edeceğiz. Bu nedenle partilerimiz kapatılmakta, bu nedenle partilerimizin Parlamentoda temsilini engelleyici yasal hükümler yürürlükte tutulmaktadır.

Sevgili milletvekilleri, yurt dışı seçmenlerin oy kullanabilmelerini sağlayıcı yasal düzenlemeyi olumlu bulmakla birlikte yetersiz buluyoruz. Biz, değişiklik önergelerimizle, önerilerimizle yasanın güçlenmesi çabası içinde olacağız. Değişikliklerin yapılması durumunda tabii ki yasayı destekleyeceğiz. Umarım iyi bir yasa oluşur. Hayırlı uğurlu olsun diyorum şimdiden. Teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

39 konuşma daha · 13 Mart 2008

39 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook