Kamu düzeni ve güvenliği müsteşarlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.383)
Siirt Milletvekili ·
Genel Kurul, 57. Birleşim · 4. yasama yılı · 4 Şubat 2010 · 906 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Özçelik, 4 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.383)); konuşma 906 kelime.
Osman Özçelik (Siirt). “Kamu düzeni ve güvenliği müsteşarlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.383)”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 4 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-02-04-kamu-duzeni-ve-guvenligi-mustesarliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkind (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü hakkında Barış ve Demokrasi Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sorun şu: Türkiye Cumhuriyeti devleti bir güvenlik devleti mi olacak, bir hukuk devleti mi olacak? Karar vermemiz gereken nokta bu.
Güvenlik devletlerinin çeşitli isimleri var: “Polis devleti, militarist devlet, faşist devlet.” Ama hukuk devletinin bir tek adı var: “Demokratik, laik, insan haklarına dayalı, hukukun üstünlüğüne dayalı ve demokratik parlamenter sistemi esas alan hukuk devleti.” Bir tek tanımı var.
Türkiye Cumhuriyeti devleti Anayasası bir hukuk devletinden söz eder, her iktidar da bir hukuk devleti inşa etmek için uğraştığını söyler ama bir türlü gerçek bir hukuk devleti kurulamaz, inşa edilemez. Hukuk devleti halkın hür iradesiyle oluşan parlamento eliyle ancak inşa edilebilir. Hür irade, demokratik, eşitlikçi, özgür ortamlardaki seçimlerle ortaya çıkabilir.
Askerî darbe anayasasının seçim yasaları hür iradenin ortaya çıkmasını engellemektedir. Bu koşullarda ortaya çıkan Parlamento askerî vesayet altında ve ne yazık ki seçilmişlerin bir kısmı bundan herhangi bir rahatsızlık duymamaktadır. Seçilmişlerin bir bölümü askerden daha çok militarist anlayışta, bir bölümünü tereddütler yönlendirmekte, bir bölümü de iktidarı paylaşma, iktidar olanaklarını kaybetmeme adına uzlaşı yolunu seçmektedir. AK PARTİ son kategoridendir. Askerî vesayeti benimsediğinden değil AK PARTİ, içselleştirilmiş bir demokrasi anlayışından yoksun olduğu için bu vesayete boğun eğmekte, iktidar nimetlerinden vazgeçmediği için bu tutumu sergilemekte, askerî vesayetle uzlaşma yolunu seçmektedir.
Sayın milletvekilleri, AK PARTİ Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesine heves etmekte ama Avrupa Birliği karşıtları ağır basmakta ve geriye çekilmektedir AK PARTİ. Bu konuda herhangi bir ilerleme sağlanamamaktadır.
“Kıbrıs sorununu çözeceğim.” diye ortaya çıkıyor AK PARTİ ama yine belli odakların baskısı karşısında geri adım atmakta, Kıbrıs sorunu çözümsüz bırakılmaktadır.
Türban âdeta bayrak yapılmakta ancak türbanı artık ağzına alamaz hâle gelmiştir AK PARTİ.
Sayın Cumhurbaşkanı Konut’ta oturamamakta, türbanlı eşi nedeniyle Cumhurbaşkanı, Çankaya Konutu yerine Dışişleri Bakanlığı Konutu’nda âdeta misafir gibi kalmaktadır.
AK PARTİ kamuoyuna sivil demokratik bir Anayasa sözü vermişti ama şimdi “Koşulları yok.” diye Anayasa çalışmalarını rafa kaldırmış durumda.
AK PARTİ “Kürt sorunu benim sorunumdur. Devlet hatalar yapmıştır, bu hataları gidereceğiz, barışı sağlayacağız.” dedi, yaptığı ilk iş, Sınır Ötesi Operasyon Tezkeresi’ni Meclisten geçirmek oldu.
“Sorun sınır ötesinde değil sınırın berisinde. Operasyonlarla sorunu çözemezsiniz.” diyen DTP’yi kapatan Anayasa Mahkemesinin kararına âdeta için için sevindi.
Sınır ötesi operasyonlarla ne sağlandı? Milyarlara mal olan binlerce sorti ne getirdi? Sınır Ötesi Operasyon Tezkeresi’ni Parlamentoya dayatan günün Genelkurmay Başkanı emekli olduktan sonra “Türk Silahlı Kuvvetlerinin tamamını Kandil’e yığsak sorunu yine çözemeyiz.” dedi ama hâlâ nafile operasyonlara devam ediliyor. Bu şekilde, havadan, halkın cebinden toplanan milyarlar heba ediliyor.
Öte yandan, tütün işçilerinin, itfaiye çalışanlarının insanca yaşama talepleri “Devletin hazinesini soymak” olarak algılanıyor, bu şekilde sunuluyor, manipüle ediliyor ve işçiler biber gazıyla etkisizleştirilmeye çalışılıyor.
AK PARTİ “Kürt sorununda demokratik açılım” adı altında bir süreç başlattı ancak kısa bir süre sonra bunun adını değiştirerek “Demokratik açılım” demeye başladı. Sonra bundan da vazgeçti, “Birlik, beraberlik, kardeşlik projesi” demeye başladı. Efendim, DTP destek vermemişmiş! Peki, demokratikleşme adına hangi yasa tasarısını Meclise getirdiniz de DTP karşı oy kullandı? Hangi demokrasi projesini DTP ile paylaştınız da DTP “Hayır” dedi? Yeni bir Anayasa mı getirdiniz? Seçim yasalarını mı demokratikleştirdiniz? Seçim barajını mı düşürmeye kalktınız? Ana dilde eğitime olanak mı sağladınız? Üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümlerini mi açtınız da DTP karşı çıktı? Cezaevlerindeki koşulları mı iyileştirdiniz de sorunun çözümü için muhatap arayışını karşılıksız mı buldunuz, karşılıksız mı kaldı ve siz de bundan vazgeçtiniz? Sınır ötesi operasyon fezlekesi, sınır içinde operasyonları tırmandırma, DTP’yi kapatma, binlerce Barış ve Demokrasi Partisi üye ve taraftarını gözaltına alma, tutuklama, seçilmiş belediye başkanlarını kelepçeleme, panzere taş atan çocuklara on-onbeş yıl ceza verme dışında demokratik açılım veya kardeşlik adına ne yaptınız da karşılığını bulamadınız?
Sayın Başbakan elli yıl öncesinde yapılması gereken ama yapılmayan bir şeyi televizyon ekranlarından defalarca şöyle söylüyor: “Biz Yüksekova’ya hastane yaptık, açılım işte budur.” diyor. Halkımız “Yok ya!” diyor. Açılım bu mu gerçekten, Yüksekova’ya bir hastane yapmak mı; elli yıldır, seksen yıldır yapılamayan bir hastane yapmak mıdır açılım?
Kürt sorununu bir güvenlik sorunu olarak görmeye devam ederek sorunu çözümsüz bırakma anlayışınız AK PARTİ’nin de sonunu getirecek. Otuz yıldır bu yanlışta bilerek ısrar edildi. Bu yanlış birçok hükûmet ve partiyi siyaset sahnesinden sildi. AK PARTİ’yi uyarıyoruz. Sorun bir asayiş, bir güvenlik sorunu değil, bir terör sorunu değil, Kürt halkının inkâr edilen tüm değerleri ve haklarının kabul edilip edilmeme sorunudur. Sorun, demokratikleşme, barış, insan hakları sorunudur ve tek bir çözüm yolu vardır: Demokratik parlamenter sistem içinde hukuka bağlı olarak, barışçıl yollarla ve şiddet dışı çözümler üretmek. Irkçı, asimilasyoncu, inkârcı resmî devlet ideolojisinden, insan hakları, barış ve hukukun üstünlüğüne dayalı, demokratik, laik bir devlet yapılanmasına geçmenin zamanıdır.
Sayın vekiller, getirilen yasa tasarısı, otuz yıldır çözümsüzlük üreten ve giderek sorunu içinden çıkılmaz hâle getiren ve Kürt sorununu terör sorunu olarak gören anlayışın yeni bir kurum üreterek devamı niteliğindedir. Tasarı, 2005 yılında, günün Genelkurmay Başkanı, bugünün birinci Genelkurmay Başkanı, İkinci Başkan İlker Başbuğ tarafından önerilmişti. Sorunun bugüne kadar çözümsüz kalmasının yegâne sebebi, terörle mücadelede kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlayan bir müsteşarlığın bulunmaması mıdır? Yani böylesi bir kurumun oluşturulması mı sorunu çözecektir? Açılım dediğiniz bu mudur? Açılımda ilk tercihiniz bu mudur? Türkiye’nin ihtiyacı, yeni güvenlik kurumlarının inşası değil, devletin soruna bakış açısında bir zihniyet değişimidir. Yıllarca TSK’da general rütbesinde görev yaparken yanlışta ısrar edenlerin emekli olduktan sonra yanlışı itiraf etmeleri yeterince ders verici değil midir?
Sayın vekiller, Türkiye’de ihtiyaçtan fazla güvenlik kurumu vardır. Güvenlik kurumlarının tümü sorunu bastırmakla görevlendirilmiş ama sorun büyüyerek günümüze kadar gelmiştir. TSK doğu ve güneydoğuda 100 bin, 200 bin personelini sorunu bastırmak üzere görevlendirmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 4 Şubat 2010