Milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.488)
Van Milletvekili ·
Genel Kurul, 111. Birleşim · 4. yasama yılı · 3 Haziran 2010 · 1.699 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Özdal Üçer, 3 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.488)); konuşma 1.699 kelime.
Özdal Üçer (Van). “Milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.488)”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 3 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozdal-ucer-23-2010-06-03-milli-egitim-bakanliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-488 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekilli arkadaşlar; grubumuz adına kanun tasarısının tümü üzerinde görüş belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Millî eğitimin, eğitim kurumlarının, hem öğrenciler açısından hem eğitim emekçileri açısından hem kurum personelleri açısından hem kurumsal denetçileri açısından birçok sorunu vardır. Maalesef birçok hükûmet dönemi geçirilmiş olmasına rağmen öğrencilerin yaşamış olduğu sorunlar çözülmediği gibi, eğitim emekçilerinin yaşamış olduğu sorunlar çözülmediği gibi, Bakanlık teşkilatı personellerinin de sorunları çözülmemiştir.
İlköğretim müfettişlerinin eğitim müfettişleri statüsüne geçmesi ve özlük haklarının düzeltilmesine ilişkin kanun tasarısının eksiklikleriyle beraber olumlu bir özellik içerdiğini belirtmek isteriz. Fakat eğitim camiasının müfettişlerden kaynaklanan sorunlarını da dile getirmezlik olmaz diye düşünmekteyiz çünkü eğitimin işleyişini denetlemek, öğrencilerin bilimsel bir eğitim alabilmesi için kurumsal işleyişi denetlemek görevinde olan müfettişler, çoğu zaman iktidarın baskısı altında hareket ederek belli sorunları, var olan sorunları yokmuş gibi, sorun olmayan yerlerde de birilerini baskılamak amacıyla sorun varmış gibi raporlarla ya da baskılayıcı tutumlarla bir ortam oluşturmaktadırlar.
Teftiş kurullarından aslında eğitim camiasının genel anlamda ne kadar şikâyetçi olduğuna ilişkin tabandan bazı raporların alınması lazım çünkü devletin kurumsal işleyişinin, demokratik, sosyal devletin kurumsal işleyişinin düzeni açısından olmazsa olmaz en temel özellik denetlenebilirliktir. Yani “Et kokar tuzlanır, tuz kokarsa ne yapılır?” misali. Şimdi, kurumsal işleyişte aksama varsa denetlenir, o denetim raporları doğrultusunda bir çözüm oluşturulur fakat denetimde bir bozukluk varsa bu sorunun çözümü için ne yapılır? Buna ilişkin Bakanlık birimlerinin, üst birimlerinin, bizzat Sayın Bakanın biraz daha iyi bir performans sergileyerek, biraz daha özveri ve gayret sergileyerek eğitim kurumlarının üst birimde denetlenebilirliğini sağlaması gerekmektedir.
Özel hizmet tazminatları açısından, denetim tazminatları açısından, iş güçlüğü ve temininde güçlük zammı açısından, makam, görev, temsil tazminatı açısından ilköğretim müfettişlerinin belli mağduriyetleri vardır. Bu mağduriyetlerin giderilebilmesi için kamuda çalışan diğer müfettişlerin sahip olduğu özlük haklarının aynısı tanınırsa bu sorunlar giderilmiş olur.
Eğitim ve eğitimin teftişiyle ilgili konular gündeme geldiği için, eğitim camiamızda ve eğitim kurumlarımızda başta öğrencilerin, eğitim emekçilerinin, eğitim personelinin, velilerin, yani bir ülkenin bütün nüfusunu ilgilendiren tek kurum eğitim kurumudur. Bütün toplumun ihtiyaçlarını, eğitim ihtiyaçlarını çağımız koşulları itibarıyla olumluya evirebilmek için ve insanların hak ettiği demokratik, bilimsel eğitim ortamını oluşturmak için okul öncesi eğitim sürecinden tutun ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretim ve lisansüstü eğitime kadar birçok kurumda çok iyi bir performans sergilemek gerekir ve bütün sorunları çözmek gerekir.
Okul öncesi eğitimdeki sorunlara bakarsanız, okul öncesi eğitimlerde ikili öğretim yapılıyor, sınıflar kalabalık. İlköğretimde bölgesel farklılıklar olmakla beraber özellikle seçim bölgemizde bu ülkenin tarihsel çifte standardının en büyük yansımasını yaşayan kurumlar, eğitim kurumları örnek gösterilebilir.
Van ve Van’a benzer batı illerini kıyasladığımızda hem sınıflardaki öğrenci mevcudiyeti hem öğretmen mevcudiyeti hem öğrenci başına düşen derslik oranı açısından Van ülkemizin en kötü koşullarına sahiptir.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul)Hayır.
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Bunu kendi istatistikleriniz söylüyor, “hayır” değil. Şimdi Van’ın en merkezî okulunda bile, Cumhuriyet İlköğretim Okulunda birinci sınıflar 50 kişilik sınıflarda okuyorlar. Ben bu konuda isterseniz sınıflar arası şey yapayım. Diliyorsanız, “Hayır.” diyorsanız, Aydın ile Van ilinin eğitim çağ nüfusu istatistikleri aynıdır, öğrenci sayısı aynıdır, okulların ve öğretmenlerin sayısını Millî Eğitim istatistiklerine göre değerlendirelim bakalım hayır mıdır, evet midir göreceğiz ama objektif olarak değerlendirelim. Eğer bir Sayın Bakan olarak bundan haberiniz yoksa ben de ona söyleyecek bir söz bulamıyorum.
Evet, okul ihtiyaçlarını gidermişiz diyorlar bölgede. Özellikle eğitimde her şeyi otomatiğe bağlayan bir Bakan vardı ya, her şeyi otomatiğe bağlayıp gitti. YİBO’lar yapmak ve inşaat ihalelerini TOKİ’den okul ihalelerini yandaşlarına vermek spekülasyonlarına konu olan bir Millî Eğitim Bakanı vardı, biraz da bizim hemşehrimizdi. Yapılan YİBO’ların eğer istatistiklerinden bahsediyorsanız biz YİBO istemiyoruz, halk da YİBO istemiyor. Bugün bile YİBO öğrencilerinden biri intihar etmiş. YİBO’ların sorunlarının araştırılıp incelenmesine ilişkin bu Meclisin tutumu nedir, Bakanlığın tutumu nedir, buna ilişkin çözümleyici yaklaşım ne zaman sergilenecektir? Buna biz henüz bir cevap alamadık. Evet, YİBO’lar asimilasyon merkezidir. YİBO’lar çocuğu annesinden, babasından, ailesinden, yaşam çevresinden kopararak sistemin kul köle devşirme anlayışını benimseyen bireyleri yetiştirme merkezidir ve YİBO’larda öğrencilerin uğramış olduğu tacizleri artık dile getirmekten utanıyoruz. Öğrenci yurtlarında tacize uğrayan öğrencilerin uğradığı tacizleri dile getirmekten utanıyoruz. Siirt’teki olaydan utanıyoruz, Van Erciş’teki olaydan utanıyoruz ama utanması gereken biz değiliz bunu da biliyoruz. Buna çanak tutanların, bunu örtbas eden yargı güçlerinin, buna gizlilik kararı veren savcının, bu soruşturmayı engelleyen valinin, kaymakamın, bakanın, millî eğitim müdürünün, okul müdürünün, yetkilinin utanması lazım. Biz bir gün onu da utandıracağız.
Gencecik çocukları anne babalar ana şefkatiyle, baba şefkatiyle okula gitsin, eğitim alsın diye olanaksızlardan dolayı yurda koyuyorlar; şebekeler kuruluyor, bunlar fuhuş tuzağına düşürülüyor ve devlet güçleri bunları korumak yerine o olayın faili olan suçluları koruyor.
Düşünebiliyor musunuz, Erciş’te bir şebeke var; esnaf var içinde, polis var içinde, zabıta var içinde. Savcılık olaya gizlilik kararı veriyor, kaymakamlık, emniyet müdürü soruşturmayı engelliyor ve buna ilişkin basın açıklaması yapmaya gidiyoruz; MYK üyemiz, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, sivil toplum örgütlerimiz, biz gidiyoruz. Yapacağımız şey bir basın açıklaması. Bir basın açıklamasıyla bu utancı kınayacağız ama biz engelleniyoruz.
Ben, o Van’ın milletvekilleri başta olmak üzere bizim bu konuda duyarlılığımızı belirteceğimiz basın açıklamasını “Biz polis gücü kullanırız, copla, panzerle, suyla dağıtırız.” diyenlere şunu belirtiyorum: Eğer bu utancın lekesi çizilmezse, çözülmezse biz de engelleriz. Ben engellerim; o engellemeyi yapan kişilerin Van’da elini kolunu sallayarak yürümesini engellerim milletvekili olsun, kim olursa olsun. Beş defa yaralandık biz.
Yapacağımız şey neydi? Basın açıklamasıydı. Basın açıklaması yapacağız diye bizler tacize uğruyoruz, bizler şiddete uğruyoruz.
Peki, çocuğunun hakkını savunacak ana babalar ne yapacaktır? Bunlar hakkını nasıl savunacaktır? Millî Eğitim olayı gizleyecek, soruşturma açmayacak, bir teftiş raporu olmayacak, emniyetten bu konuyla ilgili bir gözaltı olmayacak, gözaltına alınanlar serbest bırakılacak, savcı kimse hakkında suç duyurusunda bulunmayacak, aynı savcı bu konuyla ilgili açıklama yapan milletvekilleri hakkında anında fezleke düzenleyip milletvekillerinin yargılanması için Meclise gönderecek. Bunun neresi adalet? Bunun neresi demokrasi? Bunun neresi insanlık onuruyla bağdaşıyor? Peki, bu insanlar, devletin müdürüne, kaymakamına, valisine, savcısına, hâkimine güvenmeyecek kime güvenecek? Bu çocukların sorununu Millî Eğitim Bakanı çözmeyecek, İçişleri Bakanı çözmeyecek, Başbakan çözmeyecek kim çözecek? Eğer çözme yetkisi ve çözme etkisi yoksa o zaman “iktidarız” demenin bir anlamı yoktur. İktidar olmak eğer bir ildeki bütün kurumsal yapının ihalelerini kontrol etmekse bu konuda evet, iktidar kabul edilir. Bunu…
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul)Saçmalamayın ya.
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Sayın Bakan, sizi üslubunuz itibarıyla kınıyorum.
SUAT KILIÇ (Samsun)Böyle bir hakkın yok, böyle bir şey olamaz.
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)“Saçmalama” diyen kişiye hakkım olur, sana da sormam. “Saçmalama” diyen…
SUAT KILIÇ (Samsun)Genel Kurula hitap edin siz.
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Ben Genel Kurula konuşuyorum. Ben hakkımı senden öğrenecek de değilim.
SUAT KILIÇ (Samsun)Böyle bir usul yok. Sayın Başkan, böyle bir usul yok, müdahale ediniz.
AYLA AKAT ATA (Batman)Müdahale edin Sayın Başkan.
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)“Saçmalama” diyen Bakana müdahale edeceksin. Ne yapacaksın!
SUAT KILIÇ (Samsun)Böyle bir usul yok Sayın Başkanım, böyle bir usul yok.
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Var işte, kınıyorum da var. Saçmalayan sizsiniz.
AYLA AKAT ATA (Batman)Sayın Bakanın da “Saçmalama” deme hakkı yok.
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Evet, şimdi, eğer Millî Eğitimde yapılan ihaleler konusunda spekülasyon olduğunu iddia ediyorsanız, açalım bir araştırma önergesi, buyurun hemen şimdi verelim bir araştırma önergesi, ihaleler nasıl teklifsiz yapılıyor, kimlere peşkeş çekiliyor, bunları anında çözelim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul)Savcılığa suç duyurusunda bulunun.
ERTEKİN ÇOLAK (Artvin)Suç duyurusunda bulunun, suç duyurusunda var o senin dediğin.
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Evet suç duyurusunda bulunduk.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul)Bulunun.
ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Çocuklarla ilgili de bulunuldu, savcılık gizlilik kararı verdi.
Bu konuyla ilgili, yargının da siyasi erkin baskısı altında olduğunu ifade ediyoruz.
Şimdi düşünün, Özalp’ta mahalle içinde oyun oynayan çocuklardan -kendi ifadelerinden bahsediyoruz, bizim verdiğimiz ifade değil, askerî savcının tutanağına işleyen ifadesinden bahsediyoruz. Biri, aralarına bomba atmış, kaçmış. On yaşından küçük çocuklar… Ve o kışla mahalle içinde, atış poligonu mahalle içinde ve o kışla, Mustafa Muğlalı Kışlası ve o Mustafa Muğlalı otuz üç kurşun katliamını yapan kişi ve o Mustafa Muğlalı Kışlasının isminin verildiği dönem AKP İktidarı dönemi.
Şimdi, çocukların askerler tarafından atılan bomba tarafından katledildiği iddia ediliyor bir taraftan, bir taraftan çocuklar YİBO’larda tacize uğruyor, bir tarafta eğitim istatistikleriyle Hükûmet farklı yapay söylemlerde bulunarak farklı vizyonlar oluşturmaya çalışıyor.
Tabii ki biz bütün çocuklarla ilgili sorunların Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili olmadığını biliyoruz. Bu konuda İçişleri Bakanlığının, Savunma Bakanlığının, Başbakanın bizzat kendisinin bu konuda zafiyetleri vardır ve bu zafiyetleri dile getiriyoruz. Bu çocukları koruyacak olan kim? Kim koruyacak bu çocukları?
Düşünün, “Terörle Mücadele Kanunu” diye bir kanun var, dünyaya ibret. Çocuklar taş attı diye onlarca yıl hapis cezası alıyor ama bomba atıp da bizzat kendi eliyle attığı bombayla öldürülen askerlerin ölümüne sebep olan kişiler sözüm ona yalın cezalarla geçiştiriliyor. Peki, siz çocuk olsanız, siz bu maddelerle yargılansanız ve siz o bombalarla, o panzerlerle, o coplarla darp edilseniz, katledilseniz siz demez misiniz ki “Ya, bu ülkede taş atmanın cezası bomba atmanın cezasından daha çoktur. İyisi mi, ben bundan sonra taş atacağım yere bomba atayım, cezası daha azdır.” diye düşünmez misiniz?
Şimdi, bizler şiddetsiz ve sömürüsüz bir toplum özlemiyle yaşayan ve bu yaşam özlemini bütün herkes için isteyen insanlarız. Burada belirttiğimiz sorunların çözümünün ana mercisi bu Meclistir. Sorunları görmezden gelerek, sorunları karmaşaya sevk ederek, acıların üstünü örterek ve hem iç politikada hem dış politikada bu toplumu savaşa sürükleyen politikalar üreterek biz tarihe olumlu anılarla ismimizi yazdıramayız bu Meclis olarak. AKP İktidarının bahsettiğimiz konuların tümüyle ilgili zafiyetleri vardır.
Bakın, bir savaş tırmanıyor, kim ne derse desin bir savaş tırmanıyor. Ölümler var, kan akıyor, canlar yere düşüyor, kızıl kan akıyor. Biz şunu çok iyi biliyoruz ki akan her damla kan bizim, toprağa düşen her can bizim, ölen her insan bizim insanımız, yara alan her can bizim canımız. Bu canları korumak bizim görevimiz. Bu savaşı durdurmak, bu ülkede halkların kardeşliği temelinde barışçıl, demokratik, özgür bir yaşamı tesis etmek bu Meclisin iktidarında olabilecek bir şeydir ama yok, savaş olsun, yok, biz İsrail’den “Heron”ları alalım, İsrail de bizden ettiği kârla Filistinlileri bombalasın diyorsak sesimizi keselim. Yok, biz savunma stratejisi iş birliğiyle İsrail’le ortaklık yapalım. Biz bütün silah sanayisine para vererek bütün harcamalarımızın yüzde 70’ine, yüzde 80’ine yakınını askerî bütçe olarak ayıralım, eğitime, sağlığa, sosyal güvenliğe, adalete bütçe ayırmayalım diyorsak, deniyorsa bu böyle devam etsin gitsin. Ve Kürtçe bir atasözü var, diyor ki: “…”(x) Türkçesi şu: “İki yumurtayı tokuşturursanız elbet biri kırılır.”
Şimdi, bu ülkenin eğitim sorunları çözülebilir sorunlar, sağlık sorunları çözülebilir, güvenlik sorunu çözülebilir, sosyal güvenlik sorunu çözülebilir, atanmayan öğretmenlerin sorunu çözülebilir, YİBO’da mağdur olan çocukların sorunu çözülebilir...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
57 konuşma daha · 3 Haziran 2010