İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 84. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

Özdal Üçer

Van Milletvekili ·

Genel Kurul, 84. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Nisan 2010 · 1.771 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Özdal Üçer, 8 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 1.771 kelime.

Özdal Üçer (Van). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim tutanağı, 8 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozdal-ucer-23-2010-04-08-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; 487 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Türkiye’de eğitim sorunlarının, okulöncesi dönemden yükseköğretim sonrası, lisansüstü döneme kadar çözümü bütün Türkiye yurttaşları için en önemli sorunlardan biridir. Çünkü dünyada eğitim ve eğitimle ilgili toplumsal sorunlarını çözememiş hiçbir ulus, hiçbir toplum, hiçbir ülke gelişmiş medeniyetler çerçevesi içerisinde yer alamayacaktır. Yükseköğrenimdeki genç nüfusumuzun çokluğu ve yükseköğrenimin gerekliliği konusunda herkesin hemfikir olduğunu ifade etmek lazım. Evet, Türkiye Cumhuriyeti devleti, genç nüfusu çok olan ve bütün bu genç nüfusunun yükseköğrenime ihtiyacı ve talebi çok olan bir ülke. Fakat yükseköğrenimin diğer okulöncesi, ilköğretim, ortaöğretimde olduğu gibi yükseköğretimdeki okullaşma ve yükseköğretim hizmetinin sunumlarıyla ilgili sorunların birçoğunun giderilmediği ve bu sorunu en derinden hisseden en büyük kesimin de halkın kendisi olduğunu ifade etmek lazım.

Evet, üniversiteler kurulmalıdır, bunların bir kısmı devlet üniversitesi olmalıdır, bunların bir kısmı vakıf ve bir kısmı özel üniversite olmalıdır. Üniversitelerin gerekliliğiyle ilgili herhangi bir muhalefetin söz konusu olmadığı bir ortamda, üniversitelerin nitelikleriyle ilgili muhalefete de hoşgörüyle yaklaşılması gerekmektedir iktidar partisi tarafından. Sayın Grup Sözcüsü Vekilimizin belirttiği şekilde şairane söylemlerle, eğitimin sorunlarını soyut bir şekilde, üzerini cilalayarak değerlendirmemizin çok sağlıklı sonuçlara yol açmayacağını da belirtmek isterim. Biz, bu anlamda Türkiye’de yükseköğrenime olan ihtiyacı ve yükseköğrenimin kurumsallaşmasıyla ilgili sorunları dile getirirken, vakıf üniversitelerinin kuruluş amaçları, vakıf üniversitelerinin nitelikleri, öğrenci hizmeti, eğitim hizmeti, öğrencilere olan katkısı, devlet üniversitelerinin niteliği, devlet üniversitesinde yaşanan sorunlar, akademik kadronun yaşadığı sorunlar, öğrencilerin yaşadığı sorunlar, hizmet personellerinin yaşamış olduğu sorunlar, topyekûn kurumsal yapının yaşamış olduğu sorunlar, bunlar ayrı ayrı değerlendirilebilecek şeylerdir. Fakat, mevzunun girift olması itibarıyla vakıf üniversitelerinden yola çıkarak Türkiye’de yükseköğrenimin niteliğini de değerlendirmek lazım.

Genelde AKP Hükûmeti “Türkiye’de yükseköğrenimde üniversite sayısını artırdık.” diye övünüyor ama üniversite diye rektörlük verilmiş olan şey… Mesela Hakkâri’den bahsedeceğim. Hakkâri’de üniversite var, rektörü var. Peki, Hakkâri’de üniversite olan bu kurum daha önceden, Yüzüncü Yıl Üniversitesine bağlı bir meslek yüksekokuluydu. Oraya bir rektör atandı ve orası üniversite oldu. Eğer rektör atanmasıyla bir yerin üniversite olması yeterliyse, seksen bir ile vali atar gibi birer de rektör atayalım, seksen bir ilde birer tane üniversite olsun, eğer niteliği düşünmezsek.

Burada, sadece muhalefet etmek açısından, yani kuru bir muhalefet etmek açısından değil, üniversite öğrencilerinin yaşamış olduğu sorunu dile getirmek adına, akademisyen kadronun yaşamış olduğu sorunları dile getirmek adına, ülkemizdeki eğitim sorunlarını… Ki, yaşamış olduğumuz eğitim sorunlarından dolayı bir beyin göçü yaşanmaktadır. Nitelikli beyinlerin çoğu gidip başka ülkelerde çalışmak zorunda, başka ülkelerde yükseköğrenimini tamamlamak, lisansüstü eğitimini tamamlamak durumundadır. Bu neden böyle olur? Siz hiç Amerika’dan “Ben yüksek lisansımı tamamlamak için Türkiye’ye gidip okuyacağım.” diyen bir üniversiteliye rastladınız mı? Neden buradan oraya göç oluyor da oradan buraya göç olmuyor? Kaç tane gelişmiş ülke akademisyeni “Ben gideyim Türkiye’de biraz kariyer edineyim.” gibi bir amaçla Türkiye’ye geliyor? Burada tek bir gerçeklik var, demek ki batık bir eğitim sistemi var ve bu batık eğitim sistemi içerisinde en önemli unsurlardan biri de yükseköğretim sürecinde yaşanan sorunlardır.

Vakıf üniversiteleriyle övünülüyor. İşte, daha önceden 23 olan vakıf üniversite sayısı 45’e yükselmiş, 4 daha olacak. Dörder dörder, beşer beşer vakıf üniversiteleri açılıyor. Vakıf üniversitelerinin açılmasıyla ilgili… “Ülkemizde okuma oranının artmasıyla birlikte üniversite talebinin arttığı bir dönemde, yasal boşlukların oluşturduğu olanaklar doğrultusunda art arda kurulmaya başlanan vakıf üniversiteleri, adeta toplumun eğitim ihtiyacının karşılanması gibi lanse edilmektedir. Özel bir statüde kurulan bu üniversiteler kamu kurumuymuş gibi kamu kaynaklarını kullanabilmekte, devlet eliyle zengin yaratmaktadır. Fakat devletin eğitim kurumları niteliğindeki devlet üniversiteleri, büyük ekonomik sıkıntılar içerisinde kıvranmakta ve eğitim gereken düzeyde verilememektedir. Vakıf üniversiteleri şirket mantığıyla kurulmakta olup gelir gider dengesini de üniversiteyi kuranların kâr çıkarları doğrultusunda yapmaktadır ki; bu da vakıf üniversitelerinin toplumun eğitim ihtiyacını karşılamayı hedeflemediğini, tersine toplumun eğitim ihtiyacı üzerinden zenginleşmeyi hedeflediğini göstermektedir.” Bu, bizim muhalefet şerhimizin ana metniydi.

Şimdi, burada vakıflarla ilgili olarak sorulması gereken ve… İncelemişseniz eğer, bizzat bu 487 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın metinlerinde de, komisyon raporlarında da bütün muhalefet partilerinin ve iktidar partisi mensubu olan milletvekillerinin kısmi eleştirileri de söz konusudur. Vakıflarla ilgili değerlendirilmesi gereken şeyler: Bu dört vakıf üniversitesinin kurucuları kimlerdir? Bununla ilgili Komisyona bilgiler verilmemiş. Bu vakıf üniversitelerinin yapısal durumu nedir? Mali durumu nedir? İnsan gücü yapılanması nedir? Akademik kadrosu nedir? Bununla ilgili eğitim programı nedir? Üniversite öğrencilerine vereceği burslar nelerdir? Üniversite öğrencilerinden almayı hedeflediği harçlar ne kadardır? Bunlarla ilgili hiçbir bilgi verilmemiş, ama vakıf üniversitelerinin kuruluşuyla ilgili temel ilkeler vardır, bu ilkelere uygunluk durumu sadece YÖK Üst Kurulu tarafından belirlenmiş, Komisyona hiçbir bilgi verilmemiştir. Bilginin gizlenmesinin temel maksadı nedir? Bu bilgiyi biz şu an Sayın Bakandan ve Sayın Komisyon Başkanından rica ediyoruz. Kurulacak üniversitelere kamuya ait hangi araziler veriliyor veya verilecek?

Sayın Bakanım, lütfen, dinler misiniz, bu soruları size yöneltiyorum: Vakıfların mali gücü nedir? Kuracakları üniversitelere ayırdıkları eğitim fonu nedir? Üniversitede çalıştırılacak personel sayısı kaçtır, hedeflenen personel sayısı kaçtır? Akademik kadroların niteliği ne olacaktır ve sayısı ne kadar olacaktır? Öğrencilerden almayı planladıkları harçların fakültelere göre miktarı nedir? Bunlar eğer kâr amacı gütmeyeceklerse, öğrenciden düşük bir harç almış olmaları lazım, ama biz burada “öğrenciye hizmet” diye fakültelerin, üniversitelerin, vakıf üniversitelerinin kuruluşunu onaylayacağız, bunlar da gidecekler de 30 bin lira harç karşılığında öğrenci okutacaklar! Peki, vakıf olma niteliği bunun neresinde? Vakfın temel mantığı nedir? Vakfetmenin temel mantığı, bireylerin birikimini kamuya aktarmaktır, kamunun birikimini bireylere aktarmaksa eğer, burada kamu olanaklarını birilerine peşkeş çekme durumu söz konusudur, “Vakıf olma özelliği de ortada yoktur.” denir. Eğer vakıfsa bunlar, kendi birikimlerini, kendi mal varlıklarını kamuya, eğitim kurumu yapısı içerisinde kamuya bir lütuf olarak sunmak istiyorlarsa, kâr amacı gütmeden çalışmak zorundadırlar ve en azından öğrencilerden alacakları harçların minimize edilmesi için bir teminat sunmak zorundadırlar. Biz bu teminatı almadan bunların kuruluşunu nasıl onaylayacağız? Ki diğer vakıf üniversitelerinde olduğu gibi, şu an, Türkiye'de en yüksek harçları alan üniversitelere baktığımızda, bunların çoğunluğu vakıf üniversiteleridir. Hani kâr amacı güdülmeyecekti? Bunların denetimiyle ilgili… Bu üniversitelerin ana gelir kalemi ne olacaktır? Vakıf üniversitelerinin hamisi olan vakıfların kendi ana fonlarından eğitim harcamalarına ayırdıkları ödeneler mi olacaktır, yoksa bir şirket mantığıyla öğrencilerden alacakları yüksek harçlar mı olacaktır?

Öğrenci sorunlarıyla ilgili sadece harç sorunları yoktur fakat bunları daha sonra -bizim gündeme getireceğimiz- üniversite öğrencilerinin yaşamış olduğu sorunlarla ilgili araştırma önergelerinde, soru önergelerinde ve gündemlerde dile getireceğiz.

Şu an Türkiye'de ücret-harcama dengesini vakıf üniversitelerinin yüzde 30’u ancak sağlayabilmektedir. Yani üniversitede öğrenciden aldığını öğrenciye harcayan vakıf üniversitelerinin sayısı üçte 1’dir. Diğer üçte 2’si ne yapıyor? Öğrenciden aldığını kâr payına dönüştürüyor ve bunu nereye harcadığı belli değil. Peki bunun neresi vakıf, neresi hizmet? Hani öğrencinin hakları nerede? Öğrencileri okutan ve büyük bedeller ödeyerek okutan cefakâr, vefakâr ailelerinin yaşadığı sorunlar nerede, nasıl değerlendirilecek? Yani biz kurduğumuz, kuracağımız, kurmayı hedeflediğimiz bu üniversiteleri oyladığımızda, ailelerin on binlerce harç parası ödeyip birilerini zengin etmesine mi vesile olacağız?

Türkiye'de, kâr amacı gütmeme misyonuyla kurulan vakıf üniversitelerinin büyük bir çoğunluğu üniversite öğrencilerinden aldıkları ücretin yarısını bile öğrenciye harcamıyor. Ki bu vakıf üniversitelerinden 30 bin liraya kadar harç alan üniversiteler var.

Dünyadaki başarılı örneklerde ise finansman yapısını güçlü ana varlık fonları üzerine oturtuyor üniversiteler; mesela, Harvard Üniversitesi, Yale, Stanford üniversiteleri gibi. İşte bunlar bu yüzden başarılıdırlar. Onlar “Biz öğrencinin cebinden kaç kuruş alırız da kendi vakfımıza ya da kendi siyasi yandaşlarımıza kurumsal kâr olarak dönüştürürüz.” hesabını da yapmıyorlar. “Benim mali birikimim budur, benim emeklerimle kazandığım para budur, ben bu kaynaklarımı kamu hizmetine adıyorum; ben açtığım üniversitede ülkeme ne kadar bilim adamı kazandırırım, ne kadar bürokrat kazandırırım, ne kadar aydın insan kazandırırım, ne kadar özgür düşünceli insan kazandırırım, bilim insanı kazandırırım?” düşüncesiyle hareket ettiği için kendi fonlarından üniversite öğrencilerine yüksek burslar verip, üniversite öğrencilerini âdeta evlerinden alıp, onlar için ortamlar hazırlayıp eğitimine… Ama bizde nasıl oluyor? Vakıf üniversitelerinde okuyan öğrencilerin profiline baktığınız vakit, ekonomik durumu çok iyi olan ailelerin çocuklarını askere göndermemek amaçlı okuttukları kurumlar hâline dönüşmüşlerdir. İşte yüksek lisans yapacaktır, hatta çoğu, vakıfların etkileşimli olduğu -uluslararası sözleşmeler gereği- başka üniversitelerde yüksek lisansını yaptırıp, orada yerleşimini sağlayıp, orada çalışıyormuş gibi de gösterip daha sonra şey yapıyor. Bu durumda olan acaba kaç milletvekili vardır ya da kaç üst düzey bürokrat vardır veyahut da kaç siyasi yandaş sermayedarları vardır? İşte bundan dolayıdır ki yoksul aile çocukları eğitim olanağı bulamazken varlıklı aile çocukları hem eğitim olanağını buluyor hem de belli hizmetlerden kaçma durumu, şansı yakalayabiliyor.

Devlet üniversiteleri de paralı hâle getirilmeye çalışılıyor; harçlar yükseltiliyor, öğrencilere verilen burslar da daha sonra faiziyle geri alınıyor. Devlet nedense kendi borcunu öderken gıdım faiz vermezken, mesela konut edindirme yardımlarıyla ilgili kendi borcunu öderken hiç faiz ödeme gereği duymuyor ama öğrencisine vermiş olduğu bursu yüzde 400, yüzde 500, yüzde 600 faizle geri alabiliyor. Hani sosyal adalet, hani adalet, hani kalkınma?

Şimdi, bütün bu sorunları üst üste koyduğumuzda şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor: Demek ki Türkiye’de vakıf kurmak, toplumsal amaçlara hizmet etmek anlamına gelmiyor. Vakıf üniversitesi kurmak, aydın, özgür düşünceli bilim adamı ve nitelikli insan gücü yetiştirmek anlamı da taşımıyor. Yasal boşluklardan faydalanıp eğitimin bir ekonomik sektöre dönüştürüldüğü bir ortamda “Eğitime ihtiyacı olan gençleri ekonomik olarak ne kadar sömürebilirim?” mekanizmasına, sektörüne dönüşmektedir. Eğer böyle bir işlerlik, böyle bir pratik varsa biz bunun karşısında olacağız. Vakıf üniversitelerinin denetimi sağlanacaksa, vakıf üniversitelerinin öğrencilere, eğitime aktardığı fonlar artırılacaksa ve vakıf üniversitesinde kamuya ait mallar vakfa peşkeş çekilmeyecekse biz “evet” deriz ama peşkeş çekiliyor biliyoruz ama öğrenciye hizmet, eğitim hizmeti verilmiyor biliyoruz. O yüzden biz, vakıf üniversitelerinin kuruluşuna, üniversitelerin, yükseköğrenimin ihtiyacına binaen kurulması gerekliliğine olan inancımız mevcut olsa bile bu vakıf üniversitelerinin kuruluşuna bizim bu hâliyle “evet” dememizin beklenmesinin doğru olmadığını, insafsızlık olduğunu ifade etmek isteriz. Bu vakıf üniversiteleri…

Deniyor ki “Türkiye Diyanet Vakfının 263 milyon lirası var, üniversite kurabilir.” Peki, biz sorarız, bu 263 milyon lirasının kaç lirasını üniversite fonu için ayırmış? Böyle bir bilgi yok. “Efendim, birinin 45 milyonu var.” Bunun, üniversiteye altyapı yatırımı olarak, öğrenci yatırımı olarak, eğitim yatırımı olarak kaç milyonunu ayırmış? Bunu bilen yok. Ama, biz biliyoruz ki bu 45 milyon, iki sene sonra, öğrencilerden aldıkları harçlarla 145 milyonu bulacaktır.

Biz, toplumsal ihtiyaçların, eğitim alanında olsun, sağlık alanında olsun, sosyal güvenlik alanında olsun, her anlamda karşılanmasına yönelik adımları destekleyeceğimizi belirtiyoruz. Ben, bir öğretmen olarak, üniversite öğrencilerinin, okul öncesi çağı öğrencilerinin, öğretmenlerinin, ilköğretim öğrencisi ve öğretmenlerinin, lise, ortaöğretim düzeyindeki okulların öğrenci ve öğretmenlerinin, dershane öğrencilerinin, üniversite öğrencilerinin yaşamış oldukları sorunları en iyi bilenlerden biri olarak kabul ediyorum kendimi çünkü bunu temelde yaşayıp gelen biriyim ve bu doğrultuda, bir öğretmen duyarlılığıyla, üniversitelerin kurulması gerekliliğini, niteliklerinin geliştirilmesi gerekliliğini benimsediğim hâlde, bu vakıf üniversitelerinin kuruluşuna vicdanı rahat bir şekilde evet diyemeyeceğim.

Vakfın kime ait olduğu bizi ilgilendirmiyor, genel amaçları bizi ilgilendiriyor. Bunların kendi cemaatlerini kalkındırmaya dönük… Cemaat de bizim cemaate olgusal anlamda şey değil, din istismarı yapan onlarca cemaat var Türkiye’de.

ENGİN ALTAY (Sinop)Yüzlerce, yüzlerce…

ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Yüzlerce cemaat var ve bu cemaatler, din adına, hak adına, siyaseti, kendi dinî amaçlarını, siyasi amaçlarını, kendi ekonomik çıkarlarına heba eder düzeyde çalışmaktadırlar. Bunun için örnek mi isteniyor: O zaman, eğitimde cemaatleşme sorunlarıyla ilgili bir eğitim araştırma önergesi vereceğiz, bunu lütfen destekleyin, bizim yorumumuzun gerçekçi olup olmadığına ilişkin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

50 konuşma daha · 8 Nisan 2010

50 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook