Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)
Erzurum Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 47. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Ocak 2010 · 1.993 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Recep Akdağ (AK Parti), 13 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜNİVERSİTE VE SAĞLIK PERSONELİNİN TAM GÜN ÇALIŞMASINA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 418)); konuşma 1.993 kelime.
Recep Akdağ (AK Parti, Erzurum). “Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 13 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-akdag-23-2010-01-13-universite-ve-saglik-personelinin-tam-gun-calismasina-ve-bazi-kanunlar (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum)Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; bugün hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarının çalışma şartlarını ve kamuda çalışan hekimlerin özel sektörde çalışmalarını ilgilendiren çok önemli bir kanun yapıyoruz.
Yedi senedir Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Programı adıyla oldukça geniş kapsamlı ve kararlı bir iyileştirme programı yürüttüğümüzü biliyorsunuz. İfade etmek isterim ki, bugün birlikte tartışmasına başladığımız bu yasa tasarısı tarihî bir önem taşımaktadır. Bugün Türk sağlık sistemi için tarihî bir gündür.
Türkiye'de yıllar yılı çarpık bir sağlık sistemi, hem sağlık çalışanlarını hem insanımızı, halkımızı, vatandaşımızı gerçekten çok zor durumlara düşürmüş ve vatandaşımız sağlık hizmetine erişme konusunda çok sıkıntı çekmiştir geçmişte.
Şöyle düşününüz: Eğitimi aşağı yukarı on iki sene, bazen on beş sene süren bir uzman hekim. Buna, siz, bir Sağlık Bakanlığı hastanesinde veya eski SSK hastanesinde çalışırken -bugünün maaşıyla söylüyorum, alım gücüyle söylüyorum- bin lira, 1.500 lira civarında bir maaş ödeyeceksiniz ve sonra diyeceksiniz ki bu değerli uzman hekime: “Sen kazancını bir muayenehane açarak oradan temin edeceksin.” Çünkü bin lira, 1.500 liraya bu kadar emek gerektiren, bu kadar risk alınan, bu kadar fedakârlık gerektiren bir mesleğin yapılmasını tahayyül bile edemezsiniz.
Peki, sonuç ne oluyordu? Sonuç, bütün kamu hastanelerinde vatandaşların bir hizmet alırken, önemli bir hastalığı varsa, ameliyat olması gerekiyorsa, muayenehanelere taşınması gereken bir çarpık sistem ortadaydı.
Bundan dolayı hekimlerimizi suçlayabilir miydik? Elbette suçlayamayız. Bir çarpık sistem, bir taraftan hastayı, hasta yakınını, dar gelirliyi, orta gelirliyi, öte yandan vatandaşı âdeta bir cendere içerisine sokmuş ve böyle bir sıkıntılı durum Türkiye'de devam etmekteydi.
Hepinizin bildiği gibi Dönüşüm Programı’yla kamudaki bütün hastaneleri Sağlık Bakanlığının çatısı altında topladık. Elbette sistemi, ödeme sistemlerini değiştirmezsek bu da yeterli olmazdı. Bununla beraber, sağlık çalışanlarına, bu arada hekimlerimize de ek ödeme temin ettiğimiz çok yeni bir modele döndük. Değerli hekimlerimize, onların çalışma kapasitelerine, performanslarına göre ek ödemeler vermeye başladık ve bu şekilde, kamuda çalışan hekimlerin, Sağlık Bakanlığı çatısı altında çalışan hekimlerin büyük bir çoğunluğu muayenehanelerini kapattılar, gönüllü olarak sadece kamuda çalışmaya başladılar. Vatandaşımız da büyük ölçüde muayenehanelere taşınmaktan kurtulmuş oldu. Yani, çarpık bir sistemi zaten bugüne kadar da büyük ölçüde bir gönüllük esasına göre düzelttik. Aşağı yukarı altı yıldır bu çabalarımızı devam ettiriyoruz.
Peki, artık uzman hekimlerimizin yüzde 80’i, 81’i özellikle Sağlık Bakanlığı çatısı altında, muayenehanelerini kapatmış, tam gün çalışmaya başlamışken böyle bir kanunu niçin yapıyoruz? Çünkü, geride kalan, bakiye kalan o yüzde 20’lik alanda yine vatandaşımızın sıkıntı çektiğini, çekebildiğini biliyoruz. Yine orada bir çarpık sistem devam ediyor. O zaman, bunu yasa koyucunun iradesiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesiyle halkın ihtiyaçlarını karşılamayı kendisine prensip etmiş olan bir yüce Meclisin iradesiyle doğrultmak, düzeltmek gerekiyor.
Bir de üniversitelerimizde öteden beri süregelen sistem var. Bu sistemde bir üniversite öğretim üyesi muayenehane açabilir, bu onun yasal hakkıdır. Biraz önce söylediğim çarpık sistemin bir devamı, tezahürü şeklinde bu devam edegelmektedir. Öbür taraftan, muayenehane açmamış bir üniversite öğretim üyesi tıp fakültesi hastanesinde “özel muayene”, “özel işlem”, “özel ameliyat” adı altında hastalardan alınan paralarla bir şekilde finanse edilmeye çalışılmaktadır. Burada da… Üstelik hastalardan alınan paranın öğretim üyelerine giden kısmı da çok azdır. Vatandaşlarımız bir üniversite hastanesinde para öderken belki zannediyor ki, benim ödediğim para hep hekime gidiyor, oradaki üniversite öğretim üyesine gidiyor. Ama böyle bir durum da yok. Bu paranın büyük bir kısmı vergiye, bir kısmı üniversite döner sermayesine, küçük bir kısmı da öğretim üyesine gitmektedir. Hem vatandaşın cebinden para çıkıyor hem vatandaş mağdur oluyor hem burada, bu şekilde maişetini temin etmeye çalışan öğretim üyesi, bir taraftan da o mağdur oluyor. O zaman, bu çarpık sistemi hep birlikte düzeltmemiz gerekiyor. Ne yapmak lazım? Bir şekilde bu parçalı yapıyı, bu çifte çalışma yapısını ortadan kaldırmamız gerekiyordu.
Nitekim, gelişmiş bütün Batı Avrupa ülkelerine baktığımızda böyle bir uygulamanın, yani Türkiye’de yasal olarak şu anda mümkün olan uygulamanın bu ülkelerde yer almadığını görüyoruz. Bazı Doğu Avrupa ülkelerinde, bazı Latin Amerika ülkelerinde Türkiye’dekine benzer bir sistem var. Yani hekim, hem devletin üniversitesinde çalışabilir hem devletin hastanesinde çalışır hem de akşam muayenehanesine gidebilir veya özel bir yerde çalışabilir. Ama bunun dışında gelişmiş Batı Avrupa ülkelerinde böyle bir model yok. O zaman bu çarpık sistemi mutlaka düzeltmemiz gerekiyor.
İşte son iki senedir hatta üç senedir bu konu üzerinde çalışıyoruz. Konunun paydaşları birden fazla. Bir taraftan Yükseköğretim Kurumu var, üniversitelerimiz var, hastanelerimiz var, hekimlerimiz, diğer sağlık çalışanlarımız var. Tabii ki devletin maliyesinin bu işle ilgisi var, Sosyal Güvenlik Kurumunun ilgisi var. Bu çalışmaları uzun bir zaman birlikte yürüttük ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kanun getirdik.
Bu kanunun temel amacı, demek ki, vatandaşımızın sağlık hizmetine bugünden sonra daha da kolay ulaşmasını sağlamaktır. Bir geçiş dönemi de koyuyoruz. Kanun, şu anda parttaym çalışan, kısmi zamanlı çalışan hekimlere eğer bir Sağlık Bakanlığı hastanesinde çalışıyorsa altı ay, üniversite hastanesinde çalışıyorsa bir sene de zaman tanımaktadır. Yani bir düşünsün, taşınsın. Burada çalışmaya devam ederek, artık muayenehanesini kapatacak mı, yoksa kamudan ayrılarak muayenehanesini mi devam ettirecek, özelde çalışmayı mı tercih edecek? Ama biz yaptığımız araştırmalarda, anket çalışmalarında biliyoruz ki, hekimlerimizin büyük bir çoğunluğu, belki yüzde 90’ının daha üstünde bir kısmı getirdiğimiz bu yeni modeli benimseyecekler, kamuda veya üniversite hastanelerinde çalışarak hizmet vermeye devam edecekler.
Elbette hekimlerimizin ve diğer sağlık çalışanlarının, beyaz önlüklülerin sağlık hizmetlerindeki yeri en üst noktadadır. Bizler, politik karar vericiler olarak kararlar veriyoruz, bir reform programı yürütüyoruz. Bizler, bürokrasi tarafında işin ikincil düzenlemelerini yapıyoruz, değişiklikler yapıyoruz, kuralları değiştiriyoruz, yeni organizasyonlar yapıyoruz, yöneticiler yöneticilik yapıyor ama sonuçta bu hizmeti vatandaşımıza büyük bir fedakârlıkla sunanlar beyaz önlüklü sağlık çalışanlarıdır, hemşirelerdir, ebelerdir, teknisyenlerdir, hekimlerdir, bütün o hastanelerde, sağlık ocaklarında, aile hekimliklerinde, 112’lerde çalışan, asistan olarak ömrünü bu işe bir anlamda feda eden değerli meslektaşlardır. Ben Türkiye Büyük Millet Meclisinin, sizlerin huzurunuzda bütün bu beyaz önlüklülere şükranlarımı ifade etmek istiyorum, sevgilerimi ve hürmetlerimi ifade ediyorum; onlar buna layıklar.
Şu anda nöbeti başında çalışan değerli sağlık çalışanları var. Bakınız, bu çalışanlar, üniversitelerde veya eğitim hastanelerimizdeki asistanlarımız dâhil, uzmanlık öğrencileri dâhil yeterince bir nöbet parası alamıyorlar. Mesela bu kanun bir taraftan vatandaşın hukukunu korurken, çalışanların hukukunu korumak üzere nöbet ücretlerini aşağı yukarı 3 katına çıkarıyor, hem saat ücreti olarak hem çalışılan belli saatlere verilecek ücretler olarak. Bu kanun uzman hekimlerimizin sabit kazançlarını yani kendilerinin döner sermayeye katkıları dışında, bireysel katkıları dışında sabit kazançlarını, maaş ve döner sermaye havuzundan alınacak kazançlar olarak aşağı yukarı yüzde 70 civarında artırıyor. Bu kanun pratisyen hekimlerimizin, uzman olmayan tabiplerimizin sabit gelirlerini yüzde 40 oranında artırıyor. Bu onların en tabii hakkı, bunu mutlaka yapmalıydık ve kanunun içine bunu dercederken değerli muhalefetimizin de bize çok büyük katkıları oldu, biraz sonra o noktaya geleceğim. Nihayetinde hem hekimlerimizin sabit, aylık gelirlerini artırabildik, bu kanunla artırabiliyoruz -inşallah yüce Meclisimizde kanun kabul edildikten sonra bu gerçekleşmiş olacak- hem de emekliliğe yansıyacak olan miktarı artırmış oluyoruz. Yani, bir uzman hekimin bugün aldığı emeklilik maaşı gerçekten son derece düşük bir miktardır. Böylece, bu emeklilik maaşlarını artırma imkânımız da oluyor, aylık sabit gelirleri artırma imkânımız da oluyor.
SACİD YILDIZ (İstanbul)Kaç sene sonra emekliliğe yansıyacak Sayın Bakan?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla)Elbette, mevcut sisteme göre, değerli hekimlerimiz, şu andan sonra çalıştıkları yıllar için ödedikleri primler, bu söylediğimiz sabit gelirden alınan primler dikkate alınarak onların maaşlarına bunlar yansımış olacak.
Ben huzurunuzda, bu çalışmayı birlikte yaptığımız Sağlık Komisyonundaki değerli arkadaşlarıma, en başta Sağlık Komisyonu Başkanı olmak üzere, teşekkürü de bir borç biliyorum. Daha sonra alt komisyonda da birlikte çalışma fırsatını bulduğumuz değerli milletvekillerimiz oldu, bunların isimlerini de zikretmek isterim müsaadenizle: Cumhuriyet Halk Partisinden Sayın Tekin Bingöl, Milliyetçi Hareket Partisinden Sayın Osman Durmuş, Adalet ve Kalkınma Partimizden Sayın Mehmet Nil Hıdır, Sayın Lütfi Çırakoğlu ve Sayın Mehmet Domaç’la hakikaten çok güzel bir çalışma yaptık ve Komisyonda, alt komisyonda bu kanun iyice şekillendi, tam kıvamına geldi kanaatimizce.
Kuşkusuz her kanunun eksik kalan tarafları olabilir, kuşkusuz gönlümüzdekinin hepsini bu değişikliği yaparken sağlık çalışanlarına aktaramamış olabiliriz ama ben, şöyle, kanuna bir bakıyorum değerli milletvekilleri, aşağı yukarı 10 madde, bu kanunda, sağlık çalışanlarına avantajlar getiriyor. Yani, 19 maddelik bir kanun getiriyoruz, yapıyoruz, burada vatandaşın hukukunu korumuş oluyoruz, vatandaşın cebinden gereksiz yere para çıkmasını engelliyoruz, vatandaşın bu husustaki çilesini sonlandırmanın peşindeyiz ama bu arada sağlık çalışanlarının hukukunu da korumak üzere aşağı yukarı 10 madde getiriyoruz. Bunların içinde, biraz önce söylediğim nöbet ücretleri var, sabit gelirin artırılması var, bu sabit gelirin artırılmasından dolayı emeklilik maaşlarının artması var. Bunların içerisinde, yanlış uygulamalardan, “malpraktis” dediğimiz uygulamalardan dolayı değerli hekimlerimizin ödemek zorunda kaldığı ve gittikçe de mahkemelerin daha yüksek meblağlara hükmettiği tazminatları karşılamak üzere bir sigorta sistemi var, bu sigortanın yarısının işverence verilmesi var. Dolayısıyla kanun bir taraftan vatandaşımıza, öte yandan da değerli sağlık çalışanlarına çok önemli artılar getirmiş oluyor.
Şimdi, değerli milletvekilleri, elimde bir not var. Sizin yüce huzurunuzda bu notla ilgili bir konuşma yapayım mı yapmayayım mı diye aslında bugün epeyce düşündüm ve sonunda da bu hususta bir şeyler konuşma gereğini hissettim. Bu kanuna karşı olanlar da var yani “tam gün olmasın” diyorlar, “Eski düzen devam etsin.” diyenler var ama bu Meclisin içinde irade bu şekilde şekillenmiş değil. Ben, tekrar muhalefet partilerimize de teşekkür ediyorum bu kanunun görüşmelerine başlarken. Çünkü birlikte şekillendirdik ve kanuna esastan karşı olmadıklarını muhalefet partilerimiz de söylüyorlar. Yani buradaki konuşmalardan kanuna olumlu oy kullanacakları şeklinde bir düşüncem benim de oldu. Şimdi, buradan şunu anlıyoruz: Yani üzerinde büyük ölçüde mutabakat olan, başta hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarının da yeni haklar elde etmeleri dolayısıyla büyük ölçüde memnuniyet duyacakları bir kanun var.
Bugün bana 3 ayrı milletvekilimiz bir not ilettiler. Bir değerli hekim arkadaşımız 3’üne de aynı notu iletmiş. Bu notta, muayenehanesi olan bir değerli meslektaşımız diyor ki: “2009 faaliyetim sonucunda 250 bin lira gelir vergisi ödedim. Üniversitede çalışmam hâlinde devlet bu vergiden, ayrıca KDV’den mahrum olacağı gibi bana da fazladan ödeme yapacak.” Şimdi, bugün maliyeci arkadaşımla da burada konuştum, 250 bin lira… Bir de “Ben 15 kişi çalıştırıyorum muayenehanemde.” diyor, bu nasıl bir muayenehaneyse… Maliyeci arkadaşımla da konuştum, böyle bir vergi ödeyebilmek için aşağı yukarı herhâlde yılda 1 milyon lira civarında bir kazanç olmalı ki masrafları çıksın, geri kalanıyla da bu kadar vergi ödenebilsin. Şimdi, böyle değerli bir meslektaşın bu kanuna karşı çıkması bir dereceye kadar tabiidir ama Türkiye'de böyle çok insan yok, yani şu anda muayenehane çalıştırsa bile değerli hekimlerimizin bu kadar çok kazandığı falan da yok aslında. Şimdi bu kanun tartışılırken ek ödemeler, ek ödemelerin mesai sonrasında artırılacağı, maaşların artırılacağı falan konuşulurken belki halkımız şöyle düşünebilir: Bu sağlık çalışanlarına çok mu fazla bir şeyler veriliyor? Hayır, öyle değil. Sağlık çalışanlarının, hekimlerin aslında alması gereken, bugüne kadar alması gereken, sosyal bir devlette bugüne kadar alması gereken haklarını kendilerine mümkün olduğunca veriyoruz. Ama açıkça ifade etmeliyim ki böyle bir kazancı kamunun da karşılaması mümkün değil, vatandaşın da karşılaması mümkün değil. Şimdi, değerli meslektaşımız “Ben vergi veriyorum.” diyor. Güzel ama bu vergiyi verebilmek için onun kazancı nereden geliyor? O muayenehaneye giden vatandaşların ödediği paradan. İşte, biz buna razı değiliz.
SACİD YILDIZ (İstanbul)Kalır zaten, kapatmaz.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla)Biz buna razı değiliz. Yani vatandaşımız muayenehaneye gidecek... Bu değerli arkadaşımız bir üniversite hastanesinde çalışıyor, hem de orada ana bilim dalı başkanlığı yapıyor. Biliyorsunuz, ana bilim dalı başkanlığı yaparak da muayenehanecilik yapmak mümkün, eğer mesaiden sonra giderseniz muayenehanenize. Şimdi, biz, vatandaşımızın bu parayı ödemesine, bu 1 milyon lirayı bir muayenehaneye ödemesine razı değiliz. Ben inanıyorum ki bu yüce çatı altındaki hiçbir milletvekilimiz de buna razı değil. Daha adaletli bir sistem kuruyoruz, daha adaletli bir sistem oluşturmanın peşindeyiz hep birlikte. Bunu, yapabildiğimiz kadar, burada birlikte yapacağız.
Kanunun metni içinde gözden kaçan bir madde olabilir, onu da özellikle ifade etmek istiyorum. Üniversitelerimizde, tıp fakülteleri ve benzeri bazı fakülteler dışında gelir getirici bir faaliyeti döner sermaye vasıtasıyla yapan öğretim üyelerine, bu kanunla, o gelir getirici faaliyetlerin yüzde 85’ini verme imkânı da getiriyoruz. Bu konu üniversite camiasında son yıllarda çok tartışıldı, çok konuşuldu. Döner sermaye üzerinden herhangi bir iş yaptığı zaman bir üniversite öğretim üyesi, bu miktarın büyük bir çoğunluğu döner sermayeye gidiyor, tıpkı tıp fakültelerinde olduğu gibi diğer fakültelerde de.
Bu durum, değerli milletvekilleri, üniversite ile endüstrinin, üniversite ile iş dünyasının, üniversite ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, üniversite ile piyasanın, üniversite ile gerçek hayatın ilişkisinin yeterince kurulmasına da mâni oluyor. Dolayısıyla bu maddeyle, üniversitelerimizdeki değerli öğretim üyeleri, endüstriye ve diğer alanlara hizmet ettikleri ölçüde döner sermayeden, gelirlerinin de büyük bir kısmını kazanmış olacaklar.
Ben, bu kanunun, bu mantık ve kurgu içerisinde, Millet Meclisimizde, Genel Kurulumuzdaki görüşmelerle daha da olgunlaşacağına inanıyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
30 konuşma daha · 13 Ocak 2010