2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında
Siirt Milletvekili ·
Genel Kurul, 39. Birleşim · 5. yasama yılı · 22 Aralık 2010 · 928 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Özçelik, 22 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 928 kelime.
Osman Özçelik (Siirt). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-12-22-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2011 mali yılı bütçesi üzerine, Maliye Bakanlığının bütçesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
AK PARTİ “Dünyanın 17’nci büyük ekonomisine ulaştık, büyüklüğümüz o seviyeye ulaştı.” diyor. Fert başına düşen millî gelirin 10 bin dolar, önümüzdeki günlerde de 15 bin dolar olacağını söylüyor. Bu rakamların ne kadar gerçekçi olduğu konusundaki endişelerimizi bir yana bırakarak, bunlar gerçekten doğru bile olsa, bu ekonomik büyüme ve fert başına düşen millî gelir konusunda adaletli ve eşit bir dağılımın yapılabildiğini söylemek mümkün mü? Gerek bireyler arasında gerekse bölgeler arasında kalkınmışlık farklarını giderebildiniz mi, eşit dağılım, adaletli dağılımı sağlayabildiniz mi? Görüyoruz ki gerek bireylerin gelir düzeyleri arasında gerekse bölgeler arasındaki dengesizlik bakımından görülmemiş bir fark, bir uçurum var, uçurumun eşiğinde.
Türkiye'de 15 milyon kişi yoksulluk sınırında, 2 milyon kişi açlık sınırında. Durum böyleyken kalkınmış bir ülkeden, kalkınmış bir ekonomiden söz edebilir miyiz?
Bakın, asgari ücretle ancak 2 depo benzin alabiliyoruz. Yine asgari ücretle ancak 2 koyun budu alabiliyoruz. İnsanların bir maaşıyla ancak 2 depo benzin alabildiği bir ülkede, eşitlikten, kalkınmışlıktan söz edebilir miyiz?
Açlıktan etkilenen dünya ülkeleri Eritre ve Kongo. Haiti’de insanların yüzde 58’i aç. Türkiye'de açlık sınırı, açlık oranı belki Eritre, Kongo ve Haiti kadar değil ama, Türkiye'nin bazı bölgelerinde açlık yine neredeyse yüzde 70’lere varıyor. Böyle bir dengesizlik karşısında demokrasiyi, eşitliği, özgürlüğü geliştirmeniz mümkün mü?
Bakın, bölgeler arasındaki fark açısından söylüyorum, İstanbul Türkiye’deki toplam tüketimin yüzde 24,6’sını yapıyor. Doğu ve Güneydoğu’da yurttaşlar toplam gelirlerinin yüzde 33,1 kadarını gıdaya veriyor. Güneydoğu’da toplam tüketim yüzde 5,4. Gelirinin yüzde 33’ünü gıdaya sarf etmek zorunda kalan insanların çok iyi tüketim yaptıklarını söylemek mümkün mü? Çok düşük gelirli olduklarını ve ancak gelirlerinin büyük bir bölümünü gıdaya ayırmak zorunda kaldıklarını, çocuklarının gıdalarından kısarak bütçelerini oluşturduklarını görüyoruz. Bölgedeki yirmi bir ilin toplam kazancı -buna Gaziantep, Erzurum, Malatya gibi görece kalkınmış, gelişmiş iller dâhil- ancak İstanbul’un yüzde 3’üne eşit durumda.
“İşsizlik yüzde 12’lerde.” deniyor ama bölgedeki bu oran kimi yerde, yer yer yüzde 70’lere kadar varıyor. Bölgede insanlar işsiz; yüzde 14, yüzde 12’ler inandırıcı değil. Bölgede işsizlik oranı yer yer yüzde 40’a, 50’ye, 60’a varıyor.
Şöyle bir hesaplama yaparsanız -ki, AK PARTİ rakamlarla oynamayı çok güzel beceriyor- diyelim ki, bir ilde veya bir bölgede işsizlik oranı yüzde 5, nüfus açısından eş durumdaki bir başka bölgede işsizlik oranı yüzde 25 yani 5 kat. İkisini topla, ikiye böl, işsizlik oranı otomatik olarak düşüyor. Böyle değil. Bölgeler arasında 3 kat, 5 kat fark var ve bu fark giderek açılıyor, büyüyor.
Diğer bütün ekonomik verilerde de AK PARTİ ortalamayı alıyor ama ortalama gerçeği ifade etmiyor. Mesela, okullaşma oranını ele alalım: Ortaöğretimde okullaşma oranı Türkiye ortalamasında yüzde 76,9. Bu, Türkiye ortalaması. Ortalamanın düşük görülmesini sağlayan iller Doğu ve Güneydoğu illerinde, örneğin, Siirt’te, Türkiye ortalaması 76,9 iken, Siirt’te bu oran yüzde 32, Hakkâri’de yüzde 41,5; Van’da yüzde 28. Bu illere benzer veya gelişmişlik düzeyi bakımından da çok ileri olmayan Rize’de yüzde 76,9; Kırklareli’nde yüzde 79,87; Bilecik’te yüzde 82. Okullaşma oranı bakımından da en geri kalmış iller yine Doğu ve Güneydoğu illerinde.
Mardin, Batman, Şırnak, Siirt kentlerini kapsayan TRC3 bölgesinin, kalkınma ajanslarının tasnifine göre, gayrisafi katma değer içindeki payı, yani bu dört ilimizin Türkiye’nin gayrisafi katma değer içindeki payı yüzde 1,1 yani katma değer üretmeyen bir yer. Buna mukabil Bursa, Eskişehir, Bilecik illerini kapsayan TR41 bölgesinde bu oran yüzde 6,6; katma değer üretimi 6 kat daha fazla. Bu, bölgedeki insanların tembelliğinden mi kaynaklanıyor? Yoksa yatırım yapılmadığı için üretim yapılmadığı hatta mevcut doğal olanakların bile engellenmesi, hayvancılığın güvenlik gerekçesiyle engellenmesi, tarımın neredeyse yok edilmesi noktasına gelmesi nedeniyle midir? Yoksa aynı zamanda, devletin yeterince yatırım yapmamasıyla mı ilgilidir?
Şimdi Başbakan diyor ki: “Bana ana dilde eğitimle ilgili bir taleple gelmeyin.” Peki, neyle ilgili gelelim? Bitlis’te diyor ki: “Benden fabrika da istemeyin. Devlet fabrika yapmaz.” diyor. Ee, ana dilimizde eğitim istemeyeceğiz, yani kültürel, demokratik, sosyal haklarımızı talep etmeyeceğiz. Başka? Ekonomik haklar da talep etmeyeceksiniz. Fabrika istemeyeceksiniz.
Peki, işsizliği nasıl önleyeceksiniz? Ee, işte kardeşiz ya! Bu içi boş kardeşlik, içtenlikten yoksun kardeşlik söylemleriyle artık bizi kandıramazsınız, artık bizi peşinize takamazsınız, deniz bitti, yalanın da sonu geldi artık, artık inandırıcı hiçbir şey bulamıyorsunuz. Ekonomik talepler yok sayılacak, kültürel, sosyal talepler yok sayılacak, bundan vazgeçeceğiz ve biz kardeş olacağız; bu söylem inandırıcı değil.
Türkiye nüfusunun yüzde 17’sini oluşturan Doğu ve Güneydoğu illerinde sizin Hükûmet döneminizde, 2008 yılında teşvik belgesi alan yatırımların oranına baktığımızda da korkunç bir fark var. Yani seksen yıldır devletin sürdürmüş olduğu bölgenin geri bırakılmışlığı, geri bırakılması projesinde farklı bir yaklaşımınız yok. 2008 yılında Marmara Bölgesi’nde teşvik belgesi alan yatırımların oranı, payı yüzde 39,7; Doğu Anadolu’da bu oran 4,7; parasal karşılığı da Marmara Bölgesi’nde 75 milyar, Doğu Anadolu’da 6 milyar. Nasıl kalkınma olacak? Aradaki fark nasıl kapanacak? Pozitif ayrımcılık yapılması gerekirken hâlâ bu fark giderek sizin Hükûmet döneminizde de açılıyor.
Devlet fabrika açamazmış, özel sektörle rekabet etmeyecekmiş. E, peki, özel sektörün orada yatırım yapmasını sağlayacak teşvik konusunda bir çaba göstermeyeceksiniz, altyapı sağlamayacaksınız, kendiniz de yapmayacaksınız, “Özel sektör yapsın.” diyorsunuz. Özel sektör nasıl yapacak? Hiçbir şekilde bunu yapacak durumda değil yani siz bölgede ne devletin ne de özel sektörün yatırım yapmasına olanak tanımıyorsunuz. Bölgeye çok yatırım yapıldığını söylüyorsunuz, ballandıra ballandıra anlatıyorsunuz. Hazine Müsteşarlığının rakamlarına bakalım, bölgeye yaptığınız yatırımlar savunma harcamalarıdır. Bakın, Siirt’te bölgeye yapılan yatırımların yüzde 36,3’ü, Tunceli’de yüzde 53’ü, Kayseri’de buna mukabil yüzde 24’ü, Isparta’da yüzde 29’u savunma harcamaları. Bölgede, Siirt’te sağlık harcamaları yüzde 11, sosyal güvenlik harcamaları yüzde 3, unceli’de sağlık 6,5; sosyal güvenlik yüzde 1,4; ama güvenlik harcamaları yüzde 53. Ve “Bölgeye biz çok büyük yatırımlar yapıyoruz.” diyerek bu halkı kandırmaya daha uzun süre devam edemezsiniz.
Zamanım bitti.
Evet, bu bölgeler arası dengesizliği giderecek yeni projelere ihtiyaç var. Demokratik özerklik projemiz, işte bunun çaresidir.
Saygılarımla bitiriyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
126 konuşma daha · 22 Aralık 2010