İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
KOMİSYON · SALI

Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma

Özgür Karabat

İstanbul Milletvekili · Yeni Parti

Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 27 Ekim 2026 · 2.161 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Özgür Karabat (Yeni Parti), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 2.161 kelime.

Özgür Karabat (Yeni Parti, İstanbul). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozgur-karabat-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90834

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul)Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önümde bir şema var. Sayın Başkan, önümdeki şema Cumhurbaşkanlığının resmî teşkilat şeması. Tek fark şu: Kurum adlarının yerine o kurumlardan fon vurgununa karışan isimler var. Şemanın ortası boş değil, ortada hâlâ Cumhurbaşkanlığı var. Bugün size bir iddiayı değil, bir organizasyon şemasını gösteriyorum. Bu şema fon soruşturmasında adı geçen kamu yöneticilerinin hangi kurumdan geldiğini gösteriyor. Hepsinde tek bir ortak nokta var, tek bir imza var, tek bir atama yetkisi var. Bir soru sorarak başlamak isterim: 116'yı aşkın kişinin tutuklandığı bir soruşturmada Merkez Bankasından SPK'ye, Varlık Fonundan bakanlıklara kadar uzanan bu kadrolar kim tarafından atandı?

Değerli milletvekilleri, şemanın ortası elbette boş değil çünkü sorumluluk ortada. Bu tabloda da 21 isim, 11 kurum ve tek bir atama yetkisi var. Denetleyecek olanlar ya soruşturuluyor ya da görevden alınıyor. Tutuklananlar sadece şirket patronları değil; bunlar devletin aynı zamanda ekonomi kadrosu. Yangını söndürmekle övünenler kibriti kimin verdiğini hâlâ açıklamadı. Biz kimseyi elbette mahkûm etmiyoruz ama siyasi sorumluluğun da bir adresi olsa gerek diye düşünüyoruz. Bu şema şüphesiz bir suç duyurusu değil, bir siyasi sorumluluk belgesi. Ortadaki makam bu isimleri atadıysa bu isimlerin hesabını da o makam vermeli diye düşünüyoruz. Bu bütçeyi konuşurken şunu unutmamak gerekir: Fon vurgununun faturası da bu bütçeden ödenecek. Önce hesap sormak, sonra da bütçeyi konuşmak gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, kutuların içini de biz doldurmadık. Biz sadece isimleri yazdık. Elbette şimdi bazı fotoğrafların yanlış olduğu, bazı isimlerin yanlış olduğu söylenebilir fakat değerli arkadaşlar, isimlerin doğrusunu biz değil, gerçekten bilenler söylemeli; devlet biliyor, Cumhurbaşkanı biliyor. Dolayısıyla isimler kimdir, eğer açıklarsak milletvekilleri yanlışa düşmez, başka milletvekilleriyle ilgili de sayılar veriliyor, hiçbir milletvekili de şüphe ve töhmet altında kalmaz. Dolayısıyla, açıklama işi aynı zamanda Parlamentodaki milletvekillerinin onurunu koruma işi hâline dönüşmüştür çünkü milletvekilleriyle ilgili sayılar verilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, aynı zamanda açıklanırsa eğer basın mensupları da doğruyu bulalım, halka haber hakkı sağlayalım diye ara sıra da olsa yanlış haber yapmaz ve yapmadığı haberlerden dolayı da tutuklanmaz.

Değerli arkadaşlar, şimdi, ben bu sabah başka bir şeyden daha bahsetmek isterim: Sayın Cumhurbaşkanımız istikrarlı bir süreçten bahsetti, kademeli artışlardan ve iyileşmelerden bahsetti konuşmasında. Sayın Cumhurbaşkanım, Türkiye'de başka bir istikrar daha var ama son süreçlerde bozuldu. Biz her cumartesi bir muhalefet belediye başkanına operasyon yapılmasına alışmıştık. Genelde saatler altıya, beşe kuruluyordu ama artık son haftalarda sayı hafta içine ve ikiye çıkmaya başladı ve ilginç şeyler yaşıyoruz. Bir belediye başkanının 85 yaşındaki babası sabahın altısında evinden alınıyor. Ben, şimdi, sizi kişisel olarak da az çok tanıyan birisi olarak, az çok tanıyan birisi olarak ve ortalama vicdanın üstünde bir insan olduğunuzu da bilen birisi olarak soruyorum: Bunu hangi vicdanla açıklayabiliriz? Şuradaki tablodaki arkadaşlara "Operasyon." denirken soruşturma var mı yok mu daha belli değilken, bir belediye başkanının 85 yaşındaki babasının -Bakırköy Belediye Başkanının- sabah evine gidilmesini nasıl karşılayabiliriz ya, hangi vicdanla karşılayabiliriz? Hangi adaletle anlatabiliriz değerli arkadaşlar? Türkiye'de herkes tutuksuz yargılanabilir, milyar milyar götürenler yargılanabilir, on beş gün sonra ifadeye gelip kırk beş dakikada hangi ifadeyi verdiği belli olmayabilir ama sıra muhalefet belediyelerine geldiğinde onların babaları dâhil alınabilir, eşi dâhil alınabilir, bugün eşi de alındı. Dolayısıyla, bütçeyi konuşmadan önce, bunun vicdan tarafına değinmek istedim.

Şimdi, Değerli Başkanım, 2011'de, Hedef 2023 Belgesi'nde 2 trilyon dolarlık bir ekonomiden bahsettiniz. Kişi başı 25 bin gelirden, 500 milyar dolar ihracattan bahsettik. 2023 geldi ve geçti. Enflasyon bugün hâlâ yüzde 30'lara dayandı. İhracat hedefi yarısında. Bu hedefler imkânsız değildi size göre ama başaramadınız. 2002'den 2025'e genel bütçeye 3,2 trilyon dolar vergi geldi ama bunun 680 milyar dolarını faize harcadınız. Şüphesiz bu bütçe faiz bütçesi. Bakın, buraya nereden geldik biz? Faiz eleştirisini en çok sizin iktidarınız yaptı, en çok Sayın Cumhurbaşkanı yaptı, "Nas." diye kuvvetli politikalar anlattı, değil mi? Ve onun sonucunda, hatırlayalım, 2021 Aralıkta yine biz bu Plan ve Bütçe Komisyonundayken o gece Türkiye büyük bir döviz krizi yaşadı; 12 TL'den 18 TL'ye çıktı. Sonra kur korunmalı mevduat uygulamasıyla buna tedbir aldınız ve bunun bedelini bu millet ödedi. 60 milyar dolardan bahsedenler var tasfiye edilene kadar kırk aylık süre içerisinde. Şimdi, bu kadar faiz eleştirisi getirdikten sonra, bir tutarlılık hâlinde bakarsak, 3 bakanlığın bütçesinden fazla bir faiz bütçesinden bahsediyoruz Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, 3 bakanlık. Bakın, Millî Eğitim Bakanlığı, Aile Bakanlığı, Tarım Bakanlığı toplamından fazla bir faiz bütçesi var. Dolayısıyla, bu bütçenin 1'inci sırasında sizin dediğiniz gibi Millî Eğitim Bakanlığı değil, faiz bütçesi vardır. Bunu açık ve net bir şekilde görmemiz lazım. 2017'de, bakın, 2017, uzağa gitmeye gerek yok, 100 liralık bütçenin 10,6 lirası faize gidiyordu. Bugün 20 lirası gidiyor. 2029 tahminlerinizde de bu, 19 olarak gözüküyor. Dolayısıyla faize arttırılan kaynakların yatırım tarafında ise azaldığını, yatırımın 2,1 katı kadar bir faiz bütçesi olduğunu ne yazık ki gözlemliyoruz. Evet, istikrar var, enflasyon düşürülüyor ve enflasyon hedefi istikrarlı bir şekilde tutmuyor değerli arkadaşlar. Son yedi yıllık programlara bir bakalım ve enflasyonun tutup tutmadığını görelim. Ya, yedi yıllık tablo burada, nereden nereye geldiğimiz burada, hiçbir yılda enflasyon hedefi tutmamış. Şimdi, Türkiye'ye dışarıdan bakanlar, Türkiye içinde yatırım karar alanlar neye göre karar verecek bize güvenmiyorsa değerli arkadaşlar? Faiz aynı şekilde, istikrarlı bir şekilde düşürülemiyor bütçe açığı yine aynı şekilde devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, bir öngörüden bahsetmek isterim size: Bir devletin öngörüsü iki yıl içerisinde yüzde 90, yüzde 58 sapabilir mi? Evet, sapıyor. Şimdi, 2025'te Orta Vadeli Plan'da bütçe açığı hedefi 2026 için neydi? 2 trilyon 39d'u. Şimdi ne? 3,868. Arkadaşlar, iki yıl içinde bu kadar sapma olur mu? Sapıyorsa bu tabloları hazırlayanların elbette siyasi sorumluluğu var ama şu bürokrasiye bakıp oradaki kadro yetersizliğini bir sorgulamamız gerekmez mi? Biz, şüphesiz her defasında bürokratlarımızın kıymetli ve değerli olduğunu söylüyoruz da, şu tabloların hesabını da birileri vermez mi bu kadar sapma olurken? Evet, dünyada büyük olağanüstü gelişmeler olabilir ama yine de bu sapmalar kabul edilebilir sapma aralığında değildir değerli arkadaşlar. Hedefler hiçbir şekilde tutmuyor, onu öncelikle belirtmek isterim. Peki, sonuçta ne oluyor? Sonuçta, vergiyi ücretli ve tüketici ödüyor. Tablolar açık değerli arkadaşlar, tablolar net. 2025 yılı Kesin Hesap Planı'na göre ücretlilerin maaşından kesilen gelir vergisi hedefin yüzde 33,5'inden fazla olmuş, bakın, sapmaya bakın; ücretlilerden fazla vergi almışız 2025'te hedeflenenin üzerinden daha fazla vergi almışız. Peki, kurumlar vergisi hedefi olmuş? O da yüzde 22,8 aşağısında olmuş. Bakın, performans çalışana gelince yükseliyor ama şirkete gelince düşüyor. Doğal olarak bunu sorgulama hakkı da bize düşüyor Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım.

Şimdi, bir başka nokta, buradan enflasyon hedefleri açıklıyorsunuz. Peki, enflasyon hedefiniz 2026 için 28. Ücretlinin üzerinden alınan gelir vergi tahsilatındaki artış hedefiniz 2026'da ne? Yüzde 52. Yani enflasyon buysa, neden ücretlilerin üzerindeki hedef bu kadar yüksek, aradaki fark bu kadar yüksek?Sorgulamamız gerekir. Bunun bir sonucu oluyor çünkü. Neden bunu sorgulamamız gerekiyor? Size eğer ücretliden ve tüketimden dolaylı vergilerden bunu almayıp doğrudan vergi yöntemine doğru yaklaşmazsanız, servet üzerinden ve mülk üzerinden vergilendirme konusunda son derece zayıf kalırsanız, bu, Türkiye'de sınıfsal bir uçurum yaratıyor. Bakın, Türkiye'de en zengin yüzde 20 gelirin yüzde 48'ini alıyor. İşte, bu, sizin ekonomi politikalarınızın sonucu. Türkiye'de en yoksul yüzde 20 yüzde 6,4'ünü alıyor değerli arkadaşlar, 6,4'ü. İşte bu bütçelemenin, övündüğünüz yirmi beş yıllık bütçelerin sonucu bu. Peki, servet dağılımında da benzer bir durum var: Servet durumunda en zengin yüzde 40 alıyor, kalan yüzde 90 yüzde 30 alıyor. Ya, şimdi, hep söylüyorum, sizin de okuduğunuzu düşünerek tekrar edeyim, Necip Fazıl diyor ya "Bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye bir pul, kurt bile etmez böyle bir taksimatı kuzuya." Böyle bir taksimatın olduğu bütçede yaşıyoruz değerli arkadaşlar,

Bunları anlatıyorum. şimdi, ara sıra da rakamlara girmek istiyorum. Değerli Cumhurbaşkanı Yardımcım. Bakın, 2025'te Sayıştay raporları... Faiz hedefi aşmış, hizmet harcaması kısılmış ve 753.5 milyar lira ek ödenek hizmet harcamalarında kullanılmamış, Kentsel Dönüşüm Başkanlığının ödeneğinin de yalnızca yüzde 15'i harcanmış. Siz bulguların azaldığını söylediniz -dinledik- ama ne yazık ki 1.049'dan 1.052'ye çıkmış, sabit kalmasını bir azalış olarak kabul edebiliriz belki. Ayrıca raporlarda ilginç olan şu, bakın, sayıdan daha önemli olan şu: 38 bulgu var. Bu bulgular ısrarla beş yıldır tekrar ediliyor, bakın, ısrarla beş yıldır tekrar ediliyor. O zaman Sayıştay bu bulguları niye yazıyor? Buradaki arkadaşlar, buradaki devlet kurumları Sayıştayı neden ciddiye almıyor? Bakın, 38 bulgu beş yıldır aynen tekrar ediliyor Sayıştay raporlarında, bunu bilgilerinize sunmak isterim.

Bir başka nokta, şüphesiz büyüme tartışmaları. Bakın, şimdi, Sayın Cumhurbaşkanım, büyük ve güçlü bir ülke olduğumuzu düşünüyorum ben, potansiyeli yüksek olan bir ülke olduğumuzu da düşünüyorum. Dolayısıyla, bu büyüme hedefleriyle övünmek, bu büyüme hedeflerini yeterli görmek, gerçekten bizim için bir yanlış. Neden yanlış olduğunu söyleyeyim: Diyelim ki biz Amerika'yla aynı büyüyoruz ya da Amerika'nın üzerinde büyüyoruz ama iddiamız ne? Dünya lideriyiz, tarihimiz böyle. Peki, aynı büyüme rakamlarını hesaplayalım. Amerika'nın ekonomik büyüklüğü ne? 32-33 trilyon dolar, onlar yüzde 2,3 falan büyüdüğünde o rakam 700 milyarlara denk geliyor. Peki, aynı büyüklükte biz büyürsek? O da 30 -hani, 35 olsun, 40 olsun- milyara geliyor. Yani onlarla aynı büyüdüğümüzde biz her defasında 15-20 kat farkı yiyoruz. Bir kere bu bakış açısını değiştirmemiz lazım değerli arkadaşlar, bizim yeni bir sıçrayarak büyüme hamlesine ihtiyacımız var. Böyle bir statükocu anlayışı kabul edersek büyüyemeyiz, dünya liginden düşeriz. O zaman da bütün milliyetçi duygularımız, bütün milliyetçilik iddialarımız, bütün millî iddialarımız iflas eder, bunu görmemiz lazım. Dolayısıyla, iktidarıyla muhalefetiyle Türkiye'ye koyacağımız hedef bu büyük ülkelerle aynı büyüme rakamları değildir. Türkiye, bu millet büyük bir sıçrama, büyük bir devrimci kalkınma hamlesini öne koyabilecek iktidarları hak etmektedir, bu büyük millete önereceğimiz şey bu olmalıdır. Bu hedef konusunda bunu sizlerle paylaşmak isterim.

Değerli Cumhurbaşkanı Yardımcım, değerli milletvekilleri; bakın, bir rakam söyleyeyim sizlere, bir iddiamızı söyleyeyim muhalefet olarak: Mesela, biz şimdi size desek ki "Takipteki bireysel kredi kartı borçlarını ve kredileri ödeyeceğiz." Hepiniz oradan, hep bir ağızdan diyeceksiniz "Kaynak nerede?" diyeceksiniz. Böyle söyleyeceksiniz, biliyorum, daha önce söylediniz, "Kaynak nerede?" diyeceksiniz. Bütçe meselesi aynı zamanda bir paylaştırma meselesi. Peki, bu fon meselesini konuşuyoruz ya, 800 milyardan bahseden var, bir trilyondan bahseden var sadece fonlarda. Tercihi görüyor musunuz arkadaşlar, tercihi görüyor musunuz? Tercih bu işte. Doğru bir denkleştirmeyle yapacağınız karşılaştırmayı söylüyorum ben size: Türkiye'de önemli olan şey kime, ne zaman, ne kadar vereceksiniz tercihidir. Ben işte size bir tercih söylüyorum. Dolayısıyla, "Kaynak nerededir?" sorularınızın bütününün cevabı bir örnekte bile ortadadır. Bunu sizlerle paylaşmak isterim değerli milletvekillerim.

Şimdi, "Biz ne bekliyoruz, nasıl bütçe olmalıydı?" konusuna biraz değinmek isterim. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, bu kadrolarla böyle bir bütçenin yapılıyor olması bir kere bir kadro zafiyetini gösteriyor. Çok açık bir şekilde. Dolayısıyla açık bir şekilde burayı sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum, buradaki atama rejimini sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Bizim bu bütçede gördüğümüz şeylerden bir tanesi tercihlerin yanlış olduğu, bütçenin faize çalıştığı, her yıl hedeflerin saptığı, vergi yükünün ücretli çalışana bindirildiği, tüketiciye bindirildiği, serveti vergileme konusunda neredeyse hiçbir tedbirin alınmadığı, yatırımların faiz karşısında düşük kaldığı, yatırımların faize kurban edildiği ve Meclisin bütçe hakkının da her geçen gün daraldığını görüyoruz. Bu bütçe, sizin dediğiniz gibi refah sağlayan, zenginlik sağlayan, büyüme sağlayan bir bütçe değil, eşit paylaştıran bir bütçe değil, işsizliği gideren bir bütçe de değil. Büyümenin doğal sonucu işsizliğin giderilmesidir. Şimdi, doğal olarak siz -bir istatistiki rakamdır- iş arama talebinde bulunanlar ile bulamayanların oran kılıyorsunuz ve bize bir oran veriyorsunuz, o rakamları da iyi niyetle anlatmaya çalışıyorsunuz ama gerçek bu değil. Şurayı sorgulamamız lazım: Hükûmetleriniz döneminde insanlar neden iş aramaktan vazgeçiyor, özellikle yüksek eğitimli insanlar neden iş aramaktan vazgeçiyor? Dolayısıyla, işsizlik rakamları konusunda size şunu söylememiz lazım: İnsanların umudunu, insanların iş bulma umudunu düşürürseniz, o zaman, zaten doğal olarak işsizlik rakamlarına da bu yansır. Bakın, yarattığınız düzen ne biliyor musunuz arkadaşlar? "Yüksek Caffe Latte düzeni." Türkiye'de, üniversite mezunu insanlar yurt dışına gidemez, burada kalırsa, bir kafede kendinden geliri görece yüksek olan insanlara servis yapan hâlde. "Caffe Latte gençliği" yarattınız ya çalışma açısından. Durumunuz bu ve sonra, o düzen de yavaş yavaş değişiyor çünkü insanların gidip bir kahve içme oranı da düştüğü için, insanlar evlerine kahve makinesi alıp kahve yapmayı öğrenir hâle geldiler, erkekler de bununla övünür hâle geldi. Bakın, beterin beteri var. Bir "Caffe Latte düzeni" yarattınız Türkiye'de. İnsanlara vaat ettiğiniz iş bu. Peki, bu bütçede de var bu. Bakın isterseniz, faiz bütçesi ile yükseköğretim kurumunun bütçesi 870 civarında diye hatırlıyorum. 870 yükseköğretim kurumuna ayırmışsınız. Faiz bütçesi onun kaç katı? Hepsi ortada.

Şimdi, parça parça konuşuyorum. Değerli arkadaşlar, aslında Sayın Ümit Özlale değindi. O da şu: Bakın, bir riskimiz daha var. Evet, özel kesim tahvillerine değindi, Türkiye'deki borsadaki senet değerlerinin düşmesine değindi. Finansal ihtiyaç konusu, şirketler açısından ciddi problem ve eskiden diyelim ki yüzde 5 hissesini satıp 5 milyar kaynak sağlamayı, 5 milyon kaynak sağlamayı düşünen birisi şimdi daha fazla hissesini satarak aynı kaynağı sağlayabiliyor durumda olacak. Dolayısıyla bir hisse seyrelmesi durumuyla karşı karşıya kalacağız. Uzun vadede bu bizim ekonomik yapımız açısından bir sorun. Stratejik bir sorun bu çünkü burada aynı zamanda stratejik şirketler de var. Övündüğümüz savunma sanayisi şirketleri var, bilişim şirketleri var, iletişim şirketleri var. Dolayısıyla bu ciddi bir tehlike. Hep beraber bunun üzerine kafa yormamız gerekir.

Sonuç itibarıyla şunu söylemek isterim: Bakın, ben size bir dizi olay sayayım. Şu fon krizi bir tesadüf mü? Değil arkadaşlar. Bu ülke kripto vurgununu yaşadı, Thodex piyasa vurgununu yaşadı yani Sezgin Baran Korkmaz'ı yaşadı, sanal bahis krizlerini yaşadı, yenidoğan bebek krizini yaşadı, gıda çetelerini yaşadı. Yani orman yangınlarını yaşadı, tren facialarını yaşadı, Kartalkaya'yı yaşadı, bir sürü krizi üst üste yaşıyorsak ve bunların sorumlularını bulma konusunda sorun yaşıyorsak ve hâlâ adresi bulamıyorsak, bakın, başkanlık sisteminin suçlu üreten bir sistem olduğunu kabul etmeliyiz.

Hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI TOPLANTIDA

Aynı gün bu komisyonda konuşanlar

36 konuşma daha · 27 Ekim 2026

Tümü →
36 konuşmanın tamamı →