İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında
Siirt Milletvekili ·
Genel Kurul, 56. Birleşim · 4. yasama yılı · 3 Şubat 2010 · 888 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Özçelik, 3 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İÇTÜZÜĞÜN 19 UNCU MADDESİNE GÖRE GRUP ÖNERİLERİ HAKKINDA); konuşma 888 kelime.
Osman Özçelik (Siirt). “İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 3 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-02-03-ictuzugun-19-uncu-maddesine-gore-grup-onerileri-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekili arkadaşlar, partimizin JİTEM, Doğu, Güneydoğu Bölgesi’nde yaşanan faili meçhul cinayetler, kayıplar konusunda Meclis araştırma önergesinin lehine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği gibi, Türkiye, son otuz yıldır çok ciddi çatışmalı bir ortam yaşamaktadır. Sorunun özü teşhis edilmediğinden, sorun bir güvenlik sorunu olarak algılanmış ve sorunun çözümü de hep güvenlik çerçevesinde aranmış, demokratikleşme, insan haklarına dayalı, hukukun üstünlüğüne dayalı gelişmiş bir demokrasiyle sorunun çözülebileceği, barışçıl yollardan sorunun çözülebileceği konusunda herhangi bir girişim yapılmamıştır. Bu nedenle olağanüstü hâl, bu nedenle Terörle Mücadele Yüksek Kurulu, Millî Güvenlik Kurulu, şimdi de Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, özel tim, Hizbullah, Hizbi Kontra, halkın Hizbi Kontra dediği Hizbullah ve JİTEM gibi şiddete dayalı çözüm önerileri peşinde koşulmuştur.
Türkiye'de son otuz yılda binlerce faili meçhul cinayet işlenmiş, resmî kayıtlarda 17 bin faili meçhul cinayet olduğu mevcut. Binlerce köy yakılmış, yıkılmış, insanlar köylerini terke mecbur kalmışlar.
Günün hükûmetleri, günün anlayışı, yasal yollarla mücadelenin sürdürülmesi, hukuka bağlı kalarak bu mücadelenin sürdürülmesi ve PKK’yle başa çıkılmasının zor olduğu, hatta mümkün olmadığını düşünerek hukuk dışı yollara başvurmanın gereği üzerinde durmuşlar; nasıl ki PKK hukuk dışı bir sistem ise, bir yapı ise, o hâlde devlet de hukuk dışı bir yapı oluştursun ve bu hukuk dışı yapılar birbirleriyle çatışsın gibi çok yanlış, çok vahim bir düşünce geliştirmiş ve JİTEM (Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele) adı altında bir kuruluş, bir organ teşkil etmiştir. Bunun kurucusu, herkesin bildiği gibi, Binbaşı Cem Ersever’dir. Daha sonra, bugün Ergenekon davasının en önemli sanıklarından General Veli Küçük, jandarma istihbaratı JİTEM’i organize etmiş, yönlendirmiş ve bu yolla çok sayıda faili meçhul cinayetler işlenmiş, çok sayıda kanun dışı işler yapılmış. İşte bu nedenle, bugün, jandarma “JİTEM diye bir kuruluşumuz yok.” diyor, buna sahip çıkma cesaretini göstermiyor çünkü biliyor ki JİTEM yasa dışıdır, hukuk dışıdır, çok korkunç cinayetler işlemiştir, faili meçhul cinayetlere imza atmıştır, korku salmıştır, tam bir terörist örgüt gibi davranmıştır, halkı sindirme çalışmaları yapmıştır; bu nedenle sahip çıkamıyor, “Yok.” diyor.
Oysa, PKK itirafçılarının JİTEM’e alındığı, bordrolu devlet memuru yapıldığı, maaş ödendiği ve operasyonlarda kullanıldığı… Bunların bir bölümü daha sonra pişman olarak, pişmanlığın pişmanlığı üzerine JİTEM’i deşifre etmişler ve bunların en önemli isimlerinden biri Abdülkadir Aygan’dır. Abdülkadir Aygan, şu anda İsveç’te yaşıyor, basın organlarına demeçler veriyor, “Şurada, şu adreste, şu noktada falanca kişiyi aldık, öldürdük, asit kuyusuna attık; falanca yerde falanca kişiyi öldürdük, gömdük.” diyor. Orada yapılan araştırmalarla bu bilgilerin doğruluğu ortaya çıkıyor.
Bu JİTEM’in araştırılması lazım ve bu kara lekenin, Türkiye Cumhuriyeti devleti üzerindeki bu kara lekenin bütünüyle temizlenmesi lazım.
“Kardeşlik” diyoruz, “Kardeşlik Projesi” diyoruz. Çok hoş geliyor kulağa. Geçen gün Sayın Ahmet Altan diyor ki: “Bizim ihtiyacımız kardeşlik değil, ihtiyacımız eşitliktir.” Her kardeşlik eşitliği sağlamıyor. Türkiye Cumhuriyeti öncesinde Osmanlı döneminde kardeşin kardeşi nasıl boğduğu, kardeşin kardeşi nasıl öldürdüğü, yok ettiğinin tarihte yüzlerce örneği var. Yani kardeş olmak yetmiyor. Kardeşlik eşitliği getirmiyor. Eşit olalım önce. Eşitlik kardeşliği getirebilir. Eşitliği sağlayalım. Eşitlik, hukukun üstünlüğüne dayalı gerçek demokratik bir sistemle mümkündür. O nedenle, herkesin eksiksiz bir demokrasi için mücadele etmesi gerekir. Barış ve Demokrasi Partisinin de, asıl partimize güç veren anlayış da barışı, demokrasiyi, eksiksiz bir demokrasiyi yerleştirmektir.
JİTEM jandarma teşkilatına bağlı. Türkiye’de 280 bin jandarma personeli var. İç güvenliği sağlamak üzere oluşturulmuş bu kurumun aslında İçişleri Bakanına bağlı olması gerekiyor, sivil bir inisiyatife bağlı olması gerekiyor ve görünürde de öyle görünüyor ama hiç öyle değil. Bu personelin, 280 bin personelin terfi sistemi, eğitimi ve diğer tüm işlemleri Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı, Jandarma Komutanlığına bağlı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin hiyerarşisine bağlıdır.
Sivil otoriteye bağlı olması gerekirken hiçbir Hükûmet buna el atmıyor, jandarmanın mutlaka, bütünüyle İçişleri Bakanlığının yönetiminde, güdümünde olması gerektiğini yaşama geçirmiyor. Jandarma Teşkilat Kanunu yeniden ele alınmıyor, hep rafta bırakılıyor.
Faili meçhul cinayetler mutlaka aydınlatılmalıdır. Tarihimizle, geçmişimizle yüzleşmeliyiz. Bu yüzleşmeyi sağlamadan barışı, kardeşliği, eşitliği sağlayamayız, birbirimize sevgiyle yaklaşamayız, bu yarayla kardeşliği sağlayamayız. Yarayı gelin tedavi edelim. Lütfen, Meclisin böyle tarihî bir görevi var. Meclisin inisiyatif alması lazım, vesayetten kurtulması lazım. Bu Meclis askerî vesayet altında, hatta sivil bürokrasinin vesayeti altında demokrasiyi geliştiremez, bu halka huzur, refah, kalkınma sağlayamaz. Bu dönem, gerek Hükûmetin sayısal çoğunluğu gerek muhalefetin desteği, Meclisin kişilikli, bu ülkenin kaderinin tayininde, bu ülkenin yönetiminde gerçek söz sahibi olmasını sağlayabilir. Şeye karar vermemiz lazım: Bir güvenlik devleti mi olacağız, bir hukuk devleti mi olacağız; yani, egemenlik kayıtsız şartsız milletin mi olacak, egemenlik sivil-asker bürokrasinin mi olacak? Bu tercihi yapmak zorundayız.
Milletvekilinin dokunulmazlığı çoğu zaman ihlal edilebiliyor ama üst düzey bürokrasiye hiç kimse dokunamıyor. Meclis komisyonlarının ifadeye çağırdığı kimi askerler Meclisi takmıyor, gelip ifade vermiyor; bunu yaşadık, Susurluk araştırmalarında yaşadık. Böyle olmaz, bu Meclisin halkın kendisine verdiği yetkiye sahip çıkması lazım. Bu ülkenin demokratikleşmesinin önündeki temel engellerden bir tanesi askerî ve sivil vesayettir, bürokrasinin vesayetidir; bunun kaldırılması lazım. Zamanımız çok fazla olmadığı için, daha fazla konuşmak isterdim ama…
Bakın, Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Akın Birdal Adalet Bakanlığına soru önergesi verdi. 12 Eylül 1980’den bu yana kaç kişi kayıp? Bu kayıpların sayısını bilmemiz lazım. Bu kayıpların kaç kişisi siyasi nedenlerle kaybedilmiştir? Kayıp kişiler konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince Türkiye aleyhine verilmiş kaç karar vardır? Dünya birincisiyiz bu konuda. Kayıplar konusunda şu anda AİHM’de süren kaç dava var? Dünya birincisiyiz bu konuda. Bu davalar sonucunda devletin ödemek zorunda kaldığı tazminat ne kadardır? Öğrenmek istiyoruz çünkü dünya birincisi olduğumuzu biliyoruz. Bu ayıp, bu ayıbı kimsenin yaşatmaya hakkı yok ve çok basit, çok basit bir kararla, Meclisin kararıyla bunlardan kurtulmamız mümkün, demokrasiye sahip çıkmakla bu yükten kurtulmamız mümkün.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
34 konuşma daha · 3 Şubat 2010