Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Iğdır Milletvekili ·
Genel Kurul, 97. Birleşim · 4. yasama yılı · 28 Nisan 2010 · 977 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Pervin Buldan, 28 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 977 kelime.
Pervin Buldan (Iğdır). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim tutanağı, 28 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/pervin-buldan-23-2010-04-28-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (Iğdır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…
MUSTAFA ÜNAL (Karabük)Teklifi okumuyorsunuz siz herhâlde.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)Aynen sizin yaptığınız gibi.
OKTAY VURAL (İzmir)Aynen öyle, değil mi?
PERVİN BULDAN (Devamla)…Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesinin geçici 18’inci maddesi üzerinde konuşmak üzere Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunduğum geçici 18’inci maddede Anayasa Mahkemesi önünde derdest durumda olan kapatma davaları hakkında Anayasa’nın 69’uncu maddesinde yapılan değişikliğin bir bütün olarak uygulanacağı hükme bağlanmaktadır.
Anayasa’nın temel ilkelerinden biri de toplumsal çeşitliliğin ve dolayısıyla da toplumsal çoğulculuğun bir tezahürü olan siyasal çoğulculuğu güvence altına almaktır. Demokratik sistemlerde siyasi partiler, demokrasinin inşasında ve ülke yönetiminde izlenecek yolların belirlenmesinde, başka kurumlar tarafından ikame edilmeyecek bir yer işgal etmektedir. Bu bakımdan, siyasi partiler, siyasal katılımın doğrudan ve önde gelen araçlarıdır. Bu nedenledir ki siyasi partilerin demokrasinin ve aynı zamanda siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurları olduğu üzerinde yaygın bir kanaate varılmıştır. Ancak uygulamada bu kanaatin çok da dikkate alınmadığına ve demokratik ilkeler dışına çıkılarak partilere ağır cezai yaptırımların uygulandığına ve kapatıldıklarına tanık olmaktayız ve hatta bu durumun mağduriyetlerini yaşayan siyasetçileriz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasi partilerin varlık kaynağı siyasal özgürlükleridir. 1961 ve 1982 darbe anayasalarında da bu noktaya vurgu yapılmış ve siyasi partilerin siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurları oldukları belirtilmiştir. Ancak Anayasa’nın sahip olduğu ideolojik bakış açısı siyasi partilerin kapatılmalarına kaynaklık etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi parti kapatılmalarının istikrarlı bir şekilde gerçekleştirildiği bir dönemdir. Onlarca parti askerî mahkemeler tarafından kapatılmış, 1980 darbesinden sonra da bu görevi Anayasa Mahkemesi devralmıştır. Militarist bir anayasayla yönetilen bir ülkede Anayasa Mahkemesinin verdiği kararların sivil olmasını beklemek elbette mümkün değildir. Örneklerini birçok defa gördük, Yargıtay ve hatta devlet güvenlik mahkemeleri tarafından incelenerek suç unsuru bulunmamış sözler nedeniyle Anayasa Mahkemesi, partileri kapatmıştır. Nitekim, siyasi partiler kapatılmaları bakımından derneklerden dahi daha savunmasız konumlarda kalmışlardır.
Şu konuda sanıyorum hepimiz hemfikiriz: Siyasi partilerin tüzükleri, programları ve eylemleri insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olamaz, herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaç edinemez. Ancak ne var ki bir partinin kapatılmasına resmî ideoloji tarafından karar verilmişse, resmî ideolojiye aykırı görülen her türlü söz ve edim kapatma gerekçesi yapılabilmektedir, odak olma iddiasıyla dava açılabilmektedir. İşte bu durumun kendisi bizatihi farklı düşünce ve ideolojileri direkt olarak dışlayan ve cezaya tabi tutan, farklı olanı mahkûm eden bir anlayıştır yani siyasal çoğulculuğun reddidir. Bu noktada özellikle Siyasi Partiler Kanunu parti kapatma rejiminin belirleyici bir unsuru olmuştur. Bu konuda, özgürlükçü, demokratik rejimin temel nitelikleri ile bağdaşmayan çok sayıda yasak bulunmaktadır ve bu yasaklar sürekli olarak devreye sokularak örgütlenme özgürlüğü kısıtlanmakta, temsiliyet hakkı engellenmekte, kısacası demokrasiyi sekteye uğratmaktadır.
Siyasi Partiler Kanunu’nun bu nitelikteki yasaklardan ivedilikle arındırılması gerekmektedir. Nitekim, demokratik siyasetin başında sallanan tek kılıç bu gerici Anayasa değildir. Malumunuz olduğu üzere Türkiye hâlihazırda Avrupa ülkeleri arasında en çok parti kapatan birinci ülkedir ve dünya ülkeleri arasında da örneği hiçbir siyasi sistemde görülmeyecek şekilde yüzde 10 barajına sahiptir. Yani Türkiye'nin, seçmenlerin tercih ettiği vekilleri Meclis dışında bırakma konusunda da dünya birincisi olduğunu söyleyebiliriz. Evet, yüzde 10 barajı, parti kapatmaların ilk aşamasıdır. Bu barajla partileri büyük oranda engelleyerek siyasi partilerin hak ettikleri oranda halkı temsil etme yetkisini zaten elinden alıyorsunuz yani işlevsel olarak yüzde 10 barajı, parti kapatmanın fonksiyonlarını yerine getirmektedir zaten. Halkın siyasal tercihinin kendi ülkesinin Parlamentosunda temsil bulması olanaksızlaştırılmaktadır. Bu ne demektir biliyor musunuz? Halka, “siz temsil edeceğiniz kişiyi bilmiyorsunuz, sizi temsil edecek kişiler ancak çoğunluğun oyunu almış kişiler olabilir” demektir. Halka, asıl olan sizin değil, bizim irademizdir demektir. Halka, temsil edilmesi gereken iradeyi göstermektir.
Şimdi, şunu merak ediyorum: Siz, bu durumu demokrasinin hangi ilkesiyle açıklıyorsunuz? Özcesi, demokrasinin beslendiği kaynağı, halk iradesini hiçe sayıyorsunuz. Sonra da çıkıp “Biz, demokratikleşmeyi hedefliyoruz.” diyorsunuz. Demek ki öncelikle bu İktidarın demokrasinin ne demek olduğunu kavraması gerekmektedir. Yalnız iktidarın değil, bu konuda iktidar ile tam bir uzlaşı içerisinde olan muhalefet partilerinin de hesaplarını yaparken bu yanlış tavrın hak ve hukuka ne kadar uygun olduğunu sorgulaması gerekir.
Demek ki demokrasi anlayışında büyük bir eksiklik, büyük bir yanlışlık vardır. Zira hakkı, hukuku büyük bir uzlaşı içinde gasbeden ve buna ufacık bir itirazı da bulunamayan kesimler, halkın haklarını, halkın menfaatlerini savunamazlar. Savunduklarını iddia etseler bile başta durdukları yer, bu yalanın resmini gözler önüne sermeye kâfi olur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokrasiyle bağdaşır hiçbir yanı bulunamayan bu hukuk dışı kuralın yanı sıra, halk siyasal tercihini hangi şartlar altında kullanıyor, biliyor musunuz? En eşitsiz koşullarda bütün baskı ve zorbalıklara rağmen kullanıyor. Halk, birçok yerde korucuların ve askerlerin açık oy kullanmayı dayatmasına rağmen bu tercihte bulunuyor. Tercihlerinin kendisine şiddet ve baskı olarak fatura edilebileceğini bile bile oy kullanıyor. Halk kendilerine teklif edilen menfaatlerin demokrasi umudunu bitireceğinin farkındalığıyla bu menfaatlerden mahrum kalarak kullanıyor oyunu. Sonrasında yüzde 10’un nimetlerinden nasiplenen siyasi partiler halkın tercihini kendileri yönünde kullanamamasına rağmen, haksız bir şekilde, kendilerine verilmemiş oylarla Meclise onlarca milletvekilini taşıyor. Bu durumun hangi hak anlayışında, hangi adalet düzeninde, hangi hukuk sisteminde yeri vardır?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 90’ıncı yılı kutlandı. Yani halk egemenliğinin 90’ıncı yılındayız ama halkın iradesinin Türkiye Parlamentosunda temsil edilmesinin önünde engel oluşturan onlarca yasaklardan hâlâ kurtulabilmiş değiliz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşu, halk egemenliğinin sağlanması konusunda büyük bir adımdır ve köklü bir zihniyet değişiminin ifadesidir. Egemen kılınmak istenen demokratik sistem, cumhuriyet tarihi boyunca tek partili sistemlerle ve sonrasında askerî darbelerle sekteye uğratıldı. Günümüz yasakları da bu demokratikleşme sürecini gerileten askerî darbelerin ürünüdürler. Ufak değişiklikler ile demokratik siyasette uzun soluklu mesafelerin alınması mümkün değildir.
Tarihsel bir görevimiz var, o da bu ülkede ne olursa olsun demokrasiyi, adaleti tesis etmek. Bunları sağlamak için de bir zihniyet değişimine ihtiyacımız vardır. Ancak bu değişim, sistemin antidemokratik uygulamalarına köklü çözümler üretemiyorsa buna zihniyet değişimi değil, “zihin oyunları” diyebiliriz ancak. Bir ülke kirli oyunlarla yeterince zaman kaybetti ve hiç hak etmediği kadar bedel ödedi. Bu nedenle bu ülkenin oyuna değil, gerçek bir hukuksal ve siyasal dönüşüme ihtiyacı vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
91 konuşma daha · 28 Nisan 2010