2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (BAYINDIRLIK VE İSKâN BAKANLIĞI, TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, MİLLî EĞİTİM BAKANLIĞI, YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU, YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI VE 85 ÜNİVERSİTE) DOKUZUNCU TUR
Van Milletvekili ·
Genel Kurul, 34. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Aralık 2007 · 1.888 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Özdal Üçer, 9 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (BAYINDIRLIK VE İSKâN BAKANLIĞI, TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, MİLLî EĞİTİM BAKANLIĞI, YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU, YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI VE 85 ÜNİVERSİTE) DOKUZUNCU TUR); konuşma 1.888 kelime.
Özdal Üçer (Van). “2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (BAYINDIRLIK VE İSKâN BAKANLIĞI, TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, MİLLî EĞİTİM BAKANLIĞI, YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU, YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI VE 85 ÜNİVERSİTE) DOKUZUNCU TUR”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 9 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozdal-ucer-23-2007-12-09-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-bayindirlik-ve-iskan (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van)Sayın Divan, sayın milletvekilleri; 2008 mali yılı Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesi hakkında Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi en derin içtenliğimle, sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Bakanlığın merkez teşkilatına 686 milyon YTL, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne 422 milyon YTL, İller Bankasına 740 milyon YTL ödenek ayrılmıştır. 2006 bütçesi 3 milyar 408 milyon 388 bin YTL olan Karayolları Genel Müdürlüğü Bakanlıktan ayrılmış ve Bakanlığın bütçesi büyük oranda düşmüştür. Bakanlığa ait faaliyetler de kamuya ait yapım işleri, afet işleri ve imar hizmetleri olarak sıralanmış. Kamuya ait binaların yapım işleri Bakanlığın görev alanında iken nedense her bakan “Bakanlığımız şu hastaneyi yaptı, bu okulu yaptı, şu binayı yaptı.” diyor. Kamuya ait binaların yapım işleri Bayındırlık ve İskân Bakanlığına ait değil de bu bakanlıklara aitse, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından bu bakanlıkların yapmış olduğu kamuya ait yapılar yeterince denetlenebiliyor mu? Bunu Sayın Bakana sormak istiyorum.
Sayın milletvekilleri, bir başka önemli konu, KÖYDES ve BELDES projeleridir. Bu projeler kapsamında belediyelerin ve köylerin altyapısının desteklenmesinin amaçlandığı söyleniyor. Ancak, AKP Hükûmeti “Seçim öncesi seçim ekonomisi uygulanmayacak.” demesine rağmen, ne hikmetse ağustos ayında gönderilmesi gereken parayı erken seçim kararı alındıktan birkaç gün önce bölgelere aktarıyor. Yaptığı yatırımların çoğunda olduğu gibi, bunları da devletin bir görevi ve icraatı olarak değil, AKP’nin bir lütfu gibi halka yansıtıyor.
Bilinmesi gereken şudur ki: Hükûmetlerin bölgelere yaptıkları yatırımlar, hükûmetin bir lütfu değil, sosyal devlet anlayışı gereği devletin bir görevidir. AKP Hükûmetinin, bunu kendi rant ve seçim malzemesi hâline getirmesi, siyasetlerini ne üzerine yürüttüklerini açıkça ortaya koymaktadır. Aynı şekilde, vatandaşa verilen yeşil kartları, çocuk yardımlarını seçim malzemesi olarak kullanarak, devletin imkânlarını kendi siyasetleri için kullanmakta da bir sakınca görmemektedirler.
Sayın milletvekilleri, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının Afet İşleri Genel Müdürlüğü için ayırdığı bütçe 188,5 milyon YTL’dir. Şimdi, şunu merak ediyoruz: Bu bütçeyle, geçen yıl Diyarbakır ve Batman’da meydana gelen sel felaketlerinde yardım yaptığınız gibi mi yardım yapacaksınız, yine sadaka mı dağıtacaksınız? Bu afetten zarar görenler için bu konuyla ilgili bir anekdot sunmak istiyorum. Diyarbakır, Batman ve bölgede meydana gelen sel felaketlerinden zarar görenler için, Eğitim Sen Van şubesi, kendi üyeleri arasında bir yardım toplama kampanyası düzenlemiş ve afet bölgesine gönderilmek üzere, giyecek, tıbbi yardım malzemeleri temin etmek üzere çalışma yürütmüştür. Ancak, buralara yeterli yardımı yapmayan hükûmet, üstüne, bir de yardım amaçlı kampanyalara engel olmuş, valilik emriyle, güvenlik güçlerince Eğitim Sen Van şubesine baskın düzenlenerek, toplanan yardım malzemelerine el konulmuş ve Eğitim Sen yöneticileriyle, çalışanları hakkında dava açılmıştır. Aynı sıkıntı, daha önce yaşanan Bingöl depreminde de yaşanmış, buralara yardım malzemesi gönderilmesine engel olunmuştur.
MEHMET EMİN EKMEN (Batman)Cumhuriyet tarihinin en büyük yardımı yapılmıştır.
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)O zaman tarihi iyi bilmiyorsunuz.
Tamamen insani amaçlarla yapılan yardımların önünü kesmek, üstelik, yardımların yapılmasını, emniyet ve yargı mercilerini kullanarak engellemek nasıl açıklanabilir? Oysa, AKP, devlet olanaklarını kullanarak yaptığı yardımı seçim malzemesi olarak kullanmıştır. Bölgenizde yaşanan felaketlerde, vatandaşa tüm zararları karşılayacak zarar ziyan tazminatı vermesi gereken AKP İktidarı, verdiği sadakalarla bölge halkını rencide etmiştir.
Ayrıca, bu bütçeyle afetlerin nasıl önleneceği ve zararların ne şekilde karşılanacağı tam bir muammadır.
Bu bütçeyle, ancak, 2008 yılında inşallah bir deprem veya farklı bir afet olmaz diye kaderci bir yaklaşım içerisine girilebilir.
Bu bütçeyle bu ülkede hiçbir afetin önüne geçilemeyeceği ve afet sonrası bir çözüm getirilemeyeceği açıktır.
Ayrıca, afetlerden zarar görenlerin iskânının bulundukları yerde yapılması gerekirken, maalesef, bunların büyük bir çoğunluğu, farklı alanlarda yapılan konutlara yönlendiriliyor. Yaşam alanını terk etmek istemeyenler için de “Ne yapalım, biz konut yapıyoruz, onlar gelmek istemiyorlar.” deniliyor. Bunlar, yaşam alanlarını bırakıp farklı bir alanda nasıl yaşayacaklar? Bunun için bir çalışma var mı? Hayır. Afetlerden zarar gören halkımızın kendi yaşam alanlarında iskânları için gerekli çalışmalar yapılmalı, bulundukları alanlarda iskânları sağlanmalıdır.
Değerli milletvekilleri, bir diğer önemli sorun tapu ve kadastro alanında yaşanmaktadır. Kamu arazilerini korumakla görevli birimlerin, kuruluş, yapılanma, konuşlandırma, personel ve araç gereç konularında çeşitli eksiklikleri vardır. Bu eksikliklerin yanı sıra, yasal düzenlemelerdeki bazı yetersizlikler ve boşluklar nedeniyle, kamu arazilerine yapılan işgallerin saptanması ve önlenmesinde önemli sıkıntı ve aksamalar söz konusu olmakta ve bu durumda, kaçak yapılaşma da dâhil olmak üzere, bu alanlara yapılan müdahaleler artırılmaktadır.
Burada çalışan görevlilerin büyük bir çoğunluğu, personel ve ekonomik sıkıntılara rağmen çalışma yürütmektedirler. Çalışanların özlük haklarının ve yaşam koşullarının düzeltilmesi konusunda da Bakanlığın herhangi bir icraatı olacak mı? Bunu da ayrıca merak ediyoruz.
52.637 köy ve mahalleden 44.197 tanesinin kadastrosunun yapıldığı söyleniyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne neden kadastro çalışması yeterince yapılmıyor? Özellikle Ilısu Barajı için -bir tarih yok edilmeye çalışılırken- o bölgede bulunan hak sahiplerinin, arazi sahiplerinin tapu kadastro sorunu olduğu için, kendilerine yeterince istimlak çalışması yapılamamaktadır. Baraj altında kalacak köylerin çoğunun kadastrosu olmadığı bilinmekteyken bunlar için bir çözüm üretilmemiştir. Herhâlde bu insanlara da, boşaltılan yüzlerce köydeki insanlar gibi “Gidin şehre, ne hâliniz varsa görün.” denilecektir. Oysa bizim için Hasankeyf çok önemli, Hasankeyf on bin yıllık tarihi olan, onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış tarihî bir kenttir ve bunun kesinlikle koruma altına alınması gerekmektedir.
Bir farklı kültürel sorun Sulukule’de yaşanmaktadır. Kentsel dönüşüm projesi içerisinde Sulukule’de yeni bir dönüşüm projesi gerçekleştirilmekte, fakat bu yapılanma içerisinde, Sulukule halkının kendi kültürünü yaşama hakkı ihlal edilmektedir. Bu anlamda, Roman vatandaşlarımızın ya bulundukları Sulukule’de iskân edilmesi veya yapılacak projelerde kendi kültürlerini özgürce yaşayabilecekleri alanların sağlanması gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, hazine arazilerinin büyük bir kısmı imarsızken satılmaktadır. Yatırımcının imarsızken alıp plan yapılmasını sağlayarak yüksek rantlar elde etmesiyle sonuçlanan bir arsa, arazi spekülasyonu durumu vardır. Planlama, kent topraklarından daha çok rant elde edilmesini sağlayacak bir araç değildir. Devlet, kamu elindeki arazi varlığını kamu yararına kullanmakla görevlidir. Eldeki kamu varlığının fütursuzca tüketilmesi, bundan sonra yapılacak tüm planların uygulanmasını da şimdiden imkânsız hâle getirecektir. Ülke topraklarını ve de hazine arazilerine -2/B örneğinde de görüleceği gibi- daha çok rant ve daha çok gelir getirecek unsurlar olarak pazarlamayı hedefleyen siyasal iktidar, rant kapısı olarak görülen hazine arazilerinin satışı uygulamasını geçici ve koşullu olarak durdururken, hazine arazilerinin satışının tamam durdurulmasının söz konusu olmadığını açıklamaktadır. Ayrıca, günümüzde kamu arazilerini önce belediyelere, belediyeler aracılığıyla da paravan olarak kurulan kooperatifler ile bazı kişilere devrini sağlamaya yönelik çalışmalar da söz konusudur. 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 1580 sayılı Belediye Kanunu ile bu Kanun’da değişiklik yapan 5656 sayılı Yasa’ya tamamen aykırı olarak önceden belirlenen kooperatif ve kişilere tahsisler yapılmakta ve bu şekilde büyük orandaki kamu arazisi elden çıkarılarak önemli rantlar sağlanmaktadır. Yeni bir imar planı gerekliliği açıktır. Bunun için, acaba gerekli çalışmayı Bakanlığımız yapacak mıdır?
Ayrıca, 4196 sayılı Kanun ile kıyı alanları ile bütünleşen orman niteliğindeki alanlara tahsis verilerek yapılan turizm tesislerinin plan ve projesine aykırı yapılanmaları hâlinde bu tahsisler için yapılan davalardan proje bedellerinin yüzde 3’ünün ödenmesi hâlinde vazgeçileceği, hükmü getirilmektedir. Bu madde kıyıların tarımsal doğal niteliklerinin ne kadar önemsendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Strateji planlama anlayışının kentsel yerleşmeler ölçeğinde geliştirilmesi ve uygulamaya konulması ile yerleşmeye özgü, sosyal, ekonomik ve çevresel sorunlara yeniden yerinden katılımcı yöntemlerle gerçekçi teşhislerin konması, çözümlerin geliştirilmesi; yine katılımcı yöntemlerle yerleşmelerin kendi tarihsel gelişimlerinden kaynaklanan olanaklarının ve değerlerinin ülkesel ve bölgesel planlarla dengeli bir şekilde ele alınmasıyla sosyal ve ekonomik kalkınma ile sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir kentsel ve kırsal çevrelerin elde edilmesiyle sağlanabilir. Van ilini örnek verecek olursak, 1996 yılındaki imar planı bugün birçok probleme neden olmuş ve mevcut plan ile bu sorunların çözümü kesinlikle mümkün değildir. Oluşturulacak yeni plan, eski planın revize edilmiş şekli değil, tamamıyla günün şartlarına uygun sorunlara çözüm getirebilecek nitelikte olmalıdır.
Ayrıca, Bakanlığımıza şunu sormak istiyoruz: 5233 sayılı Yasa çerçevesinde, zorunlu şekilde yerinden edilmişler için Köye Dönüş Projesi kapsamında herhangi bir faaliyet yapılması düşünülmekte midir? Çünkü, bunların, zorunlu bir şekilde yerinden edilmişlerin kendi köylerine dönüp mutlu, refah ve özgür, müreffeh ve özgür bir yaşam sürdürebilmeleri onların en temel hakkıdır ve devletimiz kendi vatandaşı olan bu milyonlarca mağdurun bütün mağduriyetini gidermekle yükümlüdür.
Ayrıca, Konut Edindirme Yasası’nın muğlakiyetleri ne zaman giderilecektir? Bizim halkımızın kendi ödenekleriyle oluşturulmuş bütçelerinin kamu malına dönüştürülmesine ve bunun bir rant ekonomisine dönüştürülmesine ne zaman son verilecek? Konut edindirme yardımı hak sahiplerine ne zaman dağıtılacak? Bunların mağduriyeti ne zaman giderilecek? Yoksa siz bunları, sadece halk edebiyatı yaparak geçiştirmeyi mi tercih ediyorsunuz?
HÜSEYİN DEVECİOĞLU (Kilis)Kendin de inanmıyorsun.
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Konuşmak istiyorsanız Sayın Divandan izin alın, gelin burada konuşun.
Evet, Bakanlığımıza sormak istiyoruz: “Ayrımcılık yapılmıyor.” diyorsunuz. Yapı denetimi, kentsel dönüşüm projeleri içerisinde sizin çalışmanızla ilgili 4708 sayılı Kanun’un kapsamında, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 26’ncı maddesinde belirtilen kamuya ait yapı ve tesisler ve, ve, ve ve… Daha sonrasında, bu 4708 sayılı Kanun kapsamında deprem bölgelerine göre illeri pilot bölge olarak ilan ediyorsunuz. On dokuz il, sayıyorum: Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bolu, Bursa, Çanakkale, Denizli, Düzce, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ, Yalova. Siz bunlardan bir tane bölge ili gördünüz mü, duydunuz mu? Bu ayrımcılık değil de nedir!
KUDBETTİN ARZU (Diyarbakır)Daha ne istiyorsunuz! Ne şikâyet ediyorsun!
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Bu konuda, bakın, bu pilot iller bölgesinde deprem kuşağında olmayan iller var, ama bizim bölgemizde, deprem bölgesinde olan, mesela Erzincan, tarihsel olarak depremlerde en çok mağdur olan kent, neden pilot bölge ilan edilmiyor? Ya da Çaldıran depremi ben doğmadan önce olmuş ve Çaldıran depreminin mağdurlarının hâlâ kendi zararları tazmin edilmemiş. Veyahut Lice depremi konusunda ne yaptınız? Bu konuda da bir açıklama yapabilecek misiniz? Yapabileceklerini düşünmüyorum.
MUHARREM İNCE (Yalova)Anayasa’nın 82’nci maddesini iyi okursan iyi olur bence.
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Eğer, bizi tatmin edecek ve halkımızın ihtiyaçlarını gidermeye dönük bir açıklama yaparlarsa ayrıyeten memnun da olmuş olacağız.
Evet, bölgesel ayrımlar bir politika hâline dönüştürülüyor ve bölgenin yerel kaynakları da rant mekanizmasına dönüştürülüyor.
Bakın, Van’da geçen aylarda yaşanmış sel felaketiyle ilgili mağduriyetler yaşanmıştı, hatta ölümler yaşanmıştı. Sayın Bakanlığımızın, vermiş olduğumuz soru önergesine cevabı ve yapılan icraatı anlatan bir tanesini örnek veriyorum: Özalp ilçesine bağlı Bağrıaçık köyünde hayatını kaybeden bir kişinin ailesine bin YTL nakdî yardım yapılmış. Yani, bir insan ölmüş ve bin YTL ödemişler. Ben merak ediyorum, bin insan ölseydi 1 milyon YTL mi ödeyeceklerdi. Ya da, siz, insan hayatının değerini nakdî yardım olarak belirleme vicdanını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu mu sizin sosyal devlet ilkeniz? Bu mu sizin hakkaniyet düşünceniz? Bu mu sizin vatandaşlık haklarına saygınız? Bu mu sizin bütün kültürleri, doğuda, batıda, neresinde olursa olsun, insanların bütün farklılıklarını bir zenginlik olarak kabul edip onları kucaklama kültürünüz? Bin lirayla mı insan hayatını değerlendiriyorsunuz?
Ayrıca, Van Belediyesiyle ilgili bir anekdot daha sunmak istiyorum. 5393 sayılı Kanun gereği, belediyeler sadece İller Bankasından kredi alabiliyorken, Van Belediyesi, İller Bankasından alabileceği kredi miktarını doldurduğu için, Vakıfbanktan, geri ödemesi çok ağır koşullarla 10 milyon YTL kredi almıştır. Diğer bankalardan kredi alınmasının önünde yasal engel varken, bakanlıklar aracılığıyla bu kredinin Van Belediyesine verilmesi nasıl açıklanabilir? 2007 Mayıs ayı itibarıyla İller Bankasına 14 milyon 353 bin YTL, Sosyal Sigortalar Kurumuna 11 milyon 550 bin YTL, vergi dairesine 3 milyon 802 bin YTL ve TEDAŞ’a ve başka kurumlara milyonlarca YTL borcu var. AKP İktidarının elinde bulundurduğu bir belediye, ki bu belediye yönetimi aldığında bu belediyenin kuruş borcu yoktu. Nasıl bu kadar borçlandırabildiniz, tebrik ediyoruz!
Şimdi, Van Belediyesiyle ilgili herhangi bir soruşturma yapılmaksızın…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun, konuşmanızı tamamlayınız.
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)…DTP’nin yönetiminde olan belediyelerin, mesela, Sur Belediyesinin, sadece ana dil ilkesinden dolayı görevden alınmasını hangi vicdana sığdırabiliyorsunuz? Veyahut da Diyarbakır Belediyesini, siz, hangi maksatla almaya çalışıyorsunuz? Siz, Diyarbakır Belediyesini alıp da orayı da mı batırmak istiyorsunuz? Buna, kusura bakmayın, müsaade etmeyeceğiz. (AK Parti sıralarından gürültüler) Buna müsaade etmeyeceğiz.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)Anayasa’yı okumadınız mı?
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Evet, barış içinde özgür, mutlu insanların el ele, kol kola, omuz omuza, yürek yüreğe bir arada özgür ve mutlu yaşadığı bir ülke, bir birliktelik ortamı özlemiyle ve duygusuyla hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 9 Aralık 2007