Sebze ve meyve ticaretinin düzenlenmesi hakkında kanun (s.s.:471)
Siirt Milletvekili ·
Genel Kurul, 71. Birleşim · 4. yasama yılı · 10 Mart 2010 · 798 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Özçelik, 10 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SEBZE VE MEYVE TİCARETİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUN (S.S.:471)); konuşma 798 kelime.
Osman Özçelik (Siirt). “Sebze ve meyve ticaretinin düzenlenmesi hakkında kanun (s.s.:471)”. TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim tutanağı, 10 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-03-10-sebze-ve-meyve-ticaretinin-duzenlenmesi-hakkinda-kanun-s-s-471 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine partimizin görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İnsanlık, avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik yaşama ilk olarak Yukarı Mezopotamya’da geçti. Tarihte bilinen ilk buğday taneleri Yukarı Mezopotamya’da bulundu. Yerleşik yaşam, toprak damlı, kerpiç evlerde başladı. Yukarı Mezopotamya halkı, tarihin ilk çağlarında, kerpiç evlerde yaşamaya başladılar. Yazar Ahmet Altan’ın dediği gibi: Osmanlı İmparatorluğu kurulduğunda Yukarı Mezopotamya halkı hâlâ kerpiç evlerde yaşıyorlardı. Birinci Meşrutiyette, İkinci Meşrutiyette yine Yukarı Mezopotamya halkı kerpiç evlerde yaşıyordu. Saltanat kaldırıldığında, hilafet kaldırıldığında, cumhuriyet ilan edildiğinde Yukarı Mezopotamya halkı hâlâ kerpiç evlerde yaşıyorlardı. 1960, 1971, 1980 askerî darbeleri yaşandığında ülkede Yukarı Mezopotamya halkı hâlâ kerpiç evlerde yaşıyorlardı. 28 Şubat darbesinde, AK PARTİ iktidara geldiğinde, Elâzığ halkı AK PARTİ’ye 5 milletvekili verdiğinde Elâzığ halkı ve Yukarı Mezopotamya halkı hâlâ kerpiç evlerde yaşıyorlardı ve bugün hâlâ kerpiç evlerde yaşamaya devam ediyorlar. İşte bu nedenle 6 şiddetindeki deprem 51 vatandaşımızın yaşamına mal oldu.
Deprem, bu şiddetteki bir deprem birçok Avrupa ülkesinde, hatta Latin Amerika ülkesinde neredeyse hiç ölümlere neden olmazken ülkemizde hâlâ -küçük depremlerde bile- insan yaşamına neden oluyor.
Başbakan kerpiç evleri sorumlu tutuyor. Evet, kerpiç evler sorumlu ama bu kerpiç evlerde yaşamaya zorlanan insanlarımızın sorumluları kim? Tabii ki sadece AK PARTİ Hükûmeti değil ama sekiz yıldır iktidarda olan AK PARTİ Hükûmetinin de bu konuda sorumluluğu herhâlde yadsınamaz.
Bu nedenle, Elâzığ halkına ve toprak damlı, kerpiç evlerde yaşayan bütün yukarı Mezopotamya halkına başsağlığı diliyorum; ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.
Ayrıca, bu vesileyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.
Değerli milletvekilleri, üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa ülkelerinde üreticiler ve tüketiciler arasında yoğun bir denge mevcuttur. Bizim Avrupa Birliği ülkeleriyle rekabet edebileceğimiz tek alan tarım alanı, sebze ve meyve ticareti olmasına rağmen, hâlâ biz bu sorunları çözebilmiş değiliz. Bu sorunların çözümünün başlıca ilk adımı, bizce, üreticilerin, tüketicilerin ve bu alanda çalışanların örgütlü hâle getirilmesidir, örgütlü çalışma yapmalarına olanak sağlanmalıdır.
Bakın, gelişmiş ülkelerde, örneğin Avrupa ülkelerinden Hollanda’da her 10 çiftçiden 9’u kooperatif üyesidir, yani örgütlü bir sistemin güvencesinde üretim yapmaktadır. Çiftçiler kooperatiflerle eş güdümlü bir çalışma yapıyor, kooperatif çiftçiye neyi, ne zaman, ne kadar üreteceği konusunda bilgi veriyor, üretim garantisi ve pazarlama garantisi neredeyse bütün çiftçilere sağlanabiliyor. Türkiye’de ise çiftçinin ürününü pazarlayabilmesi ciddi bir sorun olmakta, ürünlerin büyük bir bölümü çürümeye terk edilebilmektedir. Yine bu alanda ciddi bir tekelleşme söz konusu. Bu alandaki tekelleşmeler, yani asıl üreticinin dışındakiler ciddi bir örgütlenmeye sahip olmaları nedeniyle bu alanın kontrolünü ellerinde tutabiliyorlar.
Ülkemizde çiftçimizin ürettiği bir ürün tarladan sofraya gelene kadar yüzde 100 oranında fiyat artışına maruz kalıyor. Burada büyük market zincirlerinin tekelleşmesi, piyasayı kontrollerine alması söz konusudur. Yani örgütsüz üretici ve emekçi ile örgütlü sermaye karşı karşıya bulunmaktadır.
1980 askerî darbesinin vurduğu, darbelediği alanlardan bir tanesi de Köy-Koop’lardı. Köy-Koop’lar, köylülerin kooperatifleşmesini sağlayarak üretim gücünü garanti altına alma ve yaşamlarını daha yaşanılır hâle getirme çabası içindeydiler. 12 Eylül askerî darbesinin kapattığı ilk sivil toplum örgütlerinden biri de Köy-Koop’lar olmuştur.
AK PARTİ Hükûmetinin karşısına aldığı kesimlerden bir tanesi de, bir kesim de hal esnafıdır. Ülkedeki bütün hal komisyon sözcüleri mevcut yasaya karşı tepkilerini ifade ediyorlar ve bu konudaki görüşlerini kamuoyuyla paylaşıyorlar. Ancak, ne yazık ki, hal esnafının sorunları bu yasa tasarısında dikkate alınmamıştır. Komisyoncuların ürün fiyatını etkilemesindeki payının yüzde 2 olduğu tespit edilmesine rağmen, hal komisyoncularının sorunları, bu alanın ciddi bir sorunu olarak görülmeye devam ediyor bu yasa tasarısında.
Türkiye genelinde 35 bin hal komisyoncusu var. Bunların beşer kişi çalıştırdığı varsayılırsa 175 bin kişinin bu alanda istihdamı söz konusudur. Bunların da her birinin 3-4 kişiye bakmakla yükümlü olması hesaba katılırsa yarım milyondan fazla insanın bu alandan ekmek yediği, bu insanların ekmek kapısı olduğunu hesaba kattığımızda -ciddi bir işsizlik, milyonların işsizliğine- yeni yüz binlerin işsiz kalması söz konusu olacak.
Bugüne kadar belediyeler, halleri iyi kötü idare ederlerdi. Şimdi “serbest rekabet” adı altında tekelleşme gerçekleştirilmektedir. AK PARTİ bütün alanlarda emekçiyi, üreticiyi bir kenara bırakıp, her alanda bir tekelleşmeye ve sermayeye bu ülkenin bütün kaynaklarını vermekte ve tekelleşmenin gerçekleşmesi için her türlü yasal düzenlemeyi Meclisin gündemine getirmektedir.
Bu yasa geçerse bir süre sonra hal komisyoncuları hipermarketlerin birer elemanı durumuna düşeceklerdir. Bu yasa, üreticilere ve halka yarar sağlıyormuş gibi görünen ama özünde bir özelleştirme yasası olduğu çok açık görülmektedir. Tasarının kazananı, AK PARTİ Hükûmeti ile el ele vermiş olan sermaye olacaktır, kaybedeni ise üreticiler ve hal emekçileri olacaktır. Belediye sınırları içerisinde malların toptan alımı ve satımı toptancı hallerinde yapılmalıdır. Yoksa, haller zamanla ortadan kalkacaktır.
Tasarı sadece üreticiyi değil, küçük esnafı da vurmakta, küçük esnafı piyasa dışına sürmektedir. Bu konuda, tasarının maddelerine geçildiğinde, tasarının eksiklerinin giderilmesi amacıyla önergeler vereceğiz. Umarım Genel Kurulumuzda üretici, tüketici ve hal esnafı aleyhine düzenlenmiş tasarı maddelerinin sözünü ettiğimiz kesimlerin lehine dönüştürülmesi, en azından bu konudaki haksızlıkların giderilmesi yönünde yapacağımız önergelerin destekleneceğini umuyoruz.
Her şeye rağmen, yasa tasarısının yasalaşması hâlinde hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Genel Kurula saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
43 konuşma daha · 10 Mart 2010