İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 20. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi ve yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.571)

Özdal Üçer

Van Milletvekili ·

Genel Kurul, 20. Birleşim · 5. yasama yılı · 24 Kasım 2010 · 1.890 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Özdal Üçer, 24 Kasım 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 20. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ VE YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.571)); konuşma 1.890 kelime.

Özdal Üçer (Van). “Bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi ve yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.571)”. TBMM Genel Kurulu, 20. Birleşim tutanağı, 24 Kasım 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozdal-ucer-23-2010-11-24-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-teklifi-ve-yukseko (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının tümü üzerinde grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi içtenlikle selamlarım.

Aslında, AKP icraatlarına baktığımızda “paket” ve “torba” sözleri çok geçiyor. İşte, paket paket demokrasiler, torba torba yasalar… Torba yasa teklifleri içerisinde birbiriyle ilgili, ilgisiz birçok konuyu oldubittiye getiren kalitesiz bir yasama faaliyeti. 2007’den bu yana birlikte yapmış olduğumuz yasama faaliyetlerinde hiçbir görüş ve önerimizin kayda alınmayışı ve “Cami ne kadar büyük olursa olsun imam bildiğini okur.” hesabı AKP’nin her şeyi kendisinin önceden tasarlayıp alt komisyona getirmesi, alt komisyonlarda tartıştırması, tartışmalarda yapılandırmaksızın Genel Kurula getirmesi bizim yasama faaliyetlerine içtenlikle katılma sıkıntımızı yaratıyor. Çünkü, yapıcı anlamda yapmış olduğumuz önerilerin hiçbiri kayda alınmamakta; fakat kayda alınmayacağını bilmekle beraber, bu konularla ilgili partimizin, grubumuzun, şahsımızın görüşlerini belirtmek üzere söz hakkımızı kullanıyoruz.

Bu yasa tasarısında askerlikle ilgili bir düzenleme var; Kredi ve Yurtlar Kurumunun yurt yapımlarıyla ilgili, öğrencilere verdikleri burslarla ilgili, öğrencilere verdikleri bursların geri alımıyla ilgili; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nda değişiklik yaparak vakıf üniversitesi kurmakla ilgili, özel eğitim kurumları için iş yeri açma ruhsatıyla ilgili düzenlemeler var. Her bir konu, üzerinde çok derinlikli düşünülmesi ve sağlam adımların atılması gereken konular. Fakat nedense, her konuda olduğu gibi burada da bir oldubittiye getirme ve kurumları, devletin bütün kurumları, halkın olan kurumları, halk için uğraşı içerisinde, hizmet içerisinde olması gereken kurumları belli bir zümreye, belli bir siyasi kliğe yani peşkeş çeker düzeyde yapılandırmaya dönük girişimler bunlar.

Burada, askerlere verilen izinle ilgili konuyu ayrı bir şekilde değerlendirmek gerekiyor, apayrı değerlendirmek gerekiyor. Evet, muvazzaf askerlerin birinci dereceden yakınlarını kaybetme durumu içerisinde… Ki onlara verilen on günlük izin süresi bir hak kapsamında değerlendirilmelidir ve askerde sadece izin hakkı değil, on beş aylık zorunlu askerlik süreci içerisinde askerliğin zorunlu olması konusu bile tartışılmalıdır bu ülkede. Milyona varır düzeyde asker kaçağı konumunda insan var ve insanların büyük bir çoğunluğu askerî uygulamalardaki haksızlık ve adaletsizliklerden dolayı askere gitmeme eylemselliği içerisindedir. Birçok kişi vicdani retçidir, birçok kişi askerlik zorunlu hizmeti yapmak yerine kamu görevi yapmayı talep etmektedir, birçok kişi hiç askere gitmemeyi, birçok kişi askerde kendisine yapılan kötü muameleye karşı korunmayı talep etmektedir. Basına yansıyan birçok olayda ne tür kötü muamelelere tabi kaldıkları görülmektedir. Bunun dışında, zorunlu askerlikten dolayı hayatının en güzel dönemini, üretken, verimli dönemini birilerine sadece özel hizmet konumunda geçiren 200 bine yakın insan var yani birilerinin hizmetçisi konumunda çalıştırılan ve askerlik görevi yapıyor diye kendisine zorunlu görev dayatılan 200 bine yakın insan var.

Bu sebeple, askerlikle ilgili, birincil olarak başta vicdani ret hakkının evrensel bir insan hakkı olduğu öngörüsüyle bir yasal düzenleme yapılmalı, bu konuyla ilgili bizim grubumuz adına sunmuş olduğumuz yasa teklifimiz Meclis komisyonlarına yönlendirilmeli ve komisyonda değerlendirmeye alınıp Genel Kurula gelmelidir.

Askerlikle ilgili en önemli sorunlardan biri, askerlikteki, askerlik görevini yapan yurttaşlarımızın şüpheli ölümleri. Kimisinin kaza olduğu, kimisinin intihar olduğu ifadeleriyle geçiştirildi ve üzerinde sağlıklı araştırmaların, soruşturmaların yapılmadığı asker ölümleri. Bu ölen insanlar bizim insanlarımız, bizim çocuklarımız, bizim gençlerimiz. Biz bunların ölümlerine duyarlı olmayacağız da kimlerin ölümüne duyarlı olacağız? Eğer varsa bir haksızlık, bu haksızlığın üzerine gidecek ilk kurum Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Eğer bütün bunlara rağmen soruşturmaların aksatılması, soruşturmaların bir şekilde açığa kavuşturulmaması için bir gayret sarf ediliyorsa, bu konuda ayrı şeyler düşünülür.

Kredi ve Yurtlar Kurumundaki gençlerimizle ilgili, yükseköğretim kurumlarındaki gençlerimizle ilgili… Yükseköğretim Kurumunda, başta sınav sistemi olmak üzere gençlerimiz çok büyük haksızlıklara maruz kalmaktadır. Bildiğiniz üzere, merkezî düzeyde uygulanan sınavların hepsine cemaatlerin müdahil olduğu, çok büyük kopya şebekelerinin oluştuğu ve bu konuda gerekli şeffaf soruşturmaların yapılmadığı kamuoyunun bütünün bilincindedir.

Sınav sistemiyle haksızlığa uğrayan gençlerimiz, zor bela, bir nevi iğneyle kuyu kazma çabası içerisinde üniversite sınavını kazanıyor ama üniversite sınavını kazanan insanlarımızın büyük bir çoğunluğu ekonomik koşullarından dolayı yükseköğrenimini tamamlayamıyor ya da yükse- köğrenimini çok büyük güçlükler yaşayarak gerekli bilimsel donanımı sağlamadan bitiriyor. Ama hem askerlikte hem üniversitede, ilginçtir, parası olan yurt dışında bir tedbir bulabiliyor ya da parası olan kendi eğitim hakkını güvence altına alabiliyor ama yoksul halkın çocukları hem zorunlu askerlik yapmak zorunda kalıyor hem de eğitim hakkından mahrum kalmak zorunda kalıyor ya da güç bela okuduğu okullardan mezun olduktan sonra atanamıyor. Atanamayan yüz binlerce öğretmen bunun en somut örneğidir.

Kredi ve Yurtlar Kurumunun genel müdürlüklere verilen kontenjanları açısından sormak isterim ve cevaplandırılmasını beklerim. Her nedense Hükûmet cevap vermekten kaçınır. Genel Müdürlüğün özel kontenjanına verilmiş ve yurt müdürleri tarafından öğrencilere açıkça ifade edilerek “Gidin, eğer hatırı sayılır, saygın kişiler referans edebiliyorsanız öyle gelin.” deniyorsa, boş kontenjan bulunuyor da Niğde’den Van’a okumak için gelen öğrenciler yurt bulamıyorsa, bu çelişkinin ne anlama geldiğinin yanıtlanmasını istiyoruz ya da Van’dan İstanbul’a okumak için gidenler Kredi ve Yurtlar Kurumunda boş oda olmasına, boş yatak olmasına rağmen neden Kredi ve Yurtlar Kurumunda yer bulamadığının açıklanması gerekiyor ya da özel kontenjana tabi tutulmuş Kredi ve Yurtlar Kurumunda kaç oda var? Böyle bir eşitsizlik olur mu? Dünyanın hangi ülkesinde olur? Hiçbir ülkesinde yoktur. Eşitlik ilkesine aykırıdır.

Beraber bir inceleme komisyonu oluşturalım… Kredi ve Yurtlar Kurumunda inanın birçok yurtta özel olarak donatılmış, özel kişilere tahsis edilmiş odalar vardır, kimilerine de ikinci sınıf, üçüncü sınıf insan muamelesi yapılmaktadır. Bu haksızlıkları idari yöntemlerle çözebilmek mümkünken ve yurt içinde birçok yurda gereksinim varken, yurt dışında da çok daha ekonomik yöntemlerle öğrencilerin barınma ihtiyaçları giderilebilirken böyle bir yatırımı yurt içine yapmaktansa, yurt içinde kiralama yöntemini, hazine arazisini özele tahsis etme gibi bir yasayı onaylıyoruz, onaylayacağız ya da onaylamamız bekleniyor ama yurt dışında da Fethullah okullarına hizmet edecek yurtlar kurmaya çalışıyoruz. Yok öyle yağma! Din istismarı yaparak kendine ekonomik bir sömürge alanı oluşturan hiçbir cemaate hiçbir vicdanlı kişi onay vermemelidir. Bu ülkenin çiftçilerinin çocukları Türkiye'nin en iyi okullarında, dünyanın en iyi okullarında eğitim görme hakkına sahip olmalı ve bunu bizzat devlet desteklemelidir. Bu ülkenin işçilerinin, memurlarının, yoksullarının, emekçilerinin, emeklilerinin çocukları en iyi eğitim koşullarında eğitim görme hakkına sahip olmalıdır. Ama öyle midir? Değildir. Birilerinin çocukları Amerika’larda okurken birilerinin köyünde okul olmamaktadır ve birileri kalkıp Fatih Projesi’nden bahsetmektedir. Bilgisayarlarla donatılacak okulların çoğunda -az evvel de belirttim- tuvalet olmayışı “Uzay çağında olsa bir ayağımız/Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri” diye şiir yazmış çok değerli bir şair Ahmed Arif’in dizelerini akla getiriyor. Böylesi çelişkiler bu ülkede varsa oturup enikonu tartışmak lazım.

Her sınır köyüne bir karakol yapma bilincinde güvenlik sendromuyla hareket eden bir devlet mekanizması başarıya ulaşmaz. O karakollar döşediğiniz köylere eğer ana dilde eğitim yapan okullar yapılmış olsa bu ülke çok daha çabuk kalkınır, çok daha çabuk büyük bir güç olma özelliğine kavuşur.

Şimdi, vakıf üniversiteleriyle ilgili çok büyük bir lütuf yapıyorlarmış gibi vakıflara göndermelerde bulunuyoruz. Vakıf ne demektir? Vakıf, bireyin birikmiş mülkiyetinin kamu hizmetine sunulması demektir. Peki, sorarız: Bu torba yasalarla kurulmuş vakıf üniversitelerinin hangisi kaç lira bütçe ayırmıştır eğitime? Hangisi kendi mali gücünü açık, şeffaf bir şekilde belirtmiştir veyahut hangisine devlet, kamu olanaklarının ne kadarı tanınmıştır? Bunlar yanıtlanabilir mi? Aslında istenirse yanıtlanır ama yanıtlandığı takdirde bu ülkedeki eğitim sektörünün… Eğitim sektörü diyorum, eğitim bir sektör değildir, eğitim bir olgudur ama sektöre, ekonomik sektöre dönüştürülüyor ve burada yükseköğrenimlerin özerk yapısından kaynaklı bir denetimsiz alan oluşturulmaya çalışılıyor, sistem kurulmaya çalışılıyor ve bunlar da cemaatlere peşkeş çekiliyor. Bu cemaatler de kalkıp ta İzmir’den Van’ın Norduz köyüne et dağıtmaya geliyorlar ki sadece bundan yirmi yıl öncesinde yetiştirmiş olduğu Norduz koyunlarıyla belki Orta Doğu’nun et ihtiyacının tamamını karşılar nitelikteydi. Ama köylerin çoğu boşaltıldığı için şu an o köyden metropollere sürgün gelmiş insanlar belki yiyecek et bulamıyorlar, kahvaltıda çocuklarına bir çift yumurta kıramıyorlar.

Yoksullaştırma, yoksullukla terbiye etmek AKP’nin siyasi kültürü içerisinde bir olguya dönüştü. Yazıktır, günahtır, ayıptır! İnsanların…

SONER AKSOY (Kütahya)Günahı…

ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Varsa bir sözünüz, gelirsiniz söz alırsınız, kürsüden konuşursunuz.

SONER AKSOY (Kütahya)“Günah” deme!

ÖZDAL ÜÇER (Devamla)Tabii, size göre konuşmak gerekiyor değil mi? Gerçekleri söylemek zorunuza gider! O anlamda, biz, zorunuza gitse de gitmese de gerçekleri söyleyeceğiz. Bu konuda rahat olun! Alnımız ak, başımız dik, yüreğimiz açık, her şeyi söyleyeceğiz. Söylediklerimizden utanmayacağız, çekinmeyeceğiz çünkü söylediklerimizin bu ülkede yaşayan her bir birey için ortak menfaat sağladığının bilincindeyiz çünkü bu halkın malını mülkünü çalıp çırpanlardan olmayacağız.

Evet, öğrencilere verilen kredilerle ilgili, vergilerle ilgili aflar geliyor. Evet, vatandaşa her türlü kolaylığın sağlanmasından yanayız ama peki, kredi borcunu, yüksek faizlerle düzenlenmiş ödeme planını gerçekleştirmek için, borcunu ödemek için ağır faizli borçlara giren çalışanlara ne diyeceğiz? Vergisini düzenli ödeyen yurttaşlara ne diyeceğiz? O zaman Vergi Yasası’nda bir yeniden düzenlemeye ihtiyaç vardır. Herkesin emeğince ödeyebileceği bir vergi düzeni oturtmak lazım. Öyle bir vergi sistemimiz var ki, zengini az vergi veriyor, yoksulu çok vergi veriyor. Gelin de bu işin içinde adaletten bahsedin. Öyle bir kredi sistemi var ki üniversite öğrencilerine, torpili olan Başbakanlık bursu alıyor, oradan buradan burs alıyor, vakıftan burs alıyor, cemaatten burs alıyor, vesaire; torpili olmayan gidip devletten faizli kredi çekiyor.

Devlet, verecekse kredi vermemeli, özel sektör kredi versin. Devlet, bütün yükseköğrenim öğrencilerinin ihtiyacını karşılayacak düzeyde burs vermelidir. Eğer sosyal bir devletten bahsedeceksek bunu bahsedelim. Yoksa “Biz öğrencilere kredi affı uyguladık, bağışladık, gelin bütün kredileri bursa dönüştürelim…” Ama bu konuda bir tutarsızlık söz konusu.

Nedense, İhale Kanunu’yla ilgili bir düzenleme yapılır ve sözleşme gereği milyonlarca doları kendi kur farkından dolayı kazanan -emeksiz iş adamı statüsünde işveren çevrelerine karşı haklarını göz ardı eden bir söylem değil bu, haksızlıklara yönelik bir söylem- yapay müteahhitlere, yapay iş adamlarına, paravan şirketlere milyonlarca, milyarlarca devlet kaynağı hibe edilirken, öğrenciler için 50 liranın, 100 liranın hesabının yapılması yaman bir çelişkidir. O yüzden, ailesinin ekonomik durumu ne olursa olsun, yükseköğrenim gören ve ihtiyacı olan bütün öğrencilere devlet olanakları çerçevesinde burs verilmeli ve olanaklar arttırılmalıdır.

Millî Eğitim bütçesini arttırdık diye, derslik sayısını arttırdık diye, okullara hizmeti arttırdık diye söylemlerde bulunuluyor. Hayır, öyle değil; yardımsever kurumlar okullar yapıyor, AKP bunu devlet hizmeti gibi gösteriyor, Hükûmet hizmeti gibi gösteriyor ve vergiden muaf tutuluyor. O okulların ihaleleriyle ilgili kimi malzemelerle ilgili sorunlar çıkıyor, bunlar da denetimsiz kalıyor.

Özel okullar yapılıyor. Okullar Yönetmeliği’ne göre okulların tabelasının Yönetmelik dâhilinde belli bir boyutta, belli bir renkte olması gerekirken ama vergiden kaçırarak iş adamı statüsüyle Millî Eğitimle yakın teması oldu diye, okul yaptım diye bu halkın vergisini, okula hizmet yapıp daha sonra kendisi için koca bir reklam tablosuyla okul ismi asan insanlara sesleniyoruz burada. Van’da da var böyleleri. Malum insanlar bunu bu şekilde yapıyorlar. Eğer yapacaksan, kendi servetinden yap da görelim ya da milletvekili olmadan veyahut da kamu ihalesini almadan önce ne kadar servetin vardı, kamu ihalelerinden sonra, milletvekilliğinden sonra ne kadar servetin oldu, bunu açıkla da bilelim. Bunların hepsini bir bütünüyle değerlendirdiğimizde ortada çıplak gerçekliğiyle Türkiye’de sosyal devlet olgusunun hiçe sayıldığı, yok sayıldığı bir ortam oluşuyor. Torpil mekanizmasının ayyuka çıktığı, yolsuzlukların ayyuka çıktığı ve yoksulun daha çok yoksullaştığı, zenginin ise daha çok zenginleştiği bir sistemle karşı karşıyayız. Ondan sonra da birlik, beraberlik, millî birlik projeleriyle bu ülkenin gerçek sorunlarını çözümsüzlüğe kavuşturacak bazı atılımlar yapılıyor. Bu ülkenin gerçek sorunlarını çözmek için gerçek projeler üretmek lazım. Bu ülkede, ülkemizde emeğiyle geçinen insanlar sömürülmekte, emeksiz insanlar palazlanmakta ve bunun da en temel sorumlusu AKP Hükûmeti olmakta. Tabii ki, emeğe saygısı olanlara bizim de saygımız vardır, tabii ki usulsüzlük, yolsuzluk yapmayanlara karşı böyle bir ithamda bulunma nezaketsizliğinde bulunmayacağız. Ama usulsüzlük, yolsuzluk yaparak bu halkın malını, mülkünü kendi özel emelleri için kullananlara da taviz vermeyeceğiz.

İş yeri açma ruhsatı neden yerel yönetimlerden alınıyor, ruhsatı verme yetkisi belediyelerden alınıyor? Çünkü hasbelkader bir belediye MHP’li olur da AKP’nin istediği, dayattığı özel hibelerle verdiği bir peşkeş durumuna izin vermez. Hasbelkader bir belediye CHP’li, DSP’li ya da BDP’li olur da onların yolsuzluklarına mahal vermemek için o iş yeri özel donatılmış, hem de özel muameleye tabi tutulmuş birçok devlet ekonomik kaynağının peşkeş çekildiği kurumlara ruhsat verilmez kaygısıyla bakanlığa bu yetki devredilmeye çalışılıyor ama bakanlığa devredilse bile bakanlıklar her zaman AKP’li olacak diye bir gerçeklik söz konusu değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

69 konuşma daha · 24 Kasım 2010

69 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook