Diyanet işleri başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkında kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı; 633 sayılı diyanet işleri başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkında kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun hükmünde kararname ve kastamonu milletvekili mehmet serdaroğlu'nun; 657 sayılı devlet memurları kanununa bir madde eklenmesi hakkında kanun teklifi (s.s.:507)
Siirt Milletvekili ·
Genel Kurul, 126. Birleşim · 4. yasama yılı · 30 Haziran 2010 · 859 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Özçelik, 30 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 126. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI; 633 SAYILI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNUN BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME VE KASTAMONU MİLLETVEKİLİ MEHMET SERDAROĞLU'NUN; 657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNUNA BİR MADDE EKLENMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.:507)); konuşma 859 kelime.
Osman Özçelik (Siirt). “Diyanet işleri başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkında kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı; 633 sayılı diyanet işleri başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkında kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun hükmünde kararname ve kastamonu milletvekili mehmet serdaroğlu'nun; 657 sayılı devlet memurları kanununa bir madde eklenmesi hakkında kanun teklifi (s.s.:507)”. TBMM Genel Kurulu, 126. Birleşim tutanağı, 30 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-06-30-diyanet-isleri-baskanligi-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-kanun-ile-bazi (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 507 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Barış ve Demokrasi Partisi olarak, 2 Temmuzda, insan hakları, barış, demokrasi ve gerçek bir laikliği savunanlarla birlikte Sivas’ta olacağız. On yedi yıl önce 33 canımızın cayır cayır yakıldığı Madımak önünde, 33 canın yüreğimizde bıraktığı acıyı unutmadığımızı göstereceğiz. Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da, Gazi Mahallesi’nde ve Sivas’ta katliam yapan zihniyet değişinceye kadar; gerçek laik, demokratik bir düzen ve toplumsal barış sağlanıncaya kadar, mücadeleden vazgeçmeyeceğimizi orada bir kez daha haykıracağız.
Sayın milletvekilleri, 1948 Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre, bir etnik, dinsel ve dilsel topluluğun yapısını sürdürecek ortam ve koşulların aniden veya yavaş yavaş yok edilmesi, soykırım suçu olarak kabul ediliyor. Yani, soykırım, sadece fiziki olarak bir kitlenin yok edilmesiyle sınırlı değil. Ne yazık ki ülkemizde tek millet, tek inanç etrafında toplanarak, farklı inanç, dil ve kültürleri asimile ederek, millî birlik ve beraberliğin sağlanacağı düşünülerek, inkâr, imha ve asimilasyon politikaları yürütüldü. Bu politikalarda ısrar eden siyasi anlayışlar ve kurumlar, ülkede birlik ve beraberlik sağlayamadıkları gibi çatışma, kaos ve güvensiz bir toplum yarattılar. Bugünlerde Sayın Başbakanın bu politikalardan vazgeçildiğini ifade etmesini, gerçekten önemli bir gelişme olarak kabul ediyoruz. Bunun pratiğe yansımalarını da tabii ki bekliyoruz. Resmî devlet ideolojisi olarak adlandırdığımız bu politikaların uygulanması için tüm devlet kurumları görevlendirildi ve bu anlayışla bu kurumlar yapılandırıldı. Üzülerek belirtelim ki, Diyanet İşleri Başkanlığı da aynı anlayışla yapılandırıldı. Çok kültürlü, çok etnisiteli ve çok inançlı toplumun, İslam, Türk, Hanefi olanlarının kurumu gibi davranmaya başladı ve bu anlayış devam etmekte. Bu ülkede Hristiyanlar, Museviler, Ezidiler, Aleviler ve Sünni Şafiilerin varlığı göz ardı edildi. İslam dışındaki inanç grupları ülkeyi terke zorlandılar.
Alevi yurttaşlarımızın cemevlerinin ibadet mekânları arasında yer alarak bir statüye kavuşturulması talepleri hâlâ karşılıksız. Okullarda hâlâ zorunlu din dersleri, üstelik tek yanlı olarak okutuluyor. Alevi köylerine cemevi yerine cami inşa ediliyor. Alevileri aşağılayan yaklaşımlardan vazgeçilmiş değil. Madımak Oteli’nin müze yapılması talepleri hâlâ havada.
Sayın milletvekilleri, milyonlarca Alevi yurttaşımız, kendilerini daha özgür hissedebilecekleri Avrupa ülkelerine kaçıyor ve orada vatan hasreti çekiyorlar. Bu durum toplumun tamamını rahatsız etmeli diye düşünüyoruz.
Sayın milletvekilleri, din hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde sunulması amacıyla kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı ekonomik, sosyal, politik bir imparatorluk hâline getirilmiştir âdeta. Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi birçok bakanlık bütçesinden daha büyüktür. Personel sayısı 110 bini aşmıştır. Şu anda görüşmekte olduğumuz yasa tasarısıyla 5 bin personel alımı hedeflenmektedir. Diyanet İşleri Başkanının Başkanlığını yaptığı Diyanet Vakfı 950’yi aşkın şubeye ulaşmıştır. Vakıf, basın, yayın, turizm, inşaat, finans işleri, gıda, tekstil, madencilik, sigortacılık gibi işlerin bir kısmını ya bizzat yapmakta ya da bu tür işler yapan şirketlerle ortaklıklar kurmaktadır.
Diyanet Vakfı Türkiye’de, sanıyorum sayısı yine 5 bini bulan vakıf arasında mali kapasite açısından en büyük vakıf hâline gelmiştir. İnternet’ten aldığım bir bilgiye göre, 2005 yılında Devlet Denetleme Kurulunun yaptığı teftişte Vakfa ait birçok yolsuzluk ve kanunsuzluk, keyfî uygulama yanında, şirketlere aktarılan paralar nedeniyle kurumun 15 milyon dolar zarara uğratıldığı tespit edilmiştir.
Görüldüğü gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Vakıf, “din işleri” adı altında çok büyük paralara hükmeden bir kurum hâline gelmiştir. Nerede büyük paralar dönüyorsa orada yolsuzluk ve istismar kokuları yükselmekte. Nitekim, söz konusu Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu denetiminde şöyle denilmekte: Vakıf yöneticilerinin özlük haklarını belirleyebilmesinden, kişisel çıkar sağlamaya yönelik istismardan söz etmekte ve Vakıf yöneticilerinin seyahat bağımlısı olduğundan, hac ve umre organizasyonunda mal ve hizmet alımında yolsuzluk iddialarından söz edilmektedir.
Hac ve umre organizasyonlarında kurum pahalı hizmet vermekte, dinî ibadetlerini gerçekleştiren yurttaşların cebinden milyonlarca dolar kazanılmaktadır. Hac ve umre seyahatinde pahalı hizmet sunulmaktadır. İranlı hacıların Tahran’dan hacca gitmek için uçak bileti karşılığı ödediği paranın 180 dolar olduğu, oysa Türkiye’de 680 euro olarak tahsil edildiği bilinmektedir. Türkiyeli hacılar 680 euro ödeyerek, yani İranlı hacılara göre belki on defa daha pahalı seyahat etmektedirler. Tekelleşme sağlanmış, Türk Hava Yolları ile Suudi Arabistan Hava Yolları arasında başka seyahat şirketlerinin uçakla hacı taşıması söz konusu olmamakta. Aldığım bilgiler yanlışsa arkadaşlar lütfen düzeltsinler.
Diyanet İşleri Başkanı ve yardımcıları her yıl, 2009’da ve daha önceki yıllarda her yıl iki yüz günü aşkın süreyi yurt dışında geçirmektedir. Aldığımız bilgiler böyle. Ne işleri var? Üç yüz altmış beş günün iki yüz gününü, iki yüz yirmi gününü yurt dışında geçiriyorlar. Bunlar Türkiye'nin mi, yabancı ülkelerin mi din işlerini yürütmektedirler? Evet, yurt dışında da dindaşlarımız, halkımızdan insanlar var ama bir yılın iki yüz yirmi gününü, iki yüz gününü yurt dışında geçirmek için yeterli bir neden olmadığını düşünüyorum. Amacın din işlerinden çok harcırah ve yolluk almak olduğu şeklinde iddialar var. Mesela bir başkan yardımcısının bir yılda 80 milyar TL, şimdiki TL’yle 80 bin lira harcırah ve yolluk aldığı söyleniyor. Bu doğru mudur ve bu görülmüş bir şey midir? Milletvekillerinin bir yıllık maaşına tekabül eden harcırah ve yolluk nasıl gerçekleşebiliyor?
Ayrıca, Başkanlıkta “Dış İlişkiler Fonu” diye bir fon oluşturulduğu söyleniyor. Fonda biriken paraların herhangi bir kaydının olmadığı ve Başkanlıkta bir kasada tutulduğu, kayıtlara geçirilmediği iddia ediliyor. Resmî yolluk dışında ayrıca yurt dışına giden üst düzey yöneticilere bu Fondan yolluk ödendiği iddia edilmekte. Bütün bunları bir iddia olarak değil kamuoyu adına bir soru olarak soruyorum. Eğer böyle bir şey yoksa kamuoyunun aydınlatılması lazım çünkü bu tür bilgiler geliyor bize.
Umre organizasyonu tam bir ticari faaliyete dönüşmüştür.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
77 konuşma daha · 30 Haziran 2010