2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)
Siirt Milletvekili ·
Genel Kurul, 34. Birleşim · 3. yasama yılı · 22 Aralık 2008 · 1.662 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Özçelik, 22 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.662 kelime.
Osman Özçelik (Siirt). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2008-12-22-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sağlık Bakanlığı bütçe tasarısı üzerine Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sağlık kavramının bilimsel tanımı yapılmadan tüm boyutlarıyla konuyu kavramının mümkün olmadığını düşünerek, çok tekrarlanıyor olsa da, Dünya Sağlık Teşkilatının sağlık tarifini yapmak gerekiyor.
Sağlık, fiziksel, zihinsel ve sosyal tam iyilik hâli olarak tanımlanmaktadır. Her devlet vatandaşının sağlığını korumakla görevlidir. Sağlıklı yaşam vazgeçilmez temel insan hakları arasında sayılmaktadır. Devlet, koruyucu sağlık hizmetleri konusunda önlem almak ve fiziksel rahatsızlıkların önüne geçmek zorundadır. Hastalığın ortaya çıkması hâlinde de hastalığın teşhisi, tedavisi ve hastanın rehabilitasyonu tüm aşamalarda devletin ücretsiz sağlamak zorunda olduğu görevlerdendir.
Devlet, vatandaşlarının ruh sağlığını da korumak zorundadır. Vatandaş, üyesi olduğu devlete tam bir güven duygusu içinde olmalı, haksızlığa uğramayacağı, kendisinin kandırılmadığı, kendisine yalan söylenmediğinden emin olmalıdır. Çalışması ve başarısı oranında takdir edileceğinden herhangi bir kuşku duymamalıdır vatandaş.
Devlet, vatandaşına iş güvencesi, temiz bir çevre, yaşanılabilir bir konut, mümkün olan en üst düzeyde eğitim olanağı, fırsat eşitliği, kültürel, bilimsel, sanatsal, sportif etkinliklere katılma ve bu tür etkinliklerden yararlanma hakkı, yasalar karşısında eşitlik, düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme ve yönetime katılma haklarını vatandaşına sağlamak zorundadır. Cinsler, sınıflar ve bölgeler arasında ayrım yapılmamalıdır yani devlet sosyal devlet olmak zorundadır. Sağlık ve eğitim hizmetleri tamamen ücretsiz olmalıdır. Ülkelerin gelişmişliği, devletin sosyal devlet olma düzeyiyle ölçülmektedir. Sosyal devletin vatandaşları fiziksel, ruhsal ve sosyal tam iyilik hâlinde olurlar ve ancak bu koşulların hazırlanmış olması hâlinde sağlıklı bir toplumdan söz edilebilir. Devlet, sadece çok parası olanın değil, gelir durumu ne olursa olsun her yurttaşın doğumdan ölüme kadar gerek koruyucu sağlık gerek tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerine anında ulaşabilmeleri ve eşit olarak yararlanabilmelerini sağlayıcı önlemleri almak zorundadır.
Sağlık, yani yaşam, alınıp satılabilen bir ticari meta olarak algılanamaz. Sağlık hizmetlerinin ticari anlayışla ve kâr amaçlı sağlık işletmeleri aracılığıyla yürütülmesi son derece tehlikeli ve kötü kullanıma açıktır.
Sağlık hizmetlerinin tümünün devlet eliyle yürütülmesi, sağlıkta özel sektörün dışlanması gibi bir görüşe sahip değiliz. Burada vurgulamak istediğimiz, dar gelirli ve yoksulların sağlık olanaklarında güvencesiz kalmamasıdır.
Türkiye'de, birçok konuda olduğu gibi sağlık hizmetlerinde bölgeler ve iller arası dengesizlikler, eşitsizlikler mevcuttur. 2007 yılına göre her 100 bin nüfusa düşen hasta/yatak sayısına ilişkin birkaç örnek vermek istiyorum. Örneklerimizin bir bölümü Karadeniz, Orta Anadolu, Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi’ndeki illerden seçmelerden oluşmaktadır. Örneğin İzmir’de her 100 bin kişiye 302 yatak, Manisa’da 282 yatak -her 100 bin kişiye- Afyon’da 337, Uşak’ta 278, Eskişehir’de 391, Bolu’da 453, Ankara’da 359, Antalya’da 336, Isparta’da 735, Kayseri’de 307, Zonguldak’ta 348, Trabzon’da 398, Rize’de 330, Artvin’de 410 olarak görünüyor. Türkiye'nin doğu ve güneydoğu illerinde bu oranlar neredeyse üçte 1’e inmekte. Bakın, Bingöl’de 171, Tunceli’de 179, Van’da 161, Muş’ta 161, Hakkâri’de 83, Bitlis’te 145, Adıyaman’da 147, Kilis’te 160, Şanlıurfa’da 123, Diyarbakır’da 223, Mardin’de 80, Batman’da 186, Şırnak’ta 75, Siirt’te 145. Bölgeler arasındaki dengesizliğe işaret eden rakamlar bunlar, neredeyse üçte 1.
Aynı illerde uzman hekim sayıları, 2006 yılına göre, aşağıdaki gibidir: İzmir’de 4.722 iken -diyelim- Bingöl’de 84, Manisa’da 1.620 iken Tunceli’de 41; Afyon’da ve Van’da eşitlik var, 374; Uşak’ta 142, Muş’ta 110; Eskişehir’de 900, Hakkâri’de 78; Bolu’da 217, Bitlis’te 95; Ankara’da 8.021, Adıyaman’da 203; Antalya’da 1.848, Kilis’te 46; Isparta’da 444, Şanlıurfa’da 450; Kayseri’de 1.582, Diyarbakır’da 813; Zonguldak’ta 589, Mardin’de 176 -bunlar rastgele seçilmiş iller- Erzurum’da 755, Ağrı’da 158; Edirne’de 425, Iğdır’da 56. Uzman hekim sayıları bakımından iller arasında ve bölgeler arasında yine en az üçte 1 oranında bir fark var yani 1’e 3 veya 3’e 1.
Verdiğimiz bu tablolar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, diğer kalkınmışlık kriterlerine benzer şekilde, sağlık alanında da çok açık bir geri bırakılmışlığı göstermektedir.
Yeşil kart dağılımına ilişkin kimi verilere de değinmek istiyorum. Bilindiği gibi yeşil kart, hiçbir sosyal güvenlik kurumunun şemsiyesi altında bulunmayan ve aylık geliri ve aile içi geliri asgari ücretin -sigorta primi ve vergiler düşüldükten sonra geriye kalan bölümün- üçte 1’inden az olan yurttaşlara verilmektedir. Halk arasında “sefalet belgesi” olarak adlandırılan yeşil kartın, doğu ve güneydoğu illerindeki sayıları şöyledir: Bingöl’de 134.888, Bitlis’te 167.434, Tunceli’de 22.288, Van’da 495.752, Muş’ta 178.080, Hakkâri’de 135.961, Adıyaman’da 253.326, Şanlıurfa’da 592.669, Diyarbakır’da 518.782, Mardin’de 312.951, Batman’da 219.347, Şırnak’ta 194.846, Siirt’te 130.943, Ağrı’da 303.631, Iğdır’da 68.063, Kars’ta 104.442. Neredeyse Türkiye’de dağıtılan tüm yeşil kartların yarısını, bu on iki, on üç ilimizin toplamı kapsamaktadır. Bu neye işaret ediyor? Bu sayılar kimi illerde il nüfusunun yüzde 50’sine tekabül etmekte. Örneğin Van’da, Şanlıurfa’da ve Diyarbakır’da neredeyse yeşil kartlı insan sayısı nüfusun yarısı kadar. Kimi illerde, -en az, en düşük iller- bu saydığım iller arasında nüfusun yüzde 30’una en azından tekabül ediyor. Bu, Türkiye ortalamasının yaklaşık 5 katı kadardır.
Batı illerinde yeşil kart sahibi yoksulların büyük bir bölümünün de batıya göç etmiş bölge insanlarından oluştuğu da ayrı bir gerçektir. Yani İstanbul’daki yeşil kartlı da, Edirne’deki yeşil kartlı da, Ankara ve İzmir’deki yeşil kartlıların da bir bölümü veya belki de çoğunluğu -bunun henüz istatistiği yok elimizde- bölgeden göç eden insanlara ait.
Yeşil kart dağıtımında mülki amirler keyfî davranmakta, korucu ve iktidar, düzen yanlısı kişilere yasal koşulları uygun olmadığı hâlde yeşil kart verilmekte, yoksul olmasına karşın muhalif olduğu bilinen kişilerin yeşil kart talepleri geri çevrilmektedir. Partimiz Demokratik Toplum Partisinin tüm eylem ve etkinliklerinde polis, neredeyse tek tek katılımcıları kamerayla tespit ediyor, katılımcıların yeşil kartlarının iptal edilmesi için çaba sarf ediyor. Çoğu zaman etkinliklerimize katılanların yeşil kartları iptal edilmektedir. Buna karşın, eczaneme -eczacıyım, eczanem var- lüks arabalarıyla gelip yeşil kartlarıyla ilaç alan iktidar yanlısı yüzlerce insana tanık oldum.
Bugün Radikal gazetesinde yayınlanan bir araştırma “Eğitim hizmeti Kürtlere uzak, haneler kalabalık, gelir az ve işsizlik yüksek” başlığıyla verilerek “Türkiye'nin modernizasyon sürecinde Kürtler çok geri kalmış durumda.” denmektedir. Bugünkü gazetenin araştırması yayınlandı. Kürtlerde işsizlik yüzde 29,6; yani her 3 kişinden 1’i işsiz. Yine her 3 Kürtten 1’i sosyal güvenlikten yoksun.
AKİF AKKUŞ (Mersin)Yani güneydoğuda demek istiyorsunuz değil mi?
OSMAN ÖZÇELİK (Devamla)Bu araştırmanın dilini konuşuyorum.
Kürtlerin yüzde 52’sinin ciddi şekilde yoksulluk içinde olduğu tespit edilmiş. Bugün Radikal gazetesinde yayınlanan veriler.
Türkiye petrol, elektrik, tarımsal ürün ve ağır iş gücü ihtiyacının yaklaşık yüzde 30’unu karşılayan bölgenin ve bölge insanlarının sefaletinin nedenini kim, nasıl açıklayabilir? Bunun adı “ayrımcılık”tır, bunun adı “bölücülük”tür. Diyarbakır Tabip Odası ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) yaptıkları ortak açıklamalarda, bölge insanlarına gerçek bir sağlık hizmetinin verilebilmesi için öncelikli olarak sağlık personeli ile hastalar arasında sağlıklı bir iletişimin kurulabilmesini şart olarak belirtmekte, bunun için iletişimde bölge halkının dili olan Kürtçenin önündeki engellerin kaldırılmasını istemektedir. Biz bölge milletvekillerinin burada, Parlamento kürsüsünde kimi zaman kullandığımız Kürtçe sözcük ve cümleler bile tutanaklara “bilinmeyen dil” olarak geçmektedir. Bu koşullarda kendimizi eşit haklara sahip yurttaşlar olarak görmemiz mümkün değil. Eksiksiz, eşit haklara sahip yurttaşlar olma mücadelemiz eksiksiz bir demokrasi tesis edilinceye kadar devam edecektir.
Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin sağlık politikalarından muzdarip olanlar sadece bölgemiz insanları değil. Türk Tabipler Birliği Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sağlık hizmetlerini paralı hâle getirdiğini, programın yoksul insanları değil sermayeyi koruduğunu ifade etmektedir. Türk Tabipler Birliği, hekimler dâhil sağlık alanında çalışanlar için, kamu veya özel bütün çalışma alanlarında işten çıkarılmalarından, ücretlerinin azaltılması hatta ödenmemesi uygulamalarından yakınmakta, özelde çalışan meslektaşlarının güvenceli sözleşmelere kavuşturulmasını talep etmektedirler.
Türk Tabipler Birliği, sağlık alanında çalışanların çalışma koşullarının düzeltilmesini, maruz kalınan risklerin önlenmesini ve daha sağlıklı koşullarda çalışabilmek için iş yeri sağlık birimlerinin kurulmasını ve işlerliğinin sağlanmasını belirtmektedirler.
Sayın milletvekilleri, sağlık politikalarından en muzdarip sağlık meslek mensuplarının başında meslektaşlarım eczacılar gelmektedir. Bir ilaç ve sağlık danışmanı olarak eczacının rolünü bir tedarikçi olarak sınırlamaya çalışan, eczacılık hizmeti vermeyi zorlaştıran ve binlerce eczaneyi kapanma noktasına getiren yasal ve ekonomik düzenlemeler eczacıyı dayanma noktasının sınırına getirmiştir.
Eczacılar halka en yakın sağlık çalışanı, eczaneler ise vatandaşların ücretsiz danışmanlık hizmeti alabileceği merkezlerdir. Eczacıların ilaç danışmanlığı dışında birinci basamak sağlık hizmetlerindeki işlevleri çok boyutludur. Bunu görmezden gelen Hükûmet ve Sağlık Bakanlığı eczacıyı “Artık yeter!” deme noktasına getirmiş ve 21 Aralık 2008 günü, dün, eczacı, eczane çalışanı ve eczacılık fakültesi öğrencilerinden oluşan 30 binden fazla bir kitleyle Ankara’da “Artık yeter!” mitingi düzenlediler.
Talepler ve şikâyetler özetle şöyle:
İlaç şirketlerinin devlete yaptığı kamu kurum iskontolarının perakende satış fiyatı üzerinden ve eczaneler kanalıyla yapılması eczanelerin ekonomik kayba uğramalarına neden olmakta, eczacıyı kendisiyle ilgisi olmayan bir işlemi yapmak zorunda bırakmaktadır. Maliye Bakanlığı ve Türk Eczacılar Birliği arasında yapılan protokole göre bu duruma son verilmesi kararlaştırılmışken uygulama hâlâ devam etmektedir.
Kamu ve özel hastanelerde muayene ücretleri kademeli olarak artırılmış ve muayene ücreti verecek kişilerin kapsamı genişletilmiştir, muayene ücretlerinin eczaneler tarafından tahsil edilmesi gibi anlaşılmaz bir uygulama başlatılmıştır. Eczacılar, devletin tahsildarları değildir, böyle bir eğitim almadılar, Sağlık Bakanlığının tahsildarlığını yapma gibi bir görevleri yok. Sağlık hizmetlerinin bedava olduğu propagandası yapıldığından vatandaş eczaneye bu ödemeyi yapmak istemiyor. Eczacı ve vatandaş karşı karşıya getiriliyor. Aynı sorun vatandaştan alınacak ilaç katılım paylarında da yaşanmakta. Uygulamaya kesinlikle son verilmelidir.
Sosyal güvenlik kurumları ile sözleşmeli eczanelerin kuruma teslim ettikleri fatura bedellerinin bir bölümünün avans olarak, diğer bölümünün daha sonraki bir tarihte verilmesi eczaneleri iflasa sürüklemektedir. Yeşil kart ve konsolide bütçe uygulamasına tabi kurumlara ait ilaç faturalarının sözleşmeyle belirlenen sürelerden çok daha geç ödenmesi eczanelerin firmalara karşı ödeme dengelerini altüst etmekte, eczacılar gecikme faizi ödemek zorunda kalarak zarar etmektedirler. İlaç Fiyat Kararnamesi değiştirilerek ilaç fiyat değişikliklerinden eczacıların zarar görmeleri önlenmelidir. Zaman zaman ilaç fiyatlarında düşüşler oluyor; kamu yararına, halk yararına olduğunu, doğru olduğunu da kabul ediyoruz. Ancak, eczacı, pahalıya aldığı ilacı ucuza vermek gibi, düşen fiyat karşısında ucuza vermek gibi bir durumla karşı karşıya kalıyor, zaten kısıtlı olan kâr oranı böylece erimiş oluyor.
Eczacılara karşıladıkları her reçete için belli bir oranda meslek hakkı ödenmelidir. Eczacı, aldığı eğitimle, ortaya koyduğu sermayesiyle ve emeğiyle sağlık hizmeti veren bir kişidir. Burada sadece ilacın alış ve satış fiyatı üzerinden eczaneye bırakılan iskonto eczanenin masraflarını karşılayamaz oranlardadır. Bu nedenle, bütün mesleklerde olduğu gibi, eczacılara da ayrıca bir meslek hakkı, bu hizmet karşılığı hakkın ödenmesi Türk Eczacılar Birliğinin ve tüm eczacıların talebidir.
Eczacıların bu son derece haklı ve makul taleplerini demokratik ve kitlesel bir tarzda dile getirdikleri mitinge, aynı sorunları yaşayan AKP’nin eczacı milletvekillerinin katılmamış olması eczacıları üzmüştür. AKP milletvekillerinin nasıl bir hiyerarşik baskı altında tutulduklarını görmek bakımından anlamlı olduğuna inanıyorum. Aynı meslektaşlarımla benzer sorunları paylaşıyoruz, aynı sorunları dile getiriyoruz ancak on binlerce eczacının katıldığı ve kendi sorunlarını dile getirdiği bir mitinge bir tek AKP’li eczacı milletvekili katılamıyor. Neden? Padişahlık sistemi var da ondan.
Hepinize bedensel, zihinsel ve sosyal tam iyilik hâli diliyorum.
Saygılarımla. (DTP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
74 konuşma daha · 22 Aralık 2008