İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 32. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

Özdal Üçer

Van Milletvekili ·

Genel Kurul, 32. Birleşim · 3. yasama yılı · 20 Aralık 2008 · 2.040 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Özdal Üçer, 20 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 2.040 kelime.

Özdal Üçer (Van). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozdal-ucer-23-2008-12-20-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008 mali yılı Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesi hakkında Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi en derin içtenliklerimle, saygıyla selamlıyorum.

Bakanlığın, Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname gereğince, ülkenin merkezî alanlarda ve yerellerde yatırımlarının yapılması, yerel yönetimlere kaynak sağlanması, alt ve üst yatırımlara yol açacak her türlü teknik ve kaynak yatırımlarda bulunması gerekmektedir. Ancak Bakanlığın bütçesinde, her yıl olduğu gibi, 2009 yılına ait bütçesinde de yatırıma ayrılan payın bu hizmetlere cevap veremeyecek düzeyde olduğu açıkça görülmektedir. Hem teknik yatırımlara hem de Bakanlık bünyesinde çalışmakta olan personellerin özlük haklarını karşılamaya yönelik yetersiz bir bütçe söz konusudur.

Anayasa’nın 125’inci maddesi gereğince, devlet sosyal hukuk devleti olup kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında uğranılan kişisel zararların tazmininden sorumludur. İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmeti ile nedensellik bağı kurulabilen zararları tazmin ile yükümlü olup idarenin eylem ve/veya işlemlerinden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesince “hizmet kusuru” veya “kusursuz sorumluluk” ilkesi gereği tazmin edilmektedir. Öte yandan, nedensellik bağı idarenin tazmin sorumluluğunun mutlak koşulu değildir. İdarenin faaliyet alanı ile ilgili önlemekle yükümlü olduğu hâlde önleyemediği birtakım zararların da nedensellik bağı aranmadan sosyal risk ilkesi gereğince tazmini gerekmektedir.

Ülkemizde yaşanan çatışma ortamı ve yaşanan trajedilere maruz kalan kişiler kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarar görmektedirler. Ortaya çıkan zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleriyle zarara uğramış kişiler arasında fedakârlığın denkleştirilmesi hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. Kişilere verilen zararların belirtilen ilkeler uyarınca karşılanması devlete olan güveni pekiştirecek, vatandaş-devlet kaynaşmasını artıracak ve toplumsal barışa önemli katkıda bulunacaktır.

Vatandaşlarımızın uğradığı zararların karşılanması, Anayasa’mızda düzenlenen sosyal devlet ilkesinin bir gereğidir. Çatışmalı ortamda zarar gören ve zorla yerinden edilen kişilerin zararlarının ulusal ve uluslararası yargı mercilerine gidilmeksizin, hızlı, etkin ve adil bir şekilde sulhen karşılanması amacıyla 5233 sayılı Yasa çıkarılmıştır.

Değerli milletvekilleri, bahsettiğim bu konunun bütçe konusuyla ne ilgisi olduğu sorulabilir. Konumuzla ilgisi, bu Yasa’nın uygulanmasında ortaya çıkan sorunlardan bazılarının doğrudan doğruya bütçesini görüştüğümüz kurumlarla ilgili olmasıdır. Söz gelimi, bu Yasa’nın uygulanışında orman ve mülkiyet kapsamından kaynaklanan sorunlar söz konusudur.

Zarar tespit komisyonlarına yapılan başvurularda başvurucuların karşısına çıkan en büyük sorun, başvurucuların yüzlerce yıldır tarım arazisi olarak kullanmış oldukları mülklerin orman olduğu ve bu yerlerle ilgili başvurucuların taleplerinin reddedilmesi sorunudur. Bu yerlere ilişkin başvurularda başvuru konusu yerlerin orman vasfında olması gerekçe gösterilerek başvurular reddedilmektedir. Bu durum hukuka ve adalete aykırılık teşkil etmektedir. Şöyle ki: Bölgede orman olarak adlandırılan yerlerin kadastral çalışmaları ya hiç yapılmamış ya da eksik yapılmıştır. Orman sınırlarının tam olarak tespit edilememiş olması ve özel mülkiyete ilişkin ihtilafların giderilmemiş olması başvurucuların kusurundan kaynaklanan bir durum değildir.

Arazilerin orman tespitleri 1952 yılında bölgede yapılan orman kadastro çalışmalarına dayandırılmaktadır. Bu tarihte yapılan kadastral çalışmaların yetersiz ve hukuka aykırı olduğu birçok mahkeme kararına konu olmuştur. Orman kadastrosunun dışında genel kadastral çalışmalar yapılmamış olduğundan özel mülkiyet ile orman sınırlarına ilişkin ihtilaflar giderilememiştir. Kadastro çalışmaları da devletin yetkili olduğu bir görevdir. Bu çalışmaların yapılmamış olmasında devletin kusur ve ihmali vardır. Bu durumda zarar tespit komisyonları başvuru lehine düşünerek hukuka uygun karar vermelidir. Şöyle ki: Kırsal bölgede yaşayan insanların orada bulunan taşınmazlarda tarım yaparak geçimlerini sağladıkları ve bu topraklarla ekonomik bağlarının olduğu düşünüldüğünde arazilerin orman vasfında olmadığı ve başvurucuların bu arazileri ekip biçtiği ve arazilerle ekonomik bağının olduğu açıkça görüldüğünden bu olgunun idare lehine takdir edilmesi adil değildir.

Değerli vekiller, bu Yasa’nın uygulanışında ayrıca mülkiyet hakkının ispatına ilişkin sorunlar da söz konusu olmaktadır. Kadastral çalışmaları tamamlanmamış köylerde köy yerleşim birimlerinde kadastral çalışmalarından sonra inşa edilen ve tapusu bulunmayan ev ve müştemilatlarına ilişkin meydana gelen zararlar başvuru sahiplerinin mülkiyet hakkını kanıtlayamadığından bahisle reddedilmektedir.

Kadastral çalışmalar bölgedeki hemen hiçbir köyde fiilî duruma uyarlanmış değildir. İmar planlaması olmadığından bu tür fiilî durumlar ortaya çıkmıştır. Hiçbir köyde imar düzenlemesi yapılmamıştır. İmar düzenlemesinin olmadığı yerde tapu kayıtlarıyla fiilî durumun birbirlerini destekleme imkânı bulunmamaktadır.

5233 sayılı Yasa ve uygulamasını gösteren yönetmelikte, meydana gelen zararların, zarar görenin beyanı, adli, idari ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak belirleneceği belirtilmesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mülkiyet hakkına ilişkin kararlarına rağmen yapılan işlemler hakkaniyete aykırılık teşkil etmektedir.

Bölgemizdeki köylerin bir kısmında kısmen kadastral çalışmaların yapıldığı, kısmen ise kadastral çalışmalar dışında bırakıldığı bilinen bir gerçektir.

Komisyonlar tarafından meydana gelen zararların tespiti amacıyla yapılan keşifler sırasında kadastral çalışmaların yapılmış olduğu yerlerdeki zararlar tespit edilmekte, kadastral çalışma dışı bırakılan yerlerdeki zararlar ise tespit dışı bırakılmaktadır.

5233 sayılı Yasa başvurucuların gerçek zararlarını tespit edip tazmin etme amacı gütmesine rağmen, keşif yapan komisyonun uygulamaları nedeniyle Yasa’nın bu amacından saptığı görülmektedir.

Ayrıca, zorla yerinden edilenlerin iskân sorunları da çözülmemiştir. Köylerinden çıkarılan insanlar için bir iskân alanı oluşturulmamıştır. Buna bariz bir örnek verilecek olursa zorla yerinden edilip Van’a göç etmek zorunda bırakılan, Van’a yerleşmek zorunda bırakılan Yalı Mahallesi sakinlerinin tapu sorunları hâlâ giderilmemiş ve iskânları gerçekleştirilmemiştir ve üstüne, kendilerine verilecek olan tapular her zaman siyasi bir malzeme olarak kullanılmış ve oy avcılığına malzeme edilmiştir. Bunu bu süreçte de iktidar gayet iyi kullanmaktadır. Hatta bu süreçle ilgili, en son Sayın Başbakanın Van’a yapmış olduğu ziyarette AKP Van milletvekillerinin ve AKP il yetkililerinin bu mahalle sakinlerine “Eğer bu mitinge katılırsanız, Başbakanı karşılama programına katılırsanız, bunun karşılığında derhal tapularınızı verebiliriz.” gibi bir çalışma yapılmıştı, bunu mahalle sakinleri bizzat kendileri bize iletmişti.

Değerli milletvekilleri, hazine arazilerinin büyük bir kısmı imarsızken satılmakta, yatırımcının arsayı imarsızken alıp plan yapılmasını sağlayarak yüksek rantlar elde etmesiyle sonuçlanan bir arsa/arazi spekülasyonu durumu yaşatılmaktadır. Planlama kent topraklarından daha çok rant elde edilmesini sağlayacak bir araç değildir. Devlet, kamu elindeki arazi varlığını kamu yararına kullanmakla görevlidir. Eldeki kamu varlığının fütursuzca tüketilmesi bundan sonra üretilecek tüm planların uygulanmasını da şimdiden imkânsız hâle getirecektir.

Ülke topraklarını ve hazine arazilerini daha çok rant ve daha çok gelir getirecek unsurlar olarak pazarlamayı hedefleyen siyasal iktidar, rant kapısı olarak görülen hazine arazilerinin satışı uygulamasını geçici ve koşullu olarak durdururken hazine arazilerinin satışının tamamen durdurulmasının söz konusu olmadığını açıklamaktadır.

Ayrıca, günümüzde kamu arazilerini önce belediyelere, belediyeler aracılığıyla da paravan olarak kurulan kooperatifler ile bazı kişilere devrini sağlamaya yönelik çalışmalar da söz konusudur. 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 1580 sayılı Belediye Kanunu ile bu Kanun’da değişiklik yapan 5656 sayılı Yasa’ya tamamen aykırı olarak, önceden belirlenen kooperatif ve kişilere tahsisler yapılmakta ve bu şekilde büyük oranlardaki kamu arazisi elden çıkarılarak önemli rantlar sağlanmaktadır.

Buna ilişkin bariz bir örnek -basında yer aldığı gibi- Sayın Maliye Bakanının aile yakınlarının sahip olduğu şirketin elektrik santrali kurmasına ilişkin arsa spekülasyonuydu ve AKP’li belediyenin mera alanını bu şirkete tahsisiyle ilgili bir sorundu.

Sayın milletvekilleri, kadastro bilgileri toprak mülkiyetine devlet güvencesi sağlaması yanında, konumsal özellikli bir tür projenin kapsamında ve uygulamasında başvurulan altyapı bilgileri durumundadır. Bu nedenle, bu bilgilerin tüm gereksinimleri karşılayacak özellikte doğru, güvenilir ve güncel olması zorunluluğu vardır. Bunun için de ülkemizde olayın teknik çalışmalarının çok boyutlandırılarak, günümüz teknoloji koşullarına uygun bir çalışma yapılması ve ülkenin tüm alanlarında kadastro çalışmalarının bitirilmesi gerekmektedir. Maalesef, şu anki bütçeyle ve şu anki programla bunu çözümlemek mümkün değildir.

Önemli sorunlarımızdan biri de kıyı zenginliklerimizdir. Kıyılardaki sorunları çözebilmek adına üzeri örtülü afları içeren tasarıların kamuoyundan kaçırırcasına Meclise sunulması, tarım toprakları üzerinde kaçak yapılmış tesislerin ücreti karşılığı affedilmesi, içerisinde “planlama” sözcüğü geçmeyen yönetmeliklerin yıpranan kent dokularını koruyacak eşsiz çözüm olarak tanıtılması, proje ve sınır bazında belirlenecek kentsel dönüşüm projelerinin kentlerin tüm yapısal sorunlarını çözecek sihirli anahtarmış gibi gündeme getirilmesi, en değerli koyların çok yoğun yapılaşmalara konu olacak biçimde tahsis edilmesi, amacı dışında kullanılan tahsislere açılan davalardan ücreti karşılığı vazgeçilmesi kıyılarımıza verilen önemi de gözler önüne sermektedir. Bu da iktidar yanlılarına sunulabilecek çok aleni bir rant mekanizmasıdır.

Belirttiğimiz sorunların giderilmesine ilişkin çok sağlıklı bir kıyı politikasının belirlenmesi, kıyılarla ilgili muhalefetin de içinde yer alacağı bir çalışma ortamının geliştirilmesi, bunların toplumun ekolojik ihtiyaçlarını karşılayacak bir düzeyde olması gerekmektedir.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılmasıyla birlikte 5302 sayılı İl Özel İdare Kanunu ile özel idareler yeniden yapılandırılmış, bu yapılanmayla birlikte sadece Van İl Özel İdaresinde yatırımcı ve idari olmak üzere on dört birim oluşturulmuştur. Diğer illerdeki birimleşmeleri resmî istatistiklerde görebilmek mümkündür. Bu birimlerle beraber, önceden sadece yatırımcı dış kurumlara mali kaynak ağı sağlayan il özel idare müdürlükleri, yatırımları direkt olarak yapan yatırımcı bir yapıya kavuşmuşlardır. Daha önce sadece idari yapılanma olan kurum birden teknik ve yatırımcı bir yapıya kavuşunca beraberinde bazı sorunları da getirmiştir. İl ve ilçe özel idarelerini yöneten vali ve kaymakamlar mühendis ve teknik eleman kimliğine soyununca işler içinden çıkılmaz bir hâl almıştır. Yatırımlar sayısal olarak artıyor görünmesine rağmen, verilen hizmet nitelik olarak düşmüştür. Hizmet, belediyelerde olduğu gibi, iktidar partisi mensuplarının taleplerini karşılama yarışına dönüşmüştür.

Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde Kamu İhale Kanunu’nda bazı değişiklikler yapılarak ihalelerin şeffaf bir şekilde yapılmasına yönelik çalışmalar yürütülmüştür. Nispeten önceki yasaya göre bazı mesafeler alınmıştır ancak Hükûmet, yatırımları bu yasa kapsamından çıkarmak için köylerin altyapısını destekleme, KÖYDES ve BELDES adı altında bütün yatırım kaynaklarını Köylere Hizmet Götürme Birlikleri ve BELDES’e aktararak yandaşlarının hizmetine sunmuştur. Köylere Hizmet Götürme Birlikleri mevzuatına göre burada yapılan ihaleler –bu, iktidar için çok sihirli bir sözcük- Kamu İhale Kanunu’na tabi değildir. İllerde valilikler, ilçelerde kaymakamlıklar, KÖYDES adı altında gelen milyonlarca YTL’lik mali kaynağı, sembolik bazı davetiyelerde çok düşük kırımlarla ve teknik şartnamelere bazı noktalarda teferruatlı uyularak AKP yandaşlarına ihale etmişlerdir. Bununla ilgili yüzlerce köyü sayabilirim. Van il sınırları içerisinde KÖYDES projesi kapsamında köye yol yapılmıştır, kayıtlarda bu şekilde görülmektedir, su götürülmüştür, kayıtlarda yine bu şekilde görülmektedir fakat köye gittiğinizde köyün ne yolu vardır ne de suyu vardır. Bunu görmek isteyen arkadaşımız varsa buyurur, Van’da konuğum olur.

Mevcut imar düzenlemelerinde afet olgusu göz ardı edilmektedir. Yalnızca yapılaşma üzerinde duran kanunda, yapılaşma öncesi ve sonrası dönemlerle ilgilenilmemektedir. Mevzuatın bakış açısı tek yapı ölçeğinde uyulması gereken kurallar ile sınırlıdır. Bunun yanında, kent ölçeğindeki ihtiyaçlara değinilmemektedir. Sadece, çıkarılan iki yönetmelikte Afet Yasası’nın Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik’e atıfta bulunulmakta ancak bu düzenlemelerin nasıl yapılacağı, önlemlerin nasıl alınacağı ve denetleneceği konusuna değinilmemektedir. Diğer yandan, imar mevzuatında mikro bölgeleme haritaları yapılması, bunlara dayalı olarak yapılaşmanın şart koşulması gibi bir hüküm de yoktur. Ülkemizde doğal afetler sık sık yaşanmasına rağmen, doğal afetlere ne önceden tedbir alma konusunda ne doğal afetler sonrasında oluşmuş zararların giderilmesi konusunda bugüne kadar halkın vicdanını rahatlatacak hiçbir icraat yapılmamıştır. On yıllarca öncesinden bugüne, uğranılmış doğal afetlerden doğan zararların çoğu tazmin edilmemiştir. Tazmin edilen vukularda da çok komik hatta trajikomik sonuçlar, tablolar ortaya çıkmaktadır.

Vakit darlığından dolayı, bahsettiğim konuları teferruatlı açamayacağım. Bununla ilgili özet geçmek istiyorum. Özellikle TOKİ’nin konumuna değinmek istiyorum. TOKİ, özellikle son dönemlerdeki yapılanmalarda, kentsel dönüşüm projelerinde, kurumların, bakanlıkların vermiş olduğu ihalelerde artık bir devlet kurumu olarak değil, bir yatırım şirketi olarak çalışmakta ve kamu yararını birincil hedef olarak alan bir işletme olarak değil, tamamen kâr amacını güden ve sermaye-rant ilişkisi çerçevesinde boğulmuş, tamamen yapmış olduğu yapılarla da kent dokusunu zarara uğratan, ekolojik bir yaşamı hiçe sayan, toplumun sosyal değerlerini hiçe sayan, bina dokularıyla da kentsel yaşamı felce uğratan bir yapıya sahiptir ve maalesef ki en büyük ihale usulsüzlüklerinin yapılmış olduğu alanlar da TOKİ’ye aittir.

TOKİ’de çevre planlamalarına ilişkin çok hassas değinildiği ifade edilmektedir. Buna da Van’dan somut bir örnek vermek istiyorum. Van Edremit TOKİ’de hâlâ altyapı arıtma mekanizması yok ve onun kanalizasyon sularının, kanalizasyon atıklarının tamamı, olduğu gibi Van Gölü’ne akıtılmaktadır ve bu durum bilindiği hâlde, bir gözlem çalışması yapan, bu konuda araştırma inceleme çalışması yapan iktidar yetkilileri, hatta Meclis komisyonu bu konuda gereken raporu oluşturmamıştır, bizim görüşlerimizi almaya yönelik bir nezaket gösterisi de sunulmamıştır.

Evet, bahsettiğim şekilde, özellikle bu İktidar için sihirli sözcük olan ihale. En son, TOKİ Başkanının “Bu arazileri cilalı arsalar hâline getirip yabancılara satacağız.” İhale ve satacağız, satmak ve ihale, iki önemli kavram bu İktidar için. Neyi, ne kadar satacaksınız? Bu ülkenin bütün değerlerini sattığınız gibi, bütün mallarını da satıyorsunuz. Bunun karşısında etkin bir muhalefetimizin olacağını her zaman bilmenizi isteriz.

TOKİ’nin kent dokusunu bozduğuna ilişkin çok fazla bilimsel konuşmaya gerek duymuyorum. Havaalanından Ankara’ya doğru geldiğinizde karşınıza dikilen binaların görüntüsünün ne derece modern bir şehir hayatına uygun olduğunu, doğal bir sosyal yaşama uygun olduğunu siz kendiniz takdir edin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak Sayın Başbakanın ilimize yapmış olduğu ziyaret esnasında yaşanmış olan gerginliklere değinmek istiyorum ve bu konuda, Sayın Başbakanın, bir başbakan olsa bile kimsenin haddini aşmaması gerektiğini bilmesi konusunda, başkalarına hakaret etmesi konusunda bu kadar fütursuzca olmasını eleştirerek… Biz “Sayın Başbakan Van’a gelmesin.” diye bir söylemde bulunmadık, biz Sayın Başbakanın başbakanlık sorumluluğunu taşıyıp böylesi bir gerginliğe mahal vermemek adına Van’a gelmemesinden bahsettik. Bunu bile bile provokasyon amacıyla Van’a gelmesi yine canların kaybına neden oldu, yine çocukların yaralanmasına, yüzlerce çocuğun gözaltında işkence edilmesine neden oldu. Bu gerginliklerin yegâne sorumlusu Başbakanın kendisidir. Başbakan eğer Başbakansa yapmış olduğu icraatların tümünü akilane çerçevede biçimlendirme sorumluluğu olduğunu hatırlamak zorundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

70 konuşma daha · 20 Aralık 2008

70 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook