Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Siirt Milletvekili · Barış ve Demokrasi Partisi
Genel Kurul, 93. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Nisan 2010 · 837 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Özçelik (Barış ve Demokrasi Partisi), 24 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 837 kelime.
Osman Özçelik (Barış ve Demokrasi Partisi, Siirt). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 24 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-04-24-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Anayasa değişikliklerine ilişkin kanun teklifinin 12’nci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu Anayasa değişiklikleri teklifinde, gerekçe olarak, birinci paragrafta, Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğuna, asıl olarak da yeni bir anayasanın yapılması gereğine vurgu yapılıyor. Bu, yeni bir tanım değil; bu, yine bir ifade de değil. 2002 seçimlerinden bu yana, AK PARTİ, kamuoyuna, 12 Eylül darbesi sonrasında hazırlanan Anayasa’nın Türkiye'nin gereksinimlerine yanıt verecek, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve gelişmesine katkıda bulunabilecek, buna olanak tanıyan bir anayasa olmadığını, bu nedenle mutlaka yeni, sivil, demokratik bir anayasanın hazırlanacağı sözünü, vaadini vermişti. 2002’de bu vaatle milyonlardan oy aldı AK PARTİ ama gerçekleştirmedi. 2007 seçimlerinde aynı vaatlerini tekrar etti, yine eski Anayasayla yaşama devam etti, yani 12 Eylül Anayasası’yla. 2009 seçimlerinde yine aynı şekilde… Anayasa’nın kimi maddelerinin değişikliklerini görüştüğümüz bugün bile yeni bir anayasadan söz etmekte.
Peki, neden yeni bir anayasa yapılmıyor? Bu Meclisin neden sivil, demokratik bir anayasa yapma gücünden yoksun olduğu iddia ediliyor? Eğer bu Meclis, bu halk… Ki gerekçede, halkın büyük bir mutabakatla yeni bir anayasaya ihtiyaç duyduğu vurgusu yapılıyor. Peki, halkın -büyük bir mutabakatla- yeni bir anayasa ihtiyacı ortadayken ve bu, gerekçede ikrar edilmişken, Meclisin de böyle bir gücü var iken neden yeni bir sivil, demokratik anayasa yapılmıyor da Anayasa’nın kimi maddeleri üzerinde değişiklik yapılıyor? Eğer Anayasa’nın kimi maddeleri üzerindeki değişiklik kamuoyundan olur alacaksa, bu Meclisten olur alacaksa, çok daha büyük ihtiyaç hâlinde olan bütünüyle bir yeni anayasa yapılması konusunda neden tereddütler yaşanıyor? Aslında herhangi bir tereddüt yok. Aslında, AK PARTİ, 12 Eylül cuntacı generallerin baskıyla, zorla halka kabul ettirdiği, Türkiye’yi bir cendereye çevirdiği bir Anayasa’ya sığınma ihtiyacı hissediyor. Anayasa’ya sığınarak, bu Anayasa’nın iktidara tanıdığı olanakları sonuna kadar kullanma amacıyla Anayasa’nın tamamını değiştirmiyor, kendisine yarayacağını düşündüğü, kendi yaşamını, siyasal yaşamını uzatacak, kendi iktidar gücünü artıracak değişiklikleri tercih ediyor. Bunu anlamak, halkımızın ve Meclisimizin sorumluluğundadır, bunu anlamak zorundayız. Çünkü ciddi bir çelişki var; hem kamuoyunun buna hazır olduğu söyleniyor hem Anayasa değişikliği yapılmıyor.
Bakın, 12 Eylül Anayasası taslak olarak kamuoyu gündemine sunulduğunda ve tartışmaya açıldığında ben İstanbul Eczacı Odası Genel Sekreteriydim. Bu Anayasa taslağının ancak baskıyla, zorla halka kabul ettirilebileceğini ifade etmiş, Anayasa’nın faşist ögeler taşıdığını, faşist eğilimler ihtiva ettiğini, demokratikleşmenin önündeki ciddi bir hukuksal metin olacağını ifade etmiştik ve biz… Belki o gün Türkiye’de birçok aydının sustuğu, birçok demokratım diyen, barıştan yanayım diyen, gelişmiş bir Türkiye’den yanayım diyen, barış içindeki bir Türkiye’den yanayım diyen birçok aydın ve siyasetçi bu baskıcı dönemde sustular. Biz Eczacı Odası yönetimi olarak susmadık ve bu Anayasa taslağını, 12 Eylül Anayasası’nın taslak hâlindeki tartışmalarına karşı çıktık, yazı yazdık, dergilerimizde, yayın organlarımızda yayınladık. Ne oldu biliyor musunuz? Bütün İstanbul Eczacı Odası olarak biz cezaevine konulduk çünkü tartışma yasaklanmıştı. Kamuoyunun tartışmasına açılan bir Anayasa taslağı hakkında olumsuz düşüncelerin ifade edilmesi ülkeye neredeyse ihanet noktasında, derecesinde tepki görüyordu ve sıkıyönetim mahkemeleri, sıkıyönetim bildirgelerine aykırı davrandığımız gerekçesiyle bizi cezaevine attı. Cezaevinde birlikte yattığımız arkadaşlarımızdan bir tanesi de -Sayın Mehmet Domaç- şu anda AK PARTİ sıralarında oturuyor.
Büyük, ağır bedeller yaşattı bu Anayasa metni; 12 Eylül askerî darbe anayasası hukukuna uygun, onun mantığına uygun düzenlenmiş yasalar Türkiye’yi bir cehenneme çevirdi âdeta ve bunca yıldır biz bu Anayasa’yla birlikte yaşıyoruz. Bu Anayasa’nın mutlaka değişmesi lazım. Yapılacak rötuşlarla, yapılacak madde değişiklikleriyle bu ülkeyi 21’inci yüzyılda demokratik bir ülke hâline getirmemizin mümkün olmadığı artık bilinmelidir. Aslında, herkes bu bilinçte ama nedense 12 Eylül Anayasası’nın sağladığı kimi avantajlardan yararlanma eğilimi ağır basıyor.
Konuşmacılardan Sayın Eyüp Fatsa iki kategoriden söz etti: Statükocular ve statükoya karşı olanlar. Yani değişimden ve dönüşümden yana olanlar, toplumsal gelişmeyi sağlamaktan yana olanlar, çağdaş, aydın bir ülke hâline gelmesi için çaba sarf edenler -ki bunlar ilericiler, devrimciler, inançlarını siyasal amaçları uğruna kullanmayan samimi Müslümanlar, inanç sahipleri, yurtseverler, gerçek liberaller yani özgürlükçülerdir- ama bunun karşısında statükoyu savunanlar, milliyetçilik kisvesi altında, ülkenin genel çıkarları kisvesi altında bu toplumu dar kalıplara sığdırmaya çalışan statükocular yani değişimden, dönüşümden yana olmayanlar.
Aslında bir üçüncü kategori var. AK PARTİ ile biçimlenen, AK PARTİ’de ifadesini bulan üçüncü bir kategori var. Bu kategoride, aslında en tutucu, en muhafazakâr, statükonun devamından yana olmalarına rağmen, değişimden, dönüşümden yanaymış gibi davranan, değişimi, dönüşümü sağlamak için çaba sarf ettiği şeklinde kamuoyuna kendisini pazarlayabilen bir siyasi anlayış. Yani aslında statüko devam edecek ama halkın, kitlelerin, vatandaşların ve değişen dünyanın değişim taleplerine artık bu statükoyla gidilemeyeceği çok açık olduğu için, değişimi, dönüşümü programına alan, kamuoyuna bu değişimlerden yana olduğu imajını yaratmaya çalışan ikinci bir anlayış. Gerçekte demokrasiden, barıştan, aydınlanmadan, gelişmeden ve çağdaş dünyayla uyumlu bir ülke hâline gelmekten kaçınan, statükonun devamından yana olmalarına rağmen, değişim ve halkın, vatandaşların değişim, dönüşüm taleplerini bir tür engelleme, bu taleplere yanıt veriyormuş gibi bir tutum içinde olma anlayışı. İşte AK PARTİ bunu yapıyor.
Süremiz kısıtlı. Bu 12’nci maddede toplu sözleşme hakkı getiriliyor kamu çalışanlarına, kamu emekçilerine. On yılı aşkın, yirmi yıla yakın bir süredir, bildiğim kadarıyla, kamu emekçileri sokaklarda coplanmayı, gaz yemeyi göze alarak yağmurda, karda, kışta grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakları için çok ağır bedeller ödeyerek bir mücadele sürdürdüler ve bugüne geldiler. Artık AK PARTİ bunun kaçınılmaz hâle geldiğini görünce sadece toplu sözleşme hakkı tanıyarak grevi bu kapsamın…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
104 konuşma daha · 24 Nisan 2010